Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Bülbül-i dil nâlesinden gonceler dem-bestedür
Serv hayrân u benefşe zâr u nergis hastedür
Hâr-ı gamda ‘andelîb-i cânı nâlân eyleyen
Gülsitân-ı hüsn içinde bir gül-i nev-restedür
Hışm-ı çeşmi kaşları gibi bana ol âfetün
Bir zemân hâlî degüldür her zemân peyvestedür
Vuslata irdüm didükde göresin fürkat irer
Rişte-i hicrân benzer pây-ı vasla bestedür
Giceler nâlân olan kûyumda kimdür dir isen
Derd-i hecrün hastesi Şâhî şikeste-bestedür
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül bülbülünün iniltisinden goncaların ağzı kapanmış; servi şaşkın, menekşe inler, nergis hastadır.
2. Gam dikeninde can bülbülünü inleten, güzellik gül bahçesinde yeni açmış bir güldür.
3. O afetin gözünün öfkesi kaşları gibidir; bana karşı bir an bile eksik olmaz, her zaman bitişiktir.
4. "Kavuştum" dediğim anda bir de bakarsın ayrılık gelir; ayrılık ipi sanki kavuşmanın ayağına bağlanmıştır.
5. Geceleri benim sokağımda inleyen kimdir dersen, ayrılık derdinin hastası, kırık ve sarılı Şâhî'dir (beyit, sevgilinin ağzından sorulmuş bir soru gibi okunabilir ya da "kûyumda" kelimesi "kûyunda", yani "senin sokağında" anlamına çekilebilir).
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dür" ekidir, kafiye "-este" sesidir: dem-beste, haste, nev-reste, peyveste, beste, şikeste-beste. Bu gazel ile ardından gelen iki gazel aynı vezin, aynı redif ve aynı kafiye üzerine kuruludur. Kılıç'ın gazelleri kafiye ve redif harflerine göre alfabetik olarak yeniden sıraladığı düşünülürse yan yana gelmeleri bu düzenin sonucudur; aynı zeminde birkaç kez şiir denendiği de anlaşılmaktadır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir bahçe tablosu çizer ve her çiçeğin görünüşüne şairane bir sebep bulur. Goncanın ağzı kapalıdır, çünkü bülbülün iniltisi karşısında susmuştur; servi kımıldamadan durur, çünkü şaşkındır; menekşe boynu bükük durur, çünkü ağlamaktadır; nergis baygın bakar, çünkü hastadır. Bu, hüsn-i ta'lîl sanatının art arda dört kez kullanılmasıdır. İkinci beyitte gül ile bülbül mazmunu tamamlanır: can bülbülünü dikenler arasında inleten, güzellik bahçesinde yeni açmış bir güldür.
Üçüncü beyitte "peyveste" kelimesi iki anlamla oynar. Kelime "bitişik" demektir ve iki kaşın birleşmesi divan şiirinde bir güzellik ölçüsüdür; aynı kelime "sürekli, aralıksız" anlamına da gelir. Sevgilinin gözündeki öfke de kaşları gibi peyvestedir: hem kaşlara bitişiktir hem de hiç eksik olmaz. Dördüncü beyitte ip (rişte), ayak (pây) ve bağlı (beste) kelimeleri bir tenasüp kurar; kavuşmanın ayağına bağlı bir ayrılık ipi, kavuşmayı hemen ayrılığın izleyeceğini anlatır.
Dördüncü beytin ikinci mısraı neşirde "Rişte-i hicrân benzer" diye başlar. Bu biçimde mısra vezne bir hece eksik gelir; "hicrâna benzer" okunduğunda vezin düzelir. Metne dokunulmamıştır; tespit bizimdir. Son beyitteki "şikeste-beste", kırık ve sarılı demektir; kırılmış bir uzvun sarılması gibi Şâhî'nin de yaralı ve bağlı olduğunu anlatır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 65, gazel no. 38 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225); ayrıca s. 29 (gazellerin alfabetik olarak yeniden sıralanması), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






