Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Zülfünün her bir kılında haste gönlüm bestedür
Derd-i ‘ışkun mübtelâsıdur be-gâyet hastedür
Leylî-i zülfün gamıyla dil perîşân oldı bil
Çek anı zencîre kim Mecnûn gibi ……
Ruhlarun üzre görelden zülf-i ‘anber-bârunı
Dil perîşân hâtır u gönlüm benüm işkestedür
Her ne denlü zâr kılsa gûşuna irmez senün
‘Âşık âhından sakın kim göklere peyvestedür
Gam degül gülzâr-ı hüsn içinde ol gonce-dehen
Şâhî-i bî-çâreye açılmasa nev-restedür

Günümüz Türkçesiyle

1. Hasta gönlüm zülfünün her bir teline bağlıdır; aşkının derdine tutulmuştur, son derece hastadır.

2. Bil ki gönül, Leylâ gibi gece karası zülfünün gamıyla perişan oldu; onu zincire vur, çünkü Mecnun gibi ...... (mısraın sonu nüshada boş bırakılmıştır).

3. Yanaklarının üstünde amber kokulu zülfünü göreli gönül perişan, hatırım ve gönlüm kırıktır.

4. Âşık ne kadar inlese sesi senin kulağına ulaşmaz; âşığın ahından sakın, çünkü o göklere erişmiştir.

5. O gonca ağızlı, güzellik gül bahçesinde zavallı Şâhî'ye açılmasa da gam değil; o daha yeni yetişmiştir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dür" ekidir, kafiye "-este" sesidir: beste, haste, işkeste, peyveste, nev-reste. Bir önceki ve bir sonraki gazelle aynı vezni, redifi ve kafiyeyi paylaşır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Gazelin ikinci beytinin son mısraı eksiktir. Kılıç'ın notuna göre nüshada bu yer boş bırakılmıştır ve neşirde noktalarla gösterilmiştir. Kafiye düzenine bakılırsa eksik kelimenin "-estedür" ile bitmesi gerekir; hangi kelime olduğu bilinemez. Neşirde bu mısraın yanında 14a varak imi bulunur. Önceki gazeller 15a ve 15b, sonrakiler 16b varağında olduğuna göre burada 16a beklenirdi; imin bir dizgi hatası olabileceğini düşünüyoruz, bu tespit bizimdir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada gönül zülfün her teline bağlanmıştır; bağlılık (beste) ile hastalık (haste) aynı kafiyede buluşur. İkinci beyitte "Leylî-i zülf" tamlaması bir tevriye taşır: "leyl" gece demektir ve kara zülfü anlatır, aynı zamanda Mecnun'un sevgilisi Leylâ'yı hatırlatır. Bu yüzden zülfün gamıyla perişan olan gönül Mecnun'a benzetilir ve deliler gibi zincire vurulması istenir; zincir de yine zülfün bilinen bir benzetilenidir. "Perîşân" kelimesi hem ikinci hem üçüncü beytin ilk mısraında geçer; dağınık zülfün gönle de dağınıklık verdiği düşüncesi tekrarlanır. Üçüncü beyitteki "işkeste", "şikeste" kelimesinin başına ünlü eklenmiş bir söyleyişidir.

Dördüncü beytin ikinci yarısı, âşığın ahının göklere ulaştığını söyleyen "göklere peyvestedür" sözüyle bir sonraki gazelin üçüncü beytinde aynen tekrarlanır. Son beyitte gonca ile açılmak arasında bir tevriye vardır: gonca henüz açılmamış bir çiçektir, sevgilinin "açılması" ise âşığa yüz vermesi, gülümsemesidir. Sevgili henüz yeni yetişmiş (nev-reste) olduğu için açılmaması mazur görülür. Gül bahçesi, gonca ve açılmak kelimeleri bu son beyitte bir tenasüp kurar ve gazeli bahar imgeleriyle kapatır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 65-66, gazel no. 39 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 14a); ayrıca s. 43 (metnin kuruluşu), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar