Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Başumun sevdâ-yı zülfünle belâsı vardur
Çeşmümün serv-i kadünle mâ-cerâsı vardur
Dâ’im ey dil dil-berün ancak cefâsı vardur
N’eylesün her kûşede bin mübtelâsı vardur
Ey gönül aldanma cânânun vefâ vü mihrine
Kim anun bir mihrine yüz bin cefâsı vardur
Var iken lutf u kerem zulm ü sitemden vazgel
Her işün lâ-büd bilürsin hod cezâsı vardur
Gül yüzün vasfında cânâ ‘andelîb-i tab’umun
Sad hezârân âferîn rengîn-edâsı vardur
Gerçi çokdur ol perînün ‘âşık-ı şûrîdesi
Sizmezem Şâhî gibi bir mübtelâsı vardur
Ben nice sıhhat recâ idem ki cânâ derdümün
Vasl-ı dil-ber gibi bulınmaz devâsı vardur
Günümüz Türkçesiyle
1. Başımın zülfünün sevdasıyla belası vardır; gözümün de servi boyunla bir macerası (ondan akıp giden yaşları) vardır.
2. Ey gönül, dilberin her zaman ancak cefası vardır; ne yapsın, her köşede bin tutkunu vardır.
3. Ey gönül, sevgilinin vefasına ve sevgisine aldanma; çünkü onun bir sevgisine karşılık yüz bin cefası vardır.
4. Lütuf ve kerem varken zulümden ve eziyetten vazgeç; bilirsin ki her işin mutlaka bir cezası vardır.
5. Ey can, gül yüzünü anlatırken tabiatımın bülbülünün yüz binlerce aferin alacak renkli bir söyleyişi vardır.
6. Gerçi o perinin çılgın âşığı çoktur; ama Şâhî gibi bir tutkunu olduğunu sanmıyorum.
7. Ey can, ben nasıl sağlık umayım ki derdimin, sevgiliye kavuşmak gibi bulunmaz bir devası vardır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 16b varağındadır. Redif "vardur", kafiye "-âsı" sesidir: belâsı, mâ-cerâsı, cefâsı, mübtelâsı, cezâsı, edâsı, devâsı. İkinci beytin iki mısraı da kafiyelidir; beyit ikinci bir matla gibi durur. "Cefâsı" ikinci ve üçüncü beyitte, "mübtelâsı" ikinci ve altıncı beyitte iki kez kafiye olur. Mahlas altıncı beyitte geçer, gazel mahlastan sonra bir beyitle daha devam eder. Kılıç'ın verdiği redif listesinde "vardur" da yer alır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada "mâ-cerâ" kelimesi ince bir oyuna girer. Kelime bugün olay ve serüven anlamında kullanılır, ama Arapça kökünde "akıp giden" demektir. Gözün servi boyla bir macerası vardır; göz yaşları servinin dibinden akan bir ırmak gibi sevgilinin boyuna doğru akar. Servinin su kenarında yetiştiği bilinen bir mazmun olduğundan "macera" hem bir aşk hikâyesini hem de gözyaşının akışını anlatır; bu iki anlamlı okuma bizimdir. Baş ile göz, sevdâ ile belâ da birbirini tamamlar.
Üçüncü beyitte "mihr" kelimesi sevgi anlamındadır; sevgilinin bir sevgisine yüz bin cefa karşılık gelir. Dördüncü beyit sevgiliye bir öğüt verir: lütuf ve kerem yolu açıkken zulümden vazgeçmesi gerekir, çünkü her işin bir karşılığı vardır. Âşığın sevgiliye ahlak öğüdü vermesi gazelde beklenmedik bir tondur. Beşinci beyitte şairin şiir yeteneği bir bülbüle benzetilir: "'andelîb-i tab'" (tabiatın bülbülü) gül yüzü anlatırken yüz binlerce aferini hak eden renkli bir söyleyişe sahiptir. Kılıç'ın belirttiği gibi Şâhî'nin kendi şiirini övdüğü beyitler azdır; bu beyit de o ölçülü övgülerdendir.
Altıncı beyitteki "Sizmezem", "sezmezem" (sezmiyorum, sanmıyorum) kelimesinin eski imlasıdır. Son beyit gazeli tıp diliyle bitirir: derdin devası vardır, ama bu deva sevgiliye kavuşmak gibi bulunmaz bir ilaçtır; bu yüzden âşık iyileşmeyi umamaz.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 66-67, gazel no. 41 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 16b); ayrıca s. 29 (redifler), s. 42 (şairin kendi şiirini övmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






