Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Sahn-ı gülşen bana sensüz gûyiyâ zindândur
Fürkatünle dil perîşân u gözüm giryândur
Görinen sahn-ı çemende her giyâh-ı mergzâr
Çeşmüme her biri gûyâ hançer-i bürrândur
Gice gündüz nâle vü âh (u) figânumdan benüm
Yir hayretde kalupdur çarh ser-gerdândur
Çâremi sordum etibbâdan tutup nabzum didi
Vasl-ı yâre sa’y kıl kim derdüne dermândur
Nâme-i cân-bahşun ile yâd idersen tîz tîz
Pâdişâhum Şâhîye gâyet büyük ihsândur

Günümüz Türkçesiyle

1. Sensiz gül bahçesinin ortası bana sanki bir zindandır; ayrılığınla gönlüm perişan, gözüm ağlamaklıdır.

2. Çimenliğin ortasında görünen her ot, çayırdaki her yeşillik gözüme sanki keskin bir hançerdir.

3. Gece gündüz benim inlememden, ahımdan ve feryadımdan yer şaşkınlık içinde kalmış, gök başı dönmüş bir hâlde dönüp durur.

4. Hekime çaremi sordum, nabzımı tutup "Sevgiliye kavuşmaya çalış, derdinin dermanı odur" dedi.

5. Padişahım, can bağışlayan mektubunla beni çabuk çabuk anarsan, bu Şâhî'ye pek büyük bir ihsandır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 17a varağındadır. Redif "-dur/-dür" ekidir, kafiye "-ân" sesidir: zindân, giryân, bürrân, ser-gerdân, dermân, ihsân. Mahlas son beyitte geçer. Kılıç bu gazelin son beytini babasına yazdığı şiirlerin örnekleri arasında verir. Girişte gazel "G43" numarasıyla anılır; girişteki gazel numaraları belli bir yerden sonra metindeki numaranın bir fazlasıdır, metinde bu gazel 42 numaradadır.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk iki beyit bahar bahçesini tersine çevirir. Sevgili olmayınca gül bahçesi bir zindana dönüşür; çimenlikteki her ot, çayırdaki her yeşillik âşığın gözüne keskin bir hançer gibi batar. Ayrı düşmüş birinin gözünde güzelliğin acıya dönüşmesi bu iki beyitte bir tezat olarak işlenir. Üçüncü beyit mübalağa üzerine kuruludur: âşığın gece gündüz süren feryadından yer şaşkınlık içinde kalakalmıştır, gök ise başı dönmüş gibi dönüp durmaktadır. Göğün dönmesi gibi bilinen bir olaya şairane bir sebep bulunması da hüsn-i ta'lîl örneğidir.

Dördüncü beyit küçük bir sahne kurar: hekim âşığın nabzını tutar ve tek ilacın sevgiliye kavuşmak olduğunu söyler. Nabız, hekim, çare, dert ve derman kelimeleri bir tenasüp oluşturur. Son beyit hitabı değiştirir; âşık artık "pâdişâhum" diye seslenir ve kendisini can bağışlayan bir mektupla sık sık anmasını ister. "Tîz tîz" (çabuk çabuk) sözü bu isteğe bir aceleyi ve sabırsızlığı da katar.

Tarihî Bağlam

Kılıç, babasına hitap eden şiirlerde babasından mektup bekleyen bir oğlun sesi duyulduğunu söyler ve bu beyti o sözlerin ilk örneği olarak verir. Ona göre Bayezid, Kütahya'dan Amasya'ya gitmemek için ve İran'da şahın yanındayken isteklerini, ricalarını ve af dileklerini ileten pek çok mektup yazmış, bunların çoğuna karşılık alamamıştır; mektupların bir kısmı padişahın eline geçmemiş, bir kısmına da padişah cevap vermeye gerek görmemiştir. Kılıç bu sıkıntının şaire kalemini aldırdığını düşünür. Gazelin bu iki dönemden hangisine ait olduğuna dair metinde bir işaret yoktur. "Nâme-i cân-bahş" sözünün, hayatı söz konusu olan bir şehzadenin ağzında "can bağışlayan", yani affı müjdeleyen bir mektup anlamına da gelebileceği düşünülebilir; bu bizim okumamızdır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 67, gazel no. 42 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 17a); ayrıca s. 32 (babasından mektup bekleyen oğul), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar