Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Derdüni dil ‘ayn-ı dermân gussanı şâdî bilür
Dostum her san’atun kadrini üstâdı bilür
‘Işk zevki gayrıdur Hüsrev haberdâr olmadı
Zevk u şevk ü hâlet-i Şîrîni Ferhâdı bilür
Ben ‘irâdet başını kodum işigi taşına
Bâki emri gamze-i hûn-hâr u cellâdı bilür
Cân u dilden itdügümce âh arz-ı ihtisâs
İ’timâd itmez o şâhum ben kulın yâdı bilür
Uyaran encüm gözin çarh-ı felekde her gice
Şâhî benden kendinün efgân u feryâdı bilür

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül senin derdini dermanın ta kendisi, verdiğin kederi sevinç bilir; dostum, her sanatın değerini ustası bilir.

2. Aşkın zevki başkadır, Hüsrev bundan haberdar olmadı; Şirin'in zevkini, şevkini ve hâlini Ferhad bilir.

3. Ben iradenin başını onun eşiğinin taşına koydum; gerisini onun kan içici gamzesi ve cellat bilir.

4. Candan ve gönülden ah edip ne kadar bağlılığımı arz etsem o şahım buna inanmaz; ben kulunu bir yabancı bilir.

5. Her gece feleğin çarkında yıldızların gözünü uyanık tutan şeyin kendi iniltisi ve feryadı olduğunu Şâhî benden (benim hâlimden) bilir (beyit iki türlü okunabilir: Şâhî bu uykusuzluğun sebebini bilir ya da yıldızlar uykularını kaçıran feryadın Şâhî'den geldiğini bilir).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 17b varağındadır. Redif "bilür", kafiye "-âdı/-âdî" sesidir: şâdî, üstâdı, Ferhâdı, cellâdı, yâdı, feryâdı. Kılıç'ın verdiği redif listesinde "bilür" de yer alır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir ata sözü havasıyla kapanır: "her san'atun kadrini üstâdı bilür", yani her sanatın değerini ancak ustası bilir. Beytin ilk mısraındaki iddiayı, derdi derman, kederi sevinç saymayı, ikinci mısradaki genel hüküm doğrular; buna irsâl-i mesel denir. Aşk da bir sanattır ve ustası olan âşık, sıradan insanın acı saydığı şeyde zevk bulur.

İkinci beyit aynı düşünceyi bilinen bir aşk hikâyesiyle örnekler. Hüsrev ile Şirin hikâyesinde Şirin'in bir yanında hükümdar Hüsrev, öbür yanında onun uğruna dağları delen Ferhad vardır. Şair aşkın gerçek zevkini hükümdarın bilmediğini, onu ancak Ferhad'ın tattığını söyler. Bir şehzadenin aşkı bir hükümdardan esirgeyip bir taş ustasına layık görmesi beyte ayrı bir anlam katar; bu değerlendirme bizimdir. Üçüncü beyitte âşık iradesini sevgilinin eşiğine bırakmıştır; eşik taşına konan baş, gamze ve cellat kelimeleriyle birleşince bir idam sahnesini çağrıştırır. Baş, taş ve cellat arasında bir tenasüp vardır.

Dördüncü beyitteki "arz-ı ihtisâs", kendini bir kimseye adayıp ona bağlılığını bildirmektir. Âşık bütün bağlılığını sunduğu hâlde "o şâhum" ona güvenmez ve kulunu bir yabancı (yâd) sayar. Son beyit mübalağa ve hüsn-i ta'lîl ile kuruludur: yıldızların her gece gökte uyanık durmasının sebebi âşığın feryadıdır. Beytin dil bilgisi iki okumaya imkân verdiği için aktarımda iki ihtimal birlikte gösterilmiştir. Gazelin genelinde âşığın hâli bir ustalık olarak sunulur; derdi derman bilen gönül, iradesini eşiğe bırakan baş ve yıldızları uyutmayan feryat matladaki üstat fikrine bağlanır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 67-68, gazel no. 43 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 17b); ayrıca s. 29 (redifler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar