Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün

Ciger hecrün ile pür-hûn olupdur
Gönül derdün ile mahzûn olupdur
Düşelden vâdî-i hicrâna ey dost
Gözüm yaşı benümçün hûn olupdur
Kadün vasfında nazm-ı dil-pezîrüm
Bülend ü nâzük ü mevzûn olupdur
Gözümden gül yüzün mehcûr olaldan
Yaşumdan yiryüzi gül-gûn olupdur
Görelden leylî-i zülfüni Şâhî
Perîşân-hâtır u mecnûn olupdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Ciğer senin ayrılığınla kan dolmuştur; gönül derdinle hüzünlenmiştir.

2. Ey dost, ayrılık vadisine düştüm düşeli gözümün yaşı benim için kana dönmüştür.

3. Boyunu anlatırken gönül alıcı şiirim yüce, ince ve ölçülü olmuştur.

4. Gül yüzün gözümden uzak düştüğünden beri yeryüzü gözyaşımdan gül rengine boyanmıştır.

5. Şâhî, Leylâ gibi gece karası zülfünü göreli perişan hatırlı ve mecnun olmuştur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 19a varağındadır. Redif "olupdur" (olmuştur), kafiye "-ûn" sesidir: pür-hûn, mahzûn, hûn, mevzûn, gül-gûn, mecnûn. Kılıç'ın redif listesinde "olupdur" da yer alır. "Hûn" (kan) kelimesi matlada "pür-hûn" bileşiği içinde, ikinci beyitte tek başına kafiye olur. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel kısa ve yalın bir ayrılık şiiridir. Matlada ciğer ve gönül yan yana getirilir: ciğer ayrılıktan kanla dolmuş, gönül dertten hüzünlenmiştir. Gazelin renk düzeni beyitten beyite gelişir. İkinci beyitte gözyaşı kana dönüşür, dördüncü beyitte bu kanlı gözyaşı yeryüzünü gül rengine boyar. Ayrılık vadisi (vâdî-i hicrân) tamlaması da âşığın düştüğü yeri bir çöl ya da vadi gibi düşündürür ve son beyitteki Mecnun'u hazırlar.

Üçüncü beyit gazelin ortasında şairin kendi şiirine döner. Sevgilinin boyunu anlatan şiir "bülend ü nâzük ü mevzûn" olmuştur. Bu üç sıfat hem boya hem şiire uyar: boy için uzun, ince ve düzgün; şiir için yüce, ince ve vezinli. Böylece anlatılan güzellik ile onu anlatan söz aynı kelimelerde birleşir. Aynı oyun, "mevzûn" kelimesiyle otuz yedinci gazelde de görülür. Kılıç Şâhî'nin kendi şiirini övdüğü beyitlerin az ve ölçülü olduğunu belirtir; bu beyit de övgüyü sevgilinin güzelliğine bağlayarak ölçüyü korur.

Makta beytinde "leylî-i zülf" ve "mecnûn" kelimeleri bir tevriye kurar. "Leylî" gece gibi kara demektir ve zülfü anlatır; aynı zamanda Leylâ'yı hatırlatır. "Mecnûn" deli demektir ve aynı zamanda Leylâ'nın âşığının adıdır. Şâhî kara zülfü görünce aklını yitirmiş, Leylâ'yı gören Mecnun'a dönmüştür. Böylece matlada ciğerde başlayan acı gözden yeryüzüne, oradan da akla uzanan bir yol izler ve aklın yitirilmesiyle sona erer.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 69, gazel no. 47 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 19a); ayrıca s. 29 (redifler), s. 42 (şairin kendi şiirini övmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar