Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Bir Süleymân-nâm şâha bu gönül dîvânedür
Kim cemâl-i şem’ine perler yakar pervânedür
La’l-i nâbun hasretiyle giceler tâ subha dek
Uyku girmez gözüme destümde bir peymânedür
‘Işk-ı dil-berden beni zâhid yine men’ eyleme
Girmez ancak gözüme sözün senün efsânedür
Vasl-ı dil-berle bu gönlüm hânesi ma’mûr iken
Hecr elinden hâliyâ başdan başa vîrânedür
Bellüdür âsâr-ı ‘ışkun rûy-ı zerdümden benüm
Anun içün dir gören Şâhî ‘aceb dîvânedür
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu gönül, Süleyman adlı bir şaha divanedir; o, güzelliğinin mumuna kanatlarını yakan bir pervanedir.
2. Saf, parlak dudağının hasretiyle geceler boyu sabaha dek gözüme uyku girmez; elimde bir kadeh vardır.
3. Ey zahit, beni yine sevgilinin aşkından alıkoymaya çalışma; senin sözün gözüme hiç girmez, masaldan ibarettir.
4. Bu gönlümün evi sevgiliye kavuşmakla şenken, şimdi ayrılık elinden baştan başa yıkıktır.
5. Aşkın izleri benim sararmış yüzümden bellidir; bu yüzden beni gören "Şâhî ne tuhaf bir divanedir" der.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dür" ekidir; kafiye "dîvâne, pervâne, peymâne, efsâne, vîrâne, dîvâne" kelimelerindeki "-âne" sesidir. Kafiye kelimesi "dîvâne" matlada ve mahlas beytinde tekrarlanır; şiir böylece başladığı kelimeyle kapanır. Neşirde 19b varak imi gazelin başında yer alır. Şiirin kime yazıldığına dair neşirde bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlaın ilk mısraı dikkat çekicidir: gönül, "Süleymân-nâm" yani Süleyman adını taşıyan bir şaha divanedir. Divan şiirinde Hz. Süleyman, cinlere ve perilere hükmeden peygamber-hükümdardır; "perî" ile "dîvâne" arasındaki geleneksel bağ (periye tutulan kişinin delirmesi) bu ada yaslanır. İkinci mısradaki "pervâne" de aynı ses ailesindendir ve mum-pervane mazmununu getirir: âşık, sevgilinin güzellik mumuna kanatlarını yakan kelebektir. "Perler yakar" söyleyişinde "per" (kanat) kelimesi "perî" ile ses bakımından oynaşır.
İkinci beyitte uykusuz geceler ve elde tutulan kadeh, dudağın "la'l-i nâb" (saf yakut, kırmızı şarap) diye anılmasıyla birbirine bağlanır: dudağa ulaşılamayınca onun rengini taşıyan şaraba sığınılır. Üçüncü beyit, aşkı yasaklayan zahide karşı âşığın bilinen tavrını tekrarlar; zahidin sözü "efsâne", yani boş masaldır. Dördüncü beyitte gönül bir evdir; kavuşmada mamur, ayrılıkta viranedir. Mamur ile virane arasındaki karşıtlık (tezat) beytin bütün yükünü taşır. Son beyitte aşkın belirtisi sarı yüzdür ve mahlas, matladaki "dîvâne" kelimesine geri dönülerek söylenir.
Tarihî Bağlam
Kılıç bu gazeli babaya hitap eden şiirler arasında anmaz. Ancak "Süleymân-nâm şâh" sözü, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu olan bir şairin kaleminde kolayca babaya yönelir. Kılıç'ın Kanuni'ye yazılmış saydığı başka gazellerde de sevgiliye söylenir gibi yapılan sözlerin padişaha çevrildiği görülür. Bu gazelin de babaya söylenmiş olabileceği bizim okumamızdır; Süleyman adı divan şiirinde güzellerin hükümdarı için de kullanıldığından, şiir yalnız bir sevgiliye yazılmış olarak da okunabilir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 70, gazel no. 49 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 19b); ayrıca s. 32-33 (babaya hitap eden şiirler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






