Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Ey boyı serv-i revân bu gonce-fem kim sendedür
Bülbül-i şûrîde-veş efgân u zârî bendedür
Tâb-ı ruhsârunla sahn-ı gülşen ü kûhsârda
Lâle vü gül her biri bir âteş-i sûzendedür
Kâmet-i bâlân ile cânâ dehânundan senün
Servler hayrân u bî-dil gonceler şermendedür
Gökde âhum yirde eşküm rûz u şeb cânâ seni
Görmeyelden sû-be-sû cûyende vü pûyendedür
Gûy-veş çevgân-ı zülfünde dil-i Şâhî senün
Ey şeh-i mülk-i melâhat bir belâ-keş bendedür
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey boyu salınan selvi gibi olan sevgili, bu gonca ağız sende olduğu sürece, coşkun bülbül gibi feryat ve inleyiş bendedir.
2. Yanağının parıltısından gül bahçesinin meydanında ve dağlarda lale de gül de birer yakıcı ateş içindedir.
3. Ey can, yüksek boyun karşısında selviler şaşkın ve gönülsüz, ağzının karşısında goncalar utanç içindedir.
4. Ey can, seni görmez olalı gece gündüz ahım gökte, gözyaşım yerde her yana koşup seni arar.
5. Ey güzellik ülkesinin şahı, Şâhî'nin gönlü senin zülfünün çevgeninde bir top gibi, bela çeken bir kuldur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dedür" ekleri, kafiye "sen, ben, sûzen, şermen, pûyen, ben" kelimelerindeki "-en" sesidir. Neşirde gazelin sonunda 82b varak imi bulunur; yani bu gazel yazmanın son yapraklarından birine kaydedilmiştir ve neşirdeki yerini Kılıç'ın gazelleri alfabetik sıraya koymasına borçludur. Kılıç'a göre divan mürettep değildir ve Türkçe gazellerin bir kısmı yazmada dağınık durur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, "sende" ile "bende" arasındaki karşılıkla kurulur: gonca ağız sende, feryat bende. Son beyitte kafiye yine "bende" kelimesine döner, ama bu kez anlam değişir: matlada "bende" "bende, benim yanımda" demekken, mahlas beytinde "bir belâ-keş bende" ifadesinde "kul" anlamına gelir. Aynı yazılışlı iki kelimenin farklı anlamlarla kafiyeye girmesi cinas sanatıdır ve gazelin başını sonuna bağlar.
İkinci ve üçüncü beyitler sevgilinin güzelliği karşısında tabiatın yenilgisini anlatır. Lale ile gül yanağın parıltısından tutuşmuş, selvi boyun karşısında şaşkına dönmüş, gonca ağzın karşısında utanmıştır. İkinci beyitteki "sahn-ı gülşen" (gül bahçesinin meydanı) ile "kûhsâr" (dağlık) bahçeden dağa uzanan bütün bir manzarayı kapsar: lale dağda, gül bahçede açar ve ikisi de aynı yanağın ateşiyle tutuşur. Bu, divan şiirinde sık görülen bir üstünlük benzetmesidir: sevgili, kendisine benzetilen şeylerden daha güzeldir. Dördüncü beyitte âh gökte, gözyaşı yerde, "cûyende vü pûyende" (arayan ve koşan) iki ulak gibi sevgiliyi her yanda arar; gök ile yer arasındaki karşıtlık beyte genişlik verir. Son beyitte gönül, zülfün çevgen sopasının önündeki toptur. Gûy ü çevgân (top ve çevgen sopası) mazmunu, âşığın sevgilinin saçı önünde iradesiz kalışını at üstünde oynanan oyuna benzetir.
Mahlas beytinde sevgiliye "şeh-i mülk-i melâhat" (güzellik ülkesinin şahı) diye seslenilir; "Şâhî" mahlası ile "şeh" kelimesi arasındaki ses yakınlığı, kul ile şahı aynı mısrada karşı karşıya getirir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 71, gazel no. 52 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 82b); ayrıca s. 27-29 (divanın tertibi ve alfabetik düzenleme), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






