Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Ey gözi âhû-yı Çîn ü kâküli misk-i Tatar
Makdemünle eyledün Rûm illerini müşg-bâr
Bendene cevr ü cefâdan gel ferâgat it diyü
İşügünde nice bir feryâd idem leyl ü nehâr
Terk idelden ey yüzi gül gülsitân-ı kûyunı
İnlerem bülbül gibi feryâd idüp ben zâr u zâr
Sâbitem râh-ı mahabbetde ben ey şîrîn-zebân
Rahm idüp hâlini ben Ferhâdunun sorsan ne var
Cümle ‘âlem ey hilâl-ebrû vü ey zühre-cebîn
Zerre-veş mihr-i ruhun şevkinden olmış bî-karâr
Hakka irişüp bulur cânâ hayât-ı sermedî
Zülf-i kullâbun olursa ger dil-i Mansûra dâr
Hâlün ile zülfüne sayd olalı murg-ı revân
Nesne yok hâlinde kalmışdur perîşân bî-karâr
Derd-i hasret öldürür gurbet diyârında meded
Ey tabîb irmezse ger bana cevâb-ı la’l-i yâr
Zillete düşdüm elüm al ey şeh-i gerdûn-cenâb
Himmetün mihriyle rif’at bulmak ister ben gubâr
Rûyumı eşkümle saldum ben ayagun tozına
Sîm ü zerdür her neye mâliksem itdüm hep nisâr
Zârlıklar itdügince ‘andelîb-i dil dirîg
Gül gibi handân olur ol pür-sitem bî-rahm yâr
Sevdügüm ‘ışkun şarâbın nûş idelden bilmiş ol
Gitdi hûş u ‘akl u serden kalmadı ‘âr u vakâr
Şâh-bâz-ı kâkül-i dil-ber bu gönlüm kebkini
Geşt iderken deşt-i âzâdîde hoş itdi şikâr
Sûret-i şem’-i şeb-i hecrün nicesi vasf idem
Şerha âgâz eylesem evvel zebân oda yanar
Za’f-ı gâlib olalı derd-i firâk-ı yâr ile
Dâr-ı dünyâ gözlerüme ser-te-ser dar oldı dar
Taldı ‘ışkun bahrine dil zevrakı gavvâs-vâr
Ne halâsı var anun ne ana hadd ü (ne) kenâr
Zâhirâ kûyun koyup gitmek dilersem tan mı kim
Sabr elden gidicek lâzım gelür terk-i diyâr
‘Âşıkun yüzine urma eşk-i çeşmin az görüp
Her kişi mikdârı denlü cûşa durur eşk nisâr
Gonce-lebsin gül-’izârum alma âhın bülbülün
‘Âşıkun âhı ider zîrâ ki tag u taşa kâr
Fürkat-i ruhsârına nâ-çâr gerçi sâbirem
Bagrumı hûn eyler ammâ andugumca la’l-i yâr
Kaddümi sen bükmiş iken bu ‘acebdür kim yine
Ey tabîbüm derdine dermânı dil senden umar
Gel gel ey gülzâr-ı ‘ışkun nâ-şüküfte goncesi
Bülbül-i cân nagme kılsun şevk ile bî-ihtiyâr
La’l-i nâbun yâdına ey dil-ber-i ra’nâ senün
Bâde-i gül-gûn elümde içerem leyl ü nehâr
Mîr-i iklîm-i melâhatsın sa’âdetle begüm
Müstedâm ol taht-ı ‘izzetde ilâ yevmi’l-karâr
Nâ-gehân gördüm o serv-i kâmetüm bin nâz ile
Nergis-i mestiyle kıldı merhabâ vü i’tibâr
Vâlih ü hayrân iden ol merhabâdur hep beni
Ey boyı serv-i revân gonce-dehân u gül-‘izâr
Hey di zâlim gözlerün kan itmesünler zulm ile
Küfr ile turur meseldür zulm ile turmaz diyâr
Lâ dimen ben her ne cevrün var ise baş üstine
Tek hemân agyâra itme iltifât u i’tibâr
Yâr elinden ‘ışk câmın Şâhî rindâne çeküp
Düşdi nâmusı koyup mey-hâneye mest ü humâr
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gözü Çin ceylanı, kâkülü Tatar miski olan sevgili, gelişinle Rum ülkelerini misk kokulu ettin.
2. "Kuluna eziyet ve cefa etmekten vazgeç" diye senin kapında gece gündüz ne zamana dek feryat edeyim?
3. Ey yüzü gül olan, senin sokağının gül bahçesini bıraktığımdan beri bülbül gibi feryat edip inim inim inlerim.
4. Ey tatlı dilli, ben sevgi yolunda sebat ediyorum; acıyıp senin Ferhat'ının (yani benim) halini sorsan ne olur?
5. Ey hilal kaşlı, ey Zühre alınlı, bütün âlem zerre gibi senin yanağının güneşine duyduğu özlemle kararsız kalmıştır.
6. Ey can, senin çengel gibi kıvrık zülfün Mansur'un gönlüne darağacı olursa, o gönül Hakk'a erişip ebedî hayatı bulur.
7. Can kuşu benine ve zülfüne av olalı beri hiçbir şeyi kalmamış, hali perişan ve kararsız kalmıştır.
8. Ey hekim, imdat; sevgilinin dudağından bana bir cevap gelmezse, gurbet diyarında hasret derdi beni öldürür.
9. Ey gök kadar yüce eşikli şah, düşkünlüğe düştüm, elimden tut; toz toprak olan ben, himmetinin güneşiyle yükselmek isterim.
10. Gözyaşımla yüzümü ayağının tozuna sürdüm; gümüş de altın da neye sahipsem hepsini (ayağına) saçtım.
11. Yazık ki gönül bülbülü inleyip yalvardıkça o zulmü bol, merhametsiz sevgili gül gibi güler.
12. Şunu bil ki sevdiğim, aşkın şarabını içtiğimden beri başımdan akıl ve fikir gitti, ne arım ne de ağırbaşlılığım kaldı.
13. Sevgilinin kâkülünün doğanı, bu gönlümün kekliğini özgürlük çölünde dolaşırken güzelce avladı.
14. Ayrılık gecesinin mumunun halini nasıl anlatayım? Açıklamaya başlasam önce dilim ateşe yanar.
15. Sevgilinin ayrılık derdiyle zayıflık bana galip geleli, dünya evi gözüme baştan başa dar oldu, dar.
16. Gönül kayığı bir dalgıç gibi aşkın denizine daldı; artık onun ne kurtuluşu var, ne de bu denizin sınırı ve kıyısı.
17. Sokağını bırakıp gitmek istersem buna şaşılır mı? Görünen o ki sabır elden gidince yurdu terk etmek gerekir.
18. Âşığın gözyaşını az görüp yüzüne vurma; herkesin gözyaşı kendi gücü ölçüsünde coşup saçılır.
19. Ey gonca dudaklım, gül yanaklım, bülbülün âhını alma; çünkü âşığın âhı dağa taşa bile işler.
20. Yanağından ayrı kalmaya çaresiz katlanıyorum, ama sevgilinin dudağını andıkça bağrımı kana çevirir.
21. Boyumu sen bükmüşken şu şaşılacak şeydir ki gönül yine de, ey hekimim, derdinin dermanını senden umar.
22. Gel, gel, ey aşkın gül bahçesinin açılmamış goncası; can bülbülü coşkuyla, elinde olmadan şakısın.
23. Ey güzel sevgili, senin saf yakut dudağının anısına elimde gül renkli şarap, gece gündüz içerim.
24. Güzellik ülkesinin beyisin beyim; kıyamet gününe dek izzet tahtında mutlulukla devamlı ol.
25. O selvi boylum ansızın bin naz ile göründü; sarhoş nergis gibi gözüyle selam verip iltifat etti.
26. Ey boyu salınan selvi, ey gonca ağızlı ve gül yanaklı, beni baştan başa aklı başından gitmiş ve şaşkın eden o selamdır.
27. Hey, söyle de zalim gözlerin zulümle kan dökmesin; "Ülke küfürle durur, zulümle durmaz" diye bir atasözü vardır.
28. Eziyetin ne varsa hepsine "hayır" demem, başım üstüne; yalnız ağyara ilgi ve itibar gösterme.
29. Şâhî, aşk kadehini sevgilinin elinden rintçe çekip namusunu bırakarak sarhoş ve mahmur halde meyhaneye düştü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yirmi dokuz beyitlik bu şiir, divandaki en uzun gazeldir; Kılıç'ın girişte verdiği beyit sayısı tablosunda 29 beyitli tek gazel olarak görünür. "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır, redifsizdir ve kafiye "-âr" sesidir (müşg-bâr, nehâr, zâr, bî-karâr, dâr, gubâr, nisâr, şikâr, kenâr, diyâr …). Bu uzunlukta bir şiirde kafiye kelimelerinin tekrarlanması kaçınılmazdır: "bî-karâr" 5. ve 7., "nehâr" 2. ve 23., "nisâr" 10. ve 18., "diyâr" 17. ve 27., "i'tibâr" 25. ve 28. beyitlerde, "yâr" ise üç ayrı beyitte kafiyedir. Dördüncü beyitteki "ne var" ile on dördüncü beyitteki "yanar" da kısa ünlüleriyle düzenden ayrılır. Mahlas son beyittedir.
Gazel yazmada 82b varakında başlar ve mesnevilerden önceki son şiirdir: Kılıç'ın dipnotuna göre bu gazelden sonra, mesnevilere geçmeden, 84a'da Bâkî'nin "Feryâduma ol kâmet-i şimşâd yitişmez" matlalı gazeli farklı bir yazıyla kaydedilmiştir. Bu kayıt, nüshaya sonradan başka bir elin eklemede bulunduğunu gösterir. On altıncı beyitteki "(ne)" Kılıç'ın bir tamamlamasıdır; on sekizinci beyitteki "cûşa" kelimesi ise yazmada "hûşâ" diye geçer ve neşirde düzeltilmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, sevgiliyi doğunun güzellik ölçüleriyle tanıtır: gözü Çin ceylanı, kâkülü Tatar miskidir ve gelişiyle "Rûm illeri", yani Osmanlı ülkesi misk kokusuyla dolmuştur. Uzun gazel, bu karşılamadan sonra âşıklık hallerini birer beyitlik tablolar halinde sıralar. Altıncı beyit en yoğun telmihi taşır: zülfün "kullâb" (çengel) biçimi, "Ene'l-Hak" dediği için darağacında idam edilen Hallâc-ı Mansûr'un "dâr"ına benzetilir; bu ölümün ebedî hayata açılması tasavvuf geleneğindeki Hallâc anlayışına dayanır. Dördüncü beyitte âşık kendini Ferhat'a, on üçüncü beyitte gönlünü doğanın avladığı kekliğe, on altıncı beyitte denize dalan kayığa benzetir. On beşinci beyitte "dâr-ı dünyâ" ile "dar oldı dar" arasındaki ses oyunu (cinas), dünya evinin âşığa dar gelişini kulağa da duyurur.
Dokuzuncu ve yirmi dördüncü beyitler gazelin genel havasından ayrılır. Birinde "şeh-i gerdûn-cenâb" (eşiği gök kadar yüce şah) olarak anılan kişiden düşkünlükten kurtarılmak istenir, ötekinde "Mîr-i iklîm-i melâhat"e kıyamete dek tahtında kalması için dua edilir. Bu dua, kasidelerin dua bölümlerini hatırlatır. Yirmi yedinci beyitteki "Mülk küfürle durur, zulümle durmaz" sözü de yöneticilere söylenen bilinen bir atasözüdür. Bu beyitlerin bir sevgiliden çok bir hükümdara ya da hamiye yöneldiği düşünülebilir; ancak neşirde gazelin kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur ve bu okuma bizimdir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 71-74, gazel no. 53 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 82b-84a); dipnot 105 ("hûşâ") ve 106 (84a'daki Bâkî gazeli); ayrıca s. 27 (beyit sayısı tablosu), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
- Süleyman Uludağ, "Hallâc-ı Mansûr", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, İstanbul 1997, s. 377-381. https://islamansiklopedisi.org.tr/hallac-i-mansur
Çevrimiçi kaynaklar






