Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Raht u bahtı terk idüp ‘âlemde hoş-hâl olmışuz
Gıll u gışşından cihânun fârigü’l-bâl olmışuz
Nice sâfî olmasun âyîne-veş gönlüm benüm
Niçe niçe pûte-i mihnetde biz kâl olmışuz
Zülf-i sevdânı görelden şöyle hayrân oldı dil
Tekye-i ‘ışkunda cânâ yine hayrân olmışuz
Gün yüzünün hasretinden yine çeşmüm kan döker
Ol sebeble hûn-ı dilden cümleten al olmışuz
Sırr-ı râz anlar kimesne bulmamakdan Şâhiyâ
Söylemekde sırr-ı ‘ışkı biz yine lâl olmışuz

Günümüz Türkçesiyle

1. Eşyayı ve talihi bırakıp dünyada halimizden hoşnut olmuşuz; dünyanın kininden ve hilesinden gönlümüzü kurtarıp rahata ermişiz.

2. Benim gönlüm ayna gibi nasıl saf olmasın? Biz nice nice kez sıkıntı potasında eritilip arınmışız.

3. Ey can, gönül senin kara saçını göreli öyle şaşkına döndü ki aşkının tekkesinde yine şaşkın kalmışız.

4. Gün gibi yüzünün hasretinden gözüm yine kan döker; bu yüzden gönlümüzün kanından baştan başa kızıla boyanmışız.

5. Ey Şâhî, sırrı anlayan kimseyi bulamadığımız için aşkın sırrını söylemekte yine dilsiz kalmışız.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "olmışuz", kafiye "hoş-hâl, fârigü'l-bâl, kâl, al, lâl" kelimelerindeki "-âl" sesidir. Kılıç "olmışuz" redifini divandaki redifler arasında sayar. Neşirde 23a varak imi gazelin başında yer alır.

Üçüncü beytin ikinci mısraı kafiye düzenine uymaz: neşirde "Tekye-i 'ışkunda cânâ yine hayrân olmışuz" yazılıdır ve "hayrân" hem "-âl" kafiyesinden ayrılır hem de aynı beytin birinci mısraındaki "hayrân" kelimesini tekrarlar. Tekke ortamına uyan ve kafiyeyi tamamlayan "abdâl" (derviş) kelimesi vezinde "hayrân" ile aynı yeri tutar; "Tekye-i 'ışkunda cânâ yine abdâl olmışuz" okuması mümkündür. Bu öneri bizimdir, metne dokunulmamıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, dünyadan el çekmiş bir dervişin diliyle başlar: "raht u baht" (eşya ve talih), yalnız bir harfle ayrılan iki kelimenin ses benzerliğiyle birlikte anılır; ikisi de bırakılmış, dünyanın kininden kurtulup "fârigü'l-bâl" (gönlü rahat) olunmuştur. İkinci beyitte gönül, potada eritilip arınan maden gibidir; sıkıntılar onu ayna kadar saf kılmıştır. Eski aynaların madenden yapıldığı düşünülürse ayna ile pota arasındaki bağ daha iyi anlaşılır. Üçüncü beyitte "tekye-i 'ışk" (aşk tekkesi) ifadesi, tasavvuf dilini sevgilinin saçına bağlar: saç kara ve dağınıktır, "sevdâ" kelimesi hem siyahlığı hem aşk deliliğini anlatır.

Dördüncü beyitte gözden akan kan, âşığı baştan başa kızıla boyar; "al" kelimesi burada kırmızı renk anlamındadır. Son beyit gazelin en ince söz oyununu taşır: "lâl olmak", dilsiz kalmak demektir, ama "lâl" aynı zamanda kırmızı değerli taşın, sevgilinin dudağının adıdır. Bir önceki beyitteki "al" (kırmızı) ile bu beyitteki "lâl" yan yana gelince renk bakımından bir tenasüp oluşur. Aşkın sırrını anlayan bulunmadığı için susmak, tasavvuf geleneğinde sırrın ehline söylenmesi gerektiği düşüncesine de bağlanır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 76, gazel no. 59 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 23a); ayrıca s. 29 (redifler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar