Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Tâ ölince eksük olmaz dehr-i dûna kînemüz
Tîr-i hecri birle zîrâ toptolıdur sînemüz
Gün yüzin mir’ât-ı dilde seyr iderken ol mehün
Dûr idüp gözden yine kıldı şikest âyînemüz
Virme ‘ömrün hâsılın bâd-ı hevâya key sakın
Dâne-i haclet olur dil hırmeninde çînemüz
Halk râhat olmadı feryâd u âhumdan benüm
Girye vü nâle doldı çün bu dildeki gencînemüz
Âsitân-ı yârdan ben dûr olalı Şâhiyâ
Hem-ser olmadı yine bu devlet-i dîrînemüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Ölünceye kadar alçak dünyaya kinimiz eksik olmaz; çünkü göğsümüz ayrılık okuyla tıklım tıklım doludur.
2. O ay yüzlü, gün gibi yüzünü gönül aynasında seyrederken (kendini) gözden uzak edip aynamızı yine kırdı.
3. Ömrünün kazancını sakın boş arzuların rüzgârına verme; (yoksa) gönül harmanındaki başak devşirmemiz utanç tanesi olur.
4. Halk benim feryadımdan ve âhımdan rahat yüzü görmedi; çünkü bu gönüldeki hazinemiz ağlayış ve inleyişle doldu.
5. Ey Şâhî, ben sevgilinin eşiğinden uzak düşeli bu eski devletimiz (mutluluğumuz) bir daha bize yoldaş olmadı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-müz" iyelik ekidir; kafiye "kîne, sîne, âyîne, çîne, gencîne, dîrîne" kelimelerindeki "-îne" sesidir. Neşirde 23b varak imi ikinci beytin sonundadır.
Kılıç'ın dipnotuna göre dördüncü beytin ikinci mısraında vezin bozuktur ve "Girye vü nâle" söyleyişindeki "vü" bağlacının olmaması gerekir. Neşir bu bağlacı metinde bırakmış, sorunu dipnotta göstermiştir; burada da metne dokunulmamıştır. Kılıç bu tür vezin aksaklıklarını divanın başka yerlerinde de dipnotla gösterir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, dünyaya karşı ömür boyu sürecek bir kinle açılır ve bu kinin sebebini ayrılık okunun göğsü doldurmasına bağlar; "kîne" ile "sîne" kafiyesi bu iki kavramı birbirine yaslar. İkinci beyitte gönül bir aynadır ve sevgilinin yüzü ona yansır; sevgili gözden uzaklaşınca ayna kırılır. Aynanın kırılması, yansıyan yüzün kaybolmasıyla birlikte gönlün parçalanmasını da anlatır; Türkçedeki "gönül kırmak" deyimi de bu imgeyi destekler.
Üçüncü beyit tarım dünyasından alınmış bir benzetmeye dayanır: ömrün ürünü rüzgâra verilirse, gönül harmanında toplanan başaklar utanç tanesine döner. "Hırmen" (harman), "dâne" (tane) ve "çîne" (başak toplama) kelimeleri tenasüp oluşturur; "bâd-ı hevâ" (heves rüzgârı) ise harmanı savuran rüzgârla boş arzuyu aynı sözde birleştirir. Dördüncü beyitte gönül bir hazinedir; ancak bu hazineyi dolduran şey gözyaşı ve inleyiştir. Son beyitteki "devlet-i dîrîne" (eski devlet) ifadesi, "devlet" kelimesinin hem mutluluk ve talih hem de hükümdarlık anlamına gelmesiyle iki yönlü okunabilir. "Âsitân" (eşik) kelimesi divan şiirinde hem sevgilinin hem de hükümdarın kapısı için kullanılır ve kulun yerini o eşiğin önü olarak belirler. Sevgilinin eşiğinden uzak düşmekle eski talihin yitmesi arasındaki bu bağ, bir şehzadenin kaleminde ayrıca dikkat çeker; bu yorum bizimdir ve neşirde gazel hakkında bir değerlendirme yoktur.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 77, gazel no. 60 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 23b); dipnot 107 (dördüncü beytin ikinci mısraında vezin bozukluğu), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






