Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Sînemün üstine urdum lâle gibi tâze dâg
Şâh-ı ‘ışkam gûyiyâ kurdum mahabbetden otag
Bezm-i mihnetde ko ben hûn-ı ciger nûş ideyin
Nûş-ı cân olsun çemende komasın elden ayag
La’lüne benzer diyü cânâ şarâb-ı ergavân
Toldurup zerrîn kadehler nûş iderler sol u sag
Bu tutum kim sevdügüm bu çeşm-i kattâlündedür
Ben de bildüm kim komaz dünyâda bu bir kimse sag
Yanılup bir gice tek gelsün o Şâhî hânuma
Yüregüm yagından ana yakayum bir şeb-çerâg
Günümüz Türkçesiyle
1. Göğsümün üstüne lâle gibi taze bir yara dağı vurdum; aşk şahıyım, sanki sevgiden bir otağ kurdum.
2. Bırak, sıkıntı meclisinde ben ciğer kanı içeyim; başkalarına can şerbeti olsun, çimende kadehi elden bırakmasınlar.
3. Sevgilim, mor şarap senin dudağına benziyor diye altın kadehleri doldurup sağda solda içiyorlar.
4. Sevdiğim, bu kıyıcı gözündeki tutum öyle ki, ben de anladım, bu dünyada kimseyi sağ bırakmaz.
5. O şah, yanılıp bir gece yalnız evime gelsin; yüreğimin yağından ona bir gece çırası yakayım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve neşirde 28a varak imi ikinci beytin sonunda yer alır. Redif yoktur; kafiye "dâg, otag, ayag, sag, sag, çerâg" kelimelerindeki "-ag" sesidir. Kılıç'ın kafiye harfi tablosunda "gayın" harfiyle biten Türkçe gazel bir tanedir; bu gazel o örnektir. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, divan şiirinin bilinen dağ (yara izi) mazmununa dayanır. Âşıklar göğüslerine aşk uğruna dağ vururdu; ortası kara lekeli kırmızı lâle de bu yanık yaraya benzetilir. Şair göğsündeki taze yarayı bir lâleye, sonra da bir otağa benzetir: kendini "şâh-ı 'ışk" (aşk şahı) diye anan şair, göğsünün üstündeki bu yara ile sevgiden kurulmuş bir hükümdar çadırının içindedir. Lâlenin çadırı andıran biçimi ile otağ arasındaki benzerlik bizim okumamızdır.
İkinci ve üçüncü beyitler işret meclisini kurar. Âşık kendi payına ciğer kanını içmeyi kabul eder, başkaları ise çimende kadehi elden bırakmasınlar ister. Üçüncü beyitte mor renkli şarap sevgilinin dudağına benzetildiği için meclistekiler altın kadehlerle sağda solda içerler. Dördüncü beyitte "sag" kelimesi yeniden kafiye olur, ama bu kez anlamı değişir: üçüncü beyitte sağ yan anlamındaki "sol u sag", dördüncü beyitte "kimse sag" (kimse sağ, diri) olur. Aynı kelimenin iki ayrı anlamla kafiye yapılması tam cinas örneğidir ve bu tekrarı kusur olmaktan çıkarır.
Son beyit gazelin en ilginç beytidir. Neşirde "o Şâhî" büyük harfle mahlas olarak dizilmiştir, ama mısrada sevgilinin bir gece yanılıp tek başına âşığın evine gelmesi istenir. Bu durumda "şâhî" kelimesi hem şairin mahlası hem de "o şah", yani sevgili anlamında okunabilir; mahlasın bu biçimde iki yönlü kullanılması bizim tespitimizdir. Âşık, gelecek misafire yüreğinin yağından bir "şeb-çerâg" (gece çırası) yakacağını söyler. Yüreğin yağının erimesi büyük acıyı anlatan bir deyimdir; burada eriyen yağ, sevgiliyi ağırlamak için yakılan çıranın yağına dönüşür.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 83, gazel no. 74 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 28a); ayrıca s. 27-28 (gazellerin kafiye harflerine göre dağılımı), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






