Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün
Dirîgâ câna kâr itdi cigerden yarası ‘ışkun
Tabîbâ ko müdâvâyı ki olmaz çâresi ‘ışkun
N’ola mest ü harâb olsam elümden câm-ı gam düşmez
Bu gün bezm-i mahabbetde menem mey-hâresi ‘ışkun
Cihânun kâr u bârından ben el yudum etek silkdüm
Benem ad ile ‘âlemde bu gün âvâresi ‘ışkun
Onulmaz derd imiş derdüm halâs olmak mı var andan
Eger kim vasl-ı dil-berse tabîbâ çâresi ‘ışkun
Nice takat getürsün bu vücûd-ı cism-i Şâhî kim
Tecellî kılsa âfâkı yakar bir pâresi ‘ışkun
Günümüz Türkçesiyle
1. Yazık, aşkın yarası ciğerden cana işledi; ey hekim, tedaviyi bırak, çünkü aşkın çaresi olmaz.
2. Sarhoş ve harap olsam şaşılır mı; elimden gam kadehi düşmez; bugün sevgi meclisinde aşkın şarap içicisi benim.
3. Dünyanın işinden gücünden el yıkadım, eteğimi silktim; bugün dünyada adıyla sanıyla aşkın serseri avaresi benim.
4. Derdim iyileşmez bir dert imiş; ondan kurtuluş var mı; ey hekim, aşkın çaresi bir şeyse o da sevgiliye kavuşmaktır.
5. Şâhî'nin bu cisminin varlığı nasıl dayansın ki aşkın bir parçası tecelli etse ufukları yakar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün" kalıbıyla yazılmıştır ve neşirde 29b varak imini taşır. Redif "-esi 'ışkun", kafiye "yara, çâre, mey-hâre, âvâre, çâre, pâre" kelimelerindeki "-âre" sesidir. "Çâresi" kelimesi matlada ve dördüncü beyitte iki kez kafiye olur. Redifteki "'ışkun" Kılıç'ın listesinde yer alır. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Kılıç bu gazeli, divanda hemen önceki "'ışk" redifli gazelin ardından gelen ve "tasavvufi aşktan izler bulmak mümkün" olan bir şiir olarak anar; bu düşünceye özellikle son beytin yol açtığını söyler. Gazelin ilk dört beyti hastalık, şarap ve avarelik çevresinde dolaşır. Matla ve dördüncü beyit hekime seslenir: aşk yarası ciğerden cana geçmiştir ve çaresi yoktur; bir çaresi varsa o da sevgiliye kavuşmaktır. İki beyitteki "tabîbâ" hitabı ve "çâresi" kafiyesi bu iki beyti birbirine bağlar.
İkinci beyit âşığı aşk meclisinin şarap içicisi olarak gösterir: elinden gam kadehi düşmez, sarhoş ve harap olması bundandır. Üçüncü beyitte "el yumak" (el yıkamak) ve "etek silkmek" deyimleri dünyadan vazgeçmeyi anlatır; ikisi de bir işten bütünüyle çekilmek anlamındadır. Âşık dünyanın işinden elini çekmiş, adı sanıyla aşkın avaresi olmuştur.
Son beyit "tecellî" kelimesiyle gazelin anlam ağırlığını değiştirir. Aşkın yalnız bir parçası görünse bütün ufukları yakacaktır; Şâhî'nin cismi buna nasıl dayansın. Tecelli, tasavvufta ilahî olanın görünmesi demektir. Kur'an'da A'râf sûresinin 143. âyetinde Rabbin dağa tecelli ettiği ve dağın paramparça olduğu anlatılır; beyitteki "tecellî", "yakar" ve "pâre" (parça) kelimelerinin bu kıssayı hatırlatması bizim okumamızdır. Kılıç'ın tasavvufi aşk yorumu da bu beyte dayanır. Aynı zamanda gazelin diğer beyitleri sevgiliye kavuşmayı ve meclisi anlattığı için şiir, insanî aşk ile ilahî aşk arasında iki yönlü okunabilir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 85, gazel no. 79 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 29b); ayrıca s. 29 (redif listesi) ve s. 41 (son beyit, tasavvufi aşk), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






