Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün
Gam-ı hecrünle ey yâr-ı ferah-nâk
Gönül gam-gîn ciger hûn dîde nem-nâk
Nice i’lâm idem şevk-i visâlün
Ki hayretde kalupdur ‘akl-ı derrâk
Cihânda hîç vaslun gibi olmaz
Hümûm-ı hecr ü zehr-i dehre tiryâk
Yanaldan şem’-veş nâr-ı firâka
Dehânumdan döner fânûs-ı eflâk
Dil-i Şâhîden istifsâr idersen
Firâkun mübtelâsı zâr u gam-nâk
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey neşeli sevgili, ayrılığının gamıyla gönül gamlı, ciğer kanlı, göz yaşlıdır.
2. Vuslatına duyduğum özlemi nasıl bildireyim; çünkü her şeyi kavrayan akıl bile şaşkınlık içinde kalmıştır.
3. Dünyada ayrılığın tasalarına ve zamanın zehrine karşı hiçbir şey vuslatın gibi panzehir olmaz.
4. Ayrılık ateşinde mum gibi yandığımdan beri feleklerin fanusu ağzımın dumanıyla döner.
5. Şâhî'nin gönlüne hâlini sorarsan, o senin ayrılığına tutulmuş, inleyen ve gamlı biridir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Neşirde varak imi taşımaz; önceki gazelde beşinci beytin sonundaki 30b iminden sonra yer alır. Redif yoktur; kafiye "ferah-nâk, nem-nâk, derrâk, tiryâk, eflâk, gam-nâk" kelimelerindeki "-âk" sesidir. Matla ile makta arasında bir karşılık vardır: matlada sevgili "ferah-nâk" (neşeli), maktada âşık "gam-nâk" (gamlı) diye anılır ve iki kelime aynı ekle kurulmuş zıt anlamlı kelimelerdir. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlanın ikinci mısraı üç kısa tamlamayla âşığın hâlini sıralar: "gönül gam-gîn, ciger hûn, dîde nem-nâk" (gönül gamlı, ciğer kanlı, göz yaşlı). Gönül, ciğer ve göz, divan şiirinde aşk acısının en çok iz bıraktığı üç organdır. İkinci beyit, vuslata duyulan özlemin anlatılamayacağını söyler, çünkü her şeyi kavrayan akıl bile şaşkınlık içindedir. Üçüncü beyitte hastalık ve ilaç dili kullanılır: ayrılığın tasaları ve zamanın zehri karşısında vuslat bir "tiryâk", yani panzehirdir. "Zehr" ile "tiryâk" arasında bir tezat vardır.
Dördüncü beyit gazelin en dikkat çekici hayalini taşır. Âşık ayrılık ateşinde bir mum gibi yanmaktadır. Mumun çevresine konan fanus, ışığı korur ve döner fanuslarda resimler mumun çevresinde dolaşır. Şair gökyüzünü, yani felekleri, kendi çevresinde dönen bir fanusa benzetir; bu fanusu döndüren de âşığın ağzından çıkan âh dumanıdır. Böylece âşığın yanışı bütün evrenin merkezine yerleşir. Feleklerin fanusa benzetilmesini ve dönüşünün ağızdan çıkan dumana bağlanmasını bu biçimde açıklamak bizim okumamızdır. Şem' (mum), nâr (ateş), fânûs ve dehân (ağız, burada nefes ve duman) kelimeleri bu beyitte bir tenasüp oluşturur.
Makta beyti sevgilinin bir soru sormasını varsayar: Şâhî'nin gönlüne hâlini sorarsa alacağı cevap, onun ayrılığa tutulmuş, inleyen ve gamlı biri olduğudur. "İstifsâr" (hâl sorma) kelimesi beyte bir mektup dili havası verir. Gazelin genel havası divandaki ayrılık şiirlerinin çizgisindedir; Kılıç'ın Şâhî'nin şiirlerinin ana temasını ayrılık, hicran, hasret ve ateş kelimeleriyle özetlemesi bu gazel için de geçerlidir. Gazelde kişi, yer ya da tarih işareti yoktur.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 86, gazel no. 82 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 30b); ayrıca s. 31 (şiirlerin ana teması), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






