Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
‘Işk derler adına ‘Ankâ mekânıdur gönül
Ol Hümâ-yı lâ-mekânun âşiyânıdur gönül
Pertevinden gâh olur ‘âlem yüzi tâbân olur
Feyz u ilhâm âfitâbı âsumânıdur gönül
‘Ârızı üstinde cânânun bu hâl-i ‘anberîn
Rûma gelmiş tuhfe-i Hindûstanîdür gönül
N’ola beslerse hayâl-i serv-i kaddün sînede
Merdüm-i dîdem o bâgun bâg-bânıdur gönül
Gün yüzinde nokta-i mevhûma benzer didigün
Zerre denlü olmasun şekkün dehânıdur gönül
Tâ ezelden ey kemân-ebrû miyân-ı sînede
Mihnet ü derd ü kazâ okı nişânıdur gönül
Rişte-i gamzemde lü’lü’-i sirişkümle yüzüm
Çâr-sû-yı ‘ışkda cevher dükânıdur gönül
Dem-be-dem Gül-gûn-ı eşki şevk ile Hüsrev-misâl
Sîne kûhına salan Şîrîn zebânıdur gönül
Nâmı var lîkin nişânın kimse görmiş yok diyü
Düşerin anca hayâle mû-miyânîdur gönül
Gûş-ı âfâkı dür-i nazmıyle tezyîn eyledi
Tab’-ı Şâhî var ise bahr-i me’ânîdür gönül
Bî-bekâ mülkiyle böyle kibr ü istignâ nedür
Tâc u taht u saltanat aldanma fânîdür gönül
Günümüz Türkçesiyle
1. Adına aşk denen şeyin Anka kuşunun yurdu gönüldür; o mekânsız Hüma kuşunun yuvası gönüldür.
2. Onun ışığından kimi zaman dünyanın yüzü parlar; feyz ve ilham güneşinin göğü gönüldür.
3. Sevgilinin yanağı üstündeki bu amber kokulu ben, Rum'a gelmiş bir Hindistan armağanıdır; (onu taşıyan) gönüldür.
4. Gönül, selvi boyunun hayalini göğsünde beslerse buna şaşılır mı? Gözümün bebeği o bahçenin bahçıvanıdır, (bahçenin kendisi) gönüldür.
5. Gün gibi yüzünde (ağzın için) "vehimden bir noktaya benzer" dediğin şey, zerre kadar şüphen olmasın, (orası) ağızdır; (onu bilen) gönüldür.
6. Ey yay kaşlı, ezelden beri göğsün ortasında sıkıntı, dert ve kaza okunun hedefi gönüldür.
7. Kirpik ipliğimde gözyaşı incilerimle yüzüm, aşk çarşısında bir mücevher dükkânıdır; (o dükkân) gönüldür.
8. Gözyaşının gül renkli atını Hüsrev gibi coşkuyla her an göğüs dağına salan, Şîrîn dilli gönüldür.
9. "Adı var ama izini kimse görmüş değil" diye ancak hayale düşen, kıl gibi ince belli (sevgilinin beli) gönüldür.
10. Şâhî'nin şiir yeteneği, ufukların kulağını şiirinin incileriyle süsledi; (bunların kaynağı) anlamlar denizi olan gönüldür.
11. Kalıcı olmayan bir mülkle bu kibir ve kendini beğenmişlik nedir? Taca, tahta ve saltanata aldanma, gönül, bunlar fanidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
On bir beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dur gönül", kafiye "mekânı, âşiyânı, âsumânı, Hindûstanî, bâg-bânı, dehânı, nişânı, dükânı, zebânı, mû-miyânî, me'ânî, fânî" kelimelerindeki "-ânî" sesidir. Kılıç "gönül" redifini divandaki redifler arasında sayar. Neşirde 32b varak imi matlaın sonunda, 33a varak imi onuncu beytin sonundadır.
Mahlas onuncu beyittedir; on birinci beyit mahlastan sonra ayrı bir öğüt olarak gelir. Bu son beyitte "gönül" kelimesinin işlevi de değişir: önceki beyitlerde redif "gönüldür" diye bir yüklem kurarken, son mısrada "gönül" bir hitaba dönüşür (aldanma, ey gönül).
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, gönlün ne olduğuna dair art arda gelen tanımlardan oluşur. Matlada aşk, adı olup kendisi görülmeyen Anka kuşuna; gönül de onun yurduna benzetilir. Hüma da mekânsız, yani bir yere konmayan talih kuşudur. Bu iki efsanevi kuş, aşkın görünmez ve yakalanamaz oluşunu anlatır. Dokuzuncu beyit aynı fikri sevgilinin beline uygular: o da "adı var, izi yok" denecek kadar incedir. Böylece gazelin başı ile sonu arasında Anka'nın "adı var, kendisi yok" niteliği üzerinden bir bağ kurulur.
Üçüncü beyitte sevgilinin kara beni, Rum'a getirilmiş bir Hindistan armağanıdır; Hint ile siyahlık arasındaki bilinen ilişki benin rengini açıklar. Beşinci beyitte ağız "nokta-i mevhûm", yani var olduğu ancak vehimle bilinen bir noktadır. Yedinci beyitte kirpik iplik, gözyaşı inci, yüz mücevher dükkânıdır. Sekizinci beyit Hüsrev ü Şîrîn hikâyesine dayanır: "Gül-gûn" hem gül renkli gözyaşını hem hikâyedeki atın adını çağrıştırır, "kûh" (dağ) ise Ferhat'ın dağ delişini hatırlatır. Onuncu beyitte şair kendi şiirini ufukların kulağına takılmış inciler olarak över; Kılıç, Şâhî'nin şiirini övdüğü sınırlı beyitlerin de abartısız olduğunu belirtir.
Tarihî Bağlam
Kılıç, divandaki öğüt veren beyitleri anlatırken dünyanın faniliği, taç, taht ve saltanata güvenilmemesi konusunda bu gazelin son beytini örnek gösterir; girişte beyit "G87/11" künyesiyle anılır ve burada girişteki numara metindekiyle aynıdır. Saltanatın geçiciliğini söyleyen bu beyit, taht mücadelesinde yenilerek ülkesinden ayrılmak zorunda kalan bir şehzadenin divanında ayrı bir anlam kazanır. Ancak beytin hangi dönemde yazıldığı bilinmez ve bu ilişkilendirme bizim değerlendirmemizdir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 88-89, gazel no. 87 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 32b-33a); ayrıca s. 29 (redifler), s. 12-13 (Konya yenilgisi ve İran'a geçiş), s. 41 (son beytin girişte "G87/11" künyesiyle öğüt veren beyitler arasında aktarımı) ve s. 42 (şairin kendi şiirini övdüğü beyitler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






