Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Kâmet-i bâlân ile serv-i revânumsın benüm
Bâg-ı ‘ömrüm hâsılı rûh-ı revânumsın benüm
N’ola cânum gibi mihrün dilde saklarsam senün
Dil-pezîrüm dil-pesendüm dil-sitânumsın benüm
Bir nefes sensüz dil-i âvâre ârâm eylemez
Gönlümün eglencesi ârâm-ı cânumsın benüm
‘Andelîb-i gülsitân-ı hüsnüyem ey serv kad
Bir yüzi gül lâle-had gonce-dehânumsın benüm
Dergeh-i hüsnünde Şâhî pâs-bânundur senün
Sen serîr-i dilde şâh-ı kâmrânumsın benüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüksek boyunla benim salınan selvimsin; ömür bahçemin ürünü, kısacası benim akıp giden ruhumsun.

2. Senin sevgini canım gibi gönlümde saklarsam buna şaşılır mı? Sen benim gönlümün kabul ettiği, gönlümün beğendiği, gönlümü alanımsın.

3. Avare gönül sensiz bir an bile rahat etmez; sen benim gönlümün eğlencesi, canımın huzurusun.

4. Ey selvi boylu, senin güzellik gül bahçenin bülbülüyüm; sen benim yüzü gül, yanağı lale, ağzı gonca olanımsın.

5. Şâhî senin güzellik dergâhının bekçisidir; sen ise benim gönül tahtımın muradına ermiş şahısın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-umsın benüm", kafiye "revân, revân, dil-sitân, cân, dehân, kâmrân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Neşirde 33b varak imi matlaın sonundadır.

Gazel, neşirde hemen ardından gelen 91. gazelle aynı redif ve kafiyeyi paylaşır ve iki şiir arasında birebir örtüşmeler vardır: bu gazelin ikinci beytinin ikinci mısraı ("Dil-pezîrüm dil-pesendüm dil-sitânumsın benüm"), 91. gazelin ilk mısraıdır. Dördüncü beytin ikinci mısraındaki "yüzi gül lâle-had" söyleyişi de 91. gazelde "Ey yüzi gül lâle-had serv-i revânumsın benüm" mısraında tekrarlanır. Bu yakınlık, iki gazelin aynı zeminde art arda yazılmış denemeler olabileceğini düşündürür; neşirde bu konuda bir not yoktur ve bu tespit bizimdir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada "revân" kelimesi iki mısrada iki ayrı anlamla kafiye olur: "serv-i revân" tamlamasında salınarak yürüyen, "rûh-ı revân" tamlamasında ise akıp giden, canlı ruh anlamındadır. Bu, gazelin girişini taşıyan bir cinastır. İkinci beyitte "dil" kelimesiyle kurulmuş üç birleşik sıfat art arda gelir: "dil-pezîr" (gönlün kabul ettiği), "dil-pesend" (gönlün beğendiği), "dil-sitân" (gönül alan). Aynı kelimenin tekrarıyla kurulan bu dizi, mısraya bir ahenk verir ve sevgilinin gönlü baştan sona kuşattığını anlatır.

Gazel boyunca sevgili, âşığın sahip olduğu her şeyin karşılığıdır: ruhu, canının huzuru, gönlünün eğlencesi. Dördüncü beyitte gül, lale ve gonca bir arada anılarak sevgilinin yüzü bir bahçeye çevrilir; âşık da bu bahçenin bülbülüdür. Son beyitte hükümdarlık dili devreye girer: Şâhî, güzellik dergâhının bekçisidir, sevgili ise gönül tahtının "şâh-ı kâmrân"ıdır. "Şâhî" mahlası ile "şâh" kelimesinin aynı beyitte yer alması, kul ile şahın yerlerini tersine çevirir: mahlasıyla "şaha ait" olan şair, bu kez sevgilinin kapısında nöbet tutan kuldur.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 90, gazel no. 90 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 33b); ayrıca s. 90-91 (91. gazel), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar