Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Hecr elinden olmışam bî-çâre bilmen n’eyleyem
Bulmadum derdüme dermân çâre bilmen n’eyleyem
Hasretâ derdâ dirîgâ geçdi ‘ömrüm hecr ile
İrmez isem şol büt-i ‘ayyâra bilmen n’eyleyem
Şol perîşân zülf ü hâli dil görüp oldı esîr
Düşdi ‘ışkına gönül dil-dâre bilmen n’eyleyem
Bülbül-i dil kaldı hâr-ı firkat içre zâr ile
Ol kad-i serv ü gül-i ruhsâra bilmen n’eyleyem
Şâhiyâ hayfâ ki hasret tâ kıyâmet kalısar
Hâlümi ‘arz idemen ol yâre bilmen n’eyleyem

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayrılığın elinden çaresiz kaldım, ne yapayım bilmiyorum; derdime derman bulamadım, bir çare bilmiyorum, ne yapayım.

2. Eyvah hasret, eyvah dert, yazık; ömrüm ayrılıkla geçti. Şu hilekâr güzele (puta) kavuşamazsam ne yaparım, bilmiyorum.

3. Gönül o dağınık zülfü ve beni görüp esir oldu; gönül o sevgilinin aşkına düştü, ne yapayım bilmiyorum.

4. Gönül bülbülü ayrılık dikeninin içinde inleyip kaldı; o servi boylu, gül yanaklı sevgiliye karşı ne yapayım bilmiyorum.

5. Ey Şâhî, yazık ki bu hasret kıyamete dek sürecek; halimi o sevgiliye arz edemiyorum, ne yapayım bilmiyorum.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "bilmen n'eyleyem", kafiye "bî-çâre, çâre, 'ayyâra, dil-dâre, ruhsâra, yâre" kelimelerindeki "-âr" sesi ve onu izleyen yönelme ekidir. Kılıç "n'eyleyem" kelimesini divandaki redifler arasında sayar. Redifteki "bilmen", Eski Anadolu Türkçesinde "bilmem" demektir. Matlada kafiye kelimeleri aynı kökten gelir: "bî-çâre" (çaresiz) ile "çâre" (çare). Bu, kafiye bilgisine göre zayıf bir tercihtir; buna karşılık matlanın iki mısraı aynı çaresizliği iki yönden söyler: önce kişinin kendisi çaresizdir, sonra derdin çaresi yoktur. Gazel neşirde 91. sayfadadır ve kendi varak imi yoktur. Kime yazıldığı belirtilmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütün ağırlığı redifte toplanır. Her beyit bir çaresizlik durumunu anlatır ve "bilmen n'eyleyem" (ne yapayım bilmiyorum) ile kapanır; böylece gazel, aynı soruya beş ayrı yerden varan bir yakınmaya dönüşür. Aynı söz Bayezid'in nesrinde de vardır: Kılıç'ın aktardığı, Kütahya sancağının verilmesi üzerine babasına yazdığı mektupta şehzade "şol denlü şâdam ki şâdılığımdan bilmem n'eyliyem" der. Mektupta sevinçten, gazelde ayrılıktan doğan şaşkınlık aynı deyimle anlatılır; bu benzerlik bizim tespitimizdir. İkinci beytin başındaki "Hasretâ derdâ dirîgâ" dizisi, sonuna "-â" ünlemi eklenmiş üç kelimeden oluşan bir nidadır: "eyvah hasret, eyvah dert, yazık". Aynı beyitte sevgili "büt-i 'ayyâr" diye anılır; "büt" (put) divan şiirinde güzelin, "'ayyâr" ise hilekâr ve gönül çalan kişinin karşılığıdır.

Üçüncü beyit tuzak mazmununa dayanır: dağınık zülüf gönül kuşunu yakalayan ağ, yanaktaki ben ise yem tanesi gibi düşünülür. Mısrada yalnız "zülf" ile "hâl" anılır, ama "esîr olmak" sözü bu tasarımı tamamlar. Dördüncü beyitte gül ile bülbül mazmunu tersinden kurulur: bülbül gülün yanında bulunmaz, ayrılığın dikenleri arasında kalmıştır. "Kad-i serv" (servi boy) ile "gül-i ruhsâr" (gül yanak) tamlamaları, bahçe imgelerini bir araya getiren bir tenasüp oluşturur. Son beyitteki "kalısar", Eski Anadolu Türkçesinin gelecek zaman ekiyle kurulmuştur ve "kalacak" anlamındadır. Mahlas beytinde hasretin kıyamete dek sürmesinden yakınılır, ama asıl dert hâlin sevgiliye arz edilememesidir. Bu, Şâhî'nin divanında sık görülen bir temadır. Kılıç'a göre divanın muhtevası büyük ölçüde "ayrılık, fürkat, firâk, hicrân, hasret, hecr" kelimelerinde toplanabilir ve bu gazel, ilk kelimesi "hecr" ile bu tanıma birebir uyar.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 91, gazel no. 92 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225); ayrıca s. 8 (Bayezid'in babasına mektubu), s. 29 (redifler) ve s. 31 (divanın ana teması), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar