Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Hâne-i ahzânuma bassa kadem hânum benüm
Çıkmak ister raks urup şevk ile bu cânum benüm
Zahm uraldan tîg-i müjgânun dil-i sad-pâreme
Su yirine kan akıdur çeşm-i giryânum benüm
Dûd-ı âhumla ne tan göge boyasam ‘âlemi
Gayrlarla seyr ider ol mâh-ı tâbânum benüm
Kıssa-i derd-i derûnum niçün irmez gûşuna
Söylenür hod fâş olup dillerde destânum benüm
Sâye gibi âşık-ı üftadelerden dûr olup
Seyr ider gün gibi tenhâ mâh-ı devrânum benüm
Dûd-ı âhum göklere boyadı rûy-ı ‘âlemi
Nâr-ı âhumdan sakın ey şâh-ı hûbânum benüm
Şöyle bed-nâmuz bu gün ‘ışk ile Şâhî dünyede
Okıyan hayrân olur ‘âlemde destânum benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Hanım (sultanım) bu hüzünler evime ayak bassa, bu canım sevinçle raks ederek bedenden çıkmak ister.
2. Kirpiklerinin kılıcı yüz parça olmuş gönlüme yara vurduğundan beri ağlayan gözüm su yerine kan akıtır.
3. Ahımın dumanıyla dünyayı göğe boyasam şaşılır mı; o parlak ayım başkalarıyla gezintiye çıkıyor.
4. İçimdeki derdin hikâyesi niçin kulağına erişmez; benim destanım zaten ortaya dökülüp dillerde söylenir.
5. Zamanımın ayı, gölge gibi yere düşmüş âşıklarından uzak durup güneş gibi tek başına gezer.
6. Ahımın dumanı dünyanın yüzünü göklere boyadı; ey güzeller şahım, ahımın ateşinden sakın.
7. Ey Şâhî, bugün dünyada aşk yüzünden öyle adı çıkmış bir kişiyiz ki, âlemde destanımı okuyan hayran olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "benüm", kafiye "hân, cân, giryân, tâbân, destân, devrân, hûbân" kelimelerindeki "-ân" sesi ve onu izleyen "-um" ekidir. "Destânum" kafiyesi dördüncü ve yedinci beyitte iki kez kullanılmıştır. Üçüncü ve altıncı beyitlerin ilk mısraları da hemen aynı düşünceyi tekrarlar: ahın dumanı dünyayı göğe boyar. Böyle tekrarlar, gazelin son biçimini almadan divana geçmiş olabileceğini düşündürür; bu bizim tahminimizdir. Kılıç gazeli "benüm" redifli on gazel arasında sayar (dipnot 73'te "95", bu bölgede girişteki numaralar metindekinin bir eksiğidir). Neşirde 36a varak imi ikinci beytin sonundadır. Kime yazıldığı belirtilmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Matladaki "hâne-i ahzân" (hüzünler evi), Hz. Yakub'un Yusuf'u kaybettikten sonra çekildiği evi hatırlatan bir tamlamadır. Aynı mısrada "hâne" ile "hân" (han, hükümdar) yan yana gelerek bir ses oyunu kurar: hüzün evine bir han konuk olacaktır. Sevgili gelirse canın sevinçle raks ederek bedenden çıkması, aşkta ölümü bir kavuşma bayramı gibi gören divan şiiri anlayışının sık kullanılan bir söyleyişidir. İkinci beyitte kirpik kılıca, gözyaşı kana dönüşür; bu mısra Şâhî'nin başka şiirlerinde de neredeyse aynı biçimde geçer ("Hasretünden kan akıdur çeşm-i giryânum benüm" Kılıç'ın girişte aktardığı 11. murabbaın ilk mısraıdır).
Üçüncü ve altıncı beyitlerde "gök" kelimesi iki anlamlı okunabilir: ahın dumanı dünyayı göğe kadar kaplar, ya da dünyayı gök renge, yani maviye boyar. Beşinci beyit gölge, güneş ve ay arasında bir tenasüp kurar. Âşıklar yere düşmüş gölgeler gibidir; sevgili onlardan uzak, gökte yalnız yürüyen güneş gibidir. Sevgilinin aynı zamanda "mâh" (ay) diye anılması, gece ile gündüzün iki ışığını tek kişide birleştirir. Dördüncü ve yedinci beyitlerde âşığın derdi bir "destân"dır; herkes onu bilir, yalnız sevgilinin kulağına ulaşmaz. Makta beytinde "bed-nâm" (adı kötüye çıkmış) olmak bir övünç vesilesine çevrilir: rezil olan âşığın hikâyesi okuyanı hayran bırakır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 93-94, gazel no. 96 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 36a); ayrıca s. 29 (dipnot 73: "benüm" redifli gazeller) ve s. 31 (11. murabbaın ilk bendi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






