Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün
Gel ey tab’-ı sühen-senc ü güher-çîn
Nigâra nâme yaz zîbâ vü rengîn
Ruh-ı cânân gibi mahbûb olsun
Yanında dil-berün mergûb olsun
Kad-i dil-ber gibi her beyti mevzûn
Leb-i cânân gibi her lafzı mey-gûn
Perî ruhsârumı teshîr kılsun
Mübârek hâtırında yir kılsun
Şehâ ehl-i nazm medhünde kâsır
Egerçi her biri fenninde mâhir
Sen ol şehsin ki şâhâ hınk-ı gerdûn
Gelür karşuna zer zeyniyle her gün
Bugün kabzandadur şemşîr-i mirrîh
Mutî’ olmazsa a’dâ başına mîh
Eger korkutmasan pençenle şîri
Kaçup çarh üzre idinmezdi yiri
Şu bezm-i ‘ıyşdur bezmün ki ey yâr
Kamer deffâf u Zühre çengisi var
Zebân-ı hâl ile dir çeng-i Zühre
Şehâ sür devrüni tayanma dehre
El urupsun sa’âdet gibi gence
Ne tan ursan yidi iklîme pençe
Şeh-i gîtî-sitân şâh-ı cihânsın
Sikender-der Ferîdûn-ı zemânsın
Nedür devründe İskender Ferîdûn
Senün ey pâdişâh-ı rub’-ı meskûn
Şehâ her ilde bir İskenderün var
Ferîdûn gibi yüz bin serverün var
Bu gün devründe yokdur pençe-gîrün
Şeh-i gerdân-keşânlar hep esîrün
Cihânı dutdı nâm u dâstânun
Süleymân Hânısın devr-i zemânun
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey söz tartan, inci toplayan tabiatım (şairlik yeteneğim), gel, sevgiliye süslü ve renkli bir mektup yaz.
2. (Mektup) sevgilinin yanağı gibi sevimli olsun; gönül alanın (sevgilinin) yanında beğenilsin.
3. Her beyti sevgilinin boyu gibi ölçülü (vezinli), her sözü sevgilinin dudağı gibi şarap renginde olsun.
4. Peri yüzlü sevgilimi büyülesin; onun mübarek gönlünde yer etsin.
5. Ey şah, her biri kendi sanatında usta olsa da, şiir ehli seni övmekte yetersiz kalır.
6. Sen öyle bir şahsın ki, ey şah, felek atı her gün altın eğeriyle (güneşle) karşına gelir.
7. Bugün Merih'in (savaş yıldızının) kılıcı senin elindedir; düşmanlar itaat etmezse (o kılıç) başlarına çakılan bir çividir.
8. Eğer pençenle aslanı korkutmasaydın, (aslan) kaçıp göğün üstünde (Esed burcunda) kendine yer edinmezdi.
9. Ey sevgili, bu zevk ve eğlence meclisi senin meclisindir; Ay onun tefçisi, Zühre (Venüs) de çengçisidir.
10. Zühre'nin çengi hâl diliyle der ki: "Ey şah, devrini sür, zamana güvenme."
11. Saadet gibi bir hazineye el uzatmışsın; yedi iklime pençe atsan şaşılır mı?
12. Dünyayı fetheden şah, cihanın padişahısın; zamanın İskender'i, Feridun'usun. ("Sikender-der" kelimesi açık değildir; "Sikender-fer", yani İskender şanlı diye okunması mümkündür, bu bizim tahminimizdir.)
13. Ey dünyanın meskûn dörtte birinin padişahı, senin devrinde İskender ve Feridun nedir ki?
14. Ey şah, her ülkede bir İskender'in, Feridun gibi yüz bin beyin (emrinde) vardır.
15. Bugün senin devrinde sana pençe atabilecek (bilek güreşinde seni yenebilecek) kimse yoktur; boyun eğmeyen şahların hepsi senin esirindir.
16. Adın ve şanın dünyayı tuttu; sen zamanın devrinin Süleyman Han'ısın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Kılıç neşrinde "Mesneviler" başlığı altında üç manzume vardır; bu, onların ilkidir ve on altı beyittir. Mesnevi, her beytin kendi içinde kafiyelendiği (aa, bb, cc…) nazım şeklidir; iki beyitlik şiirlerden binlerce beyitlik eserlere kadar her uzunlukta yazılmıştır ve genellikle aruzun kısa kalıplarıyla söylenir. Şâhî'nin üç mesnevisi de mesnevi için yaygın sayılan yedi vezinden biri olan "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kılıç'ın tarifine göre yazmada murabbaların ardından iki gazel, iki mesnevi, üç gazel ve bir mesnevi gelir. Neşirde numaranın yanında [84b], yedinci beytin sonunda [85a] imi bulunur. Kafiyelerin çoğu tamdır; "kâsır" ile "mâhir" (5) ve "gerdûn" ile "gün" (6) yalnız son seste buluşur.
Anlam ve Söz Sanatları
Manzume iki kısımdan oluşur. İlk dört beyitte şair kendi "tab'"ına, yani şiir yeteneğine seslenir ve ondan sevgiliye bir "nâme" yazmasını ister. Mektubun her beyti sevgilinin boyu gibi "mevzûn" olmalıdır; kelime hem "vezinli" hem "düzgün boylu" anlamına geldiği için bir tevriye kurulur. Beşinci beyitten itibaren hitap "şehâ"ya döner ve manzume bir övgüye dönüşür. Övgü gök cisimleriyle kurulur: felek atı her gün güneşten altın eğeriyle hizmete gelir, Merih'in kılıcı şahın elindedir, Ay tef, Zühre çeng çalar. Sekizinci beyitte gökteki Aslan burcunun (Esed) oraya şahın pençesinden korkup kaçtığı söylenir; bu tipik bir hüsn-i talildir. Onuncu beyitte Zühre'nin çengi "hâl diliyle" şaha devrini sürmesini ama zamana güvenmemesini söyler; övgünün içine küçük bir öğüt yerleştirilmiştir. İskender ve Feridun telmihleri şahı efsanevi hükümdarlardan üstün tutar. Son beyitteki "Süleymân Hânısın devr-i zemânun" sözü hem Hz. Süleyman'ın efsanevi saltanatını hem de padişahın adını anar.
Tarihî Bağlam
Son beyit muhatabı adıyla verir: Kanuni Sultan Süleyman. Kılıç bu mesnevi üzerinde ayrıca durmaz; ancak şehzadenin başka bir şiirinde babasını "bir nigâra benzeterek" divan estetiği içinde tasvir ettiğini, bir yandan da onun padişahlığını övdüğünü belirtir. Bu mesnevide de aynı yol izlenir: ilk beyitlerdeki "nigâr" ve "perî ruhsâr", beşinci beyitten sonra "şâh" olarak çıkar. Manzumenin babaya gönderilmiş manzum bir mektup olarak yazıldığı bizim okumamızdır; yazılış tarihi bilinmez.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 150-151, mesnevi no. 1 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 84b-85a); ayrıca s. 27 (divanın tertibi), s. 29-30 (vezin dökümü), s. 36 (babanın nigâra benzetilmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
- Mustafa Çiçekler, "Mesnevî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 320-322. https://islamansiklopedisi.org.tr/mesnevi
Çevrimiçi kaynaklar





