Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün
Kurıldukda yahûd mîzân yâ Rab
Günâhum tartılur olur agır heb
Şu denlü yükleneyem ben günâhı
Meger ‘afvundan ola yâ İlâhî
Sırât üzre revân oldukda mahlûk
Benüm hâlüm n’ola üstümde yük çok
Rahîmâ rahm kıl salma cahîme
Giriftâr eyleme zecr-i elîme
Bana cennet yolın âsân eyle
Günâhum ‘afv kıl ihsân eyle
Cenâbundur tazarrû’-gâh-ı mahlûk
Elümde sana lâyık bir ‘amel yok
Kara yüzüm getürdüm bâr-gâha
Siyeh kuldur ki çekdüm pâdişâha
Alurlar Hindûyı redd eylemezler
Kerem bâbın yapup sedd eylemezler
Sen ol sultan-ı ‘âlemsin ki bî-had
Niçe yirlerde Kur’ân içre bî-ad
Buyurdun ben ‘afüvv ü ben kerîmüm
Ra’ûf u Gâfirü’z-zenb ü Rahîmüm
Didün lâ taknatû min rahmeti’llâh
Kapuna geldüm işte şey’en lil’lâh
Revâ mı pâdişâhum hazretünden
Ki mahrûm ola Şâhî himmetünden
Şu dem kim mevc ura deryâ-yı himmet
Dü-‘âlem rahmete gark ola kat kat
Günahum ‘afvdan ey bâr-ı Gaffâr
Bana fâ’ide sana ne ziyân var
‘Atâ bezl eyledükde hâs u ‘âma
Yeter bir katre bu âsî gulâma
Gözüm yaşına yâ Rab şefkat eyle
Habîbün hürmetine rahmet eyle
Günümüz Türkçesiyle
1. Ya Rab, terazi (mîzan) kurulduğunda günahım tartılır ve hepsi ağır gelir.
2. Bu kadar günah yüklenmişim ki, ya İlahî, (kurtuluşum) ancak senin affınla olabilir.
3. Yaratılmışlar Sırat köprüsü üzerinden geçerken, sırtımda bu kadar yük varken benim hâlim nice olur?
4. Ey Rahîm (merhametli), merhamet et, (beni) cehenneme atma; acı veren azaba tutsak etme.
5. Bana cennet yolunu kolaylaştır; günahımı affet, ihsanda bulun.
6. Senin yüce katın yaratılmışların yalvarma yeridir; elimde sana layık bir amel yok.
7. Kara yüzümü (yüz karamı) bargâha getirdim; padişaha hediye çektiğim (sunduğum) şey kara bir köledir.
8. (Hükümdarlar) Hint kölesini kabul eder, geri çevirmezler; kerem kapısını örüp kapatmazlar.
9. Sen öyle bir âlem sultanısın ki, Kur'ân'da sayısız yerde, sınırsız (bir lütufla),
10. "Ben Afüvv'üm (affedenim), ben Kerîm'im (cömerdim); Raûf'um (şefkatliyim), günahları bağışlayanım ve Rahîm'im (merhametliyim)" buyurdun.
11. "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin" dedin; işte kapına geldim, Allah rızası için (bir şey ver).
12. Padişahım, senin huzurundan Şâhî'nin senin himmetinden (lütfundan) mahrum kalması reva mı?
13. O an ki himmet denizi dalgalansa, iki dünya kat kat rahmete gark olur.
14. Ey Gaffâr olan Yaratıcı, günahımı affetmenin bana faydası var; sana ne ziyanı var?
15. Seçkinlere ve halka ihsan saçtığında, bu asi kula bir damlası yeter.
16. Ya Rab, gözyaşıma şefkat et; Habîbin (Hz. Muhammed) hürmetine rahmet eyle.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Üçüncü mesnevi on altı beyitlik bir münacattır ve neşrin Türkçe şiirler kısmını kapatır. Her beyit kendi içinde kafiyelenir ve "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbı kullanılır. Mesnevilerin giriş bölümlerinde yer alan münacat, burada başlı başına bir manzume olmuştur. Neşirde dokuzuncu beytin sonunda [90b] imi vardır; ikinci mesnevinin son beytinden sonra duran [90a] imi de bu mesnevinin başlangıcına işaret ediyor olabilir. Bazı kafiyeler zayıftır: "mahlûk/yok" (6), "himmet/kat" (13), "şefkat/rahmet" (16). Birinci beyitteki "yahûd" (ya da) kelimesinin işlevi açık değildir; dokuzuncu beyitteki "bî-ad", "bî-'add" (sayısız) demektir ve ayın işaretsiz dizilmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Manzume kıyamet gününün sahneleriyle açılır: mîzan (amellerin tartıldığı terazi), Sırat köprüsü ve cehennem. Kul, sırtındaki günah yüküyle köprüden geçemeyeceğinden korkar; "yük" ve "ağır" kelimeleri terazi ile köprüyü birbirine bağlar. Yedinci ve sekizinci beyitlerde güçlü bir benzetme vardır: kul kara yüzünü, yani yüz karasını, padişaha hediye olarak sunulan kara bir köleye benzetir. Hükümdarlar Hint diyarından gelen kara köleleri geri çevirmez; Allah da kara yüzlü kulunu reddetmez. Onuncu ve on birinci beyitlerde Kur'ân'a dayanılır. Kılıç dipnotlarında "Gâfirü'z-zenb" sözünün Mü'min suresinin üçüncü âyetinde, "lâ taknatû min rahmeti'llâh" sözünün Zümer suresinin elli üçüncü âyetinde geçtiğini gösterir; Allah'ın isimleri (Afüvv, Kerîm, Raûf, Rahîm) art arda sayılır. Bu, iktibas sanatının örneğidir. "Şey'en lil'lâh" ise dervişlerin ve dilencilerin kapı önünde söylediği sözdür. On dördüncü beyitteki "bana faydası var, sana ne ziyanı var" sorusu, kulun Allah'la pazarlık eder gibi samimi bir dil kullanmasının örneğidir.
Tarihî Bağlam
Kılıç, divanın en sonunda yer alan mesnevinin son beyitlerinde Şâhî'nin Allah'tan af dilediğini, babasına uzun ömür ve saltanat temenni ettiğini söyler. Neşirde bu iki dilek ayrı mesnevilerdedir: babanın ömrü için dua ikinci mesnevinin sonundadır, af dileği bu mesnevidir. On ikinci beyitteki "pâdişâhum" hitabı Allah'a yöneliktir; ancak babasından af bekleyen bir şehzadenin kaleminde iki anlamlı okunmaya açıktır. Bu bizim okumamızdır. İkinci Farsça nazımla ortaklıklar da dikkat çeker: orada da "zecr-i elîm", "cahîm" ve "rahîm" kelimeleri bir arada geçer.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 153-154, mesnevi no. 3 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 90a-90b), dipnot 123 (Mü'min 40/3), 124 (Zümer 39/53); ayrıca s. 27 (divanın tertibi), s. 36 (son mesnevinin son beyitleri), s. 164 (Farsça nazm no. 2), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
- Mustafa Çiçekler, "Mesnevî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 320-322. https://islamansiklopedisi.org.tr/mesnevi
Çevrimiçi kaynaklar



