Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün
Letâfet gülsitânıdur cemâlün
Melâmet bûstânıdur cemâlün
Ruhun tâbiyle gül tâbende olmış
Hatun bûyına sünbül bende olmış
Hatun âşüftesi reyhân u ‘anber
Kadün hayrânı şimşâd u sanavber
Cemâlün seyrine nergisler ey şâh
Dökilmiş yollar üzre gözedür râh
N’ola yüz kızdurup ey yâr-ı gülnâr
Dise yüzüne sensüz bana gül nâr
Degüldür şevk-i gülden zâr bülbül
Firâkundan ider feryâd u gulgul
Ko medhi hecr elinden dâd eyle
Baş aç meydâna gir feryâd eyle
Nedür bu çekdügün devrân elinden
Vefâsuz cevri çok cânân elinden
Hayâl-i vaslun olmayaydı zikrüm
Gamunla taglara düşmekdi fikrüm
Gözümde uçar ey mihr ü hayâlün
Kerem eyle yine göster cemâlün
Saçun gibi gönül hâli müşevveş
Ko cevri rahm kıl ey yâr-i ser-keş
Ciger hûn oldı la’lün hasretinden
Kadüm ham oldı kaddün fürkatünden
Gönülden uyku gitdi dilden ârâm
Belâ küncinde kaldum zâr u nâ-kâm
Meded derd ü gamun cânuma yetdi
Sirişküm ‘âlemi gark-âb itdi
Şekîb ü sabr u ârâm u karârum
Elümden gitdi hep ey şehr-yârüm
Olaydı sende ger ey şâh şefkat
Komazdun fürkatünde böyle hasret
Bu mihnet ey ‘aceb cânândan mı
Yahûd bu gadri çok devrândan mı
Kerem eyle benüm şâh-ı cihânum
Ten-i fersûdede rûh-ı revânum
Cenâbun Ka’be-i halk-ı cihândur
Tavâf itmek anı dermân-ı cândur
Cemâlün pertevi nûr-ı Hudâdur
Dile Merve hakı seyri safâdur
Beni ol âsitândan dûr itme
Elüm al yirde koyup hor itme
Şehâ Şâhî gulâmun kâmrân it
Sevindür gamlı gönlin şâdmân it
Yeter gözinde uçurdun hayâlün
Murâdıdur hemân göster cemâlün
Dırâz itdün sözi başla du’âya
Şehenşâh-ı cihân zıll-ı Hudâya
Hudâyâ gönlini gamdan berî kıl
Vücûdın mülk-i sıhhat serveri kıl
Hemîşe kâm-bîn ü kâmrân it
Niçe yıllar dahı şâh-ı cihân it
Hudâyâ ‘ömrini anun dırâz it
‘Adûsı ‘ömrini eksüld ü az it
Cenâb-ı ‘izzete yüz urdı Şâhî
Kabûl eyle du’âsın yâ İlâhî
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin güzelliğin incelik gül bahçesidir; senin güzelliğin (âşıkları kınanmaya uğratan) melamet bostanıdır.
2. Yanağının parıltısıyla gül parlak olmuş; ayva tüylerinin kokusuna sümbül kul olmuş.
3. Reyhan ve amber ayva tüylerinin tutkunu, şimşir ve çam ağacı boyunun hayranıdır.
4. Ey şah, nergisler güzelliğini seyretmek için yollar üzerine dökülmüş, yolunu gözlüyor.
5. Ey nar çiçeği (yanaklı) sevgili, (âşığın) yüzü kızarıp yüzüne "sensiz gül bana ateştir" dese buna şaşılır mı?
6. Bülbülün inlemesi gülün özleminden değildir; senin ayrılığından feryat ve figan eder.
7. (Ey gönül,) övgüyü bırak, ayrılığın elinden şikâyet et; başını aç, meydana gir, feryat et.
8. Zamanın elinden, vefasız ve cefası çok sevgilinin elinden çektiğin bu (dert) nedir?
9. Vuslatının hayali dilimde olmasaydı, aklım fikrim senin gamınla dağlara düşmek olurdu.
10. Ey güneş, hayalin gözümde uçuşuyor; kerem et, güzelliğini yine göster.
11. Gönlümün hâli saçın gibi dağınıktır; ey dikbaşlı sevgili, cefayı bırak, merhamet et.
12. Lal dudağının hasretinden ciğerim kan oldu; boyunun ayrılığından boyum büküldü.
13. Gönülden uyku gitti, gönülden huzur gitti; bela köşesinde inleyerek ve muradına ermeden kaldım.
14. İmdat, derdin ve gamın canıma yetti; gözyaşım dünyayı suya gark etti.
15. Ey şehriyarım, sabrım, tahammülüm, huzurum ve kararım hep elimden gitti.
16. Ey şah, eğer sende şefkat olsaydı, ayrılığında beni böyle hasret içinde bırakmazdın.
17. Ne tuhaf, bu mihnet sevgiliden mi, yoksa hilesi çok olan zamandan mı?
18. Ey benim cihan şahım, ey yıpranmış bedenimdeki akıp giden ruhum, kerem et.
19. Senin yüce katın cihan halkının Kâbe'sidir; onu tavaf etmek canın dermanıdır.
20. Güzelliğinin parıltısı Allah'ın nurudur; gönül için onun Merve'si, gerçekten Safâ'yı seyretmektir (safadır).
21. Beni o eşikten uzak etme; elimden tut, yerde bırakıp hor görme.
22. Ey şah, kulun Şâhî'yi muradına erdir; gamlı gönlünü sevindir, şadman et.
23. Yeter, onun gözünde hayalini uçurdun; onun tek muradı, güzelliğini göstermendir.
24. Sözü uzattın; cihanın şehinşahı, Allah'ın gölgesi (olan padişah) için duaya başla.
25. Allah'ım, onun gönlünü gamdan uzak kıl; vücudunu sağlık ülkesinin başı kıl.
26. Onu daima muradına eren ve mutlu kıl; daha nice yıllar cihan şahı eyle.
27. Allah'ım, onun ömrünü uzun et; düşmanının ömrünü eksilt ve kısalt.
28. Şâhî yüzünü (Allah'ın) izzet katına sürdü; ya İlahî, onun duasını kabul et.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
İkinci mesnevi yirmi sekiz beyitle üç mesnevinin en uzunudur. Her beyit kendi içinde kafiyelidir ve "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbı kullanılır. Neşirde numaranın yanında [85b], dokuzuncu beytin sonunda [86a], on sekizincinin sonunda [86b], yirmi yedincinin sonunda [87a] imi vardır. Son beytin sonundaki [90a] imi, Kılıç'ın tarif ettiği tertipte iki mesneviden sonra gelen üç gazel yüzünden bir sonraki mesnevinin başlangıcına işaret ediyor olabilir; bu bizim tahminimizdir. Manzume dört kısma ayrılır: güzellik tasviri (1-6), şairin kendine seslenip şikâyete geçmesi (7-17), şaha yakarış (18-23) ve dua (24-28). Kafiyelerin çoğu tamdır; "şefkat/hasret" (16) zayıftır.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk altı beyit bir bahçe kurar: gül, sümbül, reyhan, amber, şimşir, çam, nergis ve bülbül sevgilinin yanağına, ayva tüylerine, boyuna hizmet eder. Bu, geniş bir tenasüp örgüsüdür. Nergislerin yollara dökülüp yol gözlemesi, nergisin göze benzetilmesine dayanan bir teşhistir. Beşinci beyitte "gülnâr" (nar çiçeği) ile "gül nâr" (gül ateştir) arasında mürekkep cinas vardır. Yedinci beyitte şair kendine seslenir ve övgüyü bırakıp şikâyete geçer; bu dönüş manzumenin eksenidir. On dokuzuncu ve yirminci beyitlerde sevgilinin katı Kâbe'ye benzetilir; "Merve" ve "safâ" kelimeleri hac sırasındaki Safâ ile Merve tepeleri arasındaki sa'yi hatırlatır, "safâ" ise aynı zamanda "zevk" demektir. Bu bir tevriyedir. Yirmi dördüncü beyitte "Dırâz itdün sözi başla du'âya" sözüyle şair yine kendine seslenir ve kasidelerin sonundaki dua bölümüne benzer bir kapanışa geçer.
Tarihî Bağlam
Dua beyitlerindeki "Şehenşâh-ı cihân zıll-ı Hudâ" (cihanın şehinşahı, Allah'ın gölgesi) padişah için kullanılan bir unvandır. Kılıç, divanın sonundaki mesnevinin son beyitlerinde Şâhî'nin babasına uzun ömür ve saltanat dilediğini belirtir; bu dualar neşirde bu mesnevinin 25-27. beyitlerindedir. Buna göre manzumede "şâh", "şehr-yâr" diye seslenilen sevgili padişahtır, yani Kanuni'dir. Kılıç ayrıca şehzadenin babasını görme arzusunun divanın sonlarındaki şiirlerde yalvarma derecesine yükseldiğini ve üçüncü murabbada "Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur" dediğini gösterir. Bu mesnevideki "Beni ol âsitândan dûr itme" yakarışı aynı dilekle örtüşür; bu karşılaştırma bizimdir. Manzumenin yazılış zamanı bilinmez.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 151-153, mesnevi no. 2 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 85b-87a); ayrıca s. 27 (divanın tertibi), s. 34 (murabba no. 3, babayı görme arzusu), s. 36 (son mesnevinin son beyitleri), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
- Mustafa Çiçekler, "Mesnevî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 320-322. https://islamansiklopedisi.org.tr/mesnevi
Çevrimiçi kaynaklar




