Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün

İrüp şâh-ı cihân bezmine el virmiş iken vuslat
Safâ câmına el vurup iderken rûz u şeb ‘işret
Dirîgâ sohbeti bozdı yine bu çarh-ı bî-şefkat
Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat
Visâl-i yâre irdükde sevindüm şâdmân oldum
Safâ bezmine şâhâne oturdum kâmrân oldum
Elümden bâde-i vuslat gidelden nâ-tüvân oldum
Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat
Belâ-yı derd-i hecrünle bana hîç bilmezem n’oldı
Gönülden şâdluk gitdi yirine derd ü gam toldı
Ruhum berg-i hazân-mânendi bâd-ı hecr ile soldı
Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat
Koyup el sînede karşunda hizmet bana ‘izzetdür
Göz ucıyla nazar şâhum kuluna ‘ayn-ı hürmetdür
Eger mektûb ile geh geh anarsan ‘âlî-himmetdür
Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat
Şeb-i fürkatde nâr-ı şevk ile dil şem’-veş yandı
Çerâgı tekye-i ‘ışkun söyinmiş idi uyandı
Duhân-ı âh-ı Şâhîyle felekler göge boyandı
Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat

Günümüz Türkçesiyle

1. Cihan şahının meclisine erişip kavuşma elime geçmişken, safa kadehine el uzatıp gece gündüz eğlenirken, yazık ki bu acımasız felek yine sohbeti bozdu. Ayrılığın beni helâk etti; ayrılık ne zor bir dert imiş.

2. Sevgiliye kavuştuğumda sevindim, mutlu oldum; safa meclisine şahane oturdum, muradıma erdim. Kavuşma şarabı elimden gideli beri güçsüz düştüm. Ayrılığın beni helâk etti; ayrılık ne zor bir dert imiş.

3. Ayrılık derdinin belâsıyla bana ne oldu, hiç bilmiyorum; gönülden sevinç gitti, yerine dert ve gam doldu. Yanağım ayrılık rüzgârıyla güz yaprağı gibi soldu. Ayrılığın beni helâk etti; ayrılık ne zor bir dert imiş.

4. Elimi göğsüme koyup karşında hizmet etmek benim için şereftir; şahım, kuluna göz ucuyla bakman bile saygının ta kendisidir. Ara sıra beni mektupla anarsan bu da yüce gönüllülüktür. Ayrılığın beni helâk etti; ayrılık ne zor bir dert imiş.

5. Ayrılık gecesinde gönül özlem ateşiyle mum gibi yandı; aşkının tekkesinde sönmüş olan kandil yeniden uyandı. Şâhî'nin ahının dumanıyla felekler göğe (maviye) boyandı. Ayrılığın beni helâk etti; ayrılık ne zor bir dert imiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik, nakaratlı bir murabbadır. Vezin hezec bahrinin "mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün" kalıbıdır; Kılıç'ın dökümüne göre divanda bu kalıpla yazılmış yalnız iki murabba vardır, öteki üçüncü murabbadır. İlk bentte dört mısra "-at/-et" sesiyle kafiyelenir: vuslat, 'işret, bî-şefkat, fürkat. Öteki bentlerde "-ân oldum", "-oldı", "-etdür" ve "-andı" kafiyeleri kullanılır. Nakarat "Helâk itdi beni hecrün ne müşkil derd imiş fürkat" mısraıdır. Mahlas son bentte geçer (vr. 66b-67a).

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir bir kavuşmanın kaybını anlatır. İlk iki bent, şairin "şâh-ı cihân" meclisine erişip safa kadehine el uzattığı, şahane oturup muradına erdiği günleri hatırlar; bezm, câm, 'işret ve bâde kelimeleri içki meclisine ait bir tenasüp kurar. Felek bu sohbeti bozunca şair güçsüz düşer. Üçüncü bentte yanağın ayrılık rüzgârıyla güz yaprağı gibi solması bir teşbihtir. Son bentte gönül mum gibi yanar, aşk tekkesinin sönmüş kandili yeniden yanar ve ahın dumanı felekleri boyar. "Göge boyandı" sözündeki "gök" hem gökyüzü hem mavi renk anlamına gelir; bu ikili anlam tespitimizdir. "Söyinmiş" kelimesi "sönmüş"ün eski Anadolu Türkçesindeki biçimidir.

Nakaratın ikinci yarısı, "ne müşkil derd imiş fürkat", divanın on ikinci gazelinin matlaında da aynen geçer. Kılıç bu gazelin beyitlerini Şâhî'nin şiirlerinde "hecr" ve "fürkat" kelimelerinin ne kadar sık kullanıldığını göstermek için örnek verir.

Tarihî Bağlam

Kılıç, dördüncü bendi Bayezid'in babası Kanuni Sultan Süleyman'a hitap eden şiirleri arasında anar ve bu bendi babasından mektup bekleyen bir oğlun sözü olarak okur. Ona göre Bayezid, Kütahya'dan Amasya'ya gitmemek için ve İran'da şahın yanındayken isteklerini ve af dileklerini ileten pek çok mektup yazmış, bunların çoğuna cevap alamamıştır. Bentteki "elini göğsüne koyup hizmet etmek", "göz ucuyla nazar" ve "mektûb ile geh geh anmak" sözleri bu okumayı destekler. Şiirin bu iki dönemden hangisine ait olduğuna dair metinde bir işaret yoktur. İlk bentteki "şâh-ı cihân bezmi" ifadesinin de babanın meclisini anlattığı düşünülebilir; bu bizim okumamızdır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 130-131, murabba no. 2 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 66b, 67a); ayrıca s. 29 (vezinler), s. 31-32 (babaya hitap eden şiirler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
  • Şerafettin Turan, "Bayezid, Şehzade", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 230-231, https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-sehzade.

Çevrimiçi kaynaklar