Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Dûr olalı gün yüzünden yatludur başum benüm
Garka virdi ‘âlemi Ceyhûn-veş yaşum benüm
Derd ü gam hecr ü belâdur yâr u yoldaşum benüm
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Gönlümün eğlencesi vü cânumun cânânısın
Haste cânumçün tabîb ü derdümün dermânısın
Yâ meleksin yâ perîsin yâhud âdem cânısın
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Gül yüzünden ayrılalı bülbül-i cân hastedür
Giceden tâ subha dek âhum göge peyvestedür
Cân u dil ey mâh-rû mihr-i ruhunla bestedür
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Âfitâb-ı hüsnün ile çün münevverdür cihân
Lutf idüben itmegil ben zerreden anı nihân
Pâk-bâz-ı ‘ışk olanlar terk ider rûh-ı revân
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Âteş-i fürkatle cânâ olalı bagrum kebâb
Bezm-i gamda eyledüm şâhâ gözüm yaşın kebâb
Giceler tâ subh olınca inlerüm hem çün rebâb
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Hecr ü fürkat içre cânâ çekdügüm derd ü belâ
Tâ kıyâmet şerh olınsa binde bir olmaz edâ
Hâsılı hasret füzûn fürkat gamı bî-intihâ
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Ayrılalı gün yüzünden hasret ile ey nigâr
Giceler bülbül gibi işüm gücüm âh ile zâr
Ne visâlün hâsıl olur ne kılur gönlüm karâr
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Mihnet ü derd ü belâ kûhında Ferhâd olmışam
Yaş döküp kan aglamak fenninde üstâd olmışam
Bülbül-i şeydâ gibi feryâda mu’tâd olmışam
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Âteş-i fürkat yakup bagrumı pür-hûn eyledi
Akıdup gözüm yaşın mânend-i Ceyhûn eyledi
Yıkuban dil mülkini Şâhîyi mahzûn eyledi
Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Güneş yüzünden uzak düşeli başım yastıktadır; Ceyhun gibi akan gözyaşım dünyayı suya boğdu. Dert, gam, ayrılık ve belâ dostum ve yoldaşımdır. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
2. Gönlümün eğlencesi, canımın sevgilisisin; hasta canım için tabip, derdimin dermanısın. Ya meleksin ya perisin, ya da insanın canısın. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
3. Gül yüzünden ayrılalı can bülbülü hastadır; geceden sabaha dek ahım göğe ulaşmıştır. Ey ay yüzlü, can ve gönül yanağının güneşine (sevgisine) bağlıdır. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
4. Güzelliğinin güneşiyle cihan aydınlanmışken, lütfet, ben zerreden onu gizleme. Aşkta her şeyini ortaya koyanlar akıp giden canı da terk ederler. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
5. Ey can, ayrılık ateşiyle bağrım kebap olalı, ey şah, gam meclisinde gözümün yaşını kebap ettim. Geceleri sabah olana dek rebap gibi inliyorum. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
6. Ey can, ayrılık içinde çektiğim dert ve belâ kıyamete dek anlatılsa binde biri dile gelmez; kısacası hasret artmakta, ayrılık gamı sonsuz. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
7. Ey güzel, güneş yüzünden hasretle ayrılalı geceleri bülbül gibi işim gücüm ah ve inlemedir. Ne vuslatın elde edilir ne gönlüm karar kılar. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
8. Sıkıntı, dert ve belâ dağında Ferhat oldum; yaş döküp kan ağlama sanatında usta oldum; çılgın bülbül gibi feryada alıştım. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
9. Ayrılık ateşi bağrımı yakıp kan dolu etti; gözümün yaşını Ceyhun gibi akıttı; gönül ülkesini yıkıp Şâhî'yi mahzun etti. Ey gönül okşayanım, sevdiğim, her hâlde dert ortağım benim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir dokuz bentle Şâhî'nin en uzun murabbaıdır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "benüm" redifiyle biter ve "-aşum" sesiyle kafiyelenir: başum, yaşum, yoldaşum, hâldaşum. Öteki bentlerde "-ânısın", "-estedür", "-ân", "-âb", "-â", "-âr", "-âd olmışam" ve "-ûn eyledi" kafiyeleri kullanılır. Nakarat "Dil-nevâzum sevdügüm her hâlde hâldaşum benüm" mısraıdır. Mahlas son bentte geçer (vr. 76a-76b).
Beşinci bentte "kebâb" kelimesi iki mısrada kafiye olarak tekrarlanır: bağır kebap olur, sonra da gözyaşı "kebâb" edilir. Şâhî'nin başka murabbalarında gözyaşı şaraba döner ("Bezm-i gamda gözlerüm yaşın şarâb itdün benüm"); bu yüzden ikinci yerde "şarâb" kelimesi beklenir. Metne dokunmadan bunu bizim okumamız olarak not ediyoruz. Kılıç yedinci bendi girişte örnek olarak aktarırken ilk mısraı "Ayrılalı gün yüzünden hayret ile ey nigâr" diye verir; metinde kelime "hasret"tir.
Anlam ve Söz Sanatları
Nakarattaki "hâldaş", hâlini paylaşan dert ortağı demektir; ilk bentteki "yâr u yoldaş" ile birlikte bir arkadaşlık tenasübü kurar. Şair dertleri yoldaş edinmiştir, sevgiliyi ise her hâlde hâldaşı sayar. İkinci bentte sevgilinin melek mi, peri mi, yoksa insanın canı mı olduğu sorusu bir tecâhül-i ârif örneğidir. Üçüncü bentteki "mihr-i ruh" tamlamasında "mihr" hem güneş hem sevgi anlamına gelir. Dördüncü bentte güneş ile zerre arasında bir tenasüp vardır: güneş ışığında görünen zerre gibi âşık da sevgilinin aydınlığında var olur.
Şiirin başında ve sonunda Ceyhun ırmağı anılır: ilk bentte gözyaşı Ceyhun gibi dünyayı boğar, son bentte ayrılık ateşi gözyaşını Ceyhun gibi akıtır. Bu tekrar şiire başladığı yere dönen bir çerçeve verir; bu tespitimizdir. Beşinci bentteki rebap benzetmesi inleyişi bir sazın sesine bağlar. Sekizinci bentte şair kendini dert dağında Ferhat'a benzetir ve kan ağlama sanatında "üstâd" olduğunu söyler; bu ifade altıncı murabbada da benzer biçimde geçer.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 140-142, murabba no. 15 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 76a, 76b); ayrıca s. 31 (murabbalardan örnekler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






