Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Olalıdan gül yüzün ey dost çeşmümden nihân
Subha dek bülbül gibi ben eylerem zâr u figân
Hâlüme rahm eyler oldı cümleten halk-ı cihân
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
La’l-i nâbun hasretinden bini mahzûn eyledün
Fürkatünle dil-berâ hâlüm diger-gûn eyledün
Leylî-zülfün bendine dil düşdi Mecnûn eyledün
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
Gün yüzüni göreliden olmışam dîvâne ben
Şem’-i ruhsâruna karşu yanmışam pervâne ben
Çâre bulmaz hem dirîgâ derd ile hicrâne ben
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
Hasret-i derdünle cânâ inlerem ben zâr u zâr
Gözlerüm yaşı akar turmaz oluban âşikâr
Dil çeker tâ subha dek her şeb yolunda intizâr
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
Ol hilâl-ebrûn görelden baş açuk dîvâneyem
Derd ü mihnet kıssasından çün yine efsâneyem
Âteş-i ‘ışkına yârün cân virür pervâneyem
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
Mihnet-i hecrün nigârâ haddi vü pâyânı yok
Ne belâyımış cihânda ugradum oranı yok
Bir devâsuz derddür kim dostum dermânı yok
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân
‘Âşık-ı dil-hasteni sen yanulup yâd itmedün
Derd-i hecründen anı bir lahza âzâd itmedün
Şâhî-i üftâdeni vaslun ile şâd itmedün
Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey dost, gül yüzün gözümden gizleneli sabaha dek bülbül gibi inler, feryat ederim. Bütün cihan halkı hâlime acır oldu. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

2. Saf lal dudağının hasretiyle beni mahzun ettin; ey dilber, ayrılığınla hâlimi değiştirdin; gönül Leylâ zülfünün bağına düştü, onu Mecnun ettin. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

3. Güneş yüzünü göreli beri divane oldum; yanağının mumuna karşı pervane gibi yandım. Yazık ki dertle ve ayrılıkla bir çare de bulamıyorum. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

4. Ey can, derdinin hasretiyle inleye inleye ağlıyorum; gözlerimin yaşı durmadan, açıkça akar. Gönül her gece sabaha dek yolunu gözler. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

5. O hilal kaşını göreli beri başı açık bir divaneyim; dert ve sıkıntı hikâyesiyle yine dillere düşmüş bir efsaneyim; sevgilinin aşk ateşine can veren pervaneyim. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

6. Ey güzel, ayrılık sıkıntısının sınırı ve sonu yok; dünyada ne belâymış, uğradım, ölçüsü yok. Dostum, devasız bir dert ki dermanı yok. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

7. Gönlü hasta âşığını yanılıp da anmadın; onu ayrılık derdinden bir an kurtarmadın; düşkün Şâhî'yi vuslatınla sevindirmedin. Gönlüm huzur bulmaz; bana kalan ancak dağlara düşmektir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi bentlik, nakaratlı bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "-ân" sesiyle kafiyelenir: nihân, figân, cihân, hemân. Öteki bentlerde "-ûn eyledün", "ben" redifiyle "-âne", "-âr", "-âneyem", "-ânı yok" ve "itmedün" redifiyle "-âd" kafiyeleri kullanılır. Nakarat "Gönlüm ârâm eylemez taglara düşmemdür hemân" mısraıdır. İkinci bentteki "bini" neşirde böyle dizilmiştir, "beni" okunur. Mahlas son bentte geçer (vr. 75a-75b).

Anlam ve Söz Sanatları

Kılıç, Şâhî'nin murabbalarda kalemini daha ustaca oynattığını göstermek için bu şiirin son bendini örnek verir. O bentte "yâd itmedün", "âzâd itmedün", "şâd itmedün" fiilleri art arda gelir ve sevgiliye yöneltilen sitem üç olumsuz cümleyle güçlenir. Nakarattaki "taglara düşmek", Mecnun'un sevgilisinden ayrı düşünce dağlara ve çöllere çıkmasını hatırlatır; ikinci bentte Leylâ zülfünün bağına düşen gönlün Mecnun olmasıyla bu telmih açıkça kurulur.

Üçüncü ve beşinci bentler aynı imge dünyasını tekrarlar: güneş yüzü ya da hilal kaşı gören âşık divane olur, yanağın mumuna karşı pervane gibi yanar. Üçüncü bendin ilk mısraı, "Gün yüzüni göreliden olmışam dîvâne ben", onuncu murabbaın dördüncü bendindeki "Göreliden gün yüzüni olmışam dîvâne ben" mısraıyla hemen hemen aynıdır ve iki bent aynı "dîvâne, pervâne" kafiyesini kullanır. Altıncı bentteki "pâyânı yok, oranı yok, dermânı yok" dizisi de birinci ve onuncu murabbalarda geçer. Bu tekrarlar, Şâhî'nin murabbalarında hazır kalıplara sık başvurduğunu gösterir; bu tespitimizdir.

Beşinci bentteki "baş açuk dîvâne", başı açık dolaşan deliyi anlatır; "efsâne" kelimesi âşığın dillere düşmüş hikâyesini, "pervâne" ise aşk ateşine kendini atmayı gösterir. Dördüncü bentte sabaha dek yol gözlemek ve gözyaşının "âşikâr", yani herkesin göreceği biçimde akması, aşkın gizlenemez hâle geldiğini söyler. Şiirin kime yazıldığı bilinmiyor.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 139-140, murabba no. 14 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 75a, 75b); ayrıca s. 30-31 (murabbalar üzerine), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar