Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Mihnet-i hecrün nigârâ derd-nâk eyler beni
Hançer-i bürrân-ı fürkat sîne-çâk eyler beni
Âteş-i gurbet yakup bagrumı hâk eyler beni
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Senden ayrı olalı ben derde mu’tâd olmışam
Fenn-i ‘ışk içre şehâ Mecnûndan üstâd olmışam
Sen lebi şîrîn içün ‘âlemde Ferhâd olmışam
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Ayrılalı sen güneş yüzlü kamer-ruhsârdan
Nüh felek göge boyandı derd-i âh u zârdan
Hak seni dûr itmesün dirsen eger dîdârdan
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Görmeyelden ey yüzi gül mâh-ı tâbânum seni
Vâlih ü hayrân olup terk eyledüm cân u teni
Rûz-ı vasla irmeyüp hasret kalursa vâ beni
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Âteş-i hecrünle dil döne döne oldı kebâb
Mâ-cerâ-yı fürkatün şerh idemez yüz bin kitâb
Ya İlâhî sen ‘inâyet eyle sen kıl feth-i bâb
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Sen gülersin serv-kaddüm gülşen içre gül gibi
İnlerüm ben hâr-ı gamda âh idüp bülbül gibi
Câm-ı çeşmüm eşk-i hûn-âb ile toldı mül gibi
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Şâhî senden olalı ey mâh-ı tâbânum cüdâ
Bâba varmaz gözleri feryâd ider subh u mesâ
Hazret-i Hakkun hakı vü hem resûl-i Mustafâ
Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey güzel, ayrılığının sıkıntısı beni dertli eder; ayrılığın keskin hançeri göğsümü yarar; gurbet ateşi bağrımı yakıp toprak eder. Gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
2. Senden ayrı düşeli derde alıştım; ey şah, aşk sanatında Mecnun'dan da usta oldum; dudağı tatlı (Şirin) sen için dünyada Ferhat oldum. Gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
3. Sen güneş yüzlü, ay yanaklı güzelden ayrılalı ahımın ve inleyişimin derdinden dokuz kat gök maviye boyandı. Hak seni yüzünü görmekten uzak etmesin dersen, gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
4. Ey yüzü gül, parlak ayım, seni görmeyeli şaşkın ve hayran olup canı ve teni bıraktım. Vuslat gününe ermeden hasret kalırsam vay bana. Gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
5. Ayrılığının ateşiyle gönül döne döne kebap oldu; ayrılığının hikâyesini yüz bin kitap anlatamaz. Ya İlâhi, sen yardım et, sen kapıyı aç. Gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
6. Ey servi boylum, sen gül bahçesinde gül gibi gülersin; ben gam dikeninde bülbül gibi ah edip inlerim. Gözümün kadehi kanlı yaşla şarap gibi doldu. Gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
7. Ey parlak ayım, Şâhî senden ayrı düşeli gözleri kapına varamaz, sabah akşam feryat eder. Hazret-i Hak hakkı için ve Resul Mustafa hakkı için, gel, gel ey can, yoksa ayrılığın beni helâk eder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi bentlik, nakaratlı bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "eyler beni" redifiyle biter ve "-âk" sesiyle kafiyelenir: derd-nâk, sîne-çâk, hâk, helâk. Öteki bentlerde "-âd olmışam", "-ârdan", "-eni" (seni, teni, beni), "-âb" (kebâb, kitâb, bâb), "gibi" redifiyle "-ül" (gül, bülbül, mül) ve "-â" (cüdâ, mesâ, Mustafâ) kafiyeleri kullanılır. Nakarat "Gel gel ey cân yohsa hicrânun helâk eyler beni" mısraıdır. Mahlas son bentte geçer (vr. 78b-79a). Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Nakarat "gel gel" tekrarıyla başlayan bir çağrıdır ve "yohsa" (yoksa) bağlacıyla bir uyarıya döner. İlk bentte ayrılığın sıkıntısı, keskin hançeri ve gurbet ateşi sırayla âşığı dertli eder, göğsünü yarar ve bağrını toprağa çevirir; nakarattaki "helâk" bu sıralamanın son basamağıdır. İkinci bentte şair aşk sanatında Mecnun'dan usta olduğunu, dudağı tatlı sevgili için Ferhat olduğunu söyler; "lebi şîrîn" sözü Ferhat'ın sevgilisi Şirin'i de hatırlatır. Üçüncü bentte ahın dumanıyla dokuz kat göğün maviye boyanması, ikinci murabbadaki "Duhân-ı âh-ı Şâhîyle felekler göge boyandı" mısraının bir benzeridir.
Beşinci bentte gönlün ateşte "döne döne" kebap olması, şişte çevrilen kebabı canlandıran bir tasvirdir; ayrılık hikâyesinin yüz bin kitaba sığmaması ise on birinci murabbadaki "yüz fasl u bâb" söyleyişini hatırlatır. Altıncı bentte "gül" isimi ile "gülmek" fiili yan yana gelir: sevgili bahçede gül gibi güler, âşık dikende bülbül gibi inler; göz bir kadehe, kanlı yaş da şaraba benzetilir. Son bendin ikinci mısraındaki "Bâba varmaz gözleri" sözü açık değildir; "gözleri kapına ulaşamaz, seni göremez" diye anladık. Şiir, Hak ve Resul adına edilen bir yeminle nakarata bağlanır ve çağrı en güçlü hâlini bu yeminle kazanır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 143-144, murabba no. 18 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 78b, 79a); ayrıca s. 30-31 (murabbalar üzerine), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






