Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Dilde derdüm sanma çarhun mihnetindendür benüm
Cânda gussam yâ bu gamzen sür’atindendür benüm
Yâhud eşkâl-i cihânun kesretindendür benüm
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Hem-demüm gussa enîsüm dostlar derd oldugı
Gözlerüm giryân ciger biryân yüzüm zerd oldugı
Düşüben râh-ı mahabbetde tenüm gerd oldugı
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Zülf-i Leylâ gibi bu gönlüm müşevveş bî-karâr
Hâl-i Mecnûn gibi kârum rûz u şeb feryâd u zâr
Sîne sûzân u ciger biryân u çeşmüm cûybâr
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Künc-i fürkatde dem-â-dem zâr u giryân oldugum
Çâh-ı hasretde esîr-i derd-i hicrân oldugum
Mihrinı fâş eyleyüp ‘âlemde destân oldugum
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Gün gibi sabrum yakasın çâk idüp âh eylemek
Âhum ile âsumânı kara har-gâh eylemek
Hâsılı gam hırmânında gendümi kâh eylemek
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Nâr-ı fürkatle kara bagrumı yakup taglamak
Pîşe vü kâr oldugı feryâd idüp kan aglamak
Nâlemi hem-dem idüp âhumla ülfet baglamak
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm
Derd-i hecr-i yâr ile gam-gîn ü nâ-şâd oldugum
San’at-ı mihr ü mahabbetde ben üstâd oldugum
Şâhiyâ derd ü belâya böyle mu’tâd oldugum
Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlümdeki derdimi feleğin eziyetinden sanma; canımdaki keder de ne şu gamzenin hızındandır ne de dünyanın türlü hâllerinin çokluğundan. Benim derdim merhametsiz (güneşi olmayan) bir ayın hasretindendir.

2. Kederin yoldaşım, derdin dostlarım olması; gözlerimin ağlaması, ciğerimin kebap olması, yüzümün sararması; muhabbet yoluna düşüp bedenimin toz olması, hepsi merhametsiz bir ayın hasretindendir.

3. Bu gönlüm Leylâ'nın zülfü gibi karışık ve huzursuz; işim Mecnun'un hâli gibi gece gündüz feryat ve inilti; göğsüm yanık, ciğerim kebap, gözüm ırmak. Bunlar merhametsiz bir ayın hasretindendir.

4. Ayrılık köşesinde her an inleyip ağlamam, hasret kuyusunda ayrılık derdinin esiri olmam, sevgisini açığa vurup dünyada destan olmam merhametsiz bir ayın hasretindendir.

5. Güneş gibi sabrımın yakasını yırtıp ah etmek, ahımla gökyüzünü kara bir çadıra çevirmek, kısacası gam harmanında buğdayımı saman etmek merhametsiz bir ayın hasretindendir.

6. Ayrılık ateşiyle kara bağrımı yakıp dağlamak, feryat edip kan ağlamanın meslek ve iş olması, iniltimi yoldaş edip ahımla dostluk kurmak merhametsiz bir ayın hasretindendir.

7. Sevgilinin ayrılık derdiyle gamlı ve mutsuz olmam, sevgi ve muhabbet sanatında usta olmam, ey Şâhî, dert ve belâya böyle alışmış olmam merhametsiz bir ayın hasretindendir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi bentlik, nakaratlı bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "-etindendür benüm" ile biter: mihnetinden, sür'atinden, kesretinden, hasretinden. Öteki bentlerde "oldugı" ve "oldugum" redifleri ile "-erd", "-ân", "-âd" kafiyeleri, "-âr" kafiyesi ve "eylemek", "-aglamak" kafiyeleri kullanılır. Nakarat "Bir meh-i nâ-mihr-bânun hasretindendür benüm" mısraıdır. Mahlas son bentte "Şâhiyâ" biçiminde geçer (vr. 69b-70a). Kime yazıldığı bilinmiyor.

Murabbaın kuruluşunda dikkat çeken bir özellik vardır: ikinci bentten itibaren her bendin ilk üç mısraı, "oldugı", "oldugum", "eylemek", "aglamak" gibi isim fiil ve sıfat fiillerle biten, yüklemi olmayan öbeklerdir. Bunların yüklemi nakarattır; bent, "bütün bunlar merhametsiz bir ayın hasretindendir" cümlesiyle tamamlanır. Böylece nakarat yalnız tekrarlanan bir mısra olmaktan çıkar, her bendi dil bilgisi bakımından bağlayan bir hüküm olur; bu tespitimizdir.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk bent bir sebep arayışıdır: derdin kaynağı ne felek ne gamze ne de dünyanın kalabalığıdır, yalnız sevgilinin hasretidir. Nakarattaki "meh-i nâ-mihr-bân" (merhametsiz ay) tamlamasında "mihr" kelimesi hem sevgi hem güneş anlamına gelir; ay yüzlü sevgili hem merhametsiz hem de ışığını güneşten alamayan bir ay gibidir. Bu tevriye, Kılıç'ın Şâhî şiirinin ana teması saydığı "hasret, hecr, fürkat" kelimeleriyle birleşir. Üçüncü bentte Leylâ'nın zülfü ile Mecnun'un hâli bir telmih oluşturur. Beşinci bentte şafak vakti ufku yaran güneş, yakasını yırtan bir âşığa benzetilir; ahın dumanı göğü kara bir çadıra çevirir. Aynı bendin son mısraında "hırmân" (harman), "gendüm" (buğday) ve "kâh" (saman) kelimeleri bir tenasüp kurar: gam harmanında âşığın buğdayı samana döner, yani emeği boşa gider. Dördüncü bentteki "Mihrinı" neşirde noktasız ı ile dizilmiştir, "Mihrini" okunur. Son bentteki "san'at-ı mihr ü mahabbetde üstâd" söyleyişi, divanın başka murabbalarında da geçen "üstâd olmışam" ifadesinin bir benzeridir.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 133-134, murabba no. 6 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 69b, 70a); ayrıca s. 30-31 (murabbalar ve Şâhî'nin ana temaları), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar