Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Dem mi var kim sînemi tîg-i elemle dilmezem
Yâ çeküp cân cübbesini pâre pâre kılmazam
Eşk-i çeşmüm rûy-ı zerdüm kanla yusun silmezem
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Geh salar berg-i semen üzre saçın sünbül gibi
Gâh olur ‘arz-ı cemâl eyler açılur gül gibi
Gâh olur yüzüme bakmaz inledür bülbül gibi
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Niçe bir bu âteş-i hasretle yanam yakılam
Mümkin olmadı ki derd-i hecre bir çâre kılam
Kısmet-i rûz-ı ezelmiş bana bu derd ü elem
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Eşk-i çeşmüm gibi gözden saldı ben şeydâsını
Kıldı pinhân gözlerümden kâmet-i bâlâsını
Öldürürse cevr ile terk eylemem sevdâsını
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Zülfünün sevdâsını bend-i dil ü cân eyledüm
‘Aklumı câm-ı lebiyle mest ü hayrân eyledüm
Şöhret-i ‘ışkı ki kendüm hâlka destân eyledüm
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Kâşki evvel senünle olmasaydum âşinâ
Gönlümüz almak mıdı n’eydi bize evvel vefâ
Lutfuna aldanmak olmaz pür-cefâsın pür-cefâ
Bir vefâsuz yar sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Gamzesi bin kerre kanun dökmege kılsa heves
Gam degül ‘Îsâ gibi olursa ger feryâd-res
Ey gönül emre mutî’ ol hükm anundur sözi kes
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Gösterelden leylî-i zülfin bana âh ol perî
Olmışam Mecnûn-veş dünyâ vü ‘ukbâdan beri
Şöyle sevmeklük gerek Şâhî sevince dil-beri
Bir vefâsuz yâr sevdüm n’ola hâlüm bilmezem
Günümüz Türkçesiyle
1. Elem kılıcıyla göğsümü yarmadığım, can cübbesini çekip parça parça etmediğim bir an var mı? Gözümün yaşı sararmış yüzümü kanla yıkasın, silmem. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
2. Bazen yasemin yaprağının üstüne saçını sünbül gibi salar; bazen yüzünü gösterir, gül gibi açılır; bazen de yüzüme bakmaz, beni bülbül gibi inletir. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
3. Ne zamana dek bu hasret ateşiyle yanıp yakılayım; ayrılık derdine bir çare bulmam mümkün olmadı. Bu dert ve elem bana ezel gününden kısmetmiş. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
4. Bu çılgın âşığını gözümün yaşı gibi gözden düşürdü; yüce boyunu gözlerimden gizledi. Eziyetle öldürse de onun sevdasını bırakmam. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
5. Zülfünün sevdasını gönlün ve canın bağı ettim; aklımı dudağının kadehiyle sarhoş ve şaşkın ettim; aşkının şöhretiyle kendimi halka destan ettim. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
6. Keşke başta seninle tanışmasaydım; önceki vefan gönlümüzü almak için miydi, neydi? Lütfuna aldanmamalı; cefa dolusun, cefa dolu. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
7. Gamzesi bin kere kanımı dökmeye heves etse de, İsa gibi imdada yetişirse gam değil. Ey gönül, buyruğa boyun eğ, hüküm onundur, sözü kes. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
8. Ah, o peri bana zülfünün Leylâ'sını (gecesini) gösterdiğinden beri Mecnun gibi dünyadan da ahiretten de vazgeçtim. Ey Şâhî, sevgiliyi sevince işte böyle sevmek gerek. Vefasız bir sevgili sevdim; kendimi bilmez hâle gelsem buna şaşılır mı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir sekiz bentlik, nakaratlı bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "-lmezem" sesiyle kafiyelenir: dilmezem, kılmazam, silmezem, bilmezem. Öteki bentlerde "gibi" redifiyle "-ül" (sünbül, gül, bülbül), "-âsını", "-ân eyledüm", "-â" (âşinâ, vefâ, cefâ), "-es" ve "-erî" kafiyeleri kullanılır. Üçüncü bentte "yakılam" ve "kılam" ile kafiyelenen "elem" kelimesi ses bakımından tam uymaz; zayıf bir kafiyedir. Nakarat "Bir vefâsuz yâr sevdüm n'ola hâlüm bilmezem" mısraıdır; altıncı bentte neşirde "yar" diye düzeltme işaretsiz dizilmiştir. Beşinci bentteki "hâlka" kelimesi de bağlama göre "halka" (insanlara) okunur. Mahlas son bentte geçer (vr. 69a). Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, vefasız bir sevgiliyi sevmenin âşığı nasıl kendinden geçirdiğini anlatır. Kılıç, divanda az da olsa güzellerden ve aşktan söz eden şiirler bulunduğunu, bunlarda genellikle güzellerin vefasızlığından ve aşkın insanı getirdiği hâlden yakınıldığını belirtir; bu murabba o türün açık bir örneğidir. İkinci bent, sevgilinin değişken davranışını "geh ... gâh olur ... gâh olur" tekrarıyla üç tabloda verir: saçını yüzüne salan sünbül, açılan gül ve âşığı inleten bülbül. Yasemin, sünbül, gül ve bülbül bir bahçe tenasübü kurar.
Dördüncü bentte "gözümün yaşı gibi gözden düşürmek" ifadesi hem bir teşbih hem de "gözden düşmek" deyimiyle yapılmış bir söz oyunudur. Yedinci bentte gamze âşığın kanını dökmek ister, ama İsa gibi ölüyü dirilten bir yardımcı varsa bu gam sayılmaz; şiirde açıkça söylenmese de divan şiirinde bu dirilten nefes sevgilinin dudağına verilir. Aynı bentte gönül sevgilinin hükmüne boyun eğmeye çağrılır. Son bentte "leylî-i zülf" tamlaması hem Leylâ'yı hem "leyl", yani geceyi hatırlatır; siyah zülf geceye benzetilir ve âşık bu yüzden Mecnun olur. "Dünyâ vü 'ukbâdan berî" sözünde "berî" kelimesi hem "beri" (zaman bildiren) hem "uzak, kurtulmuş" anlamıyla okunabilir; bu tespitimizdir. Şiir, "şöyle sevmeklük gerek" mısraıyla bir hükme bağlanır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 132-133, murabba no. 5 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 69a); ayrıca s. 40 (güzellerden ve aşktan söz eden şiirler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






