Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

İrmedi vasluna her kim cân u tenden geçmedi
Görmedi râhat yüzin ol kim geçenden geçmedi
Meyl-i dünyâyı denî sanma ki benden geçmedi
Geçdi dil her nesneden illâ ki senden geçmedi
Bülbül-i dil gül yüzün vasfın okur gûyendedür
Rûz u şeb hâr-ı belâda vuslatun cûyendedür
Geçdi ‘ömri derd ile gurbetde sohbet bulmadı
Geçdi dil her nesneden illâ ki senden geçmedi

Günümüz Türkçesiyle

1. Canından ve teninden geçmeyen kimse senin vuslatına ermedi; geçip gidenden vazgeçmeyen rahatın yüzünü görmedi. Alçak dünyanın sevgisi benden geçmedi sanma; gönül her şeyden geçti, ama senden geçmedi.

2. Gönül bülbülü gül yüzünün vasfını okur, durmadan söyler; gece gündüz belâ dikeninde vuslatını arar. Ömrü dertle geçti, gurbette bir sohbet bulamadı. Gönül her şeyden geçti, ama senden geçmedi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yalnız iki bentten oluşan bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır (vr. 80a). Murabbalar genellikle beş ile yedi bent arasında yazılır, en kısalarının üç bentli olduğu bilinir; iki bentlik bu metin bu bakımdan alışılmışın dışındadır. Neşirde de iki bent hâlinde yer alır ve şiirde mahlas geçmez. İlk bentte dört mısra "geçmedi" redifiyle biter ve "-enden" sesiyle kafiyelenir: tenden, geçenden, benden, senden. Nakarat "Geçdi dil her nesneden illâ ki senden geçmedi" mısraıdır.

İkinci bentte ilk iki mısra "-endedür" ile kafiyelenir (gûyendedür, cûyendedür), üçüncü mısra ise "bulmadı" ile biter ve kafiyeye katılmaz. Mahlasın bulunmaması, bent sayısının azlığı ve bu kafiye eksikliği birlikte düşünülünce şiirin yazmaya eksik geçtiği ya da tamamlanmadan kaldığı ihtimali akla gelir; bu bizim okumamızdır, metne dokunulmamıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk bent baştan sona "geçmek" fiili üzerine kurulur ve fiil her mısrada başka bir anlam kazanır. Birinci mısrada "cân u tenden geçmek" canından vazgeçmek, ikincide "geçenden geçmek" gelip geçici olan dünyadan vazgeçmek, üçüncüde "benden geçmedi" dünya sevgisinin gönülden çıkıp çıkmadığı, dördüncüde ise "senden geçmedi" sevgiliden vazgeçmemek anlamındadır. Aynı kelimenin farklı anlamlarla tekrarı bendin ahengini ve düşüncesini birlikte taşır; nakarat da bu oyunu bir hükümle bağlar: gönül her şeyden geçmiştir, yalnız sevgiliden geçmemiştir.

İkinci bentte gönül bir bülbüle benzetilir: gül yüzün vasfını okur, belâ dikeninde vuslatı arar. Üçüncü mısradaki "gurbetde sohbet bulmadı" sözü, bülbül imgesinden çıkıp şairin kendi hâline dönen bir yakınmadır. Kılıç, Şâhî'nin gittiği yerleri gurbet saydığını yazar; bu murabbada gurbetin nereyi anlattığına dair bir işaret yoktur. "Gûyende" (söyleyen) ve "cûyende" (arayan) kelimeleri ses bakımından birbirine çok yakındır ve bülbülün hem öten hem arayan hâlini yan yana koyar.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 145, murabba no. 20 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 80a); ayrıca s. 30 (murabbalar üzerine), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
  • İskender Pala - Filiz Kılıç, "Musammat", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, Ankara 2020, s. 233-235, https://islamansiklopedisi.org.tr/musammat.

Çevrimiçi kaynaklar