Özgün Metin
Vezin: Mef’ûlü Mefâ’îlü Mefâ’îlü Fe’ûlün
Ey hâlik-i kevneyn ü ey mübdi’-i eşyâ
V’ey gün gibi her zerrede âsâr(ı) hüveydâ
Deryâ-yı ulûhiyyetine nisbeten ey şâh
Gûyâ ki iki katre durur dünye vü ‘ukbâ
Mûsâ ile ger lutfun eli olmasa hem-dest
Göstermege kâdir mi olurdı yed-i beyzâ
‘Îsâya nesîm-i keremün olmasa hem-dem
Mevtâyı cihânda idebilür midi ihyâ
Sunmasan eger kudret elin fahr-i cihâna
Engüşt ile şakk-ı kamer eyler midi şâhâ
Dîdârunı göstermez isen ger yarın anda
Dûzah görine gözlerüme cennet-i me’vâ
Nâmıyla n’ola Şâhî isem lîk kapunda
Bir bende-i horem ki bulınmaz bana hem-tâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey iki dünyanın yaratıcısı, ey varlıkları yoktan var eden; ey eserleri güneş gibi her zerrede apaçık görünen.
2. Ey şah, senin ilahlığının denizine oranla dünya ile ahiret sanki iki damla sudur.
3. Lütfunun eli Musa'nın eliyle bir olmasaydı, Musa "yed-i beyzâ"yı (bembeyaz parlayan eli) göstermeye güç yetirebilir miydi?
4. Cömertliğinin meltemi İsa'ya can yoldaşı olmasaydı, İsa dünyada ölüleri diriltebilir miydi?
5. Ey şah, kudretinin elini dünyanın övüncüne (Hz. Muhammed'e) uzatmasaydın, o parmağıyla ayı ikiye yarabilir miydi?
6. Yarın orada (ahirette) yüzünü göstermezsen, Me'vâ cenneti gözüme cehennem görünsün.
7. Adım Şâhî ise ne çıkar; ben senin kapında, benden daha aşağısı bulunmayan değersiz bir kulum.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik bir gazeldir; aruzun "mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur, kafiye "eşyâ, hüveydâ, 'ukbâ, beyzâ, ihyâ, şâhâ, me'vâ, hem-tâ" kelimelerindeki uzun "-â" sesine dayanır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel tek nüshada (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225) 1b-2a varaklarındadır ve Filiz Kılıç'ın neşrinde divanı açar. Kılıç, divanın ilk gazelinin bir tevhid olduğunu, şairin burada Allah'ın yüceliğinden ve varlığının delillerinden söz ettiğini belirtir. İlk beyitteki "âsâr(ı)" kelimesinin sonundaki ayraç içindeki ünlü, Kılıç'ın nüshada bulunmayıp anlam gereği eklediği seslerden biridir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin omurgasını üç peygamber mucizesine yapılan telmihler oluşturur. Üçüncü beyitte Hz. Musa'nın koltuğundan çıkarınca bembeyaz parlayan eli (yed-i beyzâ), dördüncüde Hz. İsa'nın ölüleri diriltmesi, beşincide Hz. Peygamber'in parmağıyla ayı ikiye bölmesi (şakk-ı kamer) anılır. Üç beyit de aynı soru kalıbıyla kurulur: mucizenin sahibi değil, ona güç veren ilahî lütuftur. Bu tekrar, tevhid fikrini örneklerle pekiştiren bir dizi oluşturur. Mucizelerin hepsinin "el" etrafında toplanması (lütfun eli, kudret eli, parmak) beyitler arasında bir tenasüp kurar; bu tespit bizimdir.
İkinci beyitte dünya ile ahiretin ilahlık denizi karşısında iki damla sayılması, deniz ve damla imgesinin divan şiirindeki bilinen kullanımıdır. Altıncı beyit, ahirette Allah'ın cemalini görme (rüyet) arzusunu dile getirir: cemal görülmezse cennet bile cehennem gibi gelecektir. Cennet ile cehennem arasındaki tezat burada bir sevgi beyanına dönüşür.
Son beyitte şairin mahlası ile kulluğu arasında bir zıtlık kurulur. Kılıç'ın açıklamasına göre şair, namı "Şâhî" olsa da Allah'ın eşi bulunmaz, kendisinden daha küçüğü olmayan değersiz bir kulu olduğunu vurgulayarak divanını başlatır. Gazelde Allah'a iki kez "şah" diye seslenilmesi (2. ve 5. beyit) bu son beyitle birlikte okununca, gerçek şahın Allah, şairin ise yalnızca adıyla şah olduğu fikri belirginleşir; bu bağlantı bizim okumamızdır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 47, gazel no. 1 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 1b-2a); ayrıca s. 29 (vezinler), s. 30 (divanın ilk gazelinin tevhid oluşu) ve s. 43 (metnin kuruluşu), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar



