Rebîülevvel 884'te (Mayıs-Haziran 1479) ansızın ölen ve ölümü zehirlenmeye yorulan Sirâceddîn Yahyâ Paşa, Fatih Sultan Mehmed döneminde Edirne kadılığından nişancılığa ve ikinci vezirliğe yükselmiş Amasyalı bir âlimdi. Babası, Amasya kadısı ve şehzadelerin defterdarı olarak "Şeyh Paşa" diye tanınan Sa'deddîn Ali Paşa'dır; kardeşi, Saraçhane'deki Şâdgeldi Paşa tekkesinin şeyhi Zekeriyyâ-yı Halvetî'dir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "şâir, edîb, edebiyât-ı Arabiyye ve Fârisiyye'de pek mâhir" diye anar ve Arapça bir beyitle ilgili bir hikâyesini aktarır; ama hikâyedeki beyit başka bir şairindir, Sirâceddîn'in kendi şiirlerinden bugüne bir şey kalmamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Maddenin tamamına Sirâceddîn Yahyâ Paşa-Şeyh Paşazâde bağlantısından ulaşılabilir. Hüsameddin ailesini ve öğrenimini şöyle anlatır:

Sirâceddîn Yahyâ Paşa-Şeyh Paşazâde Amasyalıdır. "Şeyh Paşa" demekle meşhûr Sa'deddîn Ali Paşa bin Ziyâeddîn Mes'ûd Çelebi bin Esed el-Hallâtî mahdûmu ve Amasya'da medfûn eş-Şeyh Necmeddîn Zekeriyyâ-yı Halvetî birâderidir. Ceddi Amasya kadısıdır. Amasya ve Bursa'da kibâr-ı fuzalâdan iktisâb-ı fezâ'il edib en ziyâde Bursa'da Sultâniyye müderrisi Mevlânâ Hızır Bey'den istifâde-i ulûm ederek iştihâr etdi. Hâcezâde ile Mevlânâ Kestelli şürekâyı dersinden idi. Bursa ve Edirne'de müderris olduktan sonra İstanbul'a medâris-i Semâniyye'nin hitâmında celb ü da'vet edilerek birine müderris oldu. Fezâ'il-i ilmiyyesi Fâtih Sultân Mehmed Hân'ın nazar-ı takdîrini celb eylediğinden takrîben 868'de Edirne kadısı olarak akrân u emsâline tefevvuk etdi.

Aynı satırların bugünkü karşılığı şudur: Amasyalıdır. "Şeyh Paşa" diye tanınan Sa'deddîn Ali Paşa'nın oğlu, Amasya'da gömülü Şeyh Necmeddîn Zekeriyyâ-yı Halvetî'nin kardeşidir; dedesi Ziyâeddîn Mes'ûd Çelebi Amasya kadısıdır. Amasya'da ve Bursa'da büyük âlimlerden okudu, en çok da Bursa'da Sultâniyye müderrisi Mevlânâ Hızır Bey'den faydalanarak tanındı. Hocazâde ile Mevlânâ Kestelli ders arkadaşlarıydı. Bursa'da ve Edirne'de müderrislikten sonra Sahn-ı Seman medreseleri tamamlanınca İstanbul'a çağrılıp onlardan birine müderris oldu. Bilgisi Fatih'in takdirini kazanınca 868 (1463-64) dolaylarında Edirne kadısı olarak akranlarını geride bıraktı.

Nişancılık ve Vezirlik

Hüsameddin, Edirne kadılığına dair bir belge de görmüştür. 870'te (1465-66) Amasya'dan Divân-ı Hümâyun'a gönderilen Yörgüç Paşa vakfiyesi Edirne'de kendisine gösterilmiş, o da üstüne "Ve ene'l-fakîr Sirâc bin Sa'deddîn Ali el-kâdî bi-Medîneti Edirne el-Mahmiyye" diye tasdik imzası koymuştur; Hüsameddin bu kaydı vakfiyenin idaresindeki kayıtlarda gördüğünü söyler.

Sonraki basamaklar Hüsameddin'e göre şöyledir. 873'te (1468-69) içki düşkünlüğü yüzünden azledilen Nişancı Cezrîzâde Mehmed Bey'in yerine, sadrazam olan Amasyalı İshak Paşa'nın yönlendirmesiyle nişancı oldu. 875'te İshak Paşa azledilip Rum Mehmed Paşa sadrazam olunca, onu rakip gören yeni sadrazamın etkisiyle 876'da nişancılıktan alındı ve Sahn müderrisliğine döndü; nişancılığa Mevlevî Mehmed Çelebi geldi. 879'da Mevlevî Mehmed Çelebi'ye vezirlik verilince Fatih'in özel isteğiyle ikinci kez nişancı oldu. 881'de (1476-77) ikinci vezir, 883'te sadrazam Mevlevî Mehmed Paşa'nın yokluğunda sadaret kaymakamı ve savaş sırasında İstanbul muhafızı oldu.

Hüsameddin'in "Mevlevî Mehmed Çelebi" dediği kişi, Mevlânâ soyundan gelen Karamânî Mehmed Paşa olmalıdır. Yusuf Küçükdağ'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi bu paşanın 869'da (1464) nişancı, 875'te (1470-71) vezir olduğunu ve 1478 ortalarında sadrazamlığa geldiğini yazar. Sadrazamlık tarihi Hüsameddin'in 883 kaydıyla uyuşur, ama nişancılık sırası uyuşmaz: TDV'ye göre Karamânî 869'dan itibaren uzun süre nişancıdır, Hüsameddin ise 873-876 arasında bu makamda Sirâceddîn'i gösterir. Bu çelişki Hüsameddin'in kaynaklarıyla ilgili olabilir ve burada çözülemedi.

Fatih'in Sorduğu Beyit

Hüsameddin, Edirneli Mecdî Mehmed Efendi'nin Şakâyık tercümesinden bir hikâye aktarır. 880'de (1475-76) Edirne'den İstanbul'a dönerken Fatih, Kazasker Manisazâde Muhyiddin Mehmed Çelebi'ye Arapça bir beytin anlamını sorar; kazasker hemen cevap veremeyip "konağa varınca düşünüp cevabını vereyim" der. Padişah onu bu kadar bilgisiyle bir beytin anlamında duraksamasından dolayı azarlar ve hemen nişancısı Mevlânâ Sirâceddin'i çağırtır. Sirâceddin beytin kelimelerini ve anlamını açıklar, hangi şiirden olduğunu ve kimin söylediğini bildirir, sonra da beytin geçtiği kasideyi matlaından maktaına kadar ezbere okur. Hüsameddin, padişahın ona olağanüstü iltifatını bu olayla kazandığını ve ertesi yıl ikinci vezirliğe getirildiğini yazar. Hikâyede beytin kendisi verilmez.

Ölümü ve Kaynakların Çelişkisi

Hüsameddin'e göre Sirâceddîn, 884 rebîülevvelinde padişah ve sadrazam seferden dönerken ansızın öldü. Kendisinin hem ders arkadaşı hem de hocazâdesi olan Nişancı Sinan Çelebi ile aralarına kıskançlık girmişti; ölüm, Sinan Paşa'nın onu zehirlettiğine yorulmuş, Sinan Paşa da hemen azledilip tutuklanmıştı. Hüsameddin bir başka rivayeti de kaydeder: sadrazam Mevlevî Mehmed Paşa, Sirâceddîn'in sadrazam olmasından endişe ettiği için onu zehirletmiş ve suçu Sinan Paşa'ya atmıştır; Mehmed Paşa'nın sonradan öldürülmesini bu zehirlemenin cezası sayanlar da vardır. Hüsameddin bu rivayetleri "el-ilmu indallâh", yani doğrusunu Allah bilir diyerek bırakır.

Hüsameddin, Mecdî'nin iki sözüne de itiraz eder. Mecdî, Sirâceddîn'in "ömür kandilinin gençlik çağında ecel rüzgârıyla söndüğünü" yazar; Hüsameddin'e göre 870'te Edirne kadısı olan birinin 884'te genç ölmüş sayılması mümkün değildir, çünkü o dönemde yirmi yaşındaki birine Edirne kadılığı verilmezdi. Mecdî'nin Hocazâde ile Kestelli'yi onun hocaları gibi göstermesini de yanlış bulur; ona göre bu ikisi Sirâceddîn'in ders arkadaşlarıdır, hocaları olamaz.

Ailesi ve Amasya ile Bağı

Babası Sa'deddîn Ali Paşa, Hüsameddin'in ayrı bir maddesine göre Saraçhane, yani Hacı Şâdgeldi Paşa Medresesi müderrisliğinden sonra 838'de (1434-35) Amasya kadısı, 841'de Amasya'ya vali olarak gelen Şehzade Mehmed'in defterdarı, ardından Şehzade Alâeddin'in veziri olmuş ve bu dönemde "Şeyh Paşa" diye tanınmıştır. Aynı maddeye göre 859'da (1454-55) Amasya'daki mülk ve çiftlikleri iki oğlu Necmeddîn Zekeriyyâ ve Sirâceddîn Yahyâ ile kızı Fâtıma Hundî Hatun arasında paylaştırılmıştır. Kardeşi Zekeriyyâ, Pîr Sun'ullah-ı Halvetî'nin halifesi olarak Saraçhane Camii yanındaki tekkenin şeyhliğine geçmiş, 878'de ölmüş ve caminin doğusundaki küçük bahçeye gömülmüştür; Hüsameddin onu "meşhûr Nişâncı Sirâceddîn Paşa'nın birâderi" diye tanıtır. Ailenin Saraçhane ile ilişkisi için Saraçhane (Şadgeldi Paşa) Camii yazısına bakılabilir.

Şiiri

Hüsameddin, nişancının şair olduğunu söylerken Fatih'in huzurundaki hikâyede görülen Arap şiiri bilgisini öne çıkarır; bir kasideyi baştan sona ezbere okuyan bu adamın kendi beyitlerinden tek birini vermez. Babası Sa'deddîn Ali Paşa için de "elsine-i selâsede", yani Türkçe, Arapça ve Farsça şiir yazmaya muktedir olduğunu söyler; bu bilgiyi Halîmî Çelebi'nin bir kaside şerhinden çıkardığını belirtir. Baba ile oğlun şiirlerine bu çalışmada incelenen kaynaklarda rastlanmadı.

Kronoloji

859 (1454-55): Babasının Amasya'daki mülkleri kardeşleri arasında paylaştırılır.

868 (1463-64) dolayları: Edirne kadısı.

870 (1465-66): Yörgüç Paşa vakfiyesini Edirne kadısı olarak tasdik eder.

873 (1468-69): Nişancı olur.

876 (1471-72): Nişancılıktan alınıp Sahn müderrisliğine döner.

879 (1474-75): İkinci kez nişancı.

881 (1476-77): İkinci vezir.

883 (1478-79): Sadaret kaymakamı ve İstanbul muhafızı.

Rebîülevvel 884 (Mayıs-Haziran 1479): Ansızın ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar