Amasya'da Yeşilırmak'ın güney kıyısında, Şehzadeler Yolu güzergâhındaki Ziya Paşa Bulvarı'nın yanında, iki kubbeli ve tuğla minareli bir cami durur: Saraçhane Camii. Yapının asıl adı Şadgeldi Paşa Camii'dir ve bu ad, caminin 1372 yılında şehri elinde tutan emirden gelir. Yüzyıllar içinde çevresine saraçlar, yani eyer ve koşum takımı yapan zanaatkârlar yerleşince halk camiyi bulunduğu çarşının adıyla anmaya başlamış, bâninin adı ise eski kayıtlarda kalmıştır. Amasya'nın Selçuklu sonrası ve Osmanlı öncesi dönemden ayakta kalabilen az sayıdaki camisinden biri olan yapı, bir beylik emirinin siyasi serüvenini, onun çevresinde kurulan bir ilim ve tasavvuf hayatını ve bir şehir mahallesinin esnaf geçmişini aynı duvarların içinde saklar. Kitabesi sökülmüş, vakfiyesi kaybolmuş olduğu için tarihi de bânisi de büyük ölçüde dolaylı kayıtlardan çıkarılır.
Amasya'da Hacı Şadgeldi'nin Dönemi
Camiyi yaptıran kişiyi anlamak için Eretna Devleti'nin son on yıllarına bakmak gerekir. Amasya, Selçuklular döneminde "Dârü'l-izz" unvanıyla anılan bir şehirdi. Babaî isyanlarına sahne olmuş, Baba İlyas'ın Amasya Kalesi burçlarında idam edildiği bu şehir, 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğollar tarafından alınmış ve Moğol valileri eliyle yönetilmişti. Bir ara son Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Mesud'un oğlu Tâceddin Altınbaş'ın hâkimiyetine girdi, ardından Sivas'ta hüküm süren Eretna'nın ve halefleri olan Eretnaoğulları Beyliği'nin sınırları içinde kaldı. Hacı Şadgeldi bu çevrenin içinden çıkmış bir emirdi. Babası Hacı Kutlu Şah da Amasya emiriydi. Mehterhan Furkani'nin Hüsameddin'e dayanarak verdiği bilgilere göre Şadgeldi'nin babaannesi Altınbaş'ın kızıydı, ağabeyi Şehabeddin Ahmed Şah da iki kez Amasya emirliği yapmıştı. Kutlu Şah, Karamanoğullarıyla uğraşırken 760 (1359) yılında ikinci oğlu Şadgeldi'yi Amasya emirliğine tayin etti.
Şadgeldi'nin emirliği kolay başlamadı. Karamanoğulları 762'de (1361) Kutlu Şah'ı ve büyük oğlu Ahmed Şah'ı yenip öldürdüğünde, Amasya askerinin çoğu babasının yardımına gönderilmiş olduğu için şehir savunmasız kaldı. Eski emir Halifetzâde Şücâeddin Süleyman'ın oğlu Alâeddin Ali Bey bu fırsatla Amasya'yı ele geçirdi, Şadgeldi de Turhal'daki amcası Doğan Şah'ın yanına çekildi. Kısa sürede yeniden kuvvet toplayan Şadgeldi, Ali Bey'i yenerek 763 yılının başlarında şehri geri aldı. Bu ikinci emirliği, Eretna merkezinin zayıflamasıyla giderek bağımsız bir Amasya emirliğine dönüştü; Hüsameddin bu yapıyı "emâret-i müstakille" diye anar ve kimi kayıtlarda sülalenin adıyla "Kutlu Şah imareti" denir. Eretnaoğlu Mehmed Bey 1365'te kendi emirlerinden Hacı Şadgeldi, Hacı İbrahim ve Kılıcarslan tarafından öldürüldü. Tahta henüz on üç yaşındaki oğlu Alâeddin Ali Bey geçirildi; genç hükümdarın zayıf kişiliği yüzünden devletin otoritesi kısa sürede sarsıldı ve her emir bulunduğu vilayette kendi başına hareket etmeye başladı. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Amasya maddesine göre şehir, Eretnaoğlu Ali Bey'i yenen Emir Hacı Şadgeldi tarafından ele geçirilmiştir. Camiyi yaptırdığı yıllar bu hâkimiyetin ortasına denk düşer.
Kaynaklar Şadgeldi'yi yalnız bir asker olarak anmaz. Hüsameddin, Amasya kaynaklarında Şemseddin, Seyfeddin ve Bahâeddin lakaplarıyla anılan emiri bilgili, adil ve halkı idare etmeyi bilen bir yönetici olarak tarif eder; onun çevresine topladığı âlimler sayesinde Amasya'nın "yüksek bir dârülfünun" hâline geldiğini yazar. Şadgeldi, gençliğinde Mevlânâ Fahreddin İlyas'tan ders almış, aynı derslerde ileride büyük bir âlim olacak Cemâleddin Muhammed Aksarâyî ile arkadaş olmuştu. Emir olunca bu arkadaşını yanından ayırmadı; Aksarâyî'yi önce Amasya kadısı ve müderris, sonra kazasker yaptı. Aksarâyî'nin Türkçe bilinen tek eseri olan Teferrücü'l-ümerâ, Buhârî asıllı Zendevistî'nin Ravzatü'l-ulemâ'sının Şadgeldi adına yapılmış serbest bir Türkçe uyarlamasıdır; Aksarâyî tefsir ve hadis sorularını cevapladığı Es'ile ve ecvibe'yi de onun için hazırlamıştır. Fıkha dair ed-Dürerü'l-mensûre adlı Arapça eser kimi bibliyografyalarda doğrudan Şadgeldi'ye mal edilir; Furkani ise nüshaları karşılaştırarak eserin İzzeddin Muhammed el-Amâsî tarafından Şadgeldi adına derlendiği kanaatine varır.
Şadgeldi'nin Amasya'daki iktidarı, Eretna topraklarında yükselen ikinci bir güçle, Kadı Burhâneddin Ahmed ile çatışma içinde geçti. Kadı Burhâneddin, Ali Bey'in veziri olarak devlet idaresini eline almış, Ali Bey'in 1380'deki ölümünün ve Kılıcarslan'ı ortadan kaldırmasının ardından 1381'de Sivas'ta hükümdarlığını ilan etmişti. TDV'nin anlatımına göre başlıca rakibi Amasya hâkimi Hacı Şadgeldi idi ve onu saf dışı bıraktı. Hüsameddin'e dayanan anlatıma göre iki ordu 783 Ramazanında (Kasım-Aralık 1381) Tokat yakınında karşılaştı; yardım sözü veren beyliklerden hiçbiri asker göndermedi, Şadgeldi yenildi, esir düştü ve öldürüldü. Ahmet Şimşirgil'in Turhal üzerine çalışması da Amasya'da önce Hacı Şadgeldi Paşa'nın, onun öldürülmesinden sonra da oğlu Emir Ahmed'in hâkim olduğunu yazar. Ahmed, babasının intikamını almak için Candaroğlu Kötürüm Bayezid'in desteğiyle harekete geçti, fakat 1383-84'te yenildi. Kadı Burhâneddin 1384'te Amasya emirini üst üste bozguna uğrattı ve 1392'de şehri ve çevresini ele geçirdi.
Çatışmanın bu aşamasında Kadı Burhâneddin'in Amasya meselesi askerî bir mücadeleye dönüştü. Kadı Burhâneddin kız kardeşini Tokat Kalesi beyiyle evlendirerek bu bağlantıdan destek buldu ve Amasya üzerine yürüdü. 1394'te yeniden Amasya seferine çıktığında, Mutahharten tarafından yenilip kendisine sığınan Akkoyunlu beyleri Ahmed ve Hüseyin de ona katıldı. Bundan sonrası Osmanlı tarihinin bir başlangıcıdır. Kadı Burhâneddin karşısında tutunamayacağını anlayan Emir Ahmed, Yıldırım Bayezid'e başvurup bağlılık arzetti. Şimşirgil, Osmanlı kuvvetlerinin 1393'te bölgeye gelerek Amasya'yı ve çevre kaleleri aldığını yazar; TDV'nin Amasya maddesi ise şehrin Osmanlı topraklarına katılışını 1398 olarak verir ve idaresinin Yıldırım Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'e bırakıldığını ekler. İki anlatım arasındaki tarih farkı, şehrin bu yıllarda birkaç kez el değiştirmesinden kaynaklanıyor olabilir; kaynaklar bu konuda ayrıntı vermez. Furkani'ye göre Şadgeldi ailesinin Amasya emirliği 805 (1403) yılında son buldu; aile ise şehirde kalmaya, Osmanlı hizmetinde beyler ve sancakbeyleri yetiştirmeye devam etti.
Caminin Yapılışı ve Tarihlendirme Sorunu
Hüsameddin'in Amasya Tarihi, camiyi bugünkü adını aldığı mahalleyi anlatırken tanıtır. Alçak Köprü'nün güneydoğusunda, eskiden "Şehinşah Bahçesi" denen bu yerde debbağlar ve saraçlar otururmuş. Mahallenin başında Selçuklu Sultanı Şehinşah'a ait bir hamam varmış ve emir Şadgeldi Paşa 773 (1371-72) yılı dolaylarında bu hamamın doğusunda, temeli taştan, duvarı ve kubbesi taş ve tuğladan bir cami ile yanında bir minare yaptırmış. Hüsameddin caminin iç mekânını doğu-batı yönünde uzun, ortasında bir kemer bulunan ve iki kubbeyle örtülü bir yapı olarak tarif eder. Tarih taşı sökülmüş olduğu için bânisinin unutulduğunu, ancak eski kayıtlarda yapının "Câmi-i Şâdgeldi Paşa" diye geçtiğini, vakfiyesi bulunamadığı için de tarihinin tahminle verildiğini açıkça belirtir. Kimi yayınlarda bâninin adı Şatgeldi diye de geçer. Bugün kabul edilen 1372 tarihi bu tahmine dayanır.
Hüsameddin aynı eserin Şadgeldi dönemini anlatan cildinde konuya bir dipnotla döner ve Şadgeldi devrinde yapılan Saraçhane ve Çeribaşı camilerinin kitabelerinin söküldüğünü, Şadgeldi'nin adının ve emirliğinin âdeta yok edildiğini, bunları bulmak için yıllarca çalıştığını yazar. Çeribaşı Mahallesi'ndeki caminin yapısının ve yapım tarzının Saraçhane Camii'ne benzediğini, ikisinin de tarih taşlarının sökülmüş olmasının dikkat çekici olduğunu ayrıca not eder. 773 tarihini doğrulamak için bu benzerliğe başvurduğu sonraki araştırmacılarca da aktarılmıştır. Kitabelerin kim tarafından ve ne zaman söküldüğüne dair bir belge yoktur. Şadgeldi ailesinin Kadı Burhâneddin ve ardından Osmanlılarla yaşadığı kopuşlar düşünüldüğünde bu silinmenin siyasi bir anlamı olabileceği akla gelir; ancak kaynaklarda buna dair bir ifade yoktur ve bu yalnızca bir yorumdur.
Kitabe yokluğu, tarihin başka türlü okunmasına da yol açmıştır. Gönül Öney Beylikler Devri Sanatı adlı eserinde caminin 1399 dolaylarında yapıldığını belirtir. Aptullah Kuran'ın arşivinde, caminin fotoğraflarını ve çizimini içeren zarfın üzerinde de "Amasya Saraçhane Camii H. 802" yazılıdır; bu, 1399-1400 yılına karşılık gelir. Şadgeldi 1381'de öldüğüne göre bu ikinci tarih onun bânîliğiyle bağdaşmaz ve hangi belgeye dayandığı da kayıtlarda gösterilmez. Caminin restorasyon projesini hazırlayan Emine Saka Akın, Aygün Kalınbayrak Ercan ve Elif Başaran'ın Canan Hanoğlu ile birlikte 2018'de yayımladıkları makale de kitabenin sökülmüş, vakfiyenin bulunamamış olması yüzünden bâni ve yapım tarihi konusunda kesin bilgi verilemeyeceğini kabul eder ve 1372'yi "tahminen" kaydeder. Bâninin adını taşıyan en eski doğrudan belge, aşağıda anılacak olan, caminin yanındaki zaviyenin şeyhi Sun'ullah Halvetî'nin 847 (1443-44) tarihli vakfiyesidir; Hüsameddin bu vakfiyede caminin "Hacı Şâdgeldi Câmii" diye meşhur olduğunu gördüğünü yazar.
Hüsameddin'e göre cami tek başına yapılmamıştı. Şadgeldi, Amasya'daki Gıyasiye, Halifetiye, Torumtay ve Atabeyiye medreselerine ek olarak bir medrese, onun karşısında bir zaviye ve ikisinin ortasında bir cami yaptırmıştı; Furkani de 773/1372'de cami, medrese ve zaviyeden oluşan bir külliyeden söz eder. Bir emirin kendi adını taşıyan böyle bir külliye yaptırması Anadolu beylikleri döneminde alışılmış bir uygulamaydı. Cami, iktidarın şehirdeki görünür işareti olduğu kadar mahallenin cuma ve vakit namazlarını toplayan merkeziydi de. Şadgeldi'nin imar işleri bu külliyeyle sınırlı kalmadı: Hüsameddin onun 774 dolaylarında kaledeki eski camiyi kârgir olarak yeniden yaptırdığını, Selçuklu döneminden kalıp depremde yıkılan Meydan Köprüsü'nü 776 (1374-75) dolaylarında kârgir olarak inşa ettirdiğini kaydeder. Saraçhane yakınındaki Hacı Şadgeldi Hamamı ise sonradan "Alaca Hamam" adıyla anılmıştır.
Şadgeldi ailesinin Amasya'daki izi yalnızca camiyle sınırlı değildir. Günümüze gelen Amasya eserleri arasında Şadgeldi Paşa Türbesi de sayılır. Hüsameddin bu türbeyi Halifet Gazi Mezarlığı içinde, batıya bakan cephesi açık, üstü taştan balık sırtı biçiminde eski ve sağlam bir kubbe olarak tarif eder; biçimine bakarak Dânişmendliler dönemine ait olduğunu, Şadgeldi'nin yaptırdığı bir yapı olmayıp ondan iki yüz yıl kadar önce inşa edildiğini, emirin burada, ortadaki kabirde yattığını yazar. Şimşirgil'in kullandığı XVI. yüzyıl tahrir kayıtlarında Amasya'da "Safa Paşa binti el-hac Şadgeldi Hacı Türbesi" adlı bir türbenin Turhal köylerinden gelen gelirlerle desteklendiği görülür. Hüsameddin, Şadgeldi'nin kızı Safâ Paşa Hatun'un Şamlılar Mahallesi'nde, büyük çeşmenin arkasındaki duvarla çevrili küçük bir yerde gömülü olduğunun eski belgelerde geçtiğini yazar. Tahrirdeki türbenin bu mezar olması kuvvetle muhtemeldir; ancak iki kaydı birbirine bağlayan açık bir belge görülmemiştir.
Dârü'l-ilm ve Zaviye
Caminin doğusunda yapılan medrese, kaynaklarda "Dârü'l-ilm" ya da "Medrese-i Şâdiye" adıyla geçer. Hüsameddin bir dipnotunda bu dârü'l-ilmin Saraçhane'de emirin yaptırdığı caminin doğu tarafında inşa edildiğini, sonradan "Medrese-i Şâdiyye" denildiğini, Amasya'da art arda gelen depremlerde harap olunca yerine emirin torunlarından Yahya Bey'in ahşap bir medrese yaptırdığını yazar. Eserin medreseler bölümünde ise aynı yer "Alaca Yahya Medresesi" adıyla anlatılır: Saraçhane Camii'nin doğusunda, Yeşilırmak kıyısında bulunan bu medreseyi ilk olarak Şadgeldi 775 (1373-74) dolaylarında yaptırmış, emirin torunlarından olup II. Bayezid'in Amasya valiliği sırasında lalası bulunan Alaca Yahya Bey onu 875'te (1470-71) yeniden imar edip vakfını düzenlemiş, medrese de onun adıyla anılır olmuştur. İki anlatım birlikte okunduğunda aynı medresenin farklı evrelerinin tarif edildiği anlaşılır. Medrese 1100 (1688-89) yılına kadar birçok âlimin ders verdiği bir yer olarak kaldı, sonra müderrisliği bir aileye miras gibi geçince bakımsız kaldı ve 1281'de (1864-65) mutasarrıf Ziya Paşa tarafından yıktırılarak yerine bir rüşdiye mektebi yapıldı.
Medresenin ilk müderrisinin kim olduğu konusunda Hüsameddin'in kendi eserinde üç ayrı ad geçer. Medreseler bölümünde Şadgeldi'nin müderrisliği Sadreddin Artuk et-Türkmânî'ye verdiği yazılıdır. Şadgeldi dönemini anlatan ciltte, cami, medrese ve imaretin 773 dolaylarında tamamlandığı ve Şeyhülislam Mevlânâ İzzeddin Muhammed Amâsî'nin Medrese-i Şâdgeldi Paşa'ya ilk müderris olduğu belirtilir. Biyografiler bölümünde ise Cemâleddin Aksarâyî'nin Teferrücü'l-ümerâ'yı emire sunduktan sonra "Saraçhane Camii yakınında yaptırdığı Dârü'l-ilm adıyla meşhur Medrese-i Şâdiye'ye" ilk müderris olduğu anlatılır. Hüsameddin'e göre Aksarâyî 783'te emir öldürülüp pek çok âlim Amasya'yı terk etmek zorunda kalınca Aksaray'a gitmiş ve orada Zincirli Medresesi'nde ders vermiştir. Aynı yıl boşalan dârü'l-ilm müderrisliği, Buharalı Rükneddin Mahmud Çelebi'ye Şadgeldi'nin oğlu Fahreddin Ahmed tarafından verilmiştir.
Medresenin sonraki müderrisleri de Amasya ilim hayatının tanınmış adlarıdır. Hoy'dan gelen Mevlânâ Hüsâmeddin Hasan Çelebi, Şadgeldi'nin teveccühünü kazanarak dârü'l-ilm müderrisi olmuş, sonra Amasya müftüsü olarak 793'te (1391) ölmüştür. İğneci Musa Çelebi'nin oğlu Mevlânâ Şemseddin Ahmed Çelebi, 797 (1394-95) dolaylarında bu medresenin müderrisiyken vefat etmiştir. Abdülkerim Kadirî Çelebi burada müderrisken Çelebi Mehmed'e hocalık etmiş, ileride Osmanlı şeyhülislamı olmuştur. Çelebi Mehmed'in saltanatının son yıllarında "Hacı Şadgeldi Paşa Medresesi, yani Saraçhane" müderrisliğine gelen Sa'deddin Ali Çelebi ise sonra Amasya kadısı ve şehzadelerin defterdarı olmuş, halk arasında "Şeyh Paşa" diye tanınmıştır.
Medresenin karşısındaki zaviye de caminin hayatında aynı ölçüde önemli bir yer tuttu. Hüsameddin'e göre Şadgeldi döneminde Amasya'ya gelen Ebû İshâk Kâzerûnî, emirin teveccühüyle "Saraçhane Camii'ne bitişik zaviyenin" şeyhi olmuş ve halk arasında "Küpeli Şeyh" diye tanınmıştır; 789'da (1387) Yıldırım Bayezid'in maiyetinde Bursa'ya gitmiş ve orada 798'de (1395-96) ölmüştür. XV. yüzyılın ortasında zaviyenin başında Pir İlyas Halvetî'nin halifesi Pir Sun'ullah Halvetî vardı. Hüsameddin onu bir yerde "Saraçlar Şeyhi", bir başka yerde "Debbağlar Şeyhi" diye anar; bu iki lakap, zaviyenin mahalledeki deri işçileriyle kurduğu yakın bağı akla getirir. Sun'ullah'ın 847 (1443-44) tarihli vakfiyesi, caminin o tarihte hâlâ "Hacı Şâdgeldi Câmii" diye anıldığını gösteren belgedir. Kendisi yıllarca Saraçhane Camii'nin kürsü şeyhi olarak vaaz vermiş; Hüsameddin'in biyografilerinde onun hizmetinde yetişip halifesi olan pek çok dervişin adı geçer.
Sun'ullah'ın ölümünden sonra yerine halifesi ve damadı Şeyh Zekeriyya Halvetî geçti. Hüsameddin'in anlatımına göre, Amasya kadısı ve defterdarı Şeyh Paşa'nın oğlu olan Zekeriyya, Saraçhane Camii yakınındaki "Şadgeldi Paşa tekkesi"nin şeyhi olmuş, zikir ve vaazla geçen bir ömürden sonra 878'de (1473-74) ölmüş ve o da "Saraçlar şeyhi" diye tanınmıştır. Sun'ullah'ın kızı ve Zekeriyya'nın eşi Ümmü Gülsüm Hatun, halk arasında "Gülsün Ana" diye anılan bilgili bir kadındı; 875 (1470-71) dolaylarında ölmüş ve Saraçhane Camii'nin harim alanına gömülmüştür. Zekeriyya'nın babadan kalan çiftliklerini türbede Kur'an okunması için vakfettiği de kayıtlıdır; Hüsameddin bir yerde Hakala nahiyesindeki iki çiftlikten ve 874 tarihinden, bir başka yerde Kazganlı-i Alevî çiftliğinden ve 870 tarihinden söz eder. İki şeyhin kabri caminin doğusundaki küçük bahçededir. Halvetî tarikatının Amasya'daki ilk kuşağının bu mekânda kök salması, yapının ilerleyen yüzyıllarda vaaz ve ders yeri olarak taşıdığı önemi de açıklar.
Adın Değişmesi: Saraçlar ve Çelebi Mehmed Devri
Caminin adı, çevresindeki saraç dükkânları yüzünden Çelebi Mehmed devrinden itibaren Saraçhane Camii olarak değişmiştir. Hüsameddin bu değişmeyi daha somut bir olaya bağlar: Çelebi Sultan Mehmed Amasya'da hüküm sürdüğü sırada debbağların ve saraçların oturduğu bu mahallede bir saraçhane yaptırmış, mahalle de cami de bu yapının adıyla anılır olmuştur. Saraç, deri işleyerek eyer, koşum takımı ve benzeri binek donanımı yapan usta demektir; saraçhane de bu işin yapıldığı atölyelerin ve dükkânların toplandığı yer. Hüsameddin'e göre cami bundan sonra hem "Saraçhane Camii" hem "Saraçlar Camii" adıyla bilinmiştir. Çelebi Mehmed'in 1398'den sonra Amasya'yı yönettiği ve 1402 Ankara Savaşı'ndan sonra buraya çekilip kardeşlerine karşı şehri üs olarak kullandığı düşünülürse, bir ordunun binek donanımını karşılayacak bir saraçhanenin bu yıllarda kurulması anlaşılır bir şeydir; bu bağlantı kaynaklarda açıkça kurulmaz, bizim çıkarımımızdır.
Caminin ikinci adı bâninin hatırasını silmedi ama gündelik hayatta onun önüne geçti. Bir cami için bâni ne kadar tanınmış olursa olsun, halk adresi tarif ederken mahalleyi ve çarşıyı kullanır; Saraçhane adı da bu yolla yerleşmiştir. Saraçlarla cami arasındaki bağ sonraki yüzyıllarda da sürdü. Akın ve arkadaşları, caminin yola bakan güney cephesindeki tuğla kemer izlerinin bir zamanlar burada bulunduğu bilinen saraç dükkânlarına ait olduğunu tahmin eder. XVII. yüzyılın ortasında Hoca Ahmed Paşa, caminin kıble tarafındaki sıra dükkânları vakfederek gelirini camiye bağlamıştı. Osman Fevzi Olcay'ın XX. yüzyıl başına ait hatıralarında da Saraçhane Çarşısı Caddesi, tanınmış ayakkabıcı esnafının bulunduğu bir cadde olarak anılır ve dükkân dizisinin Saraçhane Camii ile son bulduğu anlatılır.
Amasya'nın üretim hayatı bu yüzyıllarda da canlıydı. XVI. yüzyılda şehirde boyahane, şemhane ve darphane bulunduğu, ipek dokumacılığının yaygın olduğu ve 1554-1555 yıllarında on ay içinde şehre giren ipekli kumaşın tartıldığında yaklaşık on beş tona ulaştığı kayıtlıdır. Evliya Çelebi XVII. yüzyılda Amasya'da 1060 kadar dükkân bulunduğunu yazar. Bu işlek çarşı ortamında saraçların ve debbağların ayrı bir mahalle oluşturması, adın gerçek bir esnaf çevresine dayandığını gösterir. Evliya Çelebi'nin yapıdan "mescit" diye söz etmesi ise sonraki araştırmacılar tarafından, caminin XVII. yüzyılda henüz tek mekânlı olduğuna dair bir işaret olarak yorumlanmıştır.
Osmanlı Döneminde Vakıflar ve Görevliler
Asıl vakfiye kaybolmuş olsa da cami, yüzyıllar boyunca yeni vakıflarla ayakta tutuldu. Hoca Ahmed Paşa diye tanınan İğnecizâde Ahmed Paşa, Trabzon, Sivas ve Anadolu beylerbeyliklerinde bulunmuş, birkaç kez Amasya mutasarrıfı olmuş bir devlet adamıydı. Hüsameddin onun, Saraçhane Camii'ne bitişik olan ve harap düşen Şadgeldi Paşa'nın "Dârü'l-ilm"ini yeniden ihya ettiğini, caminin kıblesindeki sıra dükkânları, İbadullah Çarşısı'ndaki ve bedesten içindeki dükkânları vakfederek camiye minber ve kürsü koyduğunu, hatip ve vaize görev ücreti bağladığını yazar. Ahmed Paşa 1069'da (1659) Köprülü Mehmed Paşa'nın şüphesine uğrayıp mallarına el konulduktan kısa süre sonra ölmüştür; Hüsameddin bu vakıfların da sonradan kaybolduğunu üzüntüyle kaydeder. Vezir Ankebût Ahmed Paşa'nın kızı Ümmü Hânî Hanım da 1114'te (1702-03) ölmeden önce Saraçhane Camii'nin vaizine ve medresesinin müderrisine görev ücretleri bağlamıştı.
XVIII. yüzyılda vakıf zinciri devam etti. 1147'de (1734-35) Amasya kadısı Çetenzâde Hacı Ahmed Efendi caminin önüne bir şadırvan yaptırıp su getirtti. 1171 (1757-58) dolaylarında eski kul kethüdası Zorluzâde Hacı Mehmed Ağa ile ayandan Hacı Osman Ağa dükkânlar vakfederek camide bir kürsü şeyhliği kurdular. Yüzyılın içinde Hacı Mustafa Ağa adında bir ayan da caminin hemen yanına bir medrese yaptırdı; Hüsameddin bu ayanı bir yerde Çorakçızâde, bir başka yerde Palancızâde ailesine bağlar, bir yerde de Amasya mütesellimi olarak anar. Bu medresenin müderrisleri ve mütevellileri XIX. yüzyılın ortalarına kadar biyografilerde görünür. Caminin hatipliği, vaizliği ve kürsü şeyhliği ise çoğu zaman aynı ailelerin elinde kaldı. Hatîbzâdeler diye anılan aile XVIII. yüzyılın büyük bölümünde hatiplik yaptı. Biyografilerde caminin avlusunda halka kurup ders veren, burada icazet veren pek çok müderrisin adı geçer.
Vakıf dükkânları zaman zaman güç sahiplerinin iştahını da kabarttı. Hüsameddin'in aktardığına göre 1202 Rebiülevvelinde (Aralık 1787-Ocak 1788) Amasya mütesellimi Hasan Bey, kendine gelir sağlamak için Saraçhane Camii çevresindeki vakıf dükkânlarını zorla zaptetmeye, kiralarını peşin alıp kiracıları çıkarmaya kalkıştı. Babası Mikdad Ahmed Paşa da daha önce Atabey Medresesi çevresindeki vakıf demirci dükkânlarını aynı yolla ele geçirmişti. Hacı Şadgeldi Paşa'nın vakfından olup Saraçhane Camii'nin giderlerine ayrılmış bu dükkânlar için Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi açıkça karşı çıktı; dükkânlarla ilgili yeniçeri alemdarları da ona destek verdi. Hüsameddin olayın büyüdüğünü ama zorla bastırıldığını yazar. Kayıt, caminin vakfının XVIII. yüzyılın sonunda hâlâ Şadgeldi'nin adıyla anıldığını göstermesi bakımından da değerlidir.
XIX. yüzyılda caminin çevresi büyük ölçüde değişti. 1860'larda Ziya Paşa'nın mutasarrıflığı sırasında Yeşilırmak boyunca açılan yollar yüzünden caminin bahçesi küçültüldü, hem kuzeyinden hem güneyinden yol geçirildi. Ziya Paşa doğudaki eski medreseyi yıktırıp yerine bir rüşdiye mektebi yaptırdı; mektep otuz yıl kadar çalıştıktan sonra 1311 (1893-94) yangınında yandı. Batı tarafta ise Hacıköylü Kızıklızâde Hacı Mahmud Efendi ahşap bir medrese yaptırdı; Hüsameddin'in bir yerinde bu yapının tarihi 1300 (1882-83), bir başka yerinde tamamlanışı 1302 (1884-85) olarak verilir. "Saraçhane Medresesi" denen bu binanın ilk müderrisi Gürcü Hacı Eyüp Efendi idi. Olcay, hatıralarında medreseyi caminin iç sahasında, tam Yeşilırmak'ın karşısında, pencereleri yola dizili, ortasında mütevazı bir şadırvanı olan sevimli bir yapı olarak anlatır.
Mimari Özellikleri
Cami bugün, Ziya Paşa Bulvarı'nda yola paralel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir tabana oturur ve küçük bir avlunun içinde yer alır. Avluya kuzeyde duvarlar arasındaki bir açıklıktan, güneyde taş ve tuğladan basık kemerli bir kapıdan girilir. Cami başlangıçta kare planlı, tek kubbeli bir yapıydı. Sonraki dönemde batı duvarı açılarak yapıya bir bölüm daha eklendi; böylece plan dikdörtgene dönüştü ve eklenen kısım da bir kubbeyle örtüldü. Eski yapı ile eklenen mekân arasında büyük ve kalın bir kemer yer alır. Bu değişikliğin zamanı belli değildir. Çelebi Mehmed'in saraçhanesiyle artan cemaatin daha geniş bir mekân gerektirmiş olabileceği düşünülmüştür; ama Evliya Çelebi'nin yapıdan mescit diye söz etmesi ve XVIII. yüzyıldaki şadırvan ve kürsü vakıfları, Akın ve arkadaşlarına eklentinin daha geç, bu vakıfların yapıldığı sıralarda yapılmış olabileceğini düşündürür. 1860-1911 arasına ait en eski fotoğraflarda cami zaten dikdörtgen planlı görünür.
İki kare mekânın birleşmesiyle oluşan asıl ibadet alanı yaklaşık 19,70 x 11,10 metre ölçüsündedir. İçeride taşıyıcı bir eleman yoktur; yükü 110 santimetre kadar kalınlıktaki beden duvarları taşır. İki kademe hâlinde yükselen duvarların ilki 6,71, ikincisi 9,10 metre kotuna ulaşır ve üzerlerine oluklu kiremitle kaplı kubbeler oturur. Kubbeler sekizgen kasnaklara, kasnaklar da tromplara oturur. Duvarlar kirpi saçaklarla son bulur; saçaklar beden duvarında tek, kubbe geçişlerinde ve kasnakta iki sıradır. Kubbelerin altında, saçak silmesine yakın yerlerde duvar yüzeyine oyulmuş kuşevleri görülür.
Malzeme kullanımı caminin dönemini belli eden en önemli ipuçlarından biridir. Eski kaynaklar doğu ve güney cephelerin kesme taştan, öteki kısımların moloz taştan örüldüğünü yazar; bugün görülen ise kesme taş ve tuğlanın birlikte kullanıldığı almaşık bir örgüdür, köşelerde düzgün blok taşlar vardır. Bu duvar tekniği Beylikler dönemi mimarisinin tanıdık bir özelliğidir. Selçuklu yapılarında temel malzeme taş, kubbe ve minarelerde ise tuğla iken, beylikler döneminde birçok yapıda taş ve tuğla karışımı duvarlar öne çıkar. Saraçhane Camii bu geçişin Amasya'daki örneklerinden biridir.
Silindirik gövdeli, tek şerefeli minare ilk yapının kuzeybatı köşesinde yükselir ve batıya eklenen bölüm yüzünden iki kubbe arasında kalmıştır. Tamamı yaklaşık 22 metre yüksekliğindeki minare tuğladan örülmüştür; şerefesi taştan, külahı kurşun kaplıdır. Minare kaidesinin bittiği çizgideki duvar örgüsü farkı, yapının doğusu ile batısı arasında bir devir farkı bulunduğunu düşündüren izlerden biridir.
Kuzey cephe boyunca uzanan son cemaat yeri, dokuz taş kaide üzerinde yükselen ahşap dikmelere oturan, dışı kurşun, içi ahşap düz tavanlı bir sundurmadır. Kimi tanıtımlarda yedi gözlü diye anılır; 2018 rölövesine göre ön cephede altı, yanlarda birer açıklık vardır. Eski fotoğraflarda sekiz gözlü ve üstü oluklu kiremitle örtülü görünen bu bölüm, birçok kez değiştirilmiş bir eklentidir; Gönül Öney özgün yapının son cemaat yeri olmadığını belirtir. Caminin içine kuzey cephedeki taş kasalı, basık kemerli iki ayrı kapıdan girilir; batıdaki girişin üzerinde bir kitabe yeri bulunur. Bu yuva, sökülen kitabeyle ilgili kayıtları akla getirir, ancak sökülen taşın burada durup durmadığı bilinmemektedir.
İç yüzeyler alçı sıvalı ve yer yer kalem işleriyle bezelidir. İlk yapılan bölümde tromplar arasındaki üçgen boşluklarda, mihrabın sağından başlayarak madalyonlar içinde Allah, Muhammed, Ömer, Ali, Osman, Ebubekir, Hüseyin ve Hasan adları yazılıdır; kubbenin tepesinde bitkisel ve geometrik motifli bir madalyon, kasnaktaki sivri kemerlerin alınlarında kırmızı, sarı ve mavi geometrik süslemeler vardır. Eklenen batı bölümünde kubbe ve geçişler sadedir. Alçıdan yapılmış yarım daire kesitli mihrap, altı sıra mukarnaslı bir kavsaraya sahiptir; yanlarında kum saati başlıklı birer gömme sütunce, çevresinde açık gri zeminde çiçekli kıvrık dallarla bezeli geniş bir bordür bulunur. Mihrabı çevreleyen barok karakterli "s" ve "c" kıvrımlı alınlığın içindeki kartuşta Âl-i İmrân suresinin "Zekeriyya onun yanına mihraba her girdiğinde" diye başlayan 37. ayetinden bir bölüm yazılıdır. Mihrabın iki yanında ahşap kapaklı kitaplık nişleri, minberin yanındaki duvarda da Hûd suresinin 88. ayetinden bir ibare bulunur.
Makalenin yazarları bu kalem işlerinin caminin yapıldığı yıllara ait olmadığını, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra eklendiğini ve batılılaşma döneminin üslup özelliklerini taşıdığını düşünür. Mihrabın batısındaki sade ahşap minber 1990'larda konmuştur; 1940'lara ait fotoğraflarda yine ahşap ama daha özenli işçilikli bir minber görülür. Avlunun kuzeyindeki abdest alma yerinde, muslukların bulunduğu duvarda talik hatla yazılmış beş satırlık bir kitabe vardır; buna göre burası mal müdürü Hacı Hüsni Bey'in eşi Hafize Hanım'ın 1265 (1848-49) tarihli hayratıdır.
Hazire
Caminin doğu duvarına bitişik, moloz taş duvar ve üstündeki demir parmaklıklarla çevrili küçük haziresi, Hüsameddin'in "Şeyh Zekeriyya Türbesi" diye andığı yerdir. Hüsameddin burayı caminin doğu tarafında kapının içinde özel bir hazire olarak tarif eder ve Saraçlar Şeyhi Pir Sun'ullah Halvetî ile halifesi Pir Zekeriyya Halvetî'nin burada yattığını yazar. Bir başka biyografide aynı şeyhlerin caminin doğu penceresinin önündeki bahçede gömülü olduğu belirtilir. Olcay da hatıralarında Amasya'nın büyük mutasavvıfları arasında "Pir Şeyh Zekeriya"yı sayar ve yerini "Saraçhane Camii Şerifi bahçesinde" diye gösterir.
2018'deki incelemede hazirede tarihî değer taşıyan dört mezar tespit edilmiştir. Bunlardan biri, bej tüften yekpare kesilmiş, iki kademeli, çatma lahit biçiminde bir mezardır; yüzeyi çok aşınmıştır ve üzerinde yalnız bir dua ile Âyetü'l-kürsî'nin başı okunabilir. Akın ve arkadaşları bu mezarı Selçuklu dönemi sandukalarına çok benzer bulur. İkinci mezar, Hafize Hanım'a aittir; on bir satırlık talik kitabesinde Şeyh Edebali ve Hayreddin Paşa neslinden İznikli Ali Paşazâde Sadık Bey'in kızı ve Amasya mal müdürü Hacı Hüsni Bey'in eşi olduğu, 26 Zilkade 1265'te (13 Ekim 1849) öldüğü yazılıdır. Üçüncü mezar, eski Harameyn müfettişi Seyyid Ali Remzi Efendi'nin kızı Şerife Sıddıka Hanım'ındır; manzum kitabesi 1254'te doğduğunu söyler, Beyt-i Mukaddes'i anar ve gurbette ölenlerin şehit sayıldığını hatırlatır; ölüm tarihi 9 Recep 1268'dir (29 Nisan 1852). Bu iki mezarın baş ve ayak taşları mermerdir; ayak taşlarında meyveli hurma ağacı kabartmaları vardır.
Dördüncü mezar taşı, Pir İlyas'ın halifesi Şeyh Zekeriyya Halvetî'nin ruhuna Fatiha istenen on satırlık bir kitabe taşır ve sonunda "sene 871" yazar. Sarıklı başlığı ve mermer malzemesiyle XIX. yüzyıl mezar taşlarının özelliklerini gösteren bu taşı makalenin yazarları 1871 tarihli olarak okumuştur. Taşın hicrî 871 (1466-67) tarihini taşıyor olması da mümkündür; bu durumda tarih Hüsameddin'in Zekeriyya için verdiği 878 ölüm yılıyla uyuşmaz. Malzemesi ve biçimi düşünülürse taşın şeyhin ölümünden çok sonra, eski bir mezarın yerine konmuş bir anma taşı olması daha akla yatkındır; bu konuda da bir kayıt bulunamamıştır. Sun'ullah Halvetî'nin ve Gülsün Ana'nın mezarlarına ait bir taş ise bugün tanımlanabilmiş değildir.
Amasya Cami Mimarisi İçindeki Yeri
Amasya'da Türk dönemine ait en eski yapı, Dânişmendoğlu Melik Gazi'nin kalenin hemen doğusunda, bugünkü Şamlar Camii'nin yerinde yaptırdığı camidir. Günümüze kadar ulaşan eserler arasında Burmalı Minare Camii (1237-1247), Gökmedrese Camii (1266-1267), Gümüşlü Camii (1326), Hızır Paşa Camii (XIV. yüzyıl) ve Saraçhane Camii (1372) sayılır. Saraçhane, Selçuklu çağının taş ağırlıklı yapılarından Osmanlı klasik mimarisinin başlangıcına uzanan çizgide Beylikler dönemini temsil eden bir halka olarak durur. Başlangıçtaki tek kubbeli plan, Beylikler döneminin en yaygın cami ve mescit tipidir. Saraçhane'nin sonradan batıya doğru genişletilmiş olması ise onu İstanbul'daki Üç Mihraplı Mescit ya da Haseki Hürrem Sultan Camii gibi, cemaat arttıkça büyütülmüş yapılarla aynı gruba sokar.
Ondan sonra gelen Beyazıt Paşa Camii (1414-1419) ve Yörgüç Paşa Camii (1430), Çelebi Mehmed devrinin ve onu izleyen yılların yapılarıdır; Saraçhane ile aralarında yaklaşık kırk yıllık bir fark bulunur. Amasya Osmanlı idaresine girdiğinde aynı adla kurulan sancağın merkezi oldu ve ilk zamanlarda Rum eyaletinin merkezi durumundaydı. XVI. yüzyıl ortalarına kadar şehir, Osmanlı hanedanına mensup şehzadelerin idari tecrübe kazanmaları için gönderildikleri başlıca merkezlerden biriydi: Çelebi Mehmed'den itibaren II. Murad, Fatih ve II. Bayezid burada sancakbeyi olarak bulundu. Saraçhane Camii'nin adını aldığı Çelebi Mehmed devri, şehrin bu şehzade sancağı kimliğine kavuştuğu dönemin başlangıcına denk gelir. Şadgeldi'nin torunu Burak Bey'in de, Hüsameddin'e göre, Çelebi Mehmed devrinde "dedesinin camii olan Saraçhane Camii" yakınında bir mektep yaptırıp 816'da (1413-14) vakfettiği kayıtlıdır; aile yeni düzene uyum sağlamış, dedenin yapısıyla bağını da korumuştu.
Camiyi çevreleyen şehir de büyük ölçüde onun yapıldığı çağdan sonra biçimlendi. XVI. yüzyılın başlarında Amasya'da dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam vardı. 1525'te şehir beşi gayrimüslim olmak üzere elli beş mahalleye ve yaklaşık sekiz bin kişilik bir nüfusa sahipti. 1555'te Amasya'ya gelen Hans Dernschwam şehirde on bir cami saydı. Şehzadelerin Amasya'da bulunduğu bu yüzyıllarda gelişen şehrin yeni yapıları arasında, 1372 tarihli cami yaşlı bir komşu olarak kaldı.
Onarımlar, Tescil ve Bugünkü Durum
Amasya'nın gördüğü depremler, yangınlar ve Yeşilırmak taşkınları caminin de defalarca onarılmasını gerektirdi. 1939'daki büyük depremde hasar gören cami, 1948 Haziranında tamamlanan bir onarımdan sonra yeniden ibadete açıldı. 1951'de Tevhide Arpacıoğlu tarafından bir kez daha onarıldı; bu onarımda bahçe bir duvarla çevrildi ve kuzey duvarına bir çeşme yapıldı. 1977'deki onarımda son cemaat yeri camekânla kapatıldı, mihrap, kemer, pencere ve tromplardaki bazı motifler boyandı, minber değiştirildi, batı mekânındaki mihrap kaldırıldı ve yıkılmış olan minare peteği ile külahı yeniden yapıldı. 1940'lı yıllara ait bir fotoğrafta minarenin yıkık hâli ve son cemaat yerinin o günkü durumu görülür.
Sonraki yıllarda yapılan eklerle cami özgün görünümünden epey uzaklaştı. İçeride ahşap bir merdivenle çıkılan ahşap döşemeli bir kadınlar mahfili kurulmuş, minber, mahfil, pencere üst söveleri ve duvarlar pencere altlarına kadar yağlı boyayla boyanmış, son cemaat yeri ahşapla kapatılmıştı. Duvarlardan gelen nem yüzünden bozulan kalem işlerinin bir kısmı boyanarak örtülmüş, bir kısmı da özgününe uymayan biçimde yenilenmişti. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bulunan yapı 2008'de bu kurumun bölge müdürlüğü tarafından restore edildi. Bu çalışmada niteliksiz ekler ve uygunsuz boyalar kaldırıldı, boyaların altında kalan özgün kalem işlerine ulaşılarak yenilendi. Yapı 1992'de Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu kararıyla, haziresi de aynı yıl ayrı bir kararla tescil edilmiş ve Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün somut kültürel miras envanterine girmiştir.
Caminin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri 2017'de Emine Saka Akın, Aygün Kalınbayrak Ercan ve Elif Başaran tarafından hazırlanmış ve koruma bölge kurulunca onaylanmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, Canan Hanoğlu'nun da katıldığı "Amasya Saraçhane Camii" başlıklı makalede yayımlanmıştır (Tarih Okulu Dergisi, sayı 33, 2018, s. 269-316); makalenin anahtar sözcükleri arasında restorasyon ve kültürel miras yer alır. Yazarlar, caminin son cemaat yeri, pencereler, mihrap, minber ve mahfil gibi öğelerdeki değişikliklere ve karakter değiştiren kalem işlerine karşın plan şemasını koruduğunu ve döneminin özelliklerini ana hatlarıyla yansıttığını belirtir. Yaklaşık altı yüz elli yıllık yapı, bugün çevresindeki yeni binalar arasında sıkışmış durumdadır. Albert Gabriel'in 1934'te hazırladığı Amasya haritasında ve eski fotoğraflarda kent kimliğinin belirgin bir parçası olarak görünen cami, iki yanına yükselen yeni yapılar yüzünden artık uzaktan algılanması güç bir konumdadır.
Bugün Saraçhane Camii ibadete açıktır ve şehir merkezinde, ırmak kenarında yoğun olarak kullanılan bir cami olarak işlevini sürdürür. Kuzeydeki son cemaat yeri, iki kubbenin üstündeki kiremit örtü, tuğla minare, kirpi saçaklar ve kuşevleri yapıyı Amasya'nın diğer camilerinden ayıran başlıca öğelerdir. Doğu duvarının dibindeki küçük hazire, caminin bir zamanlar yanındaki zaviyeyle birlikte Amasya'nın Halvetî çevresinin merkezlerinden biri olduğunu hatırlatır. Şehzadeler Yolu boyunca kentin diğer tarihî camileriyle birlikte gezildiğinde, Beylikler dönemi eseri olan bu cami, Osmanlı klasik dönemi yapılarıyla yan yana okunabilir.
Kronoloji
1359: Hacı Kutlu Şah, oğlu Hacı Şadgeldi'yi Amasya emirliğine tayin eder (760).
1361-1362: Kutlu Şah'ın Karamanoğullarına yenilip öldürülmesinin ardından Amasya bir süre Alâeddin Ali Bey'in eline geçer; Şadgeldi şehri 763 başlarında geri alır.
1365: Eretnaoğlu Mehmed Bey, emirlerinden Hacı Şadgeldi, Hacı İbrahim ve Kılıcarslan tarafından öldürülür.
1371-1372: Hüsameddin'e göre Şadgeldi Paşa cami, medrese ve zaviyeyi yaptırır (773 dolayları; kitabe ve vakfiye yoktur, tarih tahminidir).
1373-1374: Caminin doğusundaki medresenin (Dârü'l-ilm) yapımı (775 dolayları).
1374-1375: Şadgeldi Meydan Köprüsü'nü kârgir olarak yaptırır (776 dolayları).
1381: Kadı Burhâneddin Sivas'ta hükümdarlığını ilan eder; 783 Ramazanında Tokat yakınındaki savaşta Hacı Şadgeldi yenilir ve öldürülür.
1383-1384: Şadgeldi'nin oğlu Ahmed, babasının öcünü almak için harekete geçer ve Kadı Burhâneddin'e yenilir.
1392-1393: Kadı Burhâneddin Amasya'yı ele geçirir; Emir Ahmed'in başvurusu üzerine Osmanlı kuvvetleri bölgeye gelir (Şimşirgil).
1398: Amasya, TDV'nin anlatımına göre Osmanlı topraklarına katılır; şehrin idaresi Çelebi Mehmed'e bırakılır.
1399-1400: Öney'in verdiği ve Aptullah Kuran arşivindeki kayıtta geçen alternatif yapım tarihi (H. 802).
1402: Ankara Savaşı'ndan sonra Çelebi Mehmed Amasya'ya çekilir ve şehri kardeşlerine karşı üs olarak kullanır; bu yıllarda mahallede bir saraçhane yaptırdığı kayıtlıdır.
1413-1414: Şadgeldi'nin torunu Burak Bey, Saraçhane Camii yakınındaki mektebi için vakıf düzenler (816).
1443-1444: Pir Sun'ullah Halvetî'nin vakfiyesinde cami "Hacı Şâdgeldi Câmii" diye anılır (847).
1470-1471: Alaca Yahya Bey, caminin doğusundaki medreseyi yeniden imar eder (875).
1473-1474: Saraçlar şeyhi Şeyh Zekeriyya Halvetî ölür ve caminin doğusundaki bahçeye gömülür (878).
1659: Camiye minber ve kürsü koyduran, dükkânlar vakfeden Hoca Ahmed Paşa ölür (1069).
1734-1735: Amasya kadısı Çetenzâde Hacı Ahmed Efendi caminin önüne şadırvan yaptırır (1147).
1757-1758: Zorluzâde Hacı Mehmed Ağa ile Hacı Osman Ağa dükkân vakfederek kürsü şeyhliği kurar (1171).
1787-1788: Mütesellim Hasan Bey'in caminin vakıf dükkânlarını zaptetme girişimi (1202).
1848-1849: Hafize Hanım'ın hayratı olan abdest alma yeri yapılır (1265).
1864-1865: Ziya Paşa doğudaki eski medreseyi yıktırıp yerine rüşdiye mektebi yaptırır; ırmak boyunca açılan yollar caminin bahçesini daraltır.
1882-1885: Caminin batısında Hacıköylü Hacı Mahmud Efendi'nin yaptırdığı Saraçhane Medresesi tamamlanır.
1934: Albert Gabriel'in hazırladığı Amasya haritasında cami görülür.
1939: Büyük deprem caminin hasar görmesine yol açar.
1948: Haziranda tamamlanan onarımdan sonra cami yeniden ibadete açılır.
1951: Tevhide Arpacıoğlu tarafından onarılır; bahçe duvarı ve kuzey duvarındaki çeşme yapılır.
1977: Son cemaat yeri camekânla kapatılır, minber değiştirilir, minare peteği ve külahı yeniden yapılır.
1992: Cami ve haziresi tescil edilir.
2008: Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilir.
2017: Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri koruma bölge kurulunca onaylanır.
2018: Caminin restorasyonunu ve mimari değişimini inceleyen akademik makale yayımlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (e-kitap s. 97, 104, 115, 123, 141-143, 165, 181, 424, 437, 673-674; Saraçhane Mahallesi ve camisi, Şeyh Zekeriyya ve Safâ Paşa Hatun türbeleri, Alaca Yahya Medresesi, Şadgeldi dönemi, vakıf dükkânları olayı): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page123.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6-8, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (e-kitap s. 59, 81, 117-118, 167-168, 352-353, 427, 523-524, 572; Ebû İshâk Kâzerûnî, dârü'l-ilm müderrisleri, Hoca Ahmed Paşa, Ümmü Gülsüm Hatun, Ümmü Hânî Hanım, Burak Bey, Cemâleddin Aksarâyî): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page524.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9-12, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (e-kitap s. 131-132, 228, 235, 259, 445, 449, 530; Rükneddin Mahmud Çelebi, Şeyh Zekeriyya Halvetî, Sa'deddin Ali Çelebi, Abdülkerim Kadirî Çelebi, Hacı Mustafa Ağa medresesi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page235.html
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Saraçhane Medresesi, Saraçhane Çarşısı ve Amasya'da bulunan büyük mutasavvıflar bahisleri). amasya.bel.tr
- "Saraçhane Camii, Amasya, 1399-1400 (H.802)", Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi, Aptullah Kuran Arşivi, KRNARC01985: https://digitalarchive.library.bogazici.edu.tr/items/35586356-4a53-4eb5-93f9-03f978b688d2/full
Akademik çalışmalar
- Akın, Emine Saka, Canan Hanoğlu, Aygün Kalınbayrak Ercan ve Elif Başaran, "Amasya Saraçhane Camii", Tarih Okulu Dergisi, 33 (Mart 2018), s. 269-316, DOI: 10.14225/Joh1237: https://johschool.com/files/tarih_okulu/395838461_12. E. Saka Akın - Amasya Saraçhane Camii, 269-316..pdf
- Mehterhan Furkani, "Siyasî ve İlmî Bir Kişilik: Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa ve ed-Dürerü'l-Mensûretü fi'l-Furû' Adlı Eserin Kendisine Nispeti", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı I, Amasya 2017, s. 389-398: https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_FURKANIM.pdf
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- "Kadı Burhâneddin", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- Ahmet Şimşirgil, "XV ve XVI. Asırlarda Turhal", Türklük Araştırmaları Dergisi, 8 (1997): https://isamveri.org/pdfsbv/D00142/1997_8/1997_8_SIMSIRGILA.pdf
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Kültür Portalı, "Saraçhane Camii - Amasya": https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/sarachane-cam
Diğer kaynaklar
- "Cemāleddīn Meḥmed Aksarāyī, ca. 1314-ca. 1389", The Islamisation of Anatolia projesi, yazar ve yazma kaydı: https://www.islam-anatolia.ac.uk/data/documents/auth/local:ayy:435
- İlker Öztürk, "Saraçhane Camii", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2021: https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/sarachane-camii
- TRT Haber, "Yıllara meydan okuyan Saraçhane Camii", 25.11.2022: https://www.trthaber.com/foto-galeri/yillara-meydan-okuyan-sarachane-camii/52144.html
Çevrimiçi kaynaklar
- https://johschool.com/files/tarih_okulu/395838461_12. E. Saka Akın - Amasya Saraçhane Camii
- https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_FURKANIM.pdf
- https://www.islam-anatolia.ac.uk/data/documents/auth/local:ayy:435
- https://digitalarchive.library.bogazici.edu.tr/items/35586356-4a53-4eb5-93f9-03f978b688d2/full
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya








