Amasya'nın yakın geçmişine dair pek çok bilgi, bugün bir memurun defterlerinden okunur. Osman Fevzi Olcay ömrünün büyük kısmını tahsildarlık, nahiye müdürlüğü, evrak kalemi mümeyyizliği gibi sıradan devlet işlerinde geçirdi; ama boş vakitlerinde eski yazıyla, çoğu zaman kendi hattıyla doldurduğu defterler, Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın büyük Amasya Tarihi'nden sonra şehrin hafızasını taşıyan başlıca kaynaklardan biri oldu. Kendisini eserlerinde "Kadîm Türk ve İslâm yazıları mütehassısı, Amasya müverrihi" diye tanıtır. İki sıfatı da boşuna seçilmemiştir: hem hattat ve eski yazı uzmanıydı, hem de memleketinin tarihini yazmayı ömür boyu sürecek bir iş saymıştı.

Fikret Sarıcaoğlu'nun Amasya tarihçileri üzerine çalışmasından beri Olcay, Mustafa Vâzıh Efendi ile Abdizâde Hüseyin Hüsameddin'den sonra şehrin "üçüncü tarihçisi" olarak anılır. Ne var ki eserlerinden yalnızca küçük bir çevirisi sağlığında basılabildi. Amasya Şehri, Amasya Meşâhiri ve Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim adlı kitapları ölümünden yıllar sonra, sadeleştirilerek Amasya Belediyesi yayınları arasında okura ulaştı. Bugün Amasya'nın mahalleleri, medreseleri, son devir âlimleri ve unutulmuş gelenekleri üzerine yazılan pek çok çalışma, dipnotlarında onun adını taşır.

Ailesi ve Doğumu

Olcay, 1954'te kendi eliyle yazıp imzaladığı ve Amasya Meşâhiri'nin bir nüshasına eklediği "Tercüme-i Hâlim" notunda ailesini şöyle tanıtır: aslen Amasya'nın Akdağ nahiyesine bağlı Kızılkışlacık köyünden, Hasanoğulları'ndan Kara İsmail Kahya'nın oğlu Kara Vaiz Ahmed Hilmi Hoca'nın oğludur. Annesinin adı Feride Hanım'dır. 1887'de Amasya'nın Sofular Mahallesi'nde doğmuştur. Ayar ve Özel'in Mîr Hamza Nigârî risalesi üzerine yazdıkları makalede doğum yılı 1877 olarak geçer; ancak hem kendi tercüme-i hâline dayanan neşirler hem de İlhan ile Dandan'ın çalışması 1887'yi verir, makaledeki yıl büyük ihtimalle bir dizgi hatasıdır.

Babası Ahmed Hilmi Efendi hakkında daha ayrıntılı bir belge, Meşîhat Arşivi'ndeki sicil dosyasıdır. Hasan Telli'nin yayımladığı bu kayda göre Ahmed Hilmi Efendi 1855'te Merzifon'a bağlı Elale köyünde doğmuş, "Hasanoğlu" diye de bilinmiş, lakabı Kara Vaiz Hoca olmuştur. Babasının adı İsmail, annesininki Rukiye'dir. Köyünde ilk dinî derslerini aldıktan sonra 1870'te Merzifon'a gelmiş, Kara Mustafa Paşa Camii yakınındaki Yeni Medrese'de sarf ve nahiv okumuş; 1873'te Amasya'ya geçerek Sultan Bayezid Medresesi'nde kalmış, eski müftü Hacı Osman Efendi'nin, Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi'nin ve başka hocaların derslerine devam etmiştir. İcazetnamesini 5 Mart 1887'de Amasya müftüsünden almış, sonra Mehmed Paşa Camii'nde talebeye sarf, nahiv, mantık, akaid ve fıkıh okutmuştur. 1905 tarihli nüfus tezkiresinde ikameti Amasya'nın Sûfîzâde (Sofular) Mahallesi olarak yazılıdır. Böylece oğlunun doğduğu yıl, babanın medrese tahsilini bitirip müderrisliğe başladığı yıldır.

İki kayıt arasındaki fark açıktır: oğul, aileyi Akdağ'daki Kızılkışlacık köyüne bağlar; resmî sicil ise babanın Merzifon'un Elale köyünde doğduğunu söyler. Kaynaklar bu farkı açıklamaz; ailenin kökeni ile babanın doğum yeri ayrı köyler olabilir. Olcay, Amasya Hâtıraları'nda babasından birkaç kez söz eder. Ahmed Hilmi Efendi ile Tosyalı Deli İsmail Efendi, icazet alıncaya kadar Sultan Bayezid Medresesi'nin bugün yazma eserlere ayrılmış odasında kalmışlardır. Oğlunun anlatımına göre babası, devrin ilmî teşkilatında "Kemerbaşı" unvanıyla bir idare görevi taşıdığından medrese talebelerinin askerlik yoklamalarında ve Sivas'tan gelen imtihan heyetlerinde vazife alırdı.

Öğrenimi

Olcay ilköğrenimine Mehmed Paşa Mahallesi'ndeki Çukurkonak Mektebi'nde başladı. Böcekçi ile Seçkiner'in neşrinde bu tahsilin Çevikçe Mektebi'nde tamamlandığı yazılırken İlhan ile Dandan, müellif hattı tercüme-i hâli okuyarak okulun adını Çöplüce Mektebi olarak verir. Ardından Saraydüzü eteğindeki İdadi Mektebi'ne kaydoldu ve rüşdiye ile idadiyi başarıyla bitirdi. Hatıralarında bu okuldaki arkadaşlarını tek tek anar. Müftü Abdurrahman Kâmil Efendi'nin oğulları Mehmed Sabri ve Ahmed Emrî Yetkin onun sıra arkadaşlarıydı; Ahmed Emrî ile "doğumumuz itibariyle beraber büyümüş" olduklarını yazar.

İdadiden sonra İstanbul'a gitti ve babasının dostu Rumeli Kazaskeri Ödemişli Mustafa Efendi'nin himayesinde Darülfünun'a girdi. Hangi bölümde okuduğu konusunda bir karışıklık vardır. 2009 neşrinde "İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü" denir; İlhan ile Dandan ise Olcay'ın kendi yazısında kelimenin "Arziyat" (jeoloji) olduğunu, başka çalışmalarda bunun "riyâziyât" ile karıştırıldığını belirtir. Bir yıl sonra babasının isteğiyle Amasya'ya döndü ve babasının ders verdiği Mehmed Paşa Camii ve Medresesi'nde beş yıl kadar Arapça dil bilgisi, mantık ve fıkıh okudu. 1327 (1912) yılında Amasya Darülmuallimin'ine kaydolup buradan da bir sertifika aldı. Bu yıllarda hüsn-i hatta özel bir ilgi duydu; kaynaklar hocasının adını vermez, ama sonraki memuriyet yıllarında Amasya okullarında hat öğretmenliği yapacak kadar ilerlediği bilinir.

Balkan Savaşı'ndan Mütarekeye

Balkan Savaşı çıkınca Olcay on üç ay muharip olarak cephede bulundu. 2009 neşri bu tarihi "328 (1911)" diye verir; İlhan ile Dandan ise 1912'de gönüllü olarak katıldığını ve Trakya taraflarında askerlik yaptığını yazar. Savaşın Ekim 1912'de başladığı düşünülürse doğru tarih 1912'dir; rumî 1328 de bu yıla denk gelir. Hatıralarında Balkan Savaşı'nda kumandanı olan, Mehmed Paşa Mahallesi'nde oturan bir paşadan söz eder ve paşanın büyük oğlu Turgut'un İdadi'de kendi öğrencisi olduğunu ekler. Terhisinden sonra Amasya'ya döndü, bir buçuk yıl kadar şehrin okullarında hüsn-i hat öğretmenliği yaptı.

Birinci Dünya Savaşı başlayınca yeniden askere çağrıldı ve savaş boyunca 31. Fırka'nın Asker Alma Kalemi'nde memur olarak çalıştı. Bu görev, Amasya Hâtıraları'nın en acı sayfalarından birine tanıklık etmesine yol açtı. Anlattığına göre savaştan önce şehrin en güzel mesiresi olan Yukarı Savadiye'deki Soğukpınar bağlarının ağaçları, Saraydüzü'ndeki II. Bayezid Sarayı harabesinin onarımında kullanılacak kireci yakmak için bir tanesi bırakılmadan kestirildi. Emri veren, ordu kumandanı Vehib Paşa'nın yeğeni, Asker Alma Kalemi başkanı ve fırka kumandan vekili Pertev Bey'di; Olcay o sırada Harbiye Nezareti'nin özel emirleriyle aynı kalemde çalıştığı için olayı yakından gördüğünü söyler. Otuz yıl sonra, Haziran 1948'de seksen sekiz kişinin öldüğü ve yüz kırk dokuz evin Yeşilırmak'a sürüklendiği sel felaketini anlatırken bu kesimi hatırlatır ve bağların ağaçları yerinde dursaydı selin bu kadar büyük olmayacağı kanaatini yazar.

İlhan ile Dandan'ın tercüme-i hâle dayanan özetinde, Olcay'ın savaş yıllarında Ermeni tehciri için kurulan teşkilatta Kâzım Karabekir Paşa'nın emrinde görev aldığı da belirtilir; Karabekir'le ilgili bu ayrıntı başka bir kaynakla doğrulanamamıştır. Mütarekeye kadar süren askerlikten sonra 6 Ocak 1919'da Amasya Emlak Dairesi'ne tahsildar olarak atandı ve hat hocalığını sürdürdü. 2009 neşrinde bu memuriyet "1355 (1917)" tarihiyle geçer; tarih hem hicrî hem miladî karşılığıyla tutarsızdır. Aynı özete göre işgal kuvvetleri Amasya'ya girdiğinde, tehcir görevinde bulunmuş kırk üç arkadaşıyla birlikte idam edilmek üzere teslim edilmeleri istendi; yerel silahlı birliklerin işgalcileri şehirden çıkarmasıyla bu akıbetten kurtuldular. Olayın ayrıntıları Olcay'ın kendi anlatımından ibarettir.

Cumhuriyet Yıllarında Memuriyet

Millî Mücadele'den sonra Amasya Tütün İnhisarı'nda memur oldu; iki yıl beş ay çalıştıktan sonra müdürle tartışarak görevden alındı. Zara nahiyesinde otuz beş gün kadar vekil öğretmenlik yaptı. 26 Mayıs 1929'da Samsun İskân Müdürlüğü'nde mutemet ve tavizat memuru oldu, bir yıl sonra aynı kadroyla İstanbul'a nakledildi. 1933'te bu memuriyet kaldırılınca Sinekli, Rami ve Akçalı nahiyelerinde müdür olarak çalıştı; İlhan ile Dandan'ın özetine göre bir yıl da İstanbul Arşiv Dairesi'nde bulundu.

Hayatının dönüm noktası, aynı yıl Atatürk'ün emriyle kurulan İstanbul Kütüphaneleri Kitap Tasnif Komisyonu'na alınmasıdır. Komisyon, şehrin kütüphanelerindeki yazma ve basma eserleri incelemekle görevliydi; Olcay burada tuttuğu notlardan ve topladığı malzemeden sonraki bütün eserlerinde yararlandı. Amasya Meşâhiri'ni bu görev sırasında tamamladığını kendisi yazar; Adliye Tarihçesi de aynı notlardan doğmuştur. Ardından İstanbul Vilayeti Evrak Kalemi'nde mümeyyiz oldu, son olarak iki yıl kadar Sarıyer Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğü'nde çalışıp emekliye ayrıldı.

Özel hayatına dair bilgiler hatıralarının arasına serpiştirilmiştir. Mehmed Paşa Mahallesi'nde Semerci Bekir Ağa'nın evinde, evliliğinin ilk dört yılını kirada geçirdiğini, oğlu Fethi'nin gençliğinin bir kısmının da bu evde geçtiğini anlatır. Annesinin, Müftü Abdurrahman Kâmil Efendi'nin eşi Emine Hanım ile ahiret kardeşi olduğunu yine annesinden dinlediklerine dayanarak yazar. Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim'in yayına hazırlanmasında oğlu Fethi Olcay'ın elindeki biyografi notları da kullanılmıştır.

Eserleri

Olcay'ın tespit edilebilen eserlerinin hemen hepsi, kendi hattıyla yazılmış yazmalardır. Genellikle rik'a ile yazmış, başlıklarda ve alıntılarda kûfî, sülüs, ta'lik ve nesih de kullanmıştır. Aynı eseri yıllar içinde yeniden yazıp genişletmesi, bugün birden çok kütüphanede farklı nüshalar bulunmasına yol açmıştır. İlhan ile Dandan ile Ayar ve Özel'in verdiği listeler birleştirildiğinde tablo şöyledir:

  • Mecmûa-i Eş'âr: Son devir Mevlevî şeyhi ve şairi Ahmed Remzi (Akyürek) Dede'nin manzumelerinden derleme; 1935'te rik'a ile yazılmıştır. Bir nüshası Atatürk Kitaplığı'nda (nr. 1960), bir diğeri Topkapı Sarayı Kütüphanesi Yeniler kısmındadır (nr. 2259).
  • Amasya Şehri: Şehrin adı, coğrafyası, iklimi, iktisadı; Amasya'da yetişen hükümdarlar, devlet adamları, şeyhülislamlar, âlimler, şairler, hattatlar ve mutasavvıflar; Selçuklu ve Osmanlı kitabeleri; Birinci Dünya Savaşı yılları ve Atatürk'ün Amasya'ya gelişi. Topkapı Sarayı'ndaki "Târîh-i Amasya" adlı nüsha 1352 (1933), Atatürk Kitaplığı'ndaki nüsha 1356 (1937) tarihlidir. Harun Küççük ve Kurtuluş Altunbaş'ın sadeleştirmesiyle Amasya Belediyesi tarafından yayımlanmıştır; yayın yılı Özcan'ın künyesinde 2010, İlhan ile Dandan'da 2017 olarak geçer.
  • Menâkıb-ı Mîr Hamza Nigârî: Amasya'da medfun Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve şair Mîr Hamza Nigârî'nin soyu, şemaili, eserleri ve müritleri üzerine Şubat 1938'de tamamlanmış 26 varaklık risale (Atatürk Kitaplığı, nr. 888/01). Ali Rıza Ayar ile Recep Orhan Özel sadeleştirerek yayımlamıştır.
  • Türklerin Faziletleri ve Övgüleri: Câhız'ın Fezâilü'l-Etrâk'inin çevirisi; 1939'da İstanbul'da Tefeyyüz Kitabevi tarafından 29 sayfa olarak basılmıştır. Sağlığında basılan tek eseridir.
  • Muhtasar Menâkıb-ı Mevlânâ: 12 Ekim 1940'ta tamamlanmış, TBMM Kütüphanesi'nde (nr. 175) bulunan eser.
  • Selçuk Türkleri'nin Zuhûru ve Osmanlı İmparatorluğu: 1940'ta yazılmış, Selçuklu hükümdarlarını ve III. Selim'e kadar Osmanlı padişahlarını kısaca anlatan eser (TBMM Kütüphanesi).
  • Amasya Meşâhiri: Amasyalı 183 şahsiyetin biyografisi; Amasya Şehri'nin tamamlayıcısı. Nüshaları Berlin Devlet Kütüphanesi'nde, Topkapı Sarayı'nda (Y. 1701), İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Amasya Yazma Eser Kütüphanesi'ndedir; son nüsha 1374 (1953) tarihli olup kendi tercüme-i hâlini içerir. Turan Böcekçi tarafından Amasya Ünlüleri adıyla 2002'de yayımlanmıştır.
  • Adliye Tarihçesi: Kitap Tasnif Komisyonu'ndaki notlarından 1944'te derlenmiş, 57 varaklık eser (Millî Kütüphane, 06 Mil Yz A 4094).
  • Merzifonlu Kara Mustafa Paşa: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (Y. 3554) 22 varaklık bir yazma.
  • Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim: Amasya'nın mahalleleri, medreseleri, müderrisleri, mutasavvıfları, örf ve âdetleri, bağ ve bahçeleri ve atasözleri; 1967'de tamamlanmıştır. Turan Böcekçi ile Mehmet H. Seçkiner tarafından Amasya Hâtıraları adıyla 2009'da yayımlanmıştır.
  • Muhtıra Defteri: 1967'de yazılmış, tarihî ve edebî notlar, seçme şiirler ve kendine ait manzumeler içeren 45 varaklık defter (Millî Kütüphane, nr. 9214). M. Fatih Köksal, eskilerin "kırkambar" dediği türden bir mecmua olarak tanıtır.

Amasya Yazma Eser Kütüphanesi kayıtlarında ona atfedilen Durûbü'l-Emsâl adlı kısa metnin ise incelendiğinde Olcay'a ait olmadığı anlaşılmıştır.

Amasya Tarihçiliğindeki Yeri

Böcekçi ile Seçkiner, neşirlerinin önsözünde Olcay'ın eserlerini Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne bir zeyil olarak değerlendirir. İki yazar aynı yüzyılda yaşamıştı; Olcay, camilerin ve vakıfların mütevellileri değiştikçe bunları yeniden kaydetme ihtiyacı duymuş, Hüsameddin'in eserinde bulunmayan son gelişmeleri yazmıştır. İlişki tek yönlü de değildir. Turgut Akpınar'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Amasya Tarihi" maddesine göre Hüsameddin'in eserinde kaynağını gösterdiği az sayıdaki çalışma arasında Olcay'ın Amasya Meşâhiri ile Amasya Tarihi de vardır. Olcay'ın ilk nüshalarının 1933 gibi erken bir tarihte yazılmış olması bu kaydı anlaşılır kılar.

İki tarihçinin defterleri zaman zaman birbirine karışacak kadar yakındır. M. Fatih Köksal, Ankara'da bir sahaftan aldığı ve Hüsameddin'in kayıp ciltlerine ait olduğunu düşündüğü altı büyük defteri ilk gördüğünde, bunların Olcay'ın Amasya Şehri'nin farklı ve daha hacimli bir nüshası olabileceği ihtimali üzerinde durduğunu anlatır; biyografilerin sayısı ve içeriği bu ihtimali zayıflatmıştır.

Olcay'ın verdiği bilgiler bugün akademik çalışmalarda da kullanılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Şeyh Hamdullah maddesi, hattatın doğum yılı için Müstakimzâde'nin 840 (1436) tarihinin yanında Olcay'ın Amasya Meşâhiri'ndeki 830-833 (1426-1430) aralığını da anar. Recep Orhan Özel, Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin üzerine yazdığı makalede Olcay'ı hem Kâmil Efendi'nin doğum tarihi hem de ailenin özel hayatı için tanık olarak kullanır. Mustafa Çağhan Keskin'in aktardığına göre, Mehmed Paşa Medresesi'nin bir dershane ile on bir odadan ibaret olduğunu, batısında bir ekmekhane ile fırın bulunduğunu bildiren de yine Olcay'dır.

Amasya Hâtıraları

Olcay'ın en çok okunan eseri, 1967'de bitirdiği Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim'dir. Kendi ifadesiyle kitap, "altmış beş yıl önce Amasya halkından, mülk ve mahalle teşkilatı itibariyle kimlerin gelip geçtiğinden" söz eder. Amasya Bayezid Kütüphanesi'ndeki nüsha defter kâğıdına yazılmıştır ve mürekkep arka sayfaya geçtiği için güçlükle okunmuştur. Neşredenler eseri "yarım asır önce Amasya'nın kalemle çekilmiş fotoğrafı" diye niteler.

Kitap mahalle mahalle ilerler. Yukarı ve Aşağı Savadiye'den Sofular'a, Çilehane'den Mehmed Paşa Mahallesi'ne, Gümüşlü'den Temenna'ya kadar evler sırasıyla sayılır; her evin kime ait olduğu, kimin kiminle akraba olduğu, hangi dükkânda kimin çalıştığı yazılır. Bu dökümde Pir İlyas Türbesi'nin karşısındaki küçük mahalle, Mir Hamza Nigârî'nin müritlerinin oturduğu semt, tehcirden sonra eski Hristiyan sakinlerinden tek kişinin kalmadığı Savadiye, 1876-1877'de Kırım'dan gelen Tatarların yerleştirildiği İhsaniye Mahallesi yan yana durur. Medreseler bölümünde Amasya medreselerinde okutulan kitaplar sırasıyla verilir, icazet törenleri anlatılır. Gelenekler bölümünde tellalın nerede durup nasıl duyuru yaptığı, Diyarbakır ile Samsun arasında ordu mühimmatı taşıyan Ömer Ağa kervanının şehre gelişi, ordunun helva ihtiyacının Amasya'dan karşılanması, ramazanda iftar ve sahurda kaleden top atılması gibi başka hiçbir yerde kaydedilmemiş ayrıntılar yer alır. Selağzı'ndaki bir vakıf dükkânına bağlı olarak her yıl Kurban Bayramı arifesinde un helvası yaptırıldığını, helvaların pidelere sarılıp büyük selelerle Aşağı Pirler Türbesi'ne götürüldüğünü, orada hatim okunduktan sonra dağıtıldığını da bu kitaptan öğreniriz.

Olcay bu dünyanın kaybolduğunun farkındadır. Hatıralarının bir yerinde, eski valilerden Kayserili Talat Öncel'e yazdığı bir manzumeyi aktarır; şehrin eski ailelerinden kimseyi bulamamanın ve mezarlıkların ortadan kalkmasının acısını şu mısralarla dile getirir: "Bir göz atın tarihine, mazisine şu güzel şehrin. / Ne tarihten, ne maziden zerre nişane kalmamış." Hatıraların sevimli tarafı da vardır. Kemerpaşazâde Hüsameddin Efendi'yi uzun boylu bir arkadaşıyla kol kola sendelerken görüp takılınca hocanın kendisine verdiği cevabın "hâlâ hatırından çıkmadığını" yazar; mahallenin horoz meraklılarını, avcılarını, gazinoda oturanlarını adlarıyla anar.

Hattatlık ve Mevlevî Çevresi

Olcay'ın hüsn-i hatla ilişkisi, onu tarihçi kimliği kadar tanımlar. Amasya okullarında hat dersleri vermiş, eserlerini farklı hat türlerini bir arada kullanarak yazmıştır. Muhtasar Menâkıb-ı Mevlânâ'da eserin adını kûfî, önsözü rik'a, silsilenameyi sülüs ile yazdığı, vurgulamak istediği yerlerde harfleri büyüttüğü, dipnot niteliğindeki açıklamaları küçük yazdığı görülür. 2009 neşrine konan bir fotoğraf, onu Karacaahmet Mezarlığı'nda Amasyalı Şeyh Hamdullah'ın mezar taşını incelerken gösterir. Hamdullah'a duyduğu hayranlık, ölümünden sonra da sürecek bir bağa dönüşmüştür.

Mevlevî çevresiyle ilişkisi daha çok Ahmed Remzi Akyürek üzerinden izlenebilir. Kayserili şair ve mutasavvıf Akyürek, Üsküdar Mevlevîhânesi'nin son şeyhiydi; tekkeler kapatıldıktan sonra 1925'ten 1937'ye kadar Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'nde başmemur olarak kitapları tasnif etti. Olcay'ın İstanbul'daki kütüphane tasnif komisyonunda çalıştığı yıllar bu döneme denk gelir. 1935'te Akyürek'in şiirlerinden bir mecmua yazdı. M. Fatih Köksal'ın 2006'da Erciyes dergisinde yayımladığı yazı, onu başlığında "bir Ahmed Remzi Dede muhibbi" diye tanıtır. Muhtıra Defteri'nde Akyürek'in, Ahmed Emrî Yetkin'in bir manzumesini 31 Mayıs 1934'te yirmi üç kıta hâlinde taştir ettiğini kaydetmiştir; Özel, Yetkin'in bu manzumesine dair bilgiyi Olcay'ın defterinden aktarır.

Muhtasar Menâkıb-ı Mevlânâ da aynı ilginin ürünüdür. Olcay eserin başındaki notta, Bahaeddin Veled Çelebi'nin (İzbudak) Menâkıb-ı Hazret-i Mevlânâ'sını herkesin okuyup anlayacağı bir üsluba sokmaya çalıştığını, çünkü bu eserin sufiyane ve çetin bir dille yazıldığını söyler. Kitap Mevlânâ'nın silsilesiyle açılır, babası Sultânü'l-Ulemâ'yı, Mevlânâ'yı, dostlarını ve Sultan Veled'i anlatır; sonunda Mevlânâ makamında bulunmuş yirmi dokuz çelebinin ve Amasya'daki dahil seksen bir mevlevîhanenin listesi yer alır.

Ölümü

Osman Fevzi Olcay 11 Aralık 1973'te İstanbul'da öldü ve Karacaahmet Mezarlığı'nda, çok sevdiği Hattat Şeyh Hamdullah'ın kabrinin ayakucuna defnedildi. Ölüm tarihi Böcekçi ile Seçkiner'in neşrinde gün ve ayıyla, Ayar ile Özel'in ve İlhan ile Dandan'ın çalışmalarında yıl olarak aynıdır. Özel'in 2018 tarihli makalesinin bir dipnotunda geçen "ö. 1967" ifadesi aynı makalenin başka bir dipnotundaki 1973 ile çelişir; 1967, Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim'in tamamlandığı yıldır ve karışıklık buradan doğmuş görünmektedir.

Amasya'da doğup İstanbul'da ölen, eserlerini sağlığında basılmış göremeyen bu memur tarihçinin defterleri, ölümünden otuz yıl kadar sonra memleketinin belediyesi tarafından yayımlanmaya başlandı. Amasya'nın son yüzyılına dair bugün bildiğimiz pek çok ad, ev, dükkân ve gelenek, Olcay'ın kalemiyle kayda geçmiş olarak elimizdedir.

Kronoloji

1887: Amasya'nın Sofular Mahallesi'nde doğdu; babası Ahmed Hilmi Efendi aynı yılın 5 Mart'ında icazet aldı.

1912: Amasya Darülmuallimin'ine kaydoldu (1327); Balkan Savaşı'nda on üç ay cephede bulundu.

1914-1918: 31. Fırka Asker Alma Kalemi'nde memur olarak çalıştı.

6 Ocak 1919: Amasya Emlak Dairesi'ne tahsildar olarak atandı.

26 Mayıs 1929: Samsun İskân Müdürlüğü'nde mutemet ve tavizat memuru oldu; bir yıl sonra İstanbul'a nakledildi.

1933: İstanbul Kütüphaneleri Kitap Tasnif Komisyonu'na alındı; Amasya Şehri'nin Topkapı nüshası bu yıl tarihlidir.

1935: Ahmed Remzi Akyürek'in şiirlerinden Mecmûa-i Eş'âr'ı yazdı.

1937: Amasya Şehri'nin Atatürk Kitaplığı nüshasını tamamladı.

Şubat 1938: Menâkıb-ı Mîr Hamza Nigârî'yi bitirdi.

1939: Câhız çevirisi Türklerin Faziletleri ve Övgüleri İstanbul'da basıldı.

12 Ekim 1940: Muhtasar Menâkıb-ı Mevlânâ'yı tamamladı.

1942: Amasya Meşâhiri'nin bir nüshasını tamamladı.

1944: Adliye Tarihçesi'ni yazdı.

6 Mart 1954: Amasya Meşâhiri'ne eklediği "Tercüme-i Hâlim" notunu yazıp imzaladı.

1967: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Muhtıra Defteri'ni tamamladı.

11 Aralık 1973: İstanbul'da öldü; Karacaahmet Mezarlığı'na, Şeyh Hamdullah'ın kabrinin ayakucuna gömüldü.

2002: Amasya Meşâhiri, Amasya Ünlüleri adıyla yayımlandı.

2009: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim, Amasya Hâtıraları adıyla yayımlandı.

Kaynakça

Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:

  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: "Bildiklerim-Gördüklerim-İşittiklerim ile Amasya", sad. Turan Böcekçi ve Mehmet H. Seçkiner, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2009, s. 13-19, 23-48, 63-75.
  • Mevlüt İlhan ve Ermiş Dandan, "Osman Fevzi Olcay'ın Muhtasar Menâkıb-ı Mevlânâ İsimli Eseri", Mevlevilik, Mevlana ve Şeyh Galip Üzerine İncelemeler, ed. Mücahit Kaçar, Ömer Arslan ve Yasemin Karakuş, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınevi, 2022, s. 189-243. https://dosyalar.semazen.net/e_kitap/osman-fevzi-olcayin-muhtasar-menakib-i-mevlana-isimli-eseri.pdf
  • Ali Rıza Ayar ve Recep Orhan Özel, "Osman Fevzi Olcay'ın 'Menâkıb-ı Mîr Hamza Nigârî' Adlı Risalesi", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 3, 2015, s. 187-201. https://dergipark.org.tr/tr/pub/amauifd/article/21327
  • Recep Orhan Özel, "Amasya'da Bir İlim Yuvası: Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin (ö. 1941) ve Oğulları Mehmet Sabri Yetkin, Ahmet Emrî Yetkin, Mustafa Niyazi Yetkin", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. 6, sayı 10, 2018, s. 39-72.
  • Hasan Telli, "Meşîhat Arşivine Göre Amasya Müderrisleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 7(2), 2024, s. 732-758.
  • Mehmet Fatih Köksal, "Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nin Kayıp Ciltleri", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya: Amasya Üniversitesi, 2017.
  • Turgut Akpınar, "Amasya Tarihi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 6-7. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya-tarihi
  • Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi, Şeyh", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, İstanbul 1997, s. 449-452. https://islamansiklopedisi.org.tr/hamdullah-efendi-seyh
  • Hasibe Mazıoğlu, "Akyürek, Ahmed Remzi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 2, İstanbul 1989, s. 304-305. https://islamansiklopedisi.org.tr/akyurek-ahmed-remzi
  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.
  • Mustafa Çağhan Keskin, "II. Bayezid Dönemi Amasya Çevresinde Yerel Bir Bani: Hızır Paşa Oğlu Mehmed Paşa", Art-Sanat, 5, 2016, s. 63 vd.

Çevrimiçi kaynaklar