Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edilip yerine Kara İbrâhim Paşa geçince, divan kâtibi ve şair Sükûtî Ahmed Efendi yeni sadrazamı hicvetti ve bunun bedelini Şam'a gönderilerek ödedi. Babası Recebzâde Hâfız Mehmed Efendi Merzifon müftüsüydü; kendisi paşaya hem intisapla hem akrabalıkla bağlıydı. Paşanın dairesinde hazine kâtipliğiyle başlayıp sadareti sırasında cizye muhasebeciliğine, oradan şehreminliğine ve yeniçeri efendiliğine yükseldi; 1683 sonunda paşa ile birlikte düştü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre nükteci, hicve yatkın bir şairdi; devrin büyük şairi Nâbî ile karşılıklı şiirleştiğini ve atıştığını da aynı yazar kaydeder. 1 Rebiülâhir 1102'de (Ocak 1691) ölmüştür. Hicvinden de atışmalarından da elde tek dize yoktur.
Amasya Tarihi'ndeki Maddesi
Hüsameddin'in onuncu cildindeki kayıt "Sükûtî Ahmed Efendi-Müftüzâde" başlığını taşır:
Merzifonludur. Merzifon müftüsü olan meşâhîr-i ulemâdan Recebzâde Hâfız Mehmed Efendi'nin mahdûmudur. Sadr-ı esbak Merzifonî Kara Mustafa Paşa'ya intisâb u karâbeti olduğundan dâ'iresinde hazîne kâtibi, 1087'de akîb-i sadâretinde cizye muhâsebecisi oldu. 1089'da şehremîni, 1091'de yeniçeri efendisi olup 1094 zilhiccesinde paşanın sadâretten azl ü katlinde azl edildi. 1095 senesi evâsıtında Şâm mukâbelecisi olarak oraya gönderildi. 1102 senesi rebîülâhiri gurresinde dâr-ı bekâya irtihâl etdi. Şâ'ir, fünûn-ı edebiyyede kâmil, latîfe-gû, hicv ü tezyîfe mâ'il olup şâir-i meşhûr Nâbî Efendi ile müşâ'arât u mühâcâtı vardır. Merzifonî Kara Mustafa Paşa'yı i'dâm etdirip yerine geçen Kara İbrâhim Paşa'yı hicv etdiğinden dolayı Şâm'a gönderilmişdi.
Günümüz Türkçesiyle: Merzifonludur. Merzifon müftüsü olan tanınmış âlimlerden Recebzâde Hâfız Mehmed Efendi'nin oğludur. Eski sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya bağlılığı ve akrabalığı olduğundan onun dairesinde hazine kâtibi oldu; 1087'de, paşanın sadrazamlığa gelmesinin hemen ardından cizye muhasebecisi oldu. 1089'da şehremini, 1091'de yeniçeri efendisi oldu ve 1094 zilhiccesinde paşa sadrazamlıktan azledilip öldürülünce o da görevden alındı. 1095 yılının ortalarında Şam mukabelecisi olarak oraya gönderildi. 1102 yılının rebiülâhir ayının ilk günü öldü. Şairdi, edebî sanatlarda olgundu, nükteli konuşur, hicve ve alaya meylederdi; ünlü şair Nâbî Efendi ile karşılıklı şiirleri ve birbirlerini hicvettikleri şiirleri vardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı idam ettirip yerine geçen Kara İbrâhim Paşa'yı hicvettiği için Şam'a gönderilmişti.
Kara Mustafa Paşa'nın Dairesinde
Sükûtî'nin hayatı, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yükselişine ve düşüşüne birebir bağlıdır. Hüsameddin'in "intisâb u karâbet" sözü iki bağı birlikte anlatır: Sükûtî hem paşanın kapısına bağlanmış bir adamdı hem de onun akrabasıydı. Akrabalığın derecesi yazılmamıştır. Paşanın dairesinde hazine kâtibi olarak başlayan Sükûtî, efendisinin sadrazam olduğu 1087 (1676) yılında cizye muhasebecisi olmuş, yani gayrimüslimlerden alınan baş vergisinin hesaplarını tutan kalemin başına geçmişti.
Sonraki adımlar hızla geldi. 1089'da (1678-79) İstanbul şehremini, yani başkentin imar ve inşa işlerine bakan görevli, 1091'de (1680-81) ise yeniçeri ocağının kâtiplerinin başı olan yeniçeri efendisi oldu. Paşanın kapısından yetişen Merzifonlular arasında yalnız değildi; aynı dairede masraf kâtipliği yapan Hamdî Mehmed Efendi da şiir söyleyen bir Merzifonluydu.
Viyana önündeki başarısızlık bu yükselişi bir anda kesti. Abdülkadir Özcan'ın TDV İslâm Ansiklopedisi maddelerine göre Kara Mustafa Paşa, sadaret kaymakamı Kara İbrâhim Paşa ile yandaşlarının telkinleri sonucunda 6 Muharrem 1095'te (25 Aralık 1683) Belgrad'da idam edildi ve mühür İbrâhim Paşa'ya geçti. Hüsameddin, Sükûtî'nin azlini "1094 zilhiccesinde", yani idamdan hemen önceki aya yerleştirir; iki tarih arasındaki birkaç haftalık fark, azil kararıyla idam emrinin peş peşe gelmesinden kaynaklanıyor olmalıdır.
Hiciv ve Şam
Sükûtî, efendisinin ölümünden sonra sessiz kalmamış, yeni sadrazamı hicvetmiştir. Mahlasının "susan" anlamına gelmesi, bu davranışın yanında küçük bir ironi gibi durur. Hiciv, 1095'in ortalarında (1684) onun Şam mukabeleciliğine, yani Şam'daki maliye kaleminde hesap karşılaştırma görevine tayin edilerek başkentten uzaklaştırılmasıyla karşılık buldu. Hüsameddin bu gönderilişi açıkça bir ceza olarak sunar. Kara İbrâhim Paşa'nın kendisi de iktidarını uzun süre koruyamadı; azledildi ve 1097 rebiülâhirinde (Mart 1686) Rodos'a sürüldü. Sükûtî'nin bu tarihten sonra İstanbul'a dönüp dönmediği bilinmez. 1 Rebiülâhir 1102'de (2 Ocak 1691) öldüğünde nerede bulunduğunu Hüsameddin yazmaz.
Nâbî ile Atışmaları
Maddenin en çok merak uyandıran satırı Nâbî'yle ilgilidir. "Müşâ'arât" karşılıklı yazılan şiirleri, "mühâcât" ise iki şairin birbirini hicvettiği şiirleri anlatır. Nâbî bu yıllarda Musâhib Mustafa Paşa'nın çevresindeydi; bir süre kethüdalığını yapmış, 1094'te (1683) paşa kaptanıderyalıkla saraydan uzaklaştırılınca onunla Boğazhisar'a gitmişti. İki şairin karşılaşabileceği yer, bu tarihten önceki İstanbul meclisleridir; ikisinin de birer vezirin dairesinde bulunması tanışıklıklarını kolaylaştırmış olmalıdır. Atışmaların metni ne Hüsameddin'de ne de taranabilen kaynaklarda bulunabilmiştir.
Kaynakların Durumu
Amasya'nın şiir tarihinde aynı mahlası taşıyan daha eski bir Sükûtî de geçer. Hüsameddin'in üçüncü cildine göre 993'te (1585) Amasya'ya sancakbeyi olarak gelen şair Şâmî Mustafa Bey, şehrin şairlerinden Kelâmî, Turâbî ve Sükûtî Çelebileri meclisine almış, Kelâmî ile Sükûtî arasındaki takışmalara da Merzifonlu Bezmî Çelebi karışmıştır. Aynı yerde Abdî Efendi'nin tezkiresinden hatırladığı şu beyit aktarılır: "Kelâmî söylenir ammâ Sükûtî bahş eder altun / Sakın boş sanma Bezmî tınmanın da serveti vardır." Bu Sükûtî Çelebi XVI. yüzyılın sonunda yaşamıştır; 1691'de ölen Merzifonlu Sükûtî Ahmed Efendi'den yüz yıl kadar önceki bir şairdir.
Şiiri
Hicvi bir sürgüne yol açacak kadar duyulmuştu; buna karşın Sükûtî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. "Fünûn-ı edebiyyede kâmil" diyen Hüsameddin de tek beyit aktarmaz, bir eser adı da kaydetmez. Kara İbrâhim Paşa'ya yazdığı hiciv ve Nâbî ile atışmaları, şiirinin bilinen konularıdır; ikisinin de metni kaydedilmemiştir.
Kronoloji
1087 (1676): Kara Mustafa Paşa'nın sadrazamlığa gelişinin ardından cizye muhasebecisi olur.
1089 (1678-79): Şehremini olur.
1091 (1680-81): Yeniçeri efendisi olur.
Zilhicce 1094 (Kasım-Aralık 1683): Kara Mustafa Paşa'nın azli ve idamı sırasında görevden alınır.
1095 ortaları (1684): Kara İbrâhim Paşa'yı hicvettiği için Şam mukabelecisi olarak gönderilir.
1 Rebiülâhir 1102 (2 Ocak 1691): Ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 295-296 (Sükûtî Ahmed Efendi-Müftüzâde maddesi; e-kitap s. 279). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page279.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 330 (Şâmî Mustafa Bey meclisi ve Bezmî beyti; e-kitap s. 515-516). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page515.html
Akademik çalışmalar
- Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 246-249. https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifonlu-kara-mustafa-pasa
- Abdülkadir Özcan, "İbrâhim Paşa, Kara", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 21, İstanbul 2000, s. 329-330. https://islamansiklopedisi.org.tr/ibrahim-pasa-kara
- Abdülkadir Karahan, "Nâbî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 32, İstanbul 2006, s. 258-260. https://islamansiklopedisi.org.tr/nabi
Çevrimiçi kaynaklar
