Şehzade Bayezid'in Amasya divanında kâtiplikten nişancılığa yükselen Sa'dî Çelebi, 882'de (1477-78) bu görevden alınınca kadılığa geçti; âlimdi, şiir de söylerdi. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın kaydındaki sıfatlar "âlim, şâir, edîb, muhâzarâta vâkıf, nedîm" sözleridir: sohbetinden hoşlanılan, nükte ve hikâye bilen, meclislere aranan biriydi. Bakü'den gelip XIV. yüzyılda Amasya'da bir mahalleye adını veren Ahî Sâbıkuddîn Ebûbekir'in torunlarındandır ve aileye "Sâbıkoğulları" denmiştir. 896 (1490-91) yılından sonra öldüğü bilinir. Oğlu Mehmed Şeyhî Çelebi ile torunu Ârifî Hüseyin Çelebi de şairdi; bu kola "Sa'dîzâde" adı onun hatırasından verilmiştir. Kendisinin ise bir beyti bile bugüne gelmemiştir.
Amasya Tarihi'ndeki Maddesi
Hüsameddin onu onuncu ciltte, Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'den hemen önce, "Sa'dî Çelebi-Mevlânâ Sâbıkî" başlığıyla anlatır:
Amasyalıdır. Ulemâdan Mevlânâ Hüseyin Çelebi bin Abdulmuhsin Çelebi bin Ali Bey bin Ahî Sâbıküddîn Ebûbekir Baküvânî mahdûmudur. Amasya ulemâsından tahsîl-i ulûm edib vâlî olarak Amasya'ya gelen Sultân Bâyezîd-i Sânî'ye intisâb ederek kâtib-i dîvânı oldu. Ba'dehû müşarün-ileyhin nişâncısı olup 882'de azl edildi. Sonra kudâtdan olup 896 sâlinden sonra vefât etdi. Âlim, şâir, edîb, muhâzarâta vâkıf, nedîm bir zât idi. Mahdûmu Mehmed Şeyhî Çelebi ve hafîdi Ârifî Hüseyin Çelebi de şu'arâdandır. Bunlara "Sa'dîzâde" dendi.
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Âlimlerden Mevlânâ Hüseyin Çelebi'nin oğludur; Hüseyin Çelebi, Abdülmuhsin Çelebi'nin, o Ali Bey'in, Ali Bey de Bakülü Ahî Sâbıkuddîn Ebûbekir'in oğludur. Amasya âlimlerinden ilim okudu, vali olarak Amasya'ya gelen Sultan II. Bayezid'e bağlanarak onun divan kâtibi oldu. Sonra yine onun nişancısı oldu ve 882'de görevden alındı. Ardından kadılık yaptı ve 896'dan sonra öldü. Âlim, şair, edebiyat bilen, sohbet ve hikâye birikimi geniş, padişahlara nedimlik edecek nitelikte bir zattı. Oğlu Mehmed Şeyhî Çelebi ve torunu Ârifî Hüseyin Çelebi de şairdir. Bunlara "Sa'dîzâde" denmiştir.
Sâbıkoğulları
Ailenin kurucusu Ahî Sâbıkuddîn Ebûbekir, Hüsameddin'e göre Şirvanlı, Bakü Türklerinden Mikâil'in oğludur. Küçük yaşta Amasya'ya gelmiş, Emîr Bahâeddîn Kürt Bey'in hizmetinde yetişmiş, Hacı Kutluşah zamanında emirlik almış ve İçerişehir karşısında, Meydan köprübaşındaki Kutluşah sarayının muhafızı olmuştu. Sarayın yakınına yaptırdığı konak, mescit, mektep ve zaviye zamanla bir mahalle hâline geldi; 781'de (1379-80) mülklerini vakfetti. Vakfın mütevelliliği oğlu Hacı Ali Bey'e, ondan da torunu Abdülmuhsin Çelebi'ye geçti.
Sa'dî Çelebi'nin dedesi olan bu Abdülmuhsin, kendi maddesinde "Muhsin Çelebi" diye tanınmış bir kâtip olarak anlatılır. Çelebi Sultan Mehmed'in ve şehzadesi II. Murad'ın kâtipliklerinde bulunmuş, sonra Amasya'nın büyük emiri Yörgüç Paşa'nın divan kâtibi olmuş ve 833'ten (1429-30) sonra ölmüştür. Hüsameddin onu "âlim, hattat, kâtib, üç lisâna vâkıf" diye niteler. Bir kuşak sonra torununun da bir şehzade divanında nişancılığa çıkmasına bakılırsa kalem işi bu evde babadan oğula geçen bir meslekti. Abdülmuhsin'in oğulları Ali, Hasan ve Hüseyin'dir; Hüsameddin Abdülmuhsin'in maddesinde "Ali Çelebizâde Mevlânâ Osmân es-Sâbıkî ve Hüseyin Çelebizâde Sa'dî Çelebi meşhûrdur" diyerek ailenin iki ünlü adını yan yana koyar. Amcası Ahmed Çelebi'nin maddesinde de Sa'dî Çelebi'nin "meşâhîr-i ulemâ ve şu'arâdan" olduğu tekrarlanır.
Ailenin şiirle ilişkisi Sa'dî Çelebi'nin kuşağında kalmaz. Kardeşi Muhsin Çelebi'nin oğlu Şuayb Efendi, "Turâbî" mahlasıyla şiir söylemiş ve imzasında "es-Sâbıkî" nisbesini taşımıştır; yani Turâbî Şuayb Efendi, Sa'dî Çelebi'nin yeğenidir. Oğlu Mehmed Şeyhî ve torunu Ârifî Hüseyin ile birlikte düşünüldüğünde, Sâbıkoğulları içinde üç kuşak boyunca şiir söylenmiş olduğu anlaşılır.
Bayezid'in Divanında
Bayezid 1454'te çocuk yaşta Amasya'ya gönderilmişti ve divanında şehrin ilim ailelerinden yetişmiş kâtipler görev alıyordu; Pîr Sun'ullah'ın soyundan Rıdvan Çelebi de bunlardandı. Sa'dî Çelebi'nin bu divana ne zaman girdiği kaydedilmemiştir. Divan kâtipliğinden sonra nişancılığa geçmesi, divanın yazı işlerinin başına geçtiğini gösterir. 882'de azledilmesinin nedenini Hüsameddin vermez. Sonraki yıllarda kadılığa geçmiştir; hangi kazalarda kadılık yaptığı bilinmiyor. II. Bayezid 1481'de tahta çıktığında Sa'dî Çelebi'nin artık şehzade çevresinde bir görevi olmadığı anlaşılıyor; 896'dan sonra ölümüne kadar kadılıkta kalmış olmalıdır.
Kaynakların Durumu
Aynı yıllarda Amasya'da "Sa'dî" adını taşıyan ve Bayezid'in divanına bağlı başka bir kişi daha görünür. Hüsameddin'in birinci cildindeki mahalle ve tekke listelerine göre "kâtib-i dîvân-ı sultânî Sa'dî Efendi", İçerişehir'deki Sa'deddîn Mahallesi'nde bir mescit ile bir zaviye yaptırmış ve vakfını düzenlemiştir. Yapım yılı mahalleler listesinde 878 (1473-74), tekkeler listesinde 871 (1466-67) olarak geçer ve yazar bu Sa'dî Efendi'yi mahalleye adını veren Sa'deddîn Çelebi'nin soyundan sayar. Unvan, dönem ve şehir Sâbıkî Sa'dî Çelebi'ye uygun düşer; ancak Hüsameddin iki kaydı birbirine bağlamaz ve aileleri ayrı gösterir. Bu yüzden zaviyenin onun eseri olduğu söylenemez; olsa olsa araştırılmaya değer bir ihtimaldir.
Torunu Ârifî Hüseyin Çelebi'nin de bir adaşı vardır: Hüsameddin'in on birinci cildinde ayrı maddesi bulunan Sofuzâde Ârifî Hüseyin Çelebi. Amasya darphanesinin kâtipliğinden eminliğine geçen Sofuzâde 871 (1466-67) dolaylarında öldüğüne göre Sa'dî Çelebi'den önce yaşamıştır; onun torunu olması mümkün değildir.
Şiiri
Hüsameddin'in kaydı sıfatlarını sayıp geçer, mahlasını bile söylemez; Sâbıkî Sa'dî Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Adının sonradan bütün kola verilmesi ve iki kuşak torununun da şair olarak anılması, onun ailede bir başlangıç noktası sayıldığını düşündürür. Aynı sayfada ardından gelen Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin şöhreti, onun adını sonraki kayıtlarda iyice gölgelemiştir; ikisi aynı adı taşısa da ayrı kişilerdir ve Tâcîzâde Sa'dî Çelebi bir kuşak sonra yaşamıştır.
Kronoloji
781 (1379-80): Atası Ahî Sâbıkuddîn Ebûbekir mülklerini vakfeder.
833 (1429-30) sonrası: Dedesi Abdülmuhsin Çelebi ölür.
882 (1477-78): Şehzade Bayezid'in nişancılığından azledilir.
896 (1490-91) sonrası: Ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 246-247 (Sa'dî Çelebi-Mevlânâ Sâbıkî maddesi; e-kitap s. 264). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page264.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 182-183 (Sâbıkuddîn Ebûbekir Bey-Ahî maddesi; e-kitap s. 245). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page245.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 12, s. 99 (Abdülmuhsin Çelebi-Veled-i Sâbık maddesi; e-kitap s. 586). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page586.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 377 (Ahmed Çelebi-Sâbıkuddînoğlu maddesi; e-kitap s. 121). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page121.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 40-41 (Turâbî Şu'ayb Efendi-Sâbıkî maddesi; e-kitap s. 490). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page490.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 148 ve 231 (Sa'deddîn Mahallesi ve Sa'deddîn Tekkesi; e-kitap s. 123, 151-152). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page123.html
Çevrimiçi kaynaklar
