Bayezid Paşa Camii, Amasya'da Yeşilırmak'ın doğu kıyısında, Beyazıtpaşa Mahallesi'nde ve Künç (Kuş) Köprüsü'nün karşısında yer alır. Kapısının üzerindeki Arapça kitabeye göre Çelebi Mehmed'in vezirlerinden Bayezid Paşa tarafından 817 yılı Muharrem ayında, yani 1414 Nisanı'nda yaptırılmıştır. Kentin erken Osmanlı döneminden günümüze ulaşan en eski yapılarından biridir. Mimarlık tarihinde "tabhaneli" ya da "zaviyeli" cami denen, yolcu ve dervişlere de ev sahipliği yapan çok işlevli yapı tipinin başarılı örnekleri arasında sayılır. Kapı kanatlarındaki ahşap işçiliği, son cemaat yerinin renkli taş düzeni ve üzerindeki çok sayıda usta adı, camiyi planı kadar yapım hikâyesi bakımından da ilgi çekici kılar. Caminin yanında bir zamanlar bir imaret ve bir misafirhane de bulunuyordu; bunlar bugün ayakta değildir, ama vakfiyeleri, kitabeleri ve Yeşilırmak kıyısındaki kayaya oyulmuş vakfiye özeti sayesinde bu hayır kurumunun nasıl işlediği oldukça ayrıntılı biçimde izlenebilir.
Konumu ve Mahallesi
Caminin bulunduğu mahalle adını bu yapıdan ve banisinden almıştır. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nin mahalleler bölümünde Bayezid Paşa Mahallesi'ni Kuş Köprüsü'nün güneyinde, eskiden "Foka Mahallesi" denen yerde gösterir ve sınırlarını doğuda bağlar, batıda dere, güneyde Savakça Mahallesi, kuzeyde Yeşilırmak olarak çizer. Ona göre mahalle, 816 (1413) yılına kadar burada oturan "Yahşi Beyzade Bayezid Paşa"nın adıyla anılmaya başlamıştır. Eski adın Bizans dönemine uzandığını da ekler: Hüsameddin, imparator Fokas'ın Amasyalı olduğu ve Kral Sarayı denen bir yapının bu mahallede, Kirazlıdere'ye giden yol üzerinde bulunduğu kanaatindedir. Bu son görüş yazarın kendi yorumudur ve başka bir belgeyle doğrulanmış değildir.
Hüsameddin'in tarifine göre vezir, mahallede ırmak kenarında "musanna", yani ustalıkla işlenmiş bir cami, bunun doğu tarafında bir misafirhane ve bir de imarethane yaptırmıştı. Caminin önü ırmağa açılıyor, öteki üç yanı bir duvarla çevrili bir alanın ortasında duruyordu. İmarethanenin doğusunda, Kuş Köprüsü hizasında, Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa'nın 900 (1494-95) yılında yaptırdığı Kumacık Hamamı vardı. Hüsameddin, Ayas Ağa'nın bu hamamla birlikte "Bayezid Paşa Dairesi"nin kapısı önündeki bir değirmeni ve yanındaki bahçeyi de vakfettiğini yazar. Caminin kıble tarafında, Kirazlıdere yolunun yakınında ise Gazi Bey adlı bir emir 937'de (1530-31) bir mescit, önüne bir çeşme ve yanına bir mektep yaptırmıştır. Böylece cami, kuruluşundan bir asır sonra çevresinde başka hayır eserlerinin de toplandığı bir mahalle merkezine dönüşmüştü.
Yirminci yüzyılın başlarındaki mahalleyi Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları'ndan izlemek mümkündür. Olcay, Ahırönü Mahallesi'nin birinci sokağından aşağı inilerek Bayezid Paşa Camii'ne varıldığını, Künç Köprüsü'nün beri tarafında Kumacık Hamamı'nın durduğunu anlatır. Bayezid Paşa Mahallesi'ni, "Jojiyet" denen Fransız Mektebi'nin bulunduğu semt olarak tarif eder ve Künç Köprüsü'nün batısından kente girerken Yeşilırmak'ın güneydoğusunda kalan ilk mahalle olarak gösterir. Hüsameddin'in biyografilerinde de mahalle sık sık geçer: XVII. yüzyılda Bayburdlu Kara İbrahim Paşa'nın 1034'te (1624-25) bu mahallede doğduğu, vakfiyesinde burada bir mektep bulunduğu ve Gazi Oruç Bey'in mahallede konağının önüne bir çeşme yaptırdığı kayıtlıdır.
Banisi Bayezid Paşa
Caminin yapıldığı yıl, Osmanlı Devleti'nin Ankara Savaşı'ndan sonraki bölünme çağını geride bıraktığı yıllara denk gelir. Yıldırım Bayezid'in 1402'deki yenilgisinin ardından şehzadeler arasında süren taht mücadelesini Çelebi Mehmed kazanmış, 1413'te ülkede birliği yeniden sağlamıştı. Çelebi Mehmed bu günlere gelmeden önce Amasya'da sancak beyliği yapmıştı ve camiyi yaptıran Bayezid Paşa o günlerden beri şehzadenin yakın çevresindeydi.
Aydın Taneri'nin TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki biyografi maddesine göre Bayezid Paşa'nın babasının adı Yahşi'dir. Amasya'da doğduğu için kaynaklarda Amasyalı olarak anılır, ancak Arnavut asıllı olması da muhtemel görülür. Sarayda yetişmiş, Yıldırım Bayezid zamanında askerî görevler almış, Çelebi Mehmed'in Amasya'daki sancak beyliği sırasında onun maiyetinde bulunmuş ve Fetret Devri boyunca bu şehzadeye bağlı kalmıştır. Hüsameddin ise paşanın kökeni konusunda bambaşka bir tablo çizer. Ona göre Bayezid Paşa, Amasya'nın eski emir ailelerinden Sunkuroğulları'na mensuptur; babası Yahşi Bey, dedesi Hacı İsa Bey, onun babası Süleyman Bey ve en üstte Sunkur Bey'dir. Babasının adının kendi vakfiyesinde, dedesininkinin Gülçimen Hatun vakfiyesinde geçtiğini, annesinin de Amasya emiri Hacı Şadgeldi Paşa'nın kızı Safa Paşa Hatun olduğunu vakfiyeden çıkardığını söyler. Hüsameddin, Solakzade'nin Yörgüç ve Bayezid paşaların Türk olmadığına dair rivayetini sert bir dille reddeder. Kökene ilişkin bu iki görüş birbiriyle çelişir ve hangisinin doğru olduğu kesin bir belgeyle gösterilmiş değildir.
Hüsameddin'in çizdiği aile çevresi, caminin Amasya'nın yerli eşrafıyla ne kadar iç içe olduğunu da gösterir. Paşanın kız kardeşi Paşa Hatun (Asiye Hatun), İçerişehir'de Yukarı Hamam'ın karşısında 821 (1418) yılında bir mescit yaptırıp vakfetmiştir. Kardeşi Hamza Bey, şehzade Murad'ın atabeyi ve Amasya muhafızı olmuş, 1421'de de Amasya beylerbeyiliğine getirilmiştir. TDV maddesi aynı Hamza Bey'in deniz beyi olarak 1417'de Lapseki'yi topa tutan Venedik donanmasına karşı karadan koyduğunu ve İstanbul'un fethi sırasında donanma kumandanlığına getirildiğini kaydeder. Babası Timur savaşında ölen yeğeni Bayezid Bey ile kız kardeşinin oğulları Sinan ve Davud paşalar, Hüsameddin'e göre paşanın himayesinde yetişip devlet hizmetinde yükselmiştir.
Ankara bozgunundan sonraki yıllarda Bayezid Paşa'nın rolü büyüktür. Hüsameddin, onun 1402 savaşında Çelebi Mehmed'in yanında bulunduğunu, savaştan sonra şehzadeyle birlikte Bolu'ya geçtiğini ve 805 (1402-03) yılında onu sağ salim Amasya'ya getirdiğini yazar. Aynı yazara göre paşa, süvari kumandanlığında usta, Çelebi Mehmed'in hem kurmay başkanı hem de en güvendiği danışmanıydı. Kazova'da Köpekoğulları'na karşı yapılan savaşta şehzadenin yanında bulunmuş, Amasya'dan ayrılmak isteyen Sivas üzerine yürüyerek Kürtoğlu Mezid Bey'i yakalamış, 1413'teki son hesaplaşmadan önce Rumeli beylerine mektuplar yazarak onları Çelebi Mehmed'in tarafına çekmeye çalışmıştı. Mustafa Çağhan Keskin de 2016'da yayımladığı incelemede Bayezid Paşa'yı, şehzadenin Amasya'ya sağ salim ulaşmasını sağlayan ve kardeşlerinin saf dışı bırakılmasında belirleyici rol oynayan kişi olarak tanıtır.
Bayezid Paşa'nın ne zaman vezîriâzam olduğu konusunda kaynaklar ayrılır. TDV maddesine göre Çelebi Mehmed 1413'te ülkede düzeni sağlayınca onu vezîriâzamlığa ve Rumeli beylerbeyiliğine getirmiş, paşa aynı yıl Musa Çelebi'nin ortadan kaldırılmasında rol oynamıştır. Ertesi yıl Karamanoğlu Mehmed Bey'le yapılan ve Karamanlılar için ağır şartlar taşıyan anlaşmada da payı vardır. Hüsameddin ise 1413'te vezîriâzamlığa Amasyalı İmamzade Hacı Halil Paşa'nın getirildiğini, Bayezid Paşa'nın önce vezirlik ve Rumeli beylerbeyiliği aldığını, Halil Paşa'nın ölümünden sonra da 819-820 (1416-17) yıllarında onun yerine geçtiğini yazar. Yaygın tarih anlatısında bu dönemin vezîriâzamı olarak Çandarlızade İbrahim Paşa'nın gösterilmesine de karşı çıkar ve bunun için Bayezid Paşa'nın vakfiyelerini delil olarak öne sürer. Camiyi yaptırdığı 1414 yılı, hangi görüş benimsenirse benimsensin, paşanın nüfuzunun hızla yükseldiği bir döneme denk gelir.
Bayezid Paşa'nın ilgileri devlet işleri ve savaşla sınırlı kalmıyordu. Keskin'in incelemesi, onun şair ve yazarlarla yakın ilişki içinde olduğunu ortaya koyar. Halîlnâme yazarı Abdülvâsi Çelebi, eserini bizzat Bayezid Paşa'nın isteği ve teşvikiyle yazdığını bildirir; aktardığına göre paşa Farsça biliyor, edebiyatla yakından ilgileniyordu ve düzenlediği eğlence toplantılarında şairler müzisyenlerle birlikte sanatlarını icra ediyordu. TDV'nin Abdülvâsi Çelebi maddesi de şairin Çelebi Mehmed'in vezirlerinden Bayezid Paşa tarafından himaye edildiğini ve Halîlnâme'nin sonundaki mi'râciye bölümünün 817 (1414) yılında tamamlandığını kaydeder. Amasya'daki caminin kapısına tarih düşülen yıl, paşanın himaye ettiği bir şairin mesnevisini bitirdiği yıldır. Paşa Bursa'da da bir medrese yaptırmış, 1413'teki Karamanoğlu yağmasında zarar gören Bursa Orhan Gazi Camii'nin tamir kitabesinde "vezîr-i kebîr" unvanıyla anılmıştır.
Yapım Tarihi ve 1415 Depremi
Camiyi tarihlendiren asıl belge, cümle kapısının üzerindeki Arapça kitabedir. Hüsameddin metni aynen nakleder; kitabe, yapının merhum Sultan Bayezid Han'ın oğlu Sultan Mehmed devrinde, "büyük emir, şanlı ve şerefli vezir" Bayezid Paşa tarafından 817 senesinin Muharrem ayında inşa edildiğini bildirir. Kitabede yapı için "imaret" sözcüğünün kullanılması, kurucunun gözünde caminin tek başına bir ibadet yeri olmaktan çok, bir hayır kurumunun merkezi olduğunu düşündürür. Hüsameddin, vezirin bu yapıları 817'de tamamladığını, vakfiyesini ise 820'de düzenlediğini yazar; bir başka yerde de 820 Rebiülevvel'inde (Nisan-Mayıs 1417) caminin ve imaretin tamamlanıp Amasya'daki mülklerin bu hayratın giderlerine vakfedildiğini, paşanın oğlu İsa Bey'in o sırada evkafa nezaret ettiğini kaydeder.
Caminin inşasından yalnızca bir yıl sonra Amasya büyük bir felaket yaşadı. Hüsameddin'in anlatımına göre 818 yılı Saferinin dokuzunda (Nisan 1415), bir salı günü ikindi üzeri kentte ve çevresinde şiddetli bir deprem oldu; Amasya harabeye döndü, çok sayıda insan ve hayvan öldü, pek çok cami ve büyük yapı yıkıldı. Kadı Rükneddin Mahmud Buhari, Halvetî şeyhi Şerefeddin Hamza Çelebi ve Mevlevîhane şeyhi bu depremde hayatını kaybedenler arasındaydı. Halk, tekrarlanan sarsıntılar yüzünden üç ay kadar çadırlarda yaşadı; bahçeler ve bağlar bakımsız kalıp kurudu, ardından kıtlık geldi. E. Hakkı Ayverdi'nin, caminin son cemaat yerindeki 822 (1419) tarihli usta kitabesini bu depremden sonra yapılan bir onarıma bağlaması bu bağlamda anlaşılır bir tahmindir. Semavi Eyice ise bu görüşün yalnızca tahmine dayandığını açıkça belirtir. Caminin depremden ne ölçüde etkilendiğini doğrudan anlatan bir kayıt bulunmamaktadır.
Kitabeler ve Ustalar
Yapı üzerindeki öteki kitabeler, yapım ve onarım tarihinin sanıldığından karmaşık olduğunu gösterir. Son cemaat yerinin orta kemerinin sağındaki payenin dış yüzünde mermer bir levha bulunur; levhada mimarın Bayezid Paşa'nın memlüklerinden Ya'kub b. Abdullah olduğu ve 822 (1419) tarihi yazılıdır. Aynı kemerin sol payesindeki bir başka mermer levha, caminin "el-muallim" lakaplı Zeynüddin b. Zekeriyya'nın eseri olduğunu bildirir; Ayverdi'ye göre bu da bir tamirle ilgilidir. Son cemaat yerinin altında, girişten önceki kemerde sağda "el-muallim Ebû Bekir b. ..." (devamı okunamamıştır), solda ise İbn Müşeymeş ed-Dımaşkî olarak tanınan bir Muhammed'in adı okunur. Son cemaat yeri kemerlerini saran kuşak yazılarda vakfiyenin özeti taşa işlenmiştir ve bu yazının bir köşesinde "mimar ... Tugan b. Abdullah" biçiminde okunan bir ad daha geçer. Eyice, başka hiçbir Osmanlı dönemi Türk eserinde bu kadar çok usta imzasına rastlanmadığını vurgular.
Hüsameddin'in kaydı bu listeye bir ad daha ekler. Ona göre camiyi "Şemseddin Ahmed-i Şâmî" adında meşhur bir usta yapmış ve adını kapının sol tarafına kazımıştır. Bu ad Eyice'nin okumaları arasında yer almaz ve ikisinin aynı yazıtı farklı okuyup okumadıkları anlaşılamamaktadır. Ali Yardım'ın 2004'te yayımlanan kitabı üzerine yazılan tanıtım yazısı, bu çalışmada caminin ahşap kapısındaki mimar kitabesiyle ilgili bir yanlışın düzeltildiğini ve imaretin mimar kitabesiyle ilgili bir eksiğin giderildiğini belirtir, ancak düzeltilen okumanın ne olduğunu aktarmaz. Usta adları konusundaki tartışma bu yüzden henüz kapanmış sayılmaz.
Bu adların her birinin ne iş yaptığı da tam olarak aydınlatılmış değildir. Albert Gabriel, "mimar" unvanlıların bugünkü mimardan farklı olarak inşaata nezaret ettiğini, "muallim"lerin ise kalfa ya da şantiye şefi olabileceğini, hatta aynı unvanı taşıyanlardan birinin ötekinin yardımcısı sayılabileceğini belirtir. Keskin'in incelemesi, bu sanatçı kitabelerinin Bayezid Paşa'nın mimari faaliyetlerini çok sayıda farklı mimar ve kendisine ait kölelerle yürüttüğünü gösterdiği sonucuna varır; Ya'kub b. Abdullah'ın paşanın memlükü olarak anılması bunun açık bir örneğidir. Yerel tanıtımlar yapıda Osmanlı ve Memlük ustalarının birlikte çalıştığını söyler. Ustalardan birinin adındaki "ed-Dımaşkî" nisbesi ile Hüsameddin'in okuduğu "Şâmî" nisbesi bu görüşle uyuşur, ancak ustaların kökenleri kitabelerden kesin olarak çıkarılamamaktadır.
Vakfiyeler ve Vakıf Gelirleri
Camiyi ve çevresindeki kurumları ayakta tutan vakfın belgeleri, bir yapı için alışılmadık ölçüde zengindir. Paşanın 11 Zilhicce 820 (19 Ocak 1418) tarihli, başı eksik Arapça vakfiyesi Başvekâlet Arşivi'nde bulunur ve Vakıflar defterinde bir sureti vardır. TDV maddesi bu vakfiyenin 821 (1418) ve 823 (1420) tarihli eklerinden söz eder. Ali Yardım'ın çalışması ise ekleri daha ayrıntılı sıralar: 28 Zilhicce 820 (5 Şubat 1418), Safer 821'in son günleri (Mart sonu-Nisan başı 1418), 1 Ramazan 821 (2 Ekim 1418) ve 20 Zilhicce 823 (26 Aralık 1420) tarihli dört ek vakfiye. Yardım taşa ve kâğıda kaydedilmiş, tespit edilebilen yedi vakfiye ve ekten söz eder. Hüsameddin de vakfiyelere tanık olarak katılan âlimleri biyografilerinde tek tek anar; Torumtay Medresesi müderrisi Rükneddin Nu'man ile Merzifonlu Şemseddin Ahmed Çelebi bunlar arasındadır. Ancak bu biyografilerde verdiği vakfiye tarihleri (818, 822 gibi) belgelerdeki tarihlerle her zaman örtüşmez.
TDV'nin biyografi maddesi, cami, imaret ve medreseden oluşan bu hayrat topluluğunun vakfiyelerinde paşadan yalnızca "Celâleddin" unvanıyla söz edildiğini kaydeder. Hüsameddin'in vakfiyeden naklettiği ibare de bunu doğrular: belgede vakıf, "Celâlü'd-devleti ve'd-dîn Bâyezîd Paşa bin es-Sadru'l-Muvakkar Yahşî Bey" olarak anılır. Hüsameddin, vakfiyelerden aktardığı bazı fıkralarla vakfın gelir kaynaklarına da ışık tutar. Bugün Alaca Hamam denen Çifte Hamam, Bayezid Paşa devrinde "Hacı Şadgeldi Hamamı" diye anılıyordu ve bu hamamın belirli hisseleri Biçaroğlu Hamza Bey'den, Şadgeldi Paşazade Mustafa Bey'in kızı Sitti Hatun'dan ve Benefşe Hatun'dan paşaya geçmişti. Safer 821 tarihli vakfiyede de Cânî Hatun ve Sultan Hundi Hatun'dan intikal eden hisselerden söz edilir. Hüsameddin ayrıca Hacı Şadgeldi Paşa'nın Tarabut mevkiinde kurdurduğu kâğıthane ile bu kâğıthanenin emini hakkında Bayezid Paşa vakfiyesinde kayıtlar bulunduğunu yazar. Yardım'ın çalışmasında da vakfiye özetinde adı geçen ve çoğu Yeşilırmak çevresinde bulunan arazilerin adları ve nitelikleri derlenmiştir.
Vakfın belki de en dikkat çekici belgesi, Kuş Köprüsü yakınında, Yeşilırmak kıyısındaki Leğenkaya mevkiinde ana kayaya işlenmiş vakfiye özetidir. Kaya, yerden iki metre yüksekliğe kadar mermer düzgünlüğünde tesviye edilmiş, yazı bu yüzeye kabartma tekniğiyle işlenmiştir. Eni yaklaşık üç metre, yüksekliği 110 santimetre olan kitabe sekiz satırdan oluşur ve edatlar hariç 125 kelime içerir. TDV maddesi bu yazıtın tarihini 820 Zilhiccesi (Ocak 1418) olarak verir; Yardım daha dar bir aralıkla Zilhicce 820'nin ortalarını (19-28 Ocak 1418) gösterir. Metni önce İsmail Hakkı Uzunçarşılı yayımlamış, ardından Ayverdi neşretmiştir. Ali Yardım 2004'te Amasya Kaya Kitâbesi (Bâyezid Paşa İmâreti Vakfiyesi) adlı kitabında, altı yüzyıla yakın bir süre tabiatın yıpratıcı etkilerine açık kaldığı için büyük ölçüde tahrip olmuş bu yazıtın Arapça metnini, okunuşunu ve tercümesini birlikte yayımlamıştır.
Yardım'ın kitabı, vakıf gelirlerinin dağıtımına esas olan imaret görevlilerini ve ücretlerini, imaretin mutfak masraflarını da belgelerden çıkarır. Aynı çalışmada, kaya kitabesinden kısaltılarak caminin revak alınlığına girift istifli bir yazıyla işlenmiş, 25,5 metre uzunluğundaki taş kuşaktaki vakfiye metni de büyük ölçüde yıpranmış durumundan metre metre okunarak tercümesiyle birlikte yayımlanmıştır. Hüsameddin de vakfiyenin caminin dışında, kubbenin oturduğu kare kemerde kuşağa benzeyen kırmızı mermer üzerine kazındığını belirtir. Kayaya oyulan özet ile cami cephesindeki kuşak, vakfın şartlarını kentin gözü önünde taşa yazmak gibi alışılmadık bir tercihin ürünüdür.
Yapının Planı
Bayezid Paşa Camii, erken Osmanlı mimarisinde çok yaygın olan tabhaneli ya da zaviyeli cami tipinin en güzel örneklerinden biridir. Yabancı sanat tarihçileri bu biçimdeki camileri uzun süre "ters T tipi" ya da "Bursa tipi" gibi, işlevi belirtmeyen adlarla anmıştı. Eyice bunların aslında tabhaneli ya da zaviyeli cami olduğunu belirttikten sonra "yan kanatlı", "çok fonksiyonlu" ve "çapraz eksenli" gibi yalnızca biçime bağlı başka adlar da türetilmiştir. Eyice'ye göre Bayezid Paşa Camii'nde bu işlev açıkça görülür, çünkü iki yandaki kubbeli odalar ocaklarıyla ve ocağın iki yanında alçı süslemeli küçük gözler hâlindeki raflarıyla, o devrin evlerini andıran tabhane mekânlarıdır. Kimi kaynaklar, caminin planının bazı ayrıntılar dışında aynı yıllarda Bursa'da yapılan Yeşil Cami'ninkine benzediğini de not eder.
Camiye kuzeydeki son cemaat yerinden girilir. Cümle kapısı, kubbeli ve derin bir giriş eyvanının sonundadır ve mukarnaslı bir yaşmakla taçlanır. Yaşmağın alt kenarı ile kapı kemeri arasında kitabe ve kabartma süslemeler yer alır, kapının iki yanında ise mihrabiyeler bulunur. Hüsameddin de kapıyı büyük ve çok ustalıklı bulur; üstünün ve yanlarının mermer üzerine kabartma çiçeklerle bezendiğini yazar. Girişten sonra, orta eksende art arda gelen ve birbirinden büyük bir kemerle ayrılan iki kubbeli mekâna geçilir. İlk mekân, tepesinde aydınlık feneri olan, yaklaşık 8,70 metre çapında bir kubbeyle örtülüdür. Eyice buranın aslında kapalı bir avlu olarak düşünüldüğünü, sonradan ibadet alanına katıldığını belirtir ve tam ortasında bir şadırvan bulunmuş olabileceğini söyler. Bu kapalı avluya açılan altı mekândan dördü kubbeli, ikisi küçüktür ve hepsi tabhane odasıdır. Avlu mekânının iki yan duvarındaki birer kör kemer, en eski Orta Asya Türk mimarisindeki, bir avluya açılan dört eyvanlı düzenin hatırasını taşır.
Esas namaz mekânı bir kademe daha yüksektir ve daha küçük, daha basık bir kubbeyle örtülüdür. Hüsameddin bu kot farkını kendi diliyle anlatır: caminin zemini düz değildir, iç mekânın üst yarısı alt yarısından bir arşın yüksektir ve her iki yarı birer kare oluşturur. Kubbeye geçiş üçgenlerle sağlanır. Mihrap taştan yapılmış, çok zengin oyma ve kabartmalarla kaplanmıştır; Eyice tezyinatı ustalıklı bulmakla birlikte fazla kalabalık olduğunu da belirtir, Hüsameddin ise mihrap ile minberi "gayet zarif" ve küçük bulur. Sağ taraftaki tabhane odalarının arasında dar bir taş merdiven yukarıdaki maksurelere çıkar ve eskiden buradan minareye de geçilebilmiştir. Aynı yerde bir başka dar merdiven, tabhane misafirleri için yapılmış bir helaya bağlanır. İbadet mekânını üç yönde ikişer pencere aydınlatır, yan mekânlarda ikişer, kuzeyde bir pencere daha vardır. Alt sıradaki büyük pencerelerin üstünde sivri kemerli, vitraylı alçı pencereler bulunur; orta kubbenin sekizgen kasnağının her yüzünde de birer pencere yer alır.
Yan odaların kullanımı zamanla değişmiştir. Hüsameddin, caminin içindeki iki odanın dershane olarak kullanıldığını, bir medrese sayılarak pek çok âlime tevcih edildiğini yazar. Biyografilerinde Bayezid Paşa'yı anlatırken de Amasya'da "câmii derûnunda hucurâtı şâmil medresesi" bulunduğunu söyler. TDV'nin biyografi maddesi de vakfiyelerde cami ve imaretle birlikte bir medreseden söz edildiğini kaydeder. Bu kayıtlar, tabhane odalarının hiç değilse bir kısmının sonraki yüzyıllarda ders odası olarak kullanıldığını gösterir.
Son Cemaat Yeri ve Taş İşçiliği
Caminin en dikkat çekici bölümü, kuzeyindeki son cemaat yeridir. Altı kalın kare paye, birbirine ve beden duvarına sivri, kalın kemerlerle bağlanarak beş bölüm oluşturur. Her bölümün üzeri, Türk üçgenleriyle geçilen sekizgen kaideler üstündeki kubbelerle örtülüdür. Payeler kemer hizasına kadar düzgün kesme taşla örülmüş, kemerler ise beyaz mermer ile kırmızı taşın almaşık dizilmesiyle yapılmıştır. Mermerden hafif çıkıntılı çerçeveler kemerleri kuşatır, kemer aralarında kabartma çivi başı biçiminde rozetler yer alır. Ortadaki iki rozetin içinde geçmeli kûfî hatla dört kez Muhammed adı yazılıdır. Mukarnaslı saçağın altında cepheyi baştan başa dolanan kırmızı taş kuşağın üzerine caminin vakfiyesi kabartma yazı olarak işlenmiştir; üst kısım kıvrık dal ve yaprak motifleriyle süslüdür.
Orta kubbenin içi mukarnas ve baklava motifleriyle zengin biçimde bezenmiştir. Öteki kubbelerin içleri düz, çarkıfelek ya da helezon biçimindedir. Eyice, son cemaat yeri sekisinin tabanında sağda ve solda birer fıskiyeli havuzun bulunmasını, başka hiçbir camide görülmeyen bir özellik olarak kaydeder. Hüsameddin'in tarifinde de bu havuzlar yer alır; yazar caminin önündeki iki maksurenin her birinde mermer üzerine çiçekli, küçük birer havuz bulunduğunu söyler. Revakın dış yüzü de mukarnaslı saçaklar ve geometrik süslemeli kuşaklarla işlenmiştir. Camiyi bir zamanlar çevreleyen avlu duvarı ve bu duvarın bir kenarındaki aşhane-imaret bugün yoktur.
Ahşap İşçiliği
Caminin ahşap işçiliği ayrı bir değer taşır. Cümle kapısının ahşap kanatları, geometrik geçmeleri ve üst kısımlarında oyma olarak işlenmiş yazılarıyla Eyice'ye göre Türk ahşap işçiliğinin şaheserleri arasında sayılabilir. Günümüze kalan birkaç pencere kanadı ise daha sade ve daha basit ahşap işçiliğinin örnekleridir. Yerel tanıtımlar da cümle kapısı ile pencere kanatlarını Osmanlı ahşap işçiliğinin en nadide eserleri arasında sayar. Yardım'ın çalışması, caminin taç kapısını ve orijinal ahşap kapı kanatlarını, revak ayaklarını ve saçak yüzlerini yazıtlarıyla birlikte fotoğraf, estampaj ve çizimlerle belgelemiştir.
Bayezid Paşa'nın Sonu
Camiyi yaptıran vezirin sonu, yapının tarihine de gölge düşürür. Çelebi Mehmed'in son yıllarında Bayezid Paşa, Şeyh Bedreddin hareketinin bastırılmasında da görev almıştı. TDV maddesine göre 1420'de önce Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal gibi Bedreddin'in müritleri etrafında toplanan isyancıları yenmiş, ardından Deliorman taraflarında taraftar toplayan Şeyh Bedreddin'in üzerine yürümüştü. Çelebi Mehmed'in ölümünü, onun vasiyeti üzerine oğlu Şehzade Murad gelene kadar kırk gün gizli tuttu ve böylece çıkması muhtemel bir fitnenin önünü kesti. Gizlemenin nedeni, Bizans'ın elinde rehin tutulan Murad'ın amcası Mustafa'nın, yapılan anlaşma gereği padişahın ölümünden sonra serbest bırakılacak olmasıydı. Mayıs 1421'de II. Murad tahta geçti ve Bayezid Paşa vezirliğini ilk zamanlarda korudu. Serbest kalan Düzmece Mustafa ise meşru hükümdara karşı harekete geçti.
Yaşlı vezir, Mustafa'nın üzerine gönderildi. İstanbul Boğazı'ndan Rumeli yakasına geçti ve yanındaki az sayıda askerle Edirne'nin Sazlıdere mevkiinde Mustafa'nın kuvvetleriyle karşılaştı. Askerlerinin büyük çoğunluğu karşı tarafa geçince teslim olmak zorunda kaldı ve ertesi gün, İzmiroğlu Cüneyd Bey'in tahriki üzerine öldürüldü (1421). Mezarı Sazlıdere'dedir. TDV maddesi onu sert mizaçlı, tedbirli ve otoriter biri olarak niteler ve Osmanlı vezîriâzamlarının en büyüklerinden sayar. Aynı madde, kazandığı itibarın Çandarlı İbrahim ve Hacı İvaz Paşa gibi Türk asıllı vezirlerin kıskançlığını çektiğini, bu yüzden hayatının sonlarında biraz da kasıtlı olarak Rumeli'ye Düzmece Mustafa'nın üzerine gönderildiğini yazar. Hüsameddin de paşanın bu sefere vezir-i sani Çandarlızade İbrahim Paşa'nın rekabeti yüzünden gönderildiğini düşünür.
Hüsameddin'in anlatısı ölümün ayrıntılarında ve tarihinde yaygın görüşten ayrılır. Ona göre Mustafa, esir aldığı paşayı önce kendine vezîriâzam yapmış, fakat II. Murad'a bağlılığını sürdürdüğünü ve aleyhine tertipler kurduğunu sezince onu Sazlıdere'de öldürtmüştür. Yazar bu olayı bir yerde 825 Zilhiccesine (Kasım-Aralık 1422), başka yerlerde 826 (1422-23) yılına koyar; TDV ve öteki kaynaklar ise 1421'i verir. Paşanın maiyetinde savaşan Amasyalı akrabalarından Piri Ebubekir Bey ile Umur Bey'in de bu olayda öldüğünü, kardeşi Hamza Paşa'nın ise kurtulup Aydın iline gönderildiğini yazar.
Hüsameddin'in kaydettiği bir ayrıntı, caminin Bayezid Paşa'nın ölümünden sonra da ailesi için bir sığınak olduğunu gösterir. Paşanın eşi Safiye Hatun, Amasya Beyi Şadgeldi Paşazade Devatdar Ahmed Paşa'nın kızıydı. Kocasının ölümünden sonra Edirne'den Amasya'ya gelmiş, Bayezid Paşa Camii'ne bağlı bahçe ve köşkte oturmuş ve 831 (1427-28) yılında ölmüştür. Hüsameddin paşanın Mehmed, İsa ve Hamza adlı oğullarını, Hatice, Fatıma ve Ayşe adlı kızlarını da sayar. Caminin banisi böylece, camiyi yaptırdıktan yedi yıl sonra, Amasya'dan uzakta bir saray rekabetinin sonucunda hayatını kaybetmiş, ama soyu kurduğu vakfın başında yüzyıllarca Amasya'da kalmıştır.
Vakfın Sonraki Yüzyılları
Vakfın tevliyeti, yani yönetimi, vakfiyenin şartı gereği paşanın soyuna aitti. Hüsameddin'in biyografilerinden bu soyun izini birkaç yüzyıl boyunca sürmek mümkündür. Paşanın soyundan Mirliva İsa Bey'in oğlu Hasan Bey, atasının evkafına mütevelli iken 918'de (1512) mirliva olmuş ve 1514'te Çaldıran Savaşı'nda yararlık göstermiştir. Fatih döneminde Amasya'da ikamete memur edilen Bayezid Bey de Bayezid Paşa vakfının mütevellisi olarak 865 (1460-61) yılında kayıtlarda görülür. Vakfın Amasya'nın yanı sıra Bursa'da da mülkleri vardı; Hüsameddin, 1141 (1728-29) yılında babası Mehmed Bey'in ölümü üzerine paşanın Amasya ve Bursa'daki evkafına mütevelli olan Şerif Abdullah Bey'in Bayezid Paşa Camii'nin bitişiğinde büyük bir konağı ve bahçesi bulunduğunu yazar.
Zamanla soy tevliyeti dışarıdan gelen görevlilerle paylaşılmaya başlandı. Hüsameddin, tevliyetin paşanın evlâdına şart koşulduğunu, ancak soy tükenince 1100 (1688-89) yıllarından itibaren saraydan, Enderun'dan çıkan emektarlara verildiğini ve 1251 (1835-36) yılında vakfın Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti'ne bağlandığını belirtir. Biyografilerde bu dönemin mütevelli ve mütevelli kaymakamları tek tek görülür: 1011'de (1602-03) silahdar bölüğüne kayıtlı bir sipahi, 1068'de (1657-58) vakfa nazır olan bir Enderun ağası, 1099-1103 (1687-92) yıllarında mütevelli kaymakamlığı yapan ve sonradan ordu-yu hümâyûn kasapbaşısı olan bir Amasyalı, 1113'te (1701-02) mütevelli kaymakamı olan İbrahim Çelebi ve 1210'da (1795-96) Bayezid Paşa tevliyetiyle Amasya'ya gönderilen bir dülbend ağası bunlardandır. Bu kayıtlar arasında küçük tarih uyuşmazlıkları vardır ve tevliyetin soy dışına ne zaman tamamen geçtiği kesin olarak belirlenemez.
Cami aynı zamanda yüzyıllar boyunca bir ilim ve vaaz merkezi olarak kaldı. Hüsameddin'in biyografilerinde Bayezid Paşa Camii vaizi olan Nakşibendî bir şeyhin 986 (1578-79) dolaylarında, hem vaiz hem de imaret şeyhi olan Şeyhzade'nin 1055 (1645-46) yılında öldüğü kayıtlıdır. İmaretin şeyhliği XVIII. yüzyılda bir aile içinde el değiştirmiştir: Yahya Efendi'nin 1159'da (1746) ölümü üzerine oğlu Ehlullah Efendi, onun 1171'deki (1757) ölümü üzerine de oğlu Feyzullah Efendi imaret şeyhi olmuştur. Caminin içindeki dershanede ders veren müderrisler de vardı: dershane 1210'da (1795-96) Veysi Beyzade es-Seyyid el-Hac Mehmed Efendi'ye ve ardından evlâdına tevcih edilmiş, aynı aileden bir âlim 1221'de (1806-07) babasının ölümü üzerine Bayezid Paşa müderrisi olmuş, XIX. yüzyılın sonunda da caminin kürsü şeyhliği 1313'te (1895-96) bir âlime verilmiştir. Hüsameddin, Amasya'daki beş büyük imaret ve beş tabhane arasında Bayezid Paşa İmareti'ni ilk sırada sayar.
Sonraki Yüzyıllar ve Onarımlar
Cami, 1646 yılına doğru Amasya'ya gelen Evliya Çelebi'nin de dikkatini çekmiştir. Evliya, kentin camileri arasında Bayezid Paşa Camii'ni "bâğ-ı İrem-misâl", yani İrem Bağı'na benzer bir bahçe olarak tarif eder. Hüsameddin'in kaydettiği bahçe ve köşk ile caminin ırmak kıyısındaki konumu düşünülürse, Evliya'nın benzetmesi yapının o dönemdeki çevresini iyi yansıtır.
Caminin geçirdiği onarımlara dair bilgiler kitabelerden gelir. Ayverdi, kıble duvarında sol iç köşede talik hatla yazılmış dört beyitlik manzum bir kitabenin, Mazhar adında bir hayır sahibi tarafından 1305'te (1887-88) yapılan önemli bir tamire işaret ettiğini ileri sürmüştür. Yardım da bu dört satırlık Türkçe kitabeyi 1887-88 tamiri dolayısıyla hazırlanmış bir yazıt olarak yayımlamıştır. Caminin minaresi sonraki dönemde ortadan kalkmıştır. Olcay'ın kitabındaki 1927 tarihli bir fotoğraf, Bayezid Paşa Mahallesi'ni ve caminin minaresini "yıkılmadan önceki" hâliyle gösterir; Eyice'nin maddesinde merdivenden minareye eskiden geçilebildiğinin söylenmesi de bu kaybı doğrular. Minarenin 1939 depreminde yıkıldığı söylenir, ancak bu tarihi doğrulayan bir belgeye ulaşılamamıştır.
Cami 2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır ve bugün ibadete açıktır. Leğenkaya'daki kaya kitabe ise uzun süre ihmal edildi. Samsun Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 2024'teki kararıyla yapılan incelemelerde yazıtın yüzeyine ve çevresine sprey boyayla zarar verildiği tespit edildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yürüttüğü ve 2026 baharında tamamlanan restorasyonda boya kalıntıları traverten taş tozuyla mikro hassas kumlama yöntemiyle temizlendi, zayıflayan yüzey sağlamlaştırıldı ve yazıların okunabilirliği toprak boyayla yapılan hafif bir gölgelendirmeyle artırıldı. Kitabenin önündeki koruma platformu genişletildi, yazıt şeffaf bir koruyucu sistemle kapatıldı ve gece görünürlüğü için aydınlatıldı. Restorasyonu yürüten Vakıflar bölge müdürlüğü, ana kayaya doğrudan işlenmiş bir vakfiye olması bakımından eserin dünyada tek örnek olduğunu açıklamıştır; bu nitelendirme kurumun kendi değerlendirmesidir.
Erken Osmanlı Mimarisi İçindeki Yeri
Semavi Eyice, Bayezid Paşa Camii'ni Osmanlı mimarisinin ilk devrinde eski Orta Asya yapı geleneklerini çağın yeni sanat zevkiyle bağdaştıran, iddialı ve çok değerli özelliklere sahip bir eser olarak değerlendirir. Ona göre planda değişik ve güzel bir şekil ortaya konmuş, yapım ve süslemede de zengin ve itinalı bir işçilik gösterilmiştir. Birbirini izleyen kubbeli mekânlar, yan odalardaki ocaklar, merdivenle ulaşılan maksureler ve misafirler için yapılmış hela, bir ibadet yerinin aynı zamanda yolcu ağırlayan bir müessese olduğunu gösterir. Çelebi Mehmed döneminin imar anlayışı içinde, Amasya gibi önemli bir yol üzerindeki şehirde böyle bir yapının kurulması bu işlevle de uyumludur.
Keskin'in değerlendirmesi, yapıya bir başka açıdan bakmayı mümkün kılar. Bayezid Paşa, Fetret Devri'nin ardından Amasya ve Bursa'da yaptırdığı eserlerle Osmanlı ülkesinin yeniden imarına katılmış, kendi kölesi olan ustaları, şairleri ve müzisyenleri çevresinde toplamıştı. Keskin bu yönüyle onu, XV. yüzyıl Osmanlı yönetici seçkinlerinin entelektüel eğilimlerini ortaya koyan özel bir örnek olarak görür. Amasya'daki cami, üzerindeki usta imzaları, cephesine ve ırmak kıyısındaki kayaya işlenen vakfiyesi ve banisinin himaye ettiği edebiyat çevresiyle birlikte düşünüldüğünde, Fetret sonrası Osmanlı dünyasında bir vezirin kendi şehrinde kurduğu iddialı bir hayır kurumunun ender korunmuş belgelerinden biridir.
Kronoloji
1402: Ankara Savaşı; Osmanlı Devleti'nde şehzadeler arasındaki taht mücadelesi (Fetret Devri) başlar.
805 (1402-03): Hüsameddin'e göre Bayezid Paşa, Çelebi Mehmed'i Bolu'dan Amasya'ya getirir.
1413: Çelebi Mehmed ülkede birliği sağlar; TDV'ye göre Bayezid Paşa vezîriâzamlığa ve Rumeli beylerbeyiliğine getirilir (Hüsameddin vezîriâzamlığı 1416-17'ye koyar).
Nisan 1414 (Muharrem 817): Cami, kapı kitabesine göre Bayezid Paşa tarafından yaptırılır; aynı yıl Abdülvâsi Çelebi'nin Halîlnâme'si tamamlanır.
Nisan 1415 (Safer 818): Hüsameddin'e göre Amasya'yı yıkan büyük deprem; Ayverdi bir tamiri bu depreme bağlar (tahmin).
Ocak 1418 (Zilhicce 820): Bayezid Paşa'nın asıl vakfiyesi (19 Ocak 1418) düzenlenir; Leğenkaya'daki kaya kitabe bu aya tarihlenir.
1418-1420: Vakfiyenin 5 Şubat 1418, Mart-Nisan 1418, 2 Ekim 1418 ve 26 Aralık 1420 tarihli ekleri.
1418 (821): Paşanın kız kardeşi Paşa Hatun, İçerişehir'de bir mescit yaptırır.
1419 (822): Mimar Ya'kub b. Abdullah'ı anan levhanın tarihi.
1420: Bayezid Paşa, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'i yener, Şeyh Bedreddin üzerine yürür.
1421: II. Murad döneminde Bayezid Paşa, Sazlıdere'de Düzmece Mustafa karşısında teslim olur ve öldürülür (Hüsameddin 1422-23'ü verir).
1427-28 (831): Paşanın eşi Safiye Hatun, caminin bahçesindeki köşkte ölür.
Yaklaşık 1646: Evliya Çelebi Amasya'yı gezer, camiyi anar.
1688-89 (1100) civarı: Hüsameddin'e göre soy tükenince tevliyet Enderun emektarlarına verilir.
1835-36 (1251): Vakıf Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti'ne bağlanır.
1887-88 (1305): Mazhar adlı hayırseverin yaptırdığı büyük tamir (Ayverdi'ye göre).
1927: Olcay'ın yayımladığı fotoğrafta minare henüz ayaktadır.
2004: Ali Yardım, kaya kitabe ile caminin yazıtlarını ve vakfiyelerini yayımlar.
2006: Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımı.
2026: Leğenkaya'daki kaya kitabenin restorasyonu tamamlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 109-112 ve 177-178 (e-kitap s. 110 ve 178; Bayezid Paşa Mahallesi, cami ve kitabesi, imaretler): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page110.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 3 (e-kitap s. 420, 435-436, 460-468; vakfiye kayıtları, Çelebi Mehmed dönemi, 818 depremi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page466.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6-7 (e-kitap s. 19, 350, 377, 404, 589; Paşa Hatun, Bayezid Paşa biyografisi, imaret şeyhleri, mütevelliler): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page404.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 9-12 (e-kitap s. 160, 300, 390, 433, 589; mütevelliler, Safiye Hatun, caminin vaizleri): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page433.html
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, s. 24-25.
- Evliya Çelebi, Seyahatname, II, 186 (TDV maddesinin bibliyografyasından).
Akademik çalışmalar
- Ali Yardım, Amasya Kaya Kitâbesi (Bâyezid Paşa İmâreti Vakfiyesi), Amasya Valiliği Kültür Yayınları, Ankara 2004 (Vehbi Günay'ın tanıtımı: Tarih İncelemeleri Dergisi, XX/1, 2005, s. 225-227).
- Mustafa Çağhan Keskin, "Bayezid Paşa: Vezir, Entelektüel, Sanat Hamisi", Osmanlı Araştırmaları, 48, 2016, s. 1-37.
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Bayezid Paşa Camii - Amasya".
Diğer kaynaklar
- Semavi Eyice, "Bayezid Paşa Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 243-244. islamansiklopedisi.org.tr
- Aydın Taneri, "Bayezid Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- "Abdülvâsi Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Bayezid Paşa Camii".
- "Amasya'da 600 yıllık tarih ortaya çıktı", Vatan, 6 Nisan 2026.
- A. Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, Paris 1934, II, 25-31 (TDV maddesinin bibliyografyasından).
- E. Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mi'mârîsi II, s. 4-25 (TDV maddesinin bibliyografyasından).
Çevrimiçi kaynaklar









