Amasyalı kâtip ve şair Zekâî Ahmed Çelebi'nin ömrü iki efendinin divanında geçti: önce II. Bayezid'in oğlu Şehzade Alemşah'ın, ardından Alemşah'ın oğlu Osman Bey'in divan kâtipliğini yaptı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu, Şehzade Ahmed'in meclisinde bulunmuş şair Şermî Osman Çelebi'nin kardeşi olarak kaydeder. Latîfî tezkiresinde inşasını ve hattını över; ondan bir gazel matlaı, şaka yollu söylenmiş bir beyit ve Suver-i Mekâtib adlı inşa kitabının manzum dibacesinden üç beyit aktarır. Divanı da, münşeatı da bugüne ulaşmamıştır. Hizmetinde bulunduğu şehzade için Şehzade Alemşah yazısına başvurulabilir.
Hüsameddin'in Kaydı
Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde, adları noktalı zâl (ذ) harfiyle başlayanlar arasında yer alan madde şöyledir:
Zekâî Ahmed Çelebi-Kâtib Amasyalıdır. Mehmed Çelebi mahdûmu ve şuarâdan Şermî Osmân Çelebi birâderidir. İki birâder Hatîb Kasım Efendi'nin halka-ı tedrîsinde tahsîl-i maârif ve hattât-ı meşhûr Hamdullah Efendi'den hutût-ı mütenavviayı ahz ü temeşşuk ederek ketebeden oldu. Amasya'da Şehzâde Âlemşâh'ın dâiresine intisâb edib 896'da müşârün-ileyh Saruhan vâlîsi oldukda kâtib-i divânî olarak beraber gitdi. 908'de Şehzâde-i müşârün-ileyhin irtihâli üzerine mahdûmu Osmân Bey'e divân kâtibi oldu. 918'de Sultân Selîm Hân'ın cülûsunda Şehzâde Osmân Bey'in şehîden vefâtı üzerine Amasya'ya gelip kûşe-i inzivâya çekildi. 920'de Sultân Selîm Amasya'ya geldikde kendisine tekâüd vazîfesi tahsîs eylediğinden ihtiyâçdan kurtuldu. 925 hudûdunda vefât etdi. Sûretde güzel, zihn ü zekâda bî-bedel, ilm ü inşâ ve edebi mükemmel idi. "Sûr-ı Mekâtib" adlı münşeâtı ve divân-ı şiiri vardır. Latîfî Çelebi Tezkîre-i şuarâ'sında ve Münirî Efendi de Münşe'ât'ında medh ü senâ etmekdedirler.
Bugünkü dille: Zekâî Ahmed Çelebi Amasyalıdır; Mehmed Çelebi'nin oğlu, şairlerden Şermî Osman Çelebi'nin kardeşidir. İki kardeş Hatîb Kâsım Efendi'nin ders halkasında okudu, ünlü hattat Hamdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini meşk edip kâtipler arasına girdi. Zekâî Amasya'da Şehzade Alemşah'ın maiyetine katıldı; şehzade 896'da Saruhan valisi olunca divan kâtibi olarak onunla gitti. 908'de şehzade ölünce oğlu Osman Bey'in divan kâtibi oldu. 918'de Sultan Selim tahta çıktığında Osman Bey öldürüldü; bunun üzerine Zekâî Amasya'ya dönüp bir köşeye çekildi. 920'de Amasya'ya gelen Sultan Selim ona emekli maaşı bağlayınca darlıktan kurtuldu ve 925 dolaylarında öldü. Yüzü güzel, zekâsı keskin, ilimde, inşada ve edebiyatta kusursuzdu. Sûr-ı Mekâtib adlı bir münşeatı ve bir şiir divanı vardır. Latîfî Çelebi tezkiresinde, Münîrî Efendi de münşeatında onu överler.
Hüsameddin maddenin sonunda Latîfî'den bir matla ile Zekâî'nin münşeatının manzum dibacesini aktarır. Matla Latîfî'den alınmıştır; dibacenin de aynı tezkireden geldiği, beyitlerin Latîfî'deki sırayla ve küçük farklarla verilmesinden anlaşılır.
Hayatı
Zekâî'nin ne zaman doğduğunu gösteren bir kayıt yok. Hüsameddin'in verdiği tarihler sıralanınca ortaya, Alemşah'ın kaderine bağlanmış bir kâtip ömrü çıkar. Hicrî 896 (1490-91), Hüsameddin'e göre şehzadenin Saruhan'a gidiş yılıdır ve Zekâî ilk kez bu tarihte, şehzadenin divanında kâtip olarak görünür. 908 (1502-03) yılında Alemşah ölünce kâtip, şehzadenin oğlu Osman Bey'in hizmetine geçmiş, 918'de (1512) Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkışıyla Osman Bey de öldürülmüştür. Hüsameddin'in "şehîden vefât" dediği bu ölüm, Selim'in tahta geçerken kardeşlerinin ve yeğenlerinin ortadan kaldırıldığı günlere düşer. Hamisini kaybeden Zekâî Amasya'ya çekilmiş; 920 (1514) yılında Amasya'ya gelen Selim'in ona tekaüt maaşı bağlaması, eski bir şehzade kâtibine gösterilmiş bir iltifat olarak kayda geçmiştir. Ölümü için Hüsameddin yalnız yaklaşık bir tarih verir: 925 (1519) dolayı.
Latîfî'nin tezkiresi Zekâî'yi kısa ama dolu bir paragrafla tanıtır. Ona göre Zekâî, Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Alemşah'ın yanında divan kâtipliği ederdi. Nesrin türlerinden hem secili hem düz nesri iyi yazar, kasideyi güzel söylerdi. Yüzü güzeldi, zihin ve zekâda kimse onunla boy ölçüşemezdi; parlak bir şiiri, seçkin bir hattı, ince bir imlâ ve inşası vardı. Latîfî özellikle menşur yazmadaki ustalığını ve "ahkâm", yani padişah ve şehzade buyrukları ile mektupların üslubundaki başarısını vurgular: bu alanda onu kâtipler zümresinin nadir örneklerinden sayar. Tezkirecinin cümlelerinden çıkan Zekâî, her şeyden önce bir inşa ustasıdır; şiir bu kâtiplik sanatının yanında durur. Hüsameddin'in "sûretde güzel, zihn ü zekâda bî-bedel" sözleri de Latîfî'nin "vicâhetde vecîh, sûretde güzel ve zihn ü zekâda bî-bedel" ifadesinden alınmıştır.
Hüsameddin'in kaydı aile hakkında da bilgi verir. Zekâî'nin kardeşi Şermî Osman Çelebi, Amasya'da Sultan Bayezid Camii'nin sermüezzini ve Şehzade Ahmed'in meclisinin şairidir. Hüsameddin on birinci ciltte bir de "Şermî Birâderi" diye andığı Şehîdî Ali Çelebi'ye madde ayırır ve onu da Mehmed Çelebi'nin oğlu Şermî'nin kardeşi sayar; bu Şehîdî, Fatih devrinde Osmanlı tarihini manzum olarak yazmakla görevlendirilmiş bir şairdir. Bu kayıtlara göre Mehmed Çelebi'nin üç oğlu da şiirle uğraşmıştır, ama tablo pürüzsüz değildir. Hüsameddin üç kardeşi tek bir yerde bir araya getirmez; Şehîdî 898'den sonra, Zekâî 925 dolayında, Şermî 941 dolayında ölmüştür ve aralarında büyük bir yaş farkı bulunmalıdır. Hüsameddin'in aynı maddede aktardığı Sicill-i Osmânî kaydı ise "Şehîdî Çelebi, Şermî" diye başlar; bu, iki adın daha eski kaynaklarda birbirine karışmış olabileceğini akla getirir.
Amasya ile Bağı
Zekâî'yi Amasya'ya bağlayan bilgiler yalnız Hüsameddin'dedir. Latîfî onun nereli olduğunu söylemez, yalnız Alemşah'ın kâtibi olduğunu bildirir. Hüsameddin ise şairi Amasyalı sayar, şehzadenin maiyetine Amasya'da girdiğini ve hayatının sonunu yine Amasya'da geçirdiğini yazar. Şermî Osman Çelebi'nin Amasya'daki hayatı ve iki kardeşin aynı hocalardan okuması bu kaydı destekler. Alemşah'ın kendisi de babası II. Bayezid'in Amasya valiliği sırasında bu şehirde doğmuştu; kâtibinin onun hizmetine Amasya'da girmesi bu bakımdan yadırganacak bir bilgi değildir. Mevlevî kaynaklarına dayanan bir anlatıda Zekâî'nin, Alemşah ile birlikte Şâhidî Dede'nin vaazını dinleyenler arasında anıldığı da Şehzade Alemşah yazısında aktarılmıştır.
Şiiri ve Münşeatı
Hüsameddin'in andığı divan ile münşeatın bilinen bir nüshası yoktur. Zekâî'nin elimizdeki bütün şiiri Latîfî'nin aktardığı beş beyittir. İlki "Neylerüm ol bezmi k'anuñ sâkî-i meh-rûsı yok" diye başlayan bir gazel matlaıdır. İkincisi Latîfî'nin "mutâyebât", yani şakalaşma türünden saydığı ve hezl, yani şaka ve mizah şiiri olarak nitelediği bir beyittir. Kalan üç beyit, Zekâî'nin inşa kitabının başındaki manzum dibaceden alınmıştır ve mektuplarda selamın, duanın ve övgünün nasıl sunulacağını anlatır. Üç parçanın her birine bu kategoride ayrı bir sayfa ayrılmıştır.
Kitabın adı iki kaynakta farklı okunmuştur. Latîfî neşrinde ad Suver-i Mekâtib, yani "Mektupların Suretleri" biçimindedir; Hüsameddin ise Sûr-ı Mekâtib yazar. Mektup örnekleri toplayan bir münşeat için ilk okuma daha anlamlı görünür, ama hangisinin doğru olduğunu gösterecek bir nüsha bulunmadıkça bu bir tercihten öteye geçmez.
Hüsameddin'in Zekâî'yi övdüğünü söylediği Münîrî Efendi, büyük ihtimalle Şehzade Ahmed'in nişancısı, Amasyalı şair Münîrî-i Amâsî'dir. Hüsameddin onun bir münşeat mecmuasını gördüğünü başka bir yerde yazar; Zekâî hakkındaki övgü de bu mecmuada olmalıdır. Mecmua bugün kayıptır ve övgünün metni elimizde değildir.
Kronoloji
896 (1490-91): Hüsameddin'e göre Şehzade Alemşah Saruhan valisi olur; Zekâî divan kâtibi olarak onunla gider.
908 (1502-03): Alemşah ölür; Zekâî, oğlu Osman Bey'in divan kâtibi olur.
918 (1512): Yavuz Sultan Selim tahta çıkar, Osman Bey öldürülür; Zekâî Amasya'ya çekilir.
920 (1514): Amasya'ya gelen Sultan Selim, Zekâî'ye tekaüt maaşı bağlar.
925 (1519) dolayı: Zekâî Ahmed Çelebi ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 564-565 (e-kitap s. 173). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page173.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 206-207 (e-kitap s. 419), "Şehîdî Ali Çelebi-Şermî Birâderi" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page419.html
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 234, "Zekâyî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar



