Osmanlı hanedanının II. Bayezid kuşağında Alemşah, adı en az anılan şehzadelerden biridir. Tahta çıkmamış, taht mücadelesinin tarafı olmamış, kardeşleri Ahmed, Korkud ve Selim gibi çevresinde bir taraftar kitlesi toplamamıştır. Buna karşılık hakkında bilinenler, bir şehzadenin gündelik hayatını gösteren nadir belgelere dayanır: sancak gelirlerini sayan defterler, merkezden gönderilen hükümler, kendisine yollanan kitapların listesi, şairlerin yazdığı mersiyeler ve annesi Gülruh Hatun'un padişaha yazdığı uzun bir mektup. Aşağıdaki bilgilerin büyük bölümü, Hamit Şafakcı'nın bu belgeleri bir araya getiren 2025 tarihli makalesine dayanır; kaynakların çeliştiği yerde çelişki belirtilmiş, belgelenmeyen ayrıntılar tamamlanmaya çalışılmamıştır.
Alemşah Amasya'da doğdu, ancak şehzadeliğini Amasya'da yapmadı. Babası Bayezid'in sancakbeyi olarak yirmi yedi yıl oturduğu bu şehir onun için doğum yeri ve çocukluğun ilk durağıdır. Sancak görevi onu Ege'nin güneyine, Menteşe'ye, ardından Manisa'ya götürdü.
Adı ve Ailesi
Alemşah, II. Bayezid'in sekiz oğlundan biridir. Yaş sırasına göre Abdullah, Şehinşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed ve Mahmud adları sayılır; bazı kroniklerde bu liste eksik ya da fazla verilir. Kaynaklarda şehzade "Alem", "Alem Bey" ve "Sultan Alemşah" biçimlerinde anılır. Yılmaz Öztuna'ya göre tam adı Mehmed Alemşah'tır.
Annesi Gülruh Hatun'dur. Kimi kayıtlarda aynı hanım Gülendam Hatun adıyla da geçer; hanedan kadınlarının birden çok adla anılması olağan bir durumdur. Vakfiyesinde "Gülruh Hatun binti Abdülhay" yazdığı için cariye kökenli olduğu söylenir. Necdet Sakaoğlu Gülruh hakkında birbiriyle çelişen bilgiler vermiştir; Şafakcı bunların bir yanlışlıktan kaynaklandığını belirtir. Gülruh oğluyla birlikte sancağa gitti, ölümünden sonra da Eski Saray'da yaşadı.
Alemşah'ın kız kardeşi Kamer (Kamerşah) Sultan'dır. Babası ona 1491'de Malkara'nın Okçu (Siret) köyünü temlik etmiştir. Sakaoğlu'na göre Kamer Sultan, Nişancı Kara Davud Paşa'nın (ö. 1505) eşiydi; Bursa kayıtları onun Gülruh Hatun Türbesi'nde yattığını gösterir.
Amasya'da Doğum
Alemşah'ın doğum tarihi kaynaklarda Hicrî 871 olarak geçer. Bu yıl Ağustos 1466 ile Temmuz 1467 arasına denk geldiğinden araştırmacılar 1466 ya da 1467 yıllarını vermiştir; Şafakcı buradan hareketle şehzadenin 1466'da Amasya'da doğduğunu kabul eder. Öztuna ise 1477 doğumlu olduğunu ileri sürer. Bu görüş 1480'deki sünnet kaydıyla ve 1481'de lala tayiniyle uyuşmadığı için ihtiyatla karşılanmalıdır.
Amasya bağı şudur: Bayezid, Fatih'in oğlu olarak çok genç yaşta, Hadım Ali Paşa'nın danışmanlığında Amasya sancakbeyliğine gönderilmiş ve 1481'de tahta çıkışına kadar yaklaşık yirmi yedi yıl bu şehirde oturmuştu. Amasya o yıllarda bir ilim merkeziydi; Bayezid burada Bayramî şeyhi Şeyh Yavsî gibi hocalardan ders almış, hat sanatını Şeyh Hamdullah'tan öğrenmişti. 1473'teki Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol komutanlığı yapması da bu yıllara rastlar. Gülruh Hatun oğluyla doğumundan itibaren ilgilenmiştir. Şehzadenin Amasya'daki çocukluğuna dair ayrıntılı bir belge yoktur; hangi hocadan ders aldığı ya da hangi sarayda büyüdüğü kaynaklarda yazılı değildir. Doğduğu şehir Amasya'dır, fazlası kaynaksızdır.
Ağabeyi Şehzade Ahmed ise ilerleyen yıllarda Amasya sancakbeyi olacak, Bayezid'in tahtının asıl varisi sayılacaktı. Alemşah'ın yolu ise güney ve batı sancaklarından geçti.
Sünnet
İbn Kemal'e göre Fatih Sultan Mehmed 1480'de Şehinşah, Ahmed, Korkud, Mahmud, Alem, Selim ve Cem'in oğlu Oğuzhan'ı sünnet ettirmiştir. Aynı olaya ilişkin başka bir aktarımda sünnet olanlar Şehinşah, Alemşah, Ahmed, Selim ve Oğuzhan olarak sayılır. Liste kaynaktan kaynağa değişir, Alemşah'ın adı ikisinde de bulunur. Sünnetin yeri ve ayrıntıları elimizdeki kaynakta yer almaz.
Sancak Eğitimi ve Menteşe
Osmanlı'da şehzadelerin sancağa çıkması bir eğitim aşamasıydı. İleride devletin başına geçmesi muhtemel bir şehzade, küçük bir bölgede yönetim tecrübesi kazanır, yanındaki lala, nişancı ve defterdarlarla uygulamalı bir devlet terbiyesi görürdü. Menteşe (merkezi Muğla) ile Saruhan (merkezi Manisa) eski beylik merkezleriydi ve şehzadenin oraya gönderilmesi, merkezle yerel idarenin kaynaşmasını sağlamayı da hedefliyordu.
Babası padişah olduktan sonra Alemşah Menteşe sancağına gönderildi. Başlangıç tarihi konusunda kaynaklar ayrışır. Anthony Alderson 1481 verir; Öztuna 1490 ya da 1481 der; bir başka görüşe göre şehzade Muğla'da (1490) ve Kastamonu'da da görev yapmıştır. Şafakcı bütün verileri tartıp Menteşe için 1481-1502, Saruhan için 1502-1503 aralığını benimser. 1481'i destekleyen kayıt, o yıl şehzadenin ilk lalasının Vezir Yakub Paşa olduğunu bildirir. Kimi anlatılarda bu zat, Bayezid'in Amasya yıllarından tanıdığı, sonradan Bosna sancakbeyi olan şair Yakup Paşa ile özdeşleştirilir; Bayezid onu tahta çıkınca oğlu Alemşah'a atabey tayin etmiştir. Kastamonu görevi diğer kaynaklarca doğrulanmamıştır. Zinkeisen'in, Alemşah'ın İran sınırındaki eyaletlerden altın aldığına dair aktardığı bilgi de şehzadenin yalnızca Menteşe ve Manisa'da görev yaptığı bilindiğinden güvenilir görülmemiştir.
Gülruh Hatun da sancağa oğluyla birlikte gitti. Hanedan kadınlarının sancaktaki şehzadeyle bulunması, oğullarının davranışlarından sorumlu tutulmaları anlamına da geliyordu; padişah Gülruh'a oğlunu "zabt etmesini" bizzat buyurmuştu.
Maiyeti
Sancak yönetimi tek başına şehzadenin değil, geniş bir maiyetin işiydi; defterler Alemşah'ın çevresindeki görevlileri adlarıyla kaydeder.
- Lalalar: İlk lalası Vezir Yakub Paşa'dır; Haydar Bey de lala olarak anılır. Lütfü Bey'in ölümü üzerine 4 Eylül 1497'de İbrahim Ağa, 8 Ağustos 1498'de Çakırı Sinan Bey lalalığa getirilmiştir. Sinan Bey'e Alaşehir'e bağlı Sarı zeametinden 98.000 ve Muğla'ya bağlı Ula zeametinden 25.217 akçe, toplam 123.217 akçe has yazılmış, sonradan eklemelerle hassı 160.503 akçeye çıkmıştır. Balat'ta mescit ve köprü yaptıran Lala Yunus da şehzadenin lalası, hekimi ve mirahuru sayılır, ancak bu bağ defterlerde açıkça geçmez.
- Nişancılar: Hacı Kasım, Kâtip Muslihiddin ve Mustafa Bey. Hacı Kasım'ın 1487'de Menteşe'de 12.660 akçelik timarı vardı; sonradan Köyceğiz'e bağlı bir cemaat-i perakende ile değiştirilmiş, nişancılıktan ayrıldıktan sonra Edremid'de 20.776 akçelik timar almıştır.
- Defterdarlar: Ali Çelebi (Ekim 1487), Üveys Bey bin Mahmud Bey bin Timurtaş Bey ve 31 Aralık 1500'de onun yerine geçen Şemseddin Çelebi veledi Fenari. Defterdarlara Dadya ve Geyne köylerinden 40.000 akçe has yazılmıştır.
- Hekim ve hoca: Başhekimi Acem Şemseddin Ahmed oğlu Hoca Mevlânâ Ali'dir. Haziran 1501'de Edirne Darüşşifası hekimlerinden Mevlânâ Şemseddin'in gönderilmesi Edirne kadısına bildirilmiştir. Hocası Hüseyin Efendi, kızlar ağasına gönderdiği bir tezkirede şehzadelerin okuması gerekenleri sıralamıştır.
- Divan kâtibi: Zekâî, şehzadenin divan kâtipliğini yapmıştır.
Alemşah'ın adamları ölümünden sonra ortada kalmamıştır. Cebeci olarak yeniden kaydı istenen Karagöz ile balaban Yusuf gibi görevliler, Sultan Selim döneminde yeniden göreve ve dirliğe kavuşmuştur. Alemşah'ın aşçılarından Ahmed'e de 25 Aralık 1523'te 1.500 akçelik timar verilmiştir.
Menteşe'de Yönetim
Alemşah sancağı merkezle sürekli yazışarak yönetti. Atamalarda ve timar önerilerinde merkezin onayını almak zorundaydı, tam bağımsız hareket edemezdi. Tavas'taki Hatun Kervansarayı Vakfı gelirlerinin başkalarının eline geçmesi üzerine Muğla kadısının şehzadenin hükmüyle teftiş yaptığı bilinir. Şeyh Seydi, kardeşi Abdi ve Hacı Mahmud vergiden muaf olduklarına dair hükmü kaybettiklerini bildirince şehzadenin talebiyle hüküm Haziran 1501'de yenilenmiştir. Şehzadenin lalasına ve Meğri kadısına gönderilen bir hükümle, kendi izni olmadan Frenklilerle ticaret yaptığı söylenen Resul adlı bir kişinin araştırılması istenmiştir.
Haziran 1501 tarihli hükümler Menteşe sahillerindeki güvenlik durumunu gösterir. Dadya nahiyesine altı geminin saldırdığı ve Kemer'e yakın yerlerdeki halka zarar verdiği duyulmuş, gafil olunmaması ve Müslümanların zarar görmesinin önlenmesi emredilmiştir. Rodos'tan gelenlerin Müslümanların mallarına ve gemilerine el koyması ve bazı kişileri esir alması üzerine, esirlerin bırakılması için Rodos beyine hüküm yazılmış, Alemşah da kendi gönderdiği hükmü Divan-ı Hümayun'a bildirmiştir. Venediklilerce kaçırılma ihtimaline karşı Çerneoğlu adlı bir timar sahibinin Rum vilayetine nakli de Temmuz 1501'de şehzadeye emredilmiştir.
Gelirleri has ve mukataalardan oluşuyordu. 12 Aralık 1487 tarihli kayda göre II. Bayezid'in haslarından Alemşah'ın haslarına 100.464 akçe eklenmiş; Ağustos 1488'de gelirin artırılması talebi üzerine Mazun Barza ve Güre Barza yörüklerinin mukataalarından 80.334 akçe, Eylül 1488'de de padişah haslarından 100.000 akçelik Güre Barza mukataası şehzadenin haslarına katılmıştır. Aralık 1488 tarihli bir kayıt, Menteşe vilayeti gümrüğünün, Köylük-i Künde'nin, Balat gölündeki dalyan ve koruların, Balat ile Milas'taki tahnhanelerin gelirlerini de bu has içinde sayar. 1498'de Pırnaz zeameti ve bağlı yerlerden 59.296 akçe, Aralık 1499'da ise Madran, Receb Kireniz ve Gereme zeametleriyle bir timardan toplam 186.915 akçe has yazılmıştır. Bu zeametler ve timarlar çoğu zaman sahiplerinden gerekçesiz alınarak şehzadenin haslarına katılmış, defterler bunu "sebepsiz alınmış" kaydıyla belirtir. Alemşah'a 1485'te Kapıcı İlyas eliyle altın işlemeli kadife kaftanlar, dülbend ve kuşak gibi hediyeler de gönderilmiştir.
Şehzadenin varlığı bazı yerlerde imar izleri bıraktı. Denizli'de (Lâzıkıyye) Alemşah'ın camiye çevirdiği Kurşunlu Mescidi'ne 26 Nisan 1502'de Gediklü köyü vakfedilmiştir. Aynı isimli mahalledeki cami Sultan Alemşah Camii olarak da anılmıştır. Camiye getirilen suyun bakımı için Gediklü köyü ile Tegmür Mezrası'nın gelirleri ayrılmış, 1530'da şehzadenin adamlarından Kasım köyü cabi olarak zapt etmiştir. Biri camiyle birlikte, diğeri sur içinde olmak üzere iki çeşme de ona atfedilir. Şehzade ayrıca Sûfîhane Mescidi'nin banisi Yunus Halife'ye Urnaz'da üç dönüm yer temlik etmiştir.
Kitap, Kılıç ve Mevlevi Çevre
Alemşah'a gönderilen kitap listeleri şehzadenin ilgi alanlarını gösterir. Tefsir-i Kadı, Mesâbîh ve Meşârik gibi tefsir ve hadis eserleri, Hidâye ve Nihâye ile Vikâye gibi fıkıh kitapları, Mevâkıf ve Makâsıd gibi kelam eserleri, Hikmetü'l-Ayn ve Şerh-i İşârât gibi hikmet kitapları, Telvîh ve Tavzîh gibi usul eserleri, Mucez ve şerhi gibi tıp kitapları, Sıhâh-ı Cevherî lügati, bir de Hüsrev Divanı ile Nizâmî'nin Hamse'si aynı listede bulunur. Listenin devamı birkaç iyi yüzükten, hançerden, bıçaktan, kılıçtan, yaydan ve kamış oktan söz eder; şehzade savaş sanatlarında da talim yapmaktadır. Başka bir listede Mutavvel, Muhtasar, Metâli haşiyeleri, Kasım ve Kemal divanları ve bir Şehnâme sayılır; aynı kayıtta 60.000 akçe nakit, altın işlemeli kadifeler, kaftanlar ve saraydan ile acemi ocaklarından gönderilen bazı gulamlar da yer alır. Belgenin 1512 tarihli olduğu düşünülmüş, ancak şehzade için kullanılan "ömrü uzun olsun" duası (tâle bekâhu) nedeniyle 1503'ten önceye ait olması gerektiği anlaşılmıştır. Şehzade gerektiğinde kendisi de kitap istemiştir: hekimbaşından Mevlânâ İsa Çelebi'nin tıp kitaplarını ve eski nişancısı Hacı Kasım'a padişahça verilmiş kitapları talep etmiştir.
Etrafında şairler ve âlimler bulunurdu. Muğla'da Mevleviliği canlandıran Şâhidî İbrahim Dede, Seyyid Kemal Zaviyesi'ni (Şâhidî Camii) mevlevihaneye çevirmesiyle tanınır. Anlatıya göre Denizli'de bulunan Alemşah, Şeyh Bedreddin'i müritleriyle birlikte bir mektupla davet etmiş, onlara bir mahalle tahsis edilmiş, eskiden kilise olan bir camide zikir ve sema yapılmıştır. Şâhidî'nin camide verdiği bir vaazda Alemşah, divan kâtibi Zekâî, şehrin kadısı ve Çelebi Emir Adil'in oğlu Paşa Çelebi hazır bulunmuş; vaazın ardından birkaç kişi semaya kalkmış, Alemşah vaazdan çok etkilenerek namaz sonrası Şâhidî'ye birçok ihsanda bulunmuştur. Şâhidî Lügat-i Şâhidî'yi yazıp şehzadelere göndermiş, Leylâ vü Mecnûn ile Gülistan üzerine çalışmış, Mesnevi'nin her cildinden yüz beyit seçip her birini beş beyitle açıklayan Gülşen-i Tevhîd'i kaleme almıştır. Âşık Çelebi onu "mevlidinden sorarsan Muglavî'dür, tarîkinden sorarsan Mevlevîdür" dizesiyle tanıtır. Bu anlatıların kaynağı Mevlevi tarihleri ve bir doktora tezidir; olayların kesin tarihi bilinmemektedir.
Sıdkî'nin Farsçadan çevirdiği, Hikâye-i Uc'ûbe ve Mahcûbe adıyla bilinen ahlaki hikâyeler mecmuası ile Dede Korkut Kitabı'nın Vatikan nüshasındaki kayıt da Alemşah'ın adıyla anılır. Kayıt eseri Âl-i Osmân'dan Alemşah bin Bâyezîd Han'a nispet eder ve tarihi 918/1512-13 olarak verir; şehzade 1503'te öldüğü için yazmanın tarihi sorunludur. Sâyilî de 1502'de tamamladığı Farsça divanında Alemşah'a bir kaside yazmıştır, ancak divanın padişaha sunulması şehzadenin ölümünden sonraya düşer.
Gülruh Hatun'un Mektubu
Alemşah'ın hayatına dair bildiklerimizin en çarpıcısı, annesi Gülruh Hatun'un padişaha yazdığı tarihsiz mektuptur. Mektup Topkapı Sarayı Arşivi'nde TS.MA.e. 745/89 numarasıyla kayıtlıdır; Çağatay Uluçay ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın yayınlarıyla, sonra da Leslie Peirce'in hanedan kadınları üzerine çalışmasıyla bilinir hale gelmiştir.
Gülruh, Bayezid'in oğlunu zabt etmesi yönündeki emrini hatırlatarak başlar; bu emri o günden beri elinden geldiğince yerine getirdiğini, oğlunun yiğit bir delikanlı olduğunu yazar. Şimdi gerekenin, oğlunun dinini ve dünyasını onarmaya çalışacak, onu daima hayra yöneltecek, kapısındaki müfsitleri uzaklaştıracak Müslüman ve iyilik düşünen bir lala olduğunu söyler. Mevcut lalayı ise bütün fesatların başı sayar. Mektuba göre bu lala, hocası ve hekimiyle birlikte toplam yedi kişi, şehzadenin reddedeceği işlere onu içki yoluyla razı etmektedir. Şehzadenin kapı halkı iki çift davul, zurna ve nakkare eşliğinde bir sahraya çıkarılmakta, içenle içmeyen ayrımı yapılmadan hepsine içki içirilmektedir. Şehzade sarhoşken kanuna ve şeriata aykırı belgeleri imzalamakta, adamları da dilediklerini yaptırmaktadır. Rüşvet, iltimas ve zulüm artmış, halk zincire vurulup yakıcı güneşin altında sokaklarda ve çarşılarda dolaştırılmıştır. Gülruh, kendisini analıktan çıkardıklarını, kendisi bir yıldır maaş alamazken şehzadenin hazinesini boşa harcadıklarını da ekler. Şehzade bir aylık bir hastalıktan sonra güçlükle iyileşmiştir. Mektup, bu yedi kişinin görevden alınmasını, aksi halde oğlunun kapısının büsbütün bozulacağını bildirerek padişahtan yardım ister. Adı geçenlerin başında lala, rikâbdarbaşı Yunus ve kilercibaşı Hızır gelir; dışarıdan hoca, hekim, eski ulufecibaşı İshak ve eski sipahi oğlanları ağası İlyas anılır. Lala ise şehzade hareminin başhadımağasını suçlayarak karşılık vermiştir.
Şafakcı mektubun bir yakarış olmanın yanında annenin kendi konumunu koruma kaygısını da taşıdığını belirtir. Peirce de annenin, oğlunun siyasi geleceğiyle babasından daha yakından ilgilendiğini, bunun kendi geleceğiyle de bağlantılı olduğunu, lalanın ise şehzadeyle birlikte annenin davranışlarını da padişaha bildirmiş olabileceğini yazar. Sorumluluğun kimde olduğu kesin değildir: Şafakcı çevrenin kötü örnek olduğunu kabul etmekle birlikte, şehzadenin kendi isteği olmadan bunun zorla yapılamayacağını da not eder. Bayezid'in kendisinin de şehzadeliğinde afyon kullandığı için babası Fatih tarafından ikaz edildiği, hanedan içinde eğlenceye düşkün üyeler bulunduğu bilinir. Gülruh ile kocasının nasihati sonuç vermemiş, bu alışkanlık şehzadenin sağlığını bozarak genç yaşta ölümüne yol açmıştır.
Saruhan'a Geçiş ve Manisa
Kardeşi Korkud'un Saruhan'dan Antalya sancağına nakledilmesiyle (1501 sonu ya da 1502 başı) Alemşah Menteşe'den ayrılıp Manisa'ya gitti ve Saruhan sancakbeyi oldu. Şafakcı, Korkud'un feragati üzerine Saruhan'ın bunu isteyen Alemşah'a verildiğini aktarır; şehzadenin ölümü üzerine yerine Mahmud görevlendirilmiştir. Alderson ise Manisa valiliğini 1507-1510 arası gösterir; bu, diğer verilerle uyuşmaz. Alemşah'ın Mayıs 1502'de Manisa'da olduğu belgelerden anlaşılır.
Saruhan'daki şehzade sarayı II. Murad tarafından 1445'te yaptırılmış, geniş bir sahayı kaplayan yapının çevresi tuğla bir duvarla çevrilmişti; etrafında adamların oturduğu binalar bulunur, yazın şehzadeler Bozdağ'a ya da Manisa dağına çıkıp orada yaptırdıkları saraylarda kalırdı. Alemşah Manisa sarayının, Gediz üzerindeki köprünün ve Karaca Foça Kalesi'nin tamirini istemiş, merkezden gelen cevapta sarayın tamire ihtiyacı olmadığı, diğer onarımların da vaktinin gelmediği bildirilmiştir. Şafakcı'ya göre şehzade Menteşe'de daha çok ilimle meşgul olmuş, eğlenceye düşkünlüğü Saruhan'da belirginleşmiştir.
Ölümü
Ölüm tarihi kaynaklarda 908 ile 918 yılları arasında gezinir: 908/1502, 908 baharı, 909/1503, 916/1510, 917/1511 ve 918/1512. Şafakcı bütün verileri değerlendirip 1503'te öldüğünü söyler. Gerekçeleri şunlardır: 3 Rebiülahir 909 (25 Eylül 1503) tarihli bir kumaş irsaliyesi "Alem Bey'in validesi" adına gönderilmiş ve şehzadenin ölümüne dair bir ifade geçmemiştir; Gülruh Hatun 10 Şaban 908'de (8 Şubat 1503) oğlunun ruhuna Kur'an okunması için 7.000 dirhem vakfetmiş ve Aydın Güzelhisar'daki mallarını bu amaca ayırmıştır; Venedik hükümetine 29 Mart 1503'te gönderilen bir rapor da ölümün bu tarihten önce olduğuna işaret eder. Lâmiî Çelebi'nin söylediği "Mâte Alemşâh Bey" tarihi de 909'a karşılık gelir; Lâmiî o dönemde yaşadığı için bu tarihin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
Ölüm nedeni belirsizdir. İdris-i Bitlisî, Saruhan'da görevliyken Bergama şehri yakınlarında hararetli bir hummanın bedenini ele geçirdiğini, hekimler tedaviye başlamadan öldüğünü anlatır. Başka kaynaklarda verem, sıtma, kara humma ya da lekeli humma ihtimalleri sayılır. Gülruh Hatun'un mektubu ise içki ve eğlencenin sağlığını bozduğunu gösterir. Yaşı 36 veya 47 olarak verilmiş; hicrî ve miladî tarihler birlikte düşünüldüğünde 37-38 yaşında öldüğü söylenebilir.
Fisher'e dayanan aktarıma göre Bayezid, oğlunun ölümü üzerine İstanbul'daki dükkânları üç gün kapattırmış ve birkaç hafta onun ruhu için yoksullara sadaka dağıttırmıştır. Lâmiî Çelebi ve Revânî mersiyeler yazmıştır. Lâmiî'nin "Terci Mersiye-i Şehzade Mehemmed Alemşah bin Sultan Bayezid bin Sultan Mehemmed" başlıklı mersiyesi şu dizeyle biter: "Kanı o şehriyâr ki her bendesi anun / Âlemde izz ü kadr ile bir padişâh idi." Revânî'nin mersiyesinde ise şöyle denir: "Şeb aldı egnine yine kara libâsını / Şehzâdenin meğer tutar ol dahi yasını." Sâyilî de otuz beyitlik bir mersiye kaleme almıştır. İdris-i Bitlisî onu yiğitliği, bileğinin gücü ve siyasetiyle savaş meydanı mertlerine layık, şeriatı korumada ve fazilet saçmada zamanının önde gelen biri olarak över; aynı kaynak, açıkta ve halvette Allah ehliyle meşveret ettiğini, bütün çabasını din ve devlet işlerine harcadığını da yazar.
Defin Yeri
Alemşah'ın Manisa'da bir türbesi olduğuna dair bir kayıt bulunamamıştır. Kaynaklara göre şehzade Bursa'daki Muradiye Külliyesi'ne gömülmüştür. Muradiye'de 1479'da yapılan Şehzade Mustafa Türbesi'ne Şehzade Mustafa, Abdullah (1483), Cem (1499) ve Alemşah (1503) defnedilmiştir. Kimi kaynaklar mezarı için Cem Sultan Türbesi'ni gösterir; Şafakcı ise kayıtların Mustafa Türbesi'ni işaret ettiğini belirtir. II. Bayezid 28 Mart-6 Nisan 1504 tarihli vakfiyesinde Mustafa, Abdullah ve Alemşah adına vakıflar kurmuş; şehzadelerin ruhuna her gün Kur'an okunmasını, kandil yağı, kapıcı, cabi ve mütevelli ücretlerini şart koşmuştur.
Belgelerdeki "Sultan Alemşah Türbesi" ifadesi müstakil bir türbe varmış izlenimi uyandırır; oysa kastedilen, Muradiye'deki türbede şehzade adına kurulan vakıftır. 25 Temmuz 1514'te "Sultan Alemşah Türbesi"nde günlük iki akçeyle bir cüz okuyan Latif'in ölümü üzerine oğlu Fethullah atanmış; 1551'de de bu türbedeki cüzhanlık görevleri için yeni beratlar verilmiştir. Şehzadeler (Mustafa, Abdullah ve Alemşah) Türbesi Vakfı'nın 1539-1566 arasındaki bilançosu, vakfa bağlı köylerin (Hotani, Çakaroz, Yeşen, Kabaağaç, Kayser, İlyaslar, Panbucak, Öyücek, Budam, Gürlüce, Dur Ali ve Kavaklı) 282.357 akçe nakit ve 559.371 akçe mahsul olmak üzere toplam 844.728 akçe gelir sağladığını gösterir. Bu gelir mütevelli, kâtip, türbedar, üç tahsildar ve sekiz bekçiden oluşan bir kadroya, nöbetleşe Kur'an'dan cüz okuyan 45 cüzhan ve hafıza, mum ve kandil yağına, ambar kiralarına ve türbenin onarımına harcanmıştır.
Ailesi ve Geride Kalanlar
Alemşah'ın eşinin adı kaynaklarda çoğunlukla verilmez, "Osman'ın annesi" olarak geçer; yalnızca Kâmil Kepecioğlu'nun Bursa Kütüğü'nde eşi "Hurşid Hatun" olarak anılır. Oğlu Osman (Osmanşah, Osman Çelebi) 1492'de Menteşe'de doğmuştur. Babasının ölümü üzerine padişah onu yanına almış; eğitiminden sonra 16 Mart 1507'de Çankırı sancakbeyi yapmış, ona 100.000 akçe nakit ile tuğ, kumaş, at koşumu, savaş aleti, at, katır, deve ve mutfak gereçleri verilmiştir. Çankırı'da 16 Aralık 1512'ye kadar görev yaptığı, adına Ravzatü'l-İslâm'ın yazıldığı belirtilir. 1513'te öldürülmüş, büyükannesi Gülruh Hatun'un türbesine gömülmüştür. Kimi kaynaklar öldürülmesini Yavuz Sultan Selim'e bağlar; Şafakcı'nın makalesi katilin kimliğini belirtmez. Osman'ın annesine 1511-1513 defterlerinde aylık 1.000 akçe, 29 Mart 1513'te yıllık 26.800 akçe yazılmıştır.
Kızları konusunda kaynaklar ayrışır: Ayşe ve Fatma adları anılır, Uluçay ise Ayşe Sultan hakkında hiçbir bilgi olmadığını söyler. Bir kızı Sofu Sultan'ın oğlu Mehmed Çelebi ile evlenmiştir; 31 Mart 1508'de "Alem Bey'in kızının çeyizi" için 1.249.147 akçe yazılmıştır. Mehmed Çelebi 1510'da Kocaeli sancakbeyi, Ekim 1511'de Biga mirlivası olarak görünür. 1511-1513 defterinde "Hanzade Sultan duhter-i Sultan Alemşah" adıyla, aylık 1.120 akçe ve hanedan kadınlarına verilen maaştan günlük 70 akçe alan bir kız da kaydedilmiştir. Gülruh Hatun Türbesi'nde "Fatıma Hatun binti Sultan Alemşah" adlı bir mezar bulunduğu kayıtlıdır. Gülruh'un vakfiyesinde anılan Ayşe ve Fatma ise Şehzade Mahmud'un kızlarıdır. Hanedanda benzer adların sık kullanılması nedeniyle Şafakcı bu konuda ihtiyatlı davranmak gerektiğini söyler. Gülruh'un ölümüyle yetim kalan torunların durumunu duyan Hafsa Sultan'ın, oğluna Alemşah'ın kızlarına yardım etmesini isteyen bir mektup yazdığı da bilinir.
Gülruh Hatun oğlunun ölümünden sonra Eski Saray'da yaşamıştır. 1513'te günlük 100 akçe maaş aldığı kayıtlıdır; aynı kayıtta yanındaki ağaya 32, kapıcıya üç akçe yazılıdır. Selim'in tahta çıkışını mektupla tebrik etmiştir. Akhisar'daki Fethiye Camii ve imaretine, Denizli'deki cami, muallimhane ve mektebe, Bursa'daki vakıflarına gelir bırakan bir hayırseverdir. 1530'da Akhisar imaretinin Aydın sancağındaki Güzelhisar'a bağlı Köşk nahiyesinden 80 dükkânı ve bir kervansarayı vardı; imaretin gelirlerinden biri Şengeldi Hamamı'ydı. Bursa'daki Gülruh Hatun Türbesi'ni 1526'da yaptırmış, 1528-29'dan önce ölmüştür. Bu türbede onun, kızı Kamer Sultan'ın, torunu Osman'ın ve Fatıma Hatun'un mezarları bulunur.
Amasya ile Bağı
Amasya'da Alemşah'a ait bir eser, vakıf ya da mekân anısı kaynaklarda bulunamamıştır; bu eksiklik, şehirde şehzadelik yapmamış olmasıyla uyumludur. Amasya'ya bağı doğumdan ibarettir. Bayezid'in sancakbeyliği yıllarında şehzadelerin birçoğu bu şehirde dünyaya gelmiş, sonra farklı sancaklara dağılmıştır; Alemşah bu çocuklardan biridir. Ağabeyi Ahmed Amasya sancakbeyliğini sürdürürken o Ege'deki sancaklarda görev yapmış, Amasya ve çevresini vuran 1509 depreminden ve 1512'deki Kızılbaş hareketlerinden önce, 1503'te ölmüştür.
Kronoloji
1466 (ya da 1467): Amasya'da doğum (Hicrî 871'e dayanan çıkarım; Öztuna 1477 verir).
1480: İbn Kemal'e göre Fatih Sultan Mehmed'in sünnet ettirdiği şehzadeler arasındadır.
1481: Babası II. Bayezid tahta çıkar; Menteşe sancağı ve ilk lala Yakub Paşa (başlangıç tarihi kaynaklarda tartışmalıdır).
1487 (12 Aralık): Menteşe'de haslarına 100.464 akçe eklenir.
1492: Oğlu Osman Menteşe'de doğar.
1497 (4 Eylül): İbrahim Ağa lala tayin edilir.
1498 (8 Ağustos): Çakırı Sinan Bey lala olur.
1499 (15 Aralık): Madran, Receb Kireniz ve Gereme zeametlerinden 186.915 akçe has yazılır.
1501 (Haziran): Menteşe sahilindeki saldırılar ve Rodos meselesi üzerine hükümler.
1501 sonu / 1502 başı: Korkud'un Saruhan'dan ayrılmasıyla Alemşah Saruhan sancakbeyi olur.
1502 (26 Nisan): Kurşunlu Mescidi'ne Gediklü köyü vakfedilir.
1502 (Mayıs): Manisa'da bulunduğu belgelerden anlaşılır.
1503 (8 Şubat): Annesi, "merhum" oğlunun ruhuna Kur'an okunması için vakıf yapar.
1503 (29 Mart): Venedik'e gönderilen rapor, ölümün bu tarihten önce olduğunu gösterir.
1504 (28 Mart-6 Nisan): II. Bayezid'in Mustafa, Abdullah ve Alemşah adına vakıf kurduğu vakfiye.
1507 (16 Mart): Oğlu Osman Çankırı sancakbeyi olur.
1513: Osman Çelebi öldürülür.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Hamit Şafakcı, "İlme ve Eğlenceye Düşkün Bir Şehzadenin Hayatı: II. Bayezid'in Oğlu Alemşah", Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi (UTAD), 9(1), 2025, s. 34-54. Makalenin dayandığı İbn Kemal, İdris-i Bitlisî, Hoca Sadeddin, Uluçay, Uzunçarşılı, Peirce, Fisher, Alderson, Öztuna, Gökçe ve Osmanlı Arşivi kayıtlarına ilişkin aktarımlar çalışmadan alınmıştır.
Diğer kaynaklar
- "II. Bayezid", Vikipedi (tr.wikipedia.org), yardımcı kaynak. tr.wikipedia.org
- "Gülruh Hatun", Vikipedi (tr.wikipedia.org), yardımcı kaynak. tr.wikipedia.org
- "Şehzade Alemşah", Vikipedi (tr.wikipedia.org), yardımcı kaynak. tr.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar






