Özgün Metin

Vezin: neşirlerde belirtilmez

زلف اکر نیست هوادار قد بالایت
همچون من سر بچه رومی نهد اندر پایت

Zulf eger nīst hevādār-i ḳadd-i bālāyet
Hem-çün men ser be-çe rū mī-nihed ender pāyet

Günümüz Türkçesiyle

1. Saçın senin yüce boyunun âşığı değilse, benim gibi hangi yüzle başını ayağının dibine koyar? (Sevgilinin saçı o kadar uzundur ki ucu ayaklarına kadar iner; şair bunu, saçın da kendisi gibi sevgilinin boyuna âşık olup başını onun ayağına koymasına yorar. Beyit iki türlü daha okunmuştur. Rıdvan Canım ikinci mısradaki kelimeyi "çocuk" diye okur ve beyti "Zülfün senin uzun boyunun isteklisi değilse, benim gibi çocuğun başı senin ayağına yönelir" diye çevirir. Mustafa İsen'in Gelibolulu Âlî'deki metne dayanan çevirisi ise şöyledir: "Zülfün senin uzun boynunu kaplamış, göstermiyor; benim durumumda olanlar nasıl başlarını senin ayağına koyabilecekler?")

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu beyit Zeyneb Hatun'un Farsça şiirlerinden günümüze kalan tek örnektir. Latîfî ile Gelibolulu Âlî onu matla‘ olarak verir. Matla‘, bir gazelin ya da kasidenin iki mısraı kendi arasında kafiyeli ilk beytidir; tezkireler çoğu zaman bir şiirin tamamı yerine yalnız bu beyti alır. Beytin redifi "-et" (senin) zamir ekidir, kafiye "-ây" sesidir: bâlâyet, pâyet. Hangi gazelin ya da kasidenin başı olduğu bilinmez; şiirin geri kalanı şairin divanıyla birlikte kaybolmuştur. Neşirlerde beytin vezni belirtilmez ve Latin harfleriyle bir okuması verilmez. Özgün metnin altındaki okuma bizimdir.

Beyit iki tezkirede biraz farklı biçimlerde geçer. Latîfî'nin metninde ilk mısra "zulf eger nīst" (saç eğer değilse), Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında "zulf-i tu ki nīst" (senin saçın ki değil) diye başlar. İkinci mısrada Latîfî "hem-çün men ser be-çe", Âlî "hem çü men ser-pençe" okur. Latîfî neşrinin elimizdeki dökümünde "rū mī" yerine "zū mī" görünür; burada Âlî'deki okuma esas alınmıştır. Beytin anlamı en çok bu son farka bağlıdır: Latîfî'deki "be-çe rū" (hangi yüzle) okuması beyti bir soruya çevirir; Canım aynı yazılışı "çocuk" diye okumuş, İsen ise Âlî'deki biçime dayanarak beyti başka bir yoldan anlamıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit divan şiirinin bilinen bir sevgili tasvirine dayanır: boy, uzunluğu ve düzgünlüğüyle servi ağacına benzetilir, saç da uzunluğuyla ayaklara kadar iner. Şair burada saçın bu uzunluğuna gerçek dışı ama güzel bir sebep bulur. Saç, sevgilinin boyuna âşık olduğu için başını onun ayağına koymuştur; âşık olmasaydı bunu hangi yüzle yapabilirdi. Bu, gerçek sebebi bir yana bırakıp yerine şiirli bir sebep koyan hüsn-i ta‘lil sanatıdır. "Ser" kelimesi hem baş hem bir şeyin ucu anlamına geldiği için saçın ucu ile âşığın başı aynı kelimede buluşur. Zülf, kadd (boy), ser ve pâ (ayak) kelimeleri de baştan ayağa bir beden tasviri kurarak tenasüp oluşturur.

"Benim gibi" sözü beytin merkezindedir. Âşık sevgilinin ayağına baş koyan biridir; saç da onun yaptığını yapar ve böylece âşığın yoldaşı olur. Baş koymak, divan şiirinde bütünüyle teslim olmanın ve kulluğun ifadesidir. Latîfî ile Âlî'nin bu beyti seçmesi, iki mısraa sığdırılmış bu ince buluşu beğendiklerini gösterir: Latîfî onu şairin "bikr-i fikri", yani daha önce kimsenin söylemediği bir düşüncesi diye sunar, Âlî de "bu matla‘-ı latîf" der.

Tarihî Bağlam

Latîfî, Zeyneb'in babasının kızındaki yeteneği ve zekâyı fark ettiğini, ona her türlü ilmi öğrettiğini, Farsça divanlar ve Arapça kasideler okuttuğunu anlatır. Ardından "anlamlar bir araya gelince şairlik kolay olur" anlamındaki Farsça bir mısrayı anar ve şairin bu yolla şiir yeteneği kazanıp Farsça ve Türkçe kasideler ve şiirlerle Sultan Mehmed adına bir divan düzenlediğini söyler. Âlî de onun Farsça ve Türkçe dilde şiirler yazan, çok yönlü bir hanım olduğunu, divanını düzenleyip Sultan Mehmed'e sunduğunu ve karşılığında değerli caizelerle ödüllendirildiğini yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi de kaynakların şairin Arapça ve Farsça öğrendiğini, Farsçayı şiir yazacak derecede bildiğini kaydettiğini belirtir.

Latîfî de Âlî de beyti, Sultan Mehmed adına düzenlenen divandan söz ettikleri cümlelerin hemen ardından verir. Beytin bu divanda yer alıp almadığı ise açıkça söylenmez; kaynaklar beyit için bir tarih vermez ve kime yazıldığını da bildirmez. Divanın kendisi bugün elde değildir: Bursalı Mehmed Tâhir onun bir nüshasının Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunduğunu yazmışsa da yapılan araştırmalarda bir nüshasına rastlanmamıştır. Bu durumda tek Farsça beyit, şairin iki dilde şiir yazdığına dair tezkire bilgisini doğrulayan tek somut örnek olarak kalır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şu‘arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2018, s. 256 (Zeyneb maddesi, dipnot 223-224). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2017, Zeyneb Hatun maddesi, dipnot 14. ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • Mehmet Arslan, "ZEYNEB, Zeyneb Hatun, Zeynünnisâ", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2014 (güncelleme 2020). teis.yesevi.edu.tr
  • Hasan Aksoy, "Zeyneb Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 44, İstanbul 2013, s. 360-361. islamansiklopedisi.org.tr