Özgün Metin

Vezin: mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün

Keşf it nikâbunı yiri göği münevver it
Bu âlem-i anâsırı firdevs-i enver it
İki cihânda kılmamışam nesneye nazar
Yâ Rab habîbünün bana vaslın müyesser it
Depret lebüni cûşa getür havz-ı Kevseri
Anber saçunı çöz bu cihânı mu’attar it
Yârâ yolunda aşk ile derdünden öleni
Kim dir sana ki hecr ile cânın mükedder it
Hattun berât yazdı sabâya didi ki tîz
Var milket-i Hıtâ ile Çîn’i musahhar it
Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender it
Zeyneb ko meyli zînet-i dünyâya zen gibi
Merdâne vâr sâde-dil ol terk-i zîver it

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüzündeki örtüyü kaldır, yeri ve göğü aydınlat; şu dört unsurdan (toprak, su, hava, ateş) kurulmuş dünyayı ışıl ışıl bir cennete çevir.

2. İki dünyada da hiçbir şeye gözümü dikmedim; Yâ Rab, habîbinin vuslatını bana nasip et. (Habîb hem "sevgili" hem Allah'ın habîbi olan Peygamber demektir; beyit bu iki anlama da açıktır.)

3. Dudağını kıpırdat da Kevser havuzunu coşturup taşır; amber kokulu saçını çöz de bu dünyayı güzel kokuya boğ. (Sevgilinin dudağı tatlılığıyla cennetteki Kevser suyuna benzetilir.)

4. Ey sevgili, senin yolunda aşkla, senin derdinle ölen kişinin canını bir de ayrılıkla kederlendir diye sana kim söyler? (Kimse böyle bir şeyi istemez; aşkı uğruna ölen âşık ayrılık acısını hak etmez.)

5. Yüzündeki ayva tüyleri (hat) bir berat, yani ferman yazdı ve sabah rüzgârına "Çabuk git, Hıtâ ve Çin ülkesini ele geçir" dedi. (Hat kelimesi hem yüzdeki tüyleri hem yazıyı anlatır; misk kokusuyla ünlü Hıtâ ve Çin, sevgilinin kokusunun önünde boyun eğecektir.)

6. Ey gönül, âb-ı hayat (ölümsüzlük suyu) kısmetinde yoksa, istersen Hızır'la birlikte bin yıl İskender'in yolculuğunu yap; yine bulamazsın. (Rivayete göre Hızır ile İskender karanlıklar ülkesinde bu suyu aramış, suyu Hızır bulmuş, İskender bulamamıştır.)

7. Zeyneb, kadınlar gibi dünya süslerine düşkünlüğü bırak; erkekçe, temiz ve yalın gönüllü ol, süsü püsü terk et.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Zeyneb Hatun'un adıyla en çok anılan şiiri budur. Şaire yer veren tezkirelerin hemen hepsi onu örnek olarak seçmiştir ve TDV İslâm Ansiklopedisi de bu ortaklığa dikkat çeker. Gazel muzâri bahrinin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "it" (et) emir kipidir; kafiye "-er" sesidir: münevver, enver, müyesser, Kevser, muattar, mükedder, musahhar, Sikender, zîver. Gazel, yani beyitlerden kurulan, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlası geçen kısa lirik şiir, burada bir dizi emir cümlesiyle ilerler. Hemen her beyitte biri bir şey yapmaya çağrılır: sevgili örtüsünü açmaya, dudağını kıpırdatmaya, saçını çözmeye; Tanrı vuslatı nasip etmeye; gönül yolculuğa çıkmaya; şair de süsü bırakmaya.

Şairin divanı kayıp olduğu için gazelin bütün metni tek bir elden gelmez. Burada verilen yedi beyitlik biçim, Mehmet Arslan'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS) maddesindeki metindir. Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde, Beyânî ve Gelibolulu Âlî ise aynı gazelin yalnız beş beytini verir; bu metinde 2. ve 4. sırada duran "İki cihânda kılmamışam…" ile "Yârâ yolunda…" beyitleri tezkirelerin hiçbirinde yoktur. TEİS maddesi metni Latîfî'ye dayandırır, fakat Latîfî'de bu iki beyit bulunmaz; madde, gazel için andığı tek başka kaynak olan Eğridirli Hâcı Kemâl'in Câmi‘ü'n-nezâ'ir'ini yalnız son beytin farklı biçimi için gösterir. Bu iki beytin hangi mecmuadan geldiği bu yüzden açık değildir.

Tezkireler arasındaki okuma farkları küçüktür ama birkaç yerde anlamı etkiler. Altıncı beyitte TEİS, Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî "Hızr ile seyr-i Sikender" okurken Latîfî "zulmete seyr-i Sikender", Âlî "zulmet-i seyr-i Sikender" okur; ilk okumada gönül Hızır'la yola çıkar, ikincisinde İskender'in karanlıklar ülkesine yaptığı yolculuğu tekrarlar. Son mısrada Âlî "terk-i zîver" yerine "terk-i zînet" okur. Beyânî üçüncü beyitte "bu cihânı" yerine "dü-cihânı" (iki dünyayı), Kınalızâde "Depret" yerine "Debret" okur. Âşık Çelebi'nin bazı nüshalarında beşinci beyit hiç yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk beyti bir tecelli sahnesidir. Sevgilinin yüzünü örten nikab kalkınca yer ile gök aydınlanacak, dört unsurdan yapılmış bu dünya cennete dönecektir. Münevver ile enver aynı kökten gelen kelimelerdir ve ışık fikrini beytin iki ucuna yerleştirir. İkinci beyit bu ışığı Tanrı'ya yönelen bir duaya bağlar. TEİS'in deyişiyle gazel bir münâcât beytiyle taçlanır: âşık iki dünyada başka bir şeye bakmadığını söyler ve Tanrı'dan habîbinin vuslatını ister. Habîb kelimesi beşerî sevgiliyi de Peygamber'i de karşılayabildiği için beyit iki yöne birden okunur.

Üçüncü ve beşinci beyitler sevgilinin güzelliğini koku ve tat üzerinden anlatır. Dudak Kevser havuzunu coşturur, çözülen amber saç dünyayı kokuya boğar. Beşinci beyitte tevriye vardır: "hat" hem yüzdeki ayva tüyleri hem yazı demektir. Yazı olarak alınınca bir berat, yani padişah fermanı çıkarır; sabâ rüzgârı bu fermanın ulağı olur ve Hıtâ ile Çin'i, divan şiirinde misk kokusuyla anılan bu iki ülkeyi fethe gönderilir. Hat, berat, yazmak ve ferman çağrışımları tenasüp kurar; fetih, ülke ve musahhar kelimeleri de sevgilinin güzelliğini bir hükümdarlığa dönüştürür.

Dördüncü beyit retorik bir soruyla sevgiliye sitem eder: aşkı yolunda ölenin bir de ayrılıkla incitilmesini kim ister. Altıncı beyit gazeli kader düşüncesine taşır. Âb-ı hayat, Hızır ve İskender telmihi divan şiirinin bilinen hikâyesine dayanır: İskender ölümsüzlük suyunu ararken Hızır'la birlikte karanlıklar ülkesine girmiş, suyu Hızır bulmuş, İskender bulamamıştır. Beyitten çıkan sonuç, kısmette olmayanın bin yıllık yolculukla da ele geçmeyeceğidir.

Makta gazelin en çok tartışılan beytidir. Şair kendine seslenir ve "zen gibi", yani kadınlar gibi dünya süsüne düşkünlüğü bırakıp "merdâne-vâr", erkekçe ve sade gönüllü olmayı öğütler. Zen ile merdâne arasında tezat, zînet ile zîver arasında anlam yakınlığı vardır. Süs bırakma çağrısı tasavvufî bir dünyadan el etek çekme öğüdü olarak da okunabilir; aynı zamanda bir kadın şairin, erkeklerin kurduğu bir şiir geleneği içinde kendi sesini ortaya koyuşudur.

Tarihî Bağlam

TEİS'e göre gazel, Şeyhî'nin "Aç alnunı yüzini cihânun münevver it / Çöz zülfüni dimâğını cânun mu‘attar it" matla‘lı gazeline yazılmış bir naziredir; vezin, redif ve kafiye aynıdır, Zeyneb'in ilk ve üçüncü beyitleri Şeyhî'nin matla‘ını açıkça hatırlatır. Gazel kendisinden sonra da nazireler almıştır. Latîfî, şairin maddesinde gençliğinde bu "şi‘r-i ter"e bir nazire söylediğini anlatır ve naziresini tezkiresine ekler. Latîfî'nin maktaı "Gel ey Latîfî defterimi dürmedin felek / Dîvâne olma şi‘rüñi dîvân u defter it" biçimindedir.

Bu son mısra, gazelin ikinci bir maktaına bağlanır. Hâcı Kemâl'in 1512'de tamamladığı Câmi‘ü'n-nezâ'ir'de gazel "Zeyneb çü dost zülfi bigi târmârsın / Dîvâne olma şi‘rüni dîvân u defter it" beytiyle biter: sevgilinin zülfü gibi darmadağınıksın, divane olma, şiirini divan ve defter hâline getir. Sehî'nin tezkiresinin bir nüshası da (Ü1) aynı beyti "Zeyneb çü yâr zülfi gibi târe olmagıl" diye başlatarak verir ve bunun şairin meşhur maktaı olduğunu not eder. TEİS bu maktaın şairin bir divan teşkil edecek kadar şiir söylediğine işaret ettiğini yazar. Elimizde böylece aynı gazele bağlanan iki ayrı makta vardır; hangisinin asıl olduğunu, ya da şairin gazeli iki ayrı biçimde söyleyip söylemediğini kaynaklardan çıkarmak mümkün değildir.

Tezkirecilerin gazel hakkındaki yargıları da maktaa yöneliktir. Beyânî, Zeyneb'in Mihrî ile çağdaş ve sohbet arkadaşı olduğunu, aralarında nice münazara ve şiirleşme geçtiğini söyledikten sonra "Eş‘ârı ârifânedür. Kız nakşı degüldür merdânedür" der ve bu gazeli örnek verir. Kınalızâde de şiiri "bu gazel-i merdânesi" diye sunar. Âşık Çelebi ise şairin Sultan Bayezid devrinde Şehzade Ahmed'in hizmetinde Mihrî ile birlikte bulunduğunu, evlendikten sonra kocasının sözünden çıkmayıp şiirden ve erkeklerle sohbetten çekildiğini yazar ve gazeli bu bilgilerin ardından aktarır. TDV maddesi, Zeyneb Hatun'un 1474'te öldüğü kabul edilirse Âşık Çelebi'nin bu anlatısına ihtiyatla yaklaşmak gerektiğini belirtir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şu‘arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2018, s. 256-257 (Zeyneb maddesi ve Latîfî'nin naziresi). ekitap.ktb.gov.tr
  • Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2018, s. 257 (Zeyneb Hâtûn maddesi, dipnot 2886 ve 2890). ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu‘arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2017, s. 408. ekitap.ktb.gov.tr
  • Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-şu‘arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2017, s. 84. ekitap.ktb.gov.tr
  • Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2017, Zeyneb Hatun maddesi.

Resmî kaynaklar

  • Sehî Beg, Heşt-Bihişt, hzl. Halûk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), 2017, s. 159, dipnot 12 (Ü1 nüshasındaki makta).

Kitaplar

  • Mehmet Arslan, "ZEYNEB, Zeyneb Hatun, Zeynünnisâ", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2014 (güncelleme 2020), "Eserlerinden Örnekler": Gazel ve son beytin Câmi‘ü'n-nezâ'ir'deki biçimi (Bayezid Ktp. 5782, vr. 27b). teis.yesevi.edu.tr
  • Hasan Aksoy, "Zeyneb Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 44, İstanbul 2013, s. 360-361. islamansiklopedisi.org.tr