Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Yine diş yârası var sîb-i zenaḫdânuñda
Yine şeftâlü yimişler gibi pistânuñda

Günümüz Türkçesiyle

1. Elmaya benzeyen çenende yine bir diş yarası var; göğsünde de yine sanki şeftali yemişler gibi izler var. (Kınalızâde ile Beyânî ikinci mısraın sonunu "bostanında" diye okur; o okuyuşta anlam "bahçende yine şeftali yemişler gibi" olur ve sevgilinin bahçesindeki meyvelere el uzatılmış olduğu söylenir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu beyit, iki mısraı kafiyeli olduğu için bir gazelin matlaıdır; gazelin geri kalanı bugün bilinmiyor. Kafiye "-ân" sesidir (zenaḫdân, pistân), "-uñda" eki redif görevi görür. Vezin aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Beyit, Âfitâbî'nin tezkirelerde en çok anılan sözüdür: Latîfî onu "maṭlaʿ-ı meşhûr" diye verir, Kınalızâde Hasan Çelebi güneş gibi meşhur olmuş, okuyanların beğenisini kazanmış bir matla olarak tanıtır, Beyânî de "gazel-i meşhûr" der. Üç tezkire de şiirin kime ve ne zaman yazıldığından söz etmez.

İkinci mısraın son kelimesi kaynaklarda iki türlü geçer. Latîfî'nin Rıdvan Canım tarafından hazırlanan neşrinde "pistân" (göğüs, meme) okunur. Kınalızâde'de "bûstân", Beyânî'de "büstân" yazılır; bu, bahçe anlamına gelen "bostan" kelimesidir. Arap harfli yazıda iki kelime birbirine çok yakındır ve yalnız birkaç noktayla ayrılır. Hangisinin şairin elinden çıktığını kesin olarak söylemek mümkün değildir; ancak "sîb" (elma) ile "şeftâlü" arasındaki meyve ilişkisi iki okuyuşta da korunur.

Anlam ve Söz Sanatları

Divan şiirinde sevgilinin çenesi, yuvarlak ve parlak olduğu için elmaya benzetilir ve "sîb-i zenaḫdân" (çene elması) denir. Âfitâbî bu yerleşik benzetmeyi beklenmedik bir yöne çevirir: elmada bir diş izi vardır. Elma ısırılmıştır, yani birisi sevgilinin çenesini öpmüş ya da ısırmıştır. Âşığın gözünden kaçmayan bu iz, onun kıskançlığını ve sitemini dile getirir. "Yine" kelimesinin iki mısranın başında tekrarlanması, bunun ilk defa olmadığını, âşığın aynı izleri her seferinde yeniden gördüğünü sezdirir.

İkinci mısrada meyve imgesi devam eder. Latîfî'nin okuyuşunda sevgilinin göğsünde, sanki şeftali yenmiş gibi izler vardır. Türkçede "şeftali" kelimesi mecaz olarak öpücük anlamında da kullanılır; beyitte bu yan anlamın da düşünülmüş olması mümkündür. Kınalızâde ile Beyânî'nin "bostan" okuyuşunda söz daha örtülü bir hal alır: sevgilinin bahçesinde birileri yine şeftali yemiştir. İki okuyuşta da elma ile şeftali, çene ile göğüs ya da bahçe arasında kurulan tenasüp beytin bütünlüğünü sağlar. Beytin şöhreti, tanıdık bir benzetmeyi gündelik hayattan alınmış somut bir ayrıntıyla, yani diş iziyle canlandırmasından gelir.

Tezkirecilerin Âfitâbî'yi ömrünün son yıllarında Amasya'da vaaz eden, halktan uzak duran bir mutasavvıf olarak tanıtması ile bu beytin oyunbaz ve hatta cüretli dili arasında dikkat çekici bir fark vardır. Divan şiirinde bu tür beyitler şairin kişisel hayatından çok, geleneğin sunduğu imgeler içinde gösterilen ustalık olarak okunur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 135, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 196, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Beyânî, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 26, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr