Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Ka‘be-i kūyuña yol vir aña ki yol varamaz
Yitür anuñ dilegin kim yüz urup yalvaramaz
Çekdi çāk eyledi ten cübbesini ‘ışḳ henūz
Dostuñ dest-i ġamından yaḳasın ḳurtaramaz
Ṭoḳunam dir dil-i ‘uşşāḳa perīşāne meger
Ol perī şāne ile zülfin anuñçün ṭaramaz
Ḳılca fehm eyleyemez mūy-miyānuñ arasın
Şol ki diḳḳat idicek bir ḳılı iki yaramaz
Cevr oḳın atar iken yār kemānveş bile mi
Ṣıyabilür ne içün ḳolları ile ṣaramaz
Var mı bir gün ki güneş aḳşama dek şehre düşüp
Kū-be-kū der-be-der ol māh-liḳāyı aramaz
Bulmadum derdüme emsem lebüñ emsem bārī
Ṭāḳatüm ḳalmadı ṣabr itmege ḫālüm yaramaz
Āftābī ṭoġa devlet güneşi bir gün ola
Ḥaḳ Te‘ālā ḳulını ḳahr ile dā’im ḳaramaz
Günümüz Türkçesiyle
1. Kâbe gibi kutsal bildiğim mahallene, oraya yolu varamayan kişiye yol ver; yüz sürüp yalvarmayı bile beceremeyenin dileğini yerine getir.
2. Aşk, beden denen cübbeyi çekip yırttı; yine de âşık, dostun gam elinden yakasını kurtaramıyor. (Yakasını kurtarmak, kurtulmak demektir. Nazmî'nin mecmuasındaki metinde aşk yerine ölüm geçer: ölüm bile beden cübbesini yırttığı halde âşığı sevgilinin gamından kurtaramaz.)
3. O peri yüzlü sevgili, saçını tarakla taramaz; çünkü saçlarına dolanmış perişan âşık gönüllerine tarağın dişleri dokunur diye çekinir. ("Perişan" ile "perî şâne", yani peri ve tarak, ses bakımından birbirine benzer.)
4. Dikkat edince bir kılı ikiye ayıramayan kişi, kıl kadar ince olan belinin aradaki boşluğunu kıl kadar bile kavrayamaz. (Sevgilinin beli kıl kadar incedir; onu görmek için kılı kırk yaran bir dikkat gerekir.)
5. Sevgili, cefa okunu yay gibi gerip atarken kollarını sıvayabiliyor da beni kollarıyla niçin sarmıyor? (İlk mısradaki "bile mi" iki türlü anlaşılabilir: "bilir mi" sorusu ya da "birlikte, aynı anda" anlamında; her iki okuyuşta da yayı germek için sıvanan kol ile sarılmak için açılmayan kol karşı karşıya konur.)
6. Güneşin şehre inip akşama kadar sokak sokak, kapı kapı o ay yüzlü sevgiliyi aramadığı bir gün var mı? (Güneşin bütün gün dolaşması, ay yüzlüyü aramasına bağlanır.)
7. Derdime ilaç bulamadım; bari dudağını emsem. Sabretmeye takatim kalmadı, halim fena. (Eski Türkçede "em" ilaç demektir; "derdüme em" ile "emsem" arasında bir ses oyunu vardır.)
8. Âfitâbî, bir gün devlet güneşi doğacaktır; Yüce Allah kulunu her zaman kahırla karartmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir sekiz beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Tezkire vezin göstermez; kalıp, beyitlerin taktiminden çıkar. Kafiye "-ar" sesidir (var, yalvar, ḳurtar, ṭar, yar, ṣar, ar, ḳar), ardından gelen "-amaz" eki redif görevi görür. Mahlas son beyitte "Āftābī" biçiminde geçer; tezkireler de şairin adını çoğunlukla Âftâbî diye yazar. Âfitâbî'nin divanı bugün bilinmediği için gazel ancak tezkire ve mecmualardan derlenebilmektedir. Burada esas alınan sekiz beyitlik metin Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-şu'arâ'sındandır; tezkirenin bazı nüshalarında dördüncü beyitten yedinci beyte kadar olan kısım yoktur. Edirneli Nazmî'nin Mecma‘u'n-nezâ'ir adlı nazire mecmuasında ise gazel yedi beyit olarak yer alır; orada "Ḳılca fehm eyleyemez" beyti bulunmaz, ikinci beyitte "‘ışḳ" yerine "mevt" (ölüm) okunur ve beyitlerin sırası biraz farklıdır.
Kınalızâde Hasan Çelebi ile Beyânî, şairin "Yine diş yārası var" diye başlayan meşhur matlaından sonra bu gazelin ikinci beyti ile makta beytini sanki aynı şiirin devamıymış gibi verir. Kafiye ve redif tamamen başka olduğu için bunların iki ayrı şiirden alındığı açıktır. Hüseyin Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde gazelin dört beytini Âşık Çelebi'den aktarır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, sevgilinin mahallesini Kâbe'ye benzeterek açılır. Divan şiirinde sevgilinin kapısı ve sokağı, âşığın yüzünü sürdüğü, etrafında döndüğü kutsal bir yer olarak düşünülür; "Ka‘be-i kūy" terkibi bu düşüncenin kısa bir ifadesidir. İlk beyitteki istek, kendisi yol bulamayan, yalvarmayı bile bilmeyen âşığa sevgilinin merhamet etmesidir. Bu çaresizlik ikinci beyitte daha ağır bir görüntüye dönüşür: beden bir cübbedir, aşk onu yırtmıştır, ama âşığın yakası hâlâ sevgilinin gam elindedir. Yaka ile cübbe aynı giysinin parçaları olduğu için beyitte bir tenasüp kurulur. Nazmî'deki "mevt" okuyuşu anlamı daha da sertleştirir; o metinde ölüm bile âşığı gamdan kurtaramaz.
Üçüncü beyit gazelin en ustalıklı yeridir. "Perīşāne" ile "perī şāne" kelimeleri neredeyse aynı sesleri taşır; biri "perişan", öbürü "peri" ve "tarak" demektir. Bu ses oyunu, eski belâgatçilerin cinas dediği sanatın güzel bir örneğidir. Anlam da ses kadar inceltilmiştir: âşıkların gönlü sevgilinin saçlarına dolanmıştır, bu yüzden sevgili tarak vurursa o gönüllere dokunacağını düşünür ve saçını taramaz. Saçın dağınıklığı böylece bir merhamet işareti olarak açıklanır; divan şiirinin sevdiği hüsn-i talil, yani bir olaya şairane bir sebep bulma sanatı da buradadır.
Dördüncü beyitte sevgilinin beli kıl kadar incedir ve ona "mūy-miyān" (kıl bel) denir. Bu beli görebilmek için kılı ikiye yaracak bir dikkat gerekir; Türkçedeki "kılı kırk yarmak" deyimi beytin arkasında durur. "Yaramaz" kelimesi bu beyitte "ayıramaz" anlamındadır; yedinci beyitte ise "ḫālüm yaramaz", yani "halim kötü" sözünde aynı kelime bambaşka bir anlamla tekrar edilir. Aynı yazılışlı iki kelimenin farklı anlamlarla kafiyede kullanılması gazelin en dikkat çekici özelliklerinden biridir. Beşinci beyitte okçuluk terimleri devreye girer: sevgili cefa okunu atmak için yay gibi kollarını sıvar, ama o kolları âşığı sarmak için açmaz. Yay ile ok, kol ile sarılmak arasındaki karşıtlık beytin esprisini taşır.
Altıncı beyit şairin mahlasıyla gizli bir bağ kurar. Âfitâbî "güneşe ait, güneşli" demektir; beyitte güneş bütün gün şehirde dolaşıp ay yüzlü sevgiliyi arayan bir âşık gibi düşünülür. Güneşin doğudan batıya her gün yaptığı yolculuk, sevgiliyi aramaya bağlanır. Makta beytinde bu bağ açığa çıkar: "Āftābī ṭoġa devlet güneşi" sözünde mahlas ile güneş, doğmak ile karartmak kelimeleri bir araya getirilir. Şair talihinin bir gün açılacağını, Allah'ın kulunu sürekli kahırla karartmayacağını söyleyerek gazeli bir umutla bitirir. Yedinci beyitteki "em" ve "emsem" kelimeleri de bu ses oyunlarının bir parçasıdır: derde ilaç bulunmayınca âşık, sevgilinin dudağını emmeyi bir çare olarak görür.
Tarihî Bağlam
Âşık Çelebi gazeli, Âfitâbî'nin Çerâğ adlı bir gence duyduğu tutku bağlamında verir. Tezkirecinin anlattığına göre Âfitâbî ömrünün sonunda Amasya ve çevresinde vaaz eden, halktan uzak duran bir mutasavvıftı ve bu Çerâğ'ın güzelliğinin pervanesi olmuştu. Âşık Çelebi, Çerâğ'ı yaşlılığında kendisi de görmüştür: o sırada İstanbul Bedesteni'nde kitapçılık yapıyor, Âfitâbî'nin kendisi için yazdığı gazelleri okuyup dolaşıyordu. Hüsameddin bu Çerâğ'ın, Amasya'da Dârüsselâm Mahallesi'nde oturan Yağlu Murad Bey'in oğlu Mirliva Çerâğ Bey olması gerektiğini yazar ve Amasya defterdarı Sa'dî Çelebi'nin de onun hayranları arasında bulunduğunu ekler; bu teşhisin dayandığı kaynağı göstermez.
Makta beytindeki "devlet güneşinin doğacağı" umudu, Latîfî'nin anlattığı bir olayla birlikte okunmaya elverişlidir. Latîfî'ye göre Âfitâbî, Şehzade Bayezid Amasya'da sancakbeyi iken onun özel meclisine girmiş, sonra kıskançların araya girmesiyle bu meclisten uzaklaştırılmıştı. Ancak hiçbir kaynak bu gazeli o olayla ilişkilendirmez; beyitteki talih şikâyeti divan şiirinde sık görülen bir temadır. Gazelin ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 143-144, Âftâbî maddesi; nüsha farkları aynı sayfaların dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 196-197, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Beyânî, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 26, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Latîfî, Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 135-136, Âftâbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Abdizâde Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi 6-8. Cilt, ed. Songül Keçeci Kurt - Recep Orhan Özel - Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi, 2022, s. 20-21. amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-nezâ'ir, hzl. M. Fatih Köksal, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2012 (e-kitap), s. 1066 (M. Fatih Köksal, "Âfitâbî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/afitabi, maddesindeki aktarımla).
Çevrimiçi kaynaklar






