Amasya'yı boydan boya kat eden Yeşilırmak'ın üzerinde, kentin en eski geçiş noktalarından biri olan Alçak Köprü uzanır. Harşena Dağı'nın eteğindeki Hatuniye Mahallesi'ni ırmağın güney yakasına bağlayan bu köprü, şehirde Roma döneminden kalma tek köprü olarak tanınır ve yaşı çoğu zaman bin sekiz yüz yıl civarında gösterilir. Adını, yüzyıllar içinde yükselen ırmak yatağının özgün kemerlerini yutması ve köprünün tablasını suyun hemen üstüne indirmesinden alır. Bugün üzerinden geçen kişi, aslında üst üste binmiş birkaç köprünün üzerinden geçmektedir: altta suya gömülmüş antik kemerler, onların üzerinde on dokuzuncu yüzyılda örülmüş kâgir ayaklar, en üstte de yirminci yüzyılda atılmış beton bir döşeme vardır. Bu katmanların her biri, kentin ırmakla sürdürdüğü uzun mücadelenin ayrı bir dönemine aittir.

Konumu ve Kentteki Yeri

Amasya, Yeşilırmak'ın Harşena Dağı ile karşı yamaçlar arasında açtığı dar vadinin içine kurulmuş bir şehirdir. Kuzey yakada kale, Pontus krallarının kaya mezarları ve ırmağa sarkan Yalıboyu evleri, güney yakada ise çarşı, camiler ve sonradan gelişen mahalleler yer alır. Kentin bu iki yakası arasındaki gidiş gelişi sağlayan köprülerden dördü, şehrin tarihî çekirdeği sayılan kesimde, birbirine yakın aralıklarla sıralanır: Meydan (İstasyon), Madenüs, Alçak ve Hükümet köprüleri. Yalıboyu evleri tam olarak bu dört köprünün arasındaki kuzey kıyıda dizilmiştir. Alçak Köprü bu dizinin ortasında, Madenüs Köprüsü ile Hükümet Köprüsü arasındadır ve kuzey ucuyla Hatuniye Mahallesi'ndeki Hazeranlar Sokağı'na çıkar.

Amasya tarihçisi Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi, köprünün yerini tarif ederken onu "Kızlar Sarayı'nın hizasında" diye anar. Kızlar Sarayı, Harşena Dağı'nın yamacında, Pontus krallarının anıtsal kaya mezarlarının hemen altında kalan saray alanının adıdır. Bu alanda Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden kalan sur duvarları bulunur; 1146'da Selçuklu Sultanı I. Mesud burada bir cami, medrese, hamam ve saray yaptırmış, Osmanlı döneminde ise II. Bayezid'in kapıağası Firuz Ağa'nın yaptırdığı saray yüz elli yıldan uzun bir süre şehzadeler, hatunlar ve valilerce kullanılmıştır. Köprünün bu saray alanının tam karşısına düşmesi tesadüf sayılmaz. Alçak Köprü, kentin yöneticilerinin oturduğu kale eteğini ırmağın öbür yakasındaki yerleşime bağlayan en doğrudan yoldu ve bu işlevini Pontus krallarından Osmanlı şehzadelerine kadar uzun bir süre korudu.

Adı

Köprünün adı, görünüşünün sade bir tarifidir. Kaynakların ortak anlatımına göre köprü, düzgün kesme taşlarla dört yüksek kemer oluşturacak biçimde yapılmıştı. Yeşilırmak'ın her yıl taşıdığı alüvyon yatağı yavaş yavaş doldurdukça bu yüksek ayaklar toprağın içine gömüldü, kemerlerin yalnızca üst kısımları görünür kaldı. Kemerlerin üzerindeki tabla da su yüzüne iyice yaklaşınca halk yapıya "Alçak Köprü" demeye başladı. Hüsameddin Efendi de aynı açıklamayı verir: köprü "zaman geçtikçe alçaldığı için" bu adı almıştır. Yani köprü yapıldığı gün alçak değildi; onu alçaltan, çevresindeki zeminin ve ırmak yatağının yükselmesiydi.

Bu yükselme yalnız ırmağa özgü bir olay olmayıp bütün kenti etkilemiştir. Hüsameddin Efendi, kuyu kazılarında ortaya çıkan mermer döşemelere ve sütunlara dayanarak Pontus devrinde Amasya'nın zemininin kendi zamanındaki zeminden en az altı metre aşağıda olduğunu yazar. Ona göre ırmağın güney yakasındaki Yukarı ve Aşağı Pazar'ın altında, Receb, Şamlıca ve Sofuzade mahallelerinin toprağında görülen eski yapılar da aynı derinlikte durmaktadır. Yazar, Alçak Köprü'nün ırmağın dibine kadar inen yapısını bu toprak altındaki kalıntılarla karşılaştırır ve köprünün onlarla aynı hizada bulunduğunu, dolayısıyla "o devrin şaşırtıcı yapılarından biri" olduğunu söyler. Bu gözlem, köprünün adını açıklamakla kalmaz, eski Amasya'nın bugünkü şehrin birkaç metre altında yattığını da hatırlatır.

Yapım Dönemi Üzerine Görüşler

Alçak Köprü'nün hangi devirde yapıldığı konusunda kaynaklar aynı yere işaret etmekle birlikte ayrıntıda ayrılır. Yaygın kabule göre köprü Roma döneminde, o çağda İris adıyla anılan Yeşilırmak üzerine, zamanın kent merkezi durumundaki kale ve çevresini ırmağın karşı kıyısındaki yerleşime bağlamak için inşa edilmiştir. Kimi kayıtlar yapım tarihini daha da daraltarak milattan sonra ikinci yüzyıla yerleştirir. Hüsameddin Efendi ise köprüyü "Pont hükûmetinden kalma bir eser" olarak niteler, yani Amasya'nın Pontus Krallığı'na başkentlik ettiği Helenistik çağa bağlar.

Bu iki görüşü birbirine yaklaştıran tanıklık, Amasyalı coğrafyacı Strabon'dan gelir. Milattan önce birinci yüzyılın sonlarında yazan Strabon, memleketini anlatırken ırmağın üzerinde iki köprü bulunduğunu, bunlardan birinin kentten varoşlara, ötekinin varoşlardan dış araziye uzandığını söyler. Araştırmacı Kuzucular, kenti varoşlara bağlayan bu köprünün Alçak Köprü olduğunu ileri sürer. Bu yorum kabul edilirse köprünün yerinde Strabon'un yaşadığı yıllarda, yani Pontus Krallığı'nın sona erdiği ve Roma idaresinin başladığı dönemde bir köprü bulunduğu anlaşılır. Kimi araştırmacılar bu nedenle köprünün aslen Pontus döneminde kurulduğunu, Roma döneminde ise yeniden yapılmış olabileceğini düşünür. Elimizdeki bilgiler bu iki ihtimal arasında kesin bir seçim yapmaya yetmez; ama hangisi doğru olursa olsun, Alçak Köprü'nün yerinin iki bin yıldır bir ırmak geçidi olarak kullanıldığı açıktır.

Köprünün Roma çağındaki varlığı, şehrin o devirdeki yayılışı hakkında da bir şey söyler. Alan yönetim planı için yapılan araştırmalarda, Alçak Köprü'nün Roma döneminde Harşena Kalesi'nin karşısında, İris'in güney kıyısına yayılmış bir antik yerleşim bulunduğunu gösteren en açık kanıtlardan biri olduğu belirtilir. Kale yalnız başına bir sığınak olsaydı bu kadar sağlam bir köprüye ihtiyaç duyulmazdı; köprü, iki yaka arasında sürekli ve yoğun bir gidiş gelişin varlığına işaret eder.

Selçuklu dönemine ait kayıtlar, köprünün Sultan Mesud tarafından da onarıldığını bildirir. Hüsameddin Efendi'nin metninde ise dikkat çekici bir çelişki vardır. Yazar bir yerde Amasya vadisindeki köprülerin hiçbirinin eski çağlardan kalma olmadığını söylerken, Alçak Köprü'yü açıkça Pontus eseri sayar. Bu iki ifadeyi uzlaştırmanın en makul yolu, yazarın köprülerin bugünkü üst yapılarının İslâm döneminde ve sonrasında yenilendiğini kastettiğini düşünmektir. Nitekim Hüsameddin Efendi, Alçak Köprü'nün eski kemerlerini yeni köprünün "temeli" olarak tarif eder ve antik yapıyı bir alt katman olarak görür.

Özgün Yapı

Köprünün antik bölümü bugün büyük ölçüde suyun ve dolgunun altında kaldığından, onu tarif eden kaynaklar biraz da tahmine dayanır. Bugünkü tanıtımlarda köprünün tamamen kesme ya da oyma taştan, dört kemerli olarak yapıldığı yazılır. Hüsameddin Efendi ise kendi gözlemine dayanarak bugünkü köprünün temelini oluşturan eski köprünün "küçük gözlü olarak granitten" yapıldığını, biçiminden bunun anlaşıldığını kaydeder. Yazara göre bu köprü "çok eski bir zamanda yapılmış ve hiç onarıma ihtiyaç duymamış" bir yapıydı; onu kullanılamaz hâle getiren kendi yıpranması olmamış, ırmak yatağının dolmasıyla gözlerinin yatağın içinde kaybolması olmuştur.

Bu tarif, köprünün uzun ömrünün sırrını da gösterir. Taşkınların ve depremlerin kentin öteki köprülerini defalarca yıktığı, ahşap köprülerin birkaç kuşakta bir yeniden kurulmak zorunda kalındığı Amasya'da, Alçak Köprü'nün antik kemerleri yerinden oynamadan bugüne ulaşmıştır. Kemerlerin dolgu içine gömülmesi, bir bakıma onları korumuş da olabilir; ancak aynı durum köprünün yüksekliğini ve suyun altından geçebileceği açıklığı da azaltmış, taşkın zamanlarında üzerinden geçmeyi tehlikeli hâle getirmiştir. On dokuzuncu yüzyılda yapılan bütün müdahaleler, bu daralan açıklık sorununa çözüm arama çabasıdır.

Kale Kapısı ve Antik Yol

Alçak Köprü, ırmağın kuzey yakasında doğrudan kalenin kapılarından birine açılıyordu. Hüsameddin Efendi'nin kale tarifine göre Aşağı Kale'nin dört kapısı vardı ve Alçak Köprü'nün önündeki kapıya "Saray Kapısı" denirdi. Kapının adı, köprüden geçen yolun kale içindeki saray alanına çıktığını açıkça gösterir. Yazar, siyah mermerden bir kemeri bulunan bu kapının Ziya Paşa tarafından yıktırıldığını aktarır. Bugünkü tanıtımlarda ise köprünün kente bağlandığı uçta şehre girişi sağlayan bir "Karanlık Kapı" bulunduğu, bu kapının günümüze ulaşmadığı yazılır. İki adın aynı kapıya mı ait olduğu, yoksa farklı dönemlerde farklı biçimde mi anıldığı kaynaklardan kesin olarak anlaşılmaz; ancak her iki anlatım da köprünün kale suruna açılan anıtsal bir kapıyla bütünleştiğini söyler.

Kuzucular, köprünün kentin antik yol düzeni içindeki yerini de tartışır. Ona göre Alçak Köprü ile Madenüs Köprüsü'nün geçtiği yerlerde delinen kent surları, büyük olasılıkla doğuda ve batıda olmak üzere iki yerden daha dışarıya açılıyor, bu kapılar ırmağa paralel uzanan bir yolla birbirine bağlanıyordu. Alçak Köprü'yü izleyen yol ise bu ırmak boyu aksı dik olarak keserek iç kalenin savunma kademelerine ve saray taraçalarına tırmanıyordu. Bu yoruma göre Alçak Köprü, kalenin içindeki saraylara ve kral mezarlarının bulunduğu yamaca ulaşan ana yolun ırmak üzerindeki halkasıydı. Kızlar Sarayı'nın tam karşısına düşmesi de bu yorumu destekler.

Saray Kapısı'nın yıkılması, köprünün hikâyesinde bir dönemin kapanışıdır. Kapı ve köprünün özgün biçimi yüzlerce yıl birlikte korunmuş, köprü 1865 yılına kadar alçak kotunda ve korkuluksuz olarak kullanılmıştır. Ziya Paşa köprünün üzerine yeni bir yapı kurdurduğu sırada kale kapısı da ortadan kaldırılmıştır. Böylece kentin antik ve ortaçağ düzeninin önemli bir parçası, köprüyü kullanılır kılmak için yapılan bir imar işinin içinde kaybolmuştur.

Seyyahların Gözünden Alçak Köprü

Köprünün on altıncı yüzyıldaki hâline dair en değerli tanıklık, Avusturya elçilik heyetiyle Kanuni Sultan Süleyman'ın ordugâhına gelen Hans Dernschwam'a aittir. Elçi Busbecq'in yanında 1555'te Amasya'ya ulaşan Dernschwam, kenti gözleriyle gördüğü kadarıyla, çoğu zaman da pek hoşnut olmadan anlatır. Ona göre Amasya'da "üç taş ve bir tahta köprü" vardı. Seyyah köprüleri adım adım ölçmüş, korkuluklarının bulunup bulunmadığını ve taştan mı tahtadan mı yapıldıklarını not etmiştir. Bütün köprülerin ortak özelliği, oldukça dar olmaları ve üzerlerinden araba geçememesiydi. Bu kayıtlara dayanan anlatımlara göre Dernschwam, Alçak Köprü'nün altmış üç adım uzunluğunda, dar ve korkuluksuz olduğunu yazmıştır. Kimi kaynaklarda bu gözlemin tarihi 1553 olarak verilir; bu tarih aslında Dernschwam'ın yolculuğunun başladığı yıldır, heyetin Amasya'ya varışı ise 1555 baharındadır.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Amasya'dan geçen Alman gezgin Heinrich Barth da köprünün dört kemerli olduğunu ve zaman zaman su altında kaldığını kaydeder. Barth'ın gördüğü köprü, Ziya Paşa'nın müdahalesinden hemen önceki hâliyle, yani kemerleri büyük ölçüde gömülmüş ve tablası suya iyice yaklaşmış antik yapıdır. Seyyahların anlatımlarından bir ayrıntı daha çıkarılır: Irmağın debisinin yükseldiği dönemlerde suyun akışını engellememesi için köprünün korkulukları sökülüyordu. Dernschwam'ın gördüğü korkuluksuz köprü de büyük olasılıkla bu uygulamanın bir sonucudur. Alçak bir köprü taşkın sırasında üzerinden su aşan bir set gibi davranır; korkuluklar bu suyun önünde bir perde oluşturup hem akışı hem de köprünün kendisini zorlayabilirdi.

Ziya Paşa'nın Ahşap Köprüsü

Köprünün çehresini değiştiren ilk büyük müdahale, şair ve devlet adamı Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında yapıldı. Ziya Paşa, Sadrazam Âli Paşa ile arasındaki husumet yüzünden İstanbul'dan uzaklaştırılmak amacıyla Amasya'ya gönderilmişti; ancak burada kaldığı kısa süre içinde kentte eşi görülmemiş bir imar hareketi başlattı. Amasya'nın merkezine ve beş kazasına hükümet konakları, mektepler, bir idadi, saat kuleleri, bir hapishane, bir bedesten ve iş yerleri yaptırdı, şehir merkezinde yeni yollar açtırdı. Bu çalışmalar tarihte "Amasya ıslahatı" adıyla anılır. Zile müftüsü Feyzullah Efendi ve bazı eşrafın çıkardığı suistimal söylentileri üzerine 1865'te Canik mutasarrıflığına nakledilen paşanın Amasya'daki görev başlangıcı kaynaklarda farklı verilir; kimi kaynaklar 1863'ü gösterir.

Alçak Köprü'ye yönelik çalışma bu imar programının bir parçasıydı. Hüsameddin Efendi'ye göre köprü 1281 [1864-65] yılına kadar eski hâliyle kullanılıyordu; ırmağın taşkın zamanlarındaki tehlike göz önüne alınarak Ziya Paşa, Alçak Köprü'yü temel yapıp üzerine ahşap bir köprü daha kurdurdu. Bugünkü tanıtımlar bu köprünün on bir ayaklı olduğunu belirtir. Bir anlatıma göre Ziya Paşa, antik köprünün kemerlerini birer sütun gibi kullanarak yeni yapının taşıyıcısı hâline getirmiş, kemerlerin üzerine devşirme taşlardan ayaklar ördürüp tabliyeyi bu ayakların üzerine oturtmuştur. Kaynakların bir kısmı 1865 işini yalnız "kemerler üzerine ayaklar inşa edilmesi" diye özetlediği için, bu ilk köprüde taş ayakların ne ölçüde kullanıldığı açık değildir. Öteki kaynaklar ise bu yapıyı bütünüyle ahşap bir köprü olarak tarif eder.

Ziya Paşa'nın aynı yıllarda ırmak üzerinde yaptırdığı tek köprü bu olmadı. Hüsameddin Efendi, Helkis Köprüsü'nün yaklaşık yirmi beş metre aşağısında, hükümet konağının kapısı önünde de 1281 [1864-65] yılında paşa tarafından "son derece zarif biçimde" ahşap bir köprü yapıldığını, bu köprünün 1294 [1877] taşkınında yıkıldığını anlatır. Paşa, Madenüs Köprüsü'nü de aynı yıl onarttırmıştı. Bu bilgiler, Alçak Köprü'deki müdahalenin tek başına bir onarım olmayıp ırmağın iki yakasını yeni hükümet konağı ve saat kulesiyle yeniden düzenleyen geniş bir kent tasarısının parçası olduğunu gösterir.

1881 Taşkını ve Yeniden Yapım

Ziya Paşa'nın köprüsü uzun ömürlü olmadı. Hüsameddin Efendi'ye göre köprü 1298 [1880-81] yılındaki taşkında akıntıya dayanamayıp sele kapıldı. Antik kemerler bu taşkından da sağ çıktı; yıkılıp giden, onların üzerine oturtulmuş olan yeni yapıydı. Köprü bu kez kentin kendi imkânlarıyla yeniden kuruldu. Hüsameddin Efendi, hayır sahiplerinin ve varlıklı kişilerin yardımıyla 1299 [1881-82] yılında köprünün "ayakları kâgir, üstü ahşap" olarak yeniden yaptırıldığını yazar. Bugünkü tanıtımlar bu yeniden yapımı Mutasarrıf Atıf Bey'in zamanına bağlar ve 1882'de Atıf Bey'in kemerler üzerine taş ayaklar ilave ettirdiğini, köprünün ahşap döşeme ve korkuluklarla yeniden yapıldığını belirtir. Yeni köprünün bir öncekinden daha sağlam inşa edildiği de kaydedilir.

Bu ikinci köprünün yapımında, kaynaklara göre, kullanılmayan bir kilisenin taşlarından yararlanılmıştır. Hangi kilisenin taşlarının kullanıldığı ve kilisenin nerede bulunduğu kaynaklarda belirtilmez. Amasya'da eski taşların yeni yapılarda yeniden kullanılması yaygın bir uygulamaydı ve Hüsameddin Efendi'nin saydığı Bizans dönemi kilise adlarının çoğunun yeri kendi zamanında bile belirlenemiyordu. Bu nedenle köprünün ayaklarındaki devşirme taşlar, kentin kaybolmuş eski yapılarından birinin bugün görülebilen ender kalıntıları arasında olabilir. Hüsameddin Efendi'nin yeni ayakları "kalın, kare biçimli kâgir ayaklar" diye tarif etmesi de bugün köprüde görülen kütlesel taş ayaklarla örtüşür.

Yirminci Yüzyıl Onarımları ve 2009 Restorasyonu

Atıf Bey zamanında kurulan köprü, ahşap tabliyesiyle yirminci yüzyılın ortalarına kadar kullanıldı. Bundan sonraki müdahalelerin tarihi kaynaklarda farklı verilir. Bir grup kaynak, 1950'li yıllarda Yeşilırmak taşkınlarının ahşap köprüyü götürmesi üzerine bugünkü beton tabliyenin atıldığını, köprünün beton ve çelik derzlerle güçlendirilerek yenilendiğini yazar. Öteki kaynaklar ise köprünün 1965 yılında biraz daha güçlendirildiğini ve bugün var olan betonarme döşemenin bu tarihte eklendiğini belirtir. İki tarih birbirini dışlamayabilir; 1950'lerdeki sel sonrası yapılan acil onarımın ardından 1965'te kalıcı bir betonarme döşemeye geçilmiş olması da mümkündür, ancak bunu doğrulayan ayrıntılı bir kayda ulaşılamamıştır.

Köprünün bugünkü görünümü 2009 yılında yapılan restorasyonla biçimlenmiştir. Bu çalışmayla köprü, kâgir ayakları, beton tabliyesi ve korkuluklarıyla bugün bilinen hâline kavuşmuştur. Restorasyonun kapsamına dair ayrıntılı bir rapora kamuya açık kaynaklarda rastlanmamıştır. Köprü, Harşena Dağı ve Pontus kral kaya mezarları için UNESCO Dünya Mirası başvurusu kapsamında hazırlanan alan yönetim planının sınırları içinde yer alır. Planda Madenüs ve Hükümet köprülerinin özgün hâllerini yitirip zaman içinde yeniden yapıldığı belirtilirken, Alçak Köprü bu yapılar arasında sayılmaz; bütün eklemelere rağmen antik kemerlerini koruyan köprü, plan alanının tarihsel katmanlarını en açık biçimde taşıyan yapılardan biri olarak ele alınır.

Bugünkü Görünüm ve Katmanlar

Alçak Köprü'ye kıyıdan bakıldığında, üç ayrı dönemin işi birbirinden ayırt edilebilir. Suyun hemen üstünde, yer yer ancak su çekildiğinde görülen alçak kemer izleri antik köprüye aittir. Bu kemerlerin üzerinde yükselen iri, kare kesitli taş ayaklar 1881 taşkınından sonra yapılan yeniden inşanın, belki kısmen de Ziya Paşa döneminin ürünüdür. Ayakların üstünü örten düz döşeme ise yirminci yüzyılın betonarme müdahalesidir. Köprünün kemerli bir taş köprüden çok ayaklı bir geçide benzemesi, bu üst üste binmiş tarihin doğrudan sonucudur.

Köprü bugün yayaların en çok kullandığı geçitlerden biri olmayı sürdürür. Üzerinden bakıldığında bir yanda Harşena Dağı'nın yamacındaki kral kaya mezarları ve onların altındaki Kızlar Sarayı alanı, öbür yanda ırmağın kıyısına dizilmiş Yalıboyu evleri görülür. Akşamları ışıklandırılan evler ve köprülerle birlikte bu manzara, Amasya'nın en tanınmış görünümlerinden birini oluşturur. Bu nedenle Alçak Köprü, yerel yazarların ifadesiyle âdeta bir şehir içi stüdyosu gibi kullanılır; fotoğrafçıların, televizyon çekimlerinin ve gelin fotoğraflarının en sık seçtiği yerlerden biridir.

Köprünün asıl değeri ise bu görünümün arkasında saklıdır. Amasya'nın başka hiçbir köprüsünde Pontus ya da Roma çağından, Osmanlı'nın son döneminden ve Cumhuriyet yıllarından kalan izler bu kadar açık biçimde aynı yapının üzerinde toplanmaz. Irmak yatağının yükselmesi köprüyü alçaltmış, ama aynı zamanda onun altındaki antik yapıyı korumuştur. Bu yüzden Alçak Köprü, Hüsameddin Efendi'nin toprak altında aradığı eski Amasya'nın bugün gözle görülebilen birkaç parçasından biri olarak da okunabilir.

Kronoloji

MÖ 1. yüzyıl sonu: Strabon, Amasya'da ırmak üzerinde biri kenti varoşlara bağlayan iki köprüden söz eder; Kuzucular bu köprülerden birinin Alçak Köprü olduğunu ileri sürer.

MS 2. yüzyıl: Kimi kaynaklara göre köprünün Roma döneminde inşa edildiği tarih.

Selçuklu dönemi: Kayıtlara göre köprü Sultan Mesud tarafından onarılır.

1555: Hans Dernschwam, Amasya'da üç taş ve bir tahta köprü bulunduğunu yazar; Alçak Köprü'yü dar ve korkuluksuz olarak tarif eder.

19. yüzyıl ortası: Heinrich Barth köprünün dört kemerli olduğunu ve zaman zaman su altında kaldığını kaydeder.

1865 (1281): Mutasarrıf Ziya Paşa, antik kemerlerin üzerine on bir ayaklı ahşap bir köprü kurdurur; köprünün önündeki Saray Kapısı yıktırılır.

1881 (1298): Ziya Paşa'nın köprüsü Yeşilırmak taşkınında sele kapılır.

1881-1882 (1299): Hayır sahiplerinin yardımıyla, Mutasarrıf Atıf Bey zamanında, ayakları kâgir, üstü ahşap yeni bir köprü yapılır; kullanılmayan bir kilisenin taşlarından yararlanılır.

1950'ler: Kimi kaynaklara göre taşkın sonrası ahşap köprü beton ve çelik derzlerle yenilenir.

1965: Köprü güçlendirilir; kimi kaynaklara göre bugünkü betonarme döşeme bu tarihte eklenir.

2009: Köprü restore edilerek bugünkü görünümüne kavuşur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar