Hans Dernschwam, 1555 baharında Habsburg elçilik heyetiyle Amasya'ya gelen ve şehirde yaklaşık iki ay kalan Bohemyalı bir hümanist, madenci ve gezgindi. Heyette ne elçi sıfatı ne de resmî bir görevi vardı. Altmışına yaklaşmış bir adam olarak Osmanlı ülkesini kendi gözüyle görmek için yola çıkmış, bütün masrafını cebinden ödemiş ve gördüğünü her gün bir deftere geçirmişti. Bu defter, bugün Tagebuch einer Reise nach Konstantinopel und Kleinasien adıyla bilinen günlüktür. Kanuni Sultan Süleyman'ın Nahçıvan seferi dönüşünde kışladığı Amasya'yı, şehrin köprülerini, sarayını, evlerini, padişahın cuma alayını ve Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra halkın içinde biriken öfkeyi bu kadar ayrıntılı anlatan başka bir on altıncı yüzyıl kaynağı bilinmez.
Dernschwam'ın Amasya sayfaları, aynı heyetin başındaki Ogier Ghiselin de Busbecq'in ünlü mektuplarıyla yan yana okunur. Busbecq diplomattı ve gözü müzakere masasındaydı; Dernschwam ise tüccar ve maden adamıydı, fiyat sorar, köprüleri adımlar, kapıların yüksekliğini ölçer, damların nasıl sıkıştırıldığını çizerdi. Önyargıları da açıktır: Türkleri çoğu yerde küçümser, İslâm'a karşı sert yargılar taşır. Yine de onun kuru, sayı dolu notları sayesinde günümüze ulaşmamış yapıların on altıncı yüzyıldaki görünüşünü bilebiliyoruz.
Brüx'ten Leipzig'e
Dernschwam, Bohemya'nın Brüx (bugün Çekya'da Most) kasabasında doğdu. Deutsche Biographie doğum gününü 23 Mart 1494 olarak verir; Türkçe kaynaklar yalnız yılı anar. Ailesi şehrin armalı burjuvaları arasındaydı, sonraki kuşaklarda belediye meclisine üye çıkaracak, on yedinci yüzyıla kadar Brüx'te oturacaktı. Varlıklı bir evde büyüdüğü, kardeşleriyle birlikte iyi bir eğitim gördüğü anlaşılır.
Adı Viyana Üniversitesi'nin 1507 tarihli kayıt defterinde geçer; bu, on üç yaşında üniversiteye yazıldığı anlamına gelir. Ardından Leipzig'e gitti ve 5 Eylül 1510'da bu üniversitenin felsefe bölümünü bitirdi. Deutsche Biographie, Leipzig ve Viyana'nın yanında Roma'da da öğrenim gördüğünü kaydeder. Yunan ve Roma klasiklerine, tarihçilere ve coğrafyacılara olan ilgisi bu yıllarda başlamıştır; ömrü boyunca topladığı kitaplar ve kopyaladığı yazıtlar bu merakın ürünüdür.
Budin, Neusohl ve Fugger Hizmeti
Bir süre Viyana'da yaşadıktan sonra 1514'te Budin'e (Ofen) gitti ve Macar kraliyet sarayında prenslerin hocası olan hümanist Hieronymus Balbi'nin yanında çalıştı. 1515'te onunla birlikte Pressburg'a (Bratislava) geçti. Viyana'daki hümanist çevreyle bağı bu yıllarda kuruldu. Saray hizmeti onu Macar maden dünyasının iki büyük adı, Thurzo ailesi ve Augsburglu banker Jakob Fugger ile de tanıştırdı.
Hayatının en uzun ve en kazançlı dönemi madencilikte geçti. Deutsche Biographie'ye göre muhtemelen 1518'de Thurzoların Neusohl'deki (bugün Slovakya'da Banská Bystrica) bakır işletmesine girdi. 1525'te Budin'de Fugger şubesine karşı çıkan ayaklanmada başarılı bir müdahalede bulundu ve bundan sonra kralın Fuggerlere kiraladığı bakır ocaklarını Neusohl'de yöneten kâhya oldu; bu görev sözleşmenin sona erdiği 1546'ya kadar sürdü. TDV İslâm Ansiklopedisi de 1525'ten itibaren koleksiyonlarıyla tanınan Anton Fugger'in hizmetinde bulunduğunu yazar. Ferruh Toruk ise bu dönemi 1517-1546 yılları arasına yerleştirir ve Dernschwam'ın bu işte küçümsenmeyecek bir servet edindiğini belirtir. Tarihler kaynaktan kaynağa bir iki yıl oynasa da tablo aynıdır: Dernschwam, Avrupa'nın en zengin ticaret evlerinden birinin Macaristan'daki maden işlerini yıllarca yürütmüş bir yöneticiydi.
Ticaret ve maden işleri onu ilgi alanlarından koparmadı. 1520-1530 yılları arasında Macaristan ve Transilvanya'yı dolaşırken gördüğü Roma yazıtlarını bir deftere kopyaladı; bu derleme bugün Viyana'da, Avusturya Millî Kütüphanesi'nde durur. 1538'de Schattmannsdorf'ta (bugün Slovakya'da Častá) evlendi. 1549'da Fugger hizmetinden ayrıldı, ama Yukarı Macaristan'da kaldı ve oradan Ren kıyılarına kadar uzanan bir hümanist çevreyle mektuplaşmayı, kitap alışverişini sürdürdü.
Elçilik Heyetine Katılışı
1553'te Kral I. Ferdinand, Erdel (Transilvanya) meselesi yüzünden bozulan ilişkileri düzeltmek için Kanuni'ye iki elçi gönderdi: Antal Verancsics (Verantius) ve Macar donanma komutanı Ferenc Zay. Dernschwam, Deutsche Biographie'nin deyişiyle "kendi özgür iradesiyle", elli dokuz yaşında bu heyete katıldı. Yanında kendi uşakları, arabacısı ve seyisleri, üç atı vardı. Günlüğünün sonunda yolculuğu kendi hesabına yaptığını, gidiş ve dönüşte bütün giderleri kendisinin ödediğini açıkça yazar. Amacı İstanbul'u görmek ve Osmanlı Devleti'ni yakından tanımaktı.
Heyet 22 Haziran 1553'te Viyana'dan çıktı ve 25 Ağustos'ta İstanbul'a vardı. Padişah tam o sırada Nahçıvan seferine çıkmak üzereydi; elçiler huzura kabul edilmedi ve bir buçuk yıldan uzun süre beklemek zorunda kaldılar. Dernschwam bu süreyi Çemberlitaş karşısındaki Elçi Hanı'nda geçirdi. On sekiz aydan fazla süren İstanbul günlerinde şehri ayrıntısıyla inceledi; yiyecekler ve fiyatlar üzerine aldığı notlar, Yedikule semtinde oturan, dili Türkçe, dini Hristiyan bir topluluktan (Karamanlılar) söz etmesi, araştırmacıların sonradan sık başvurduğu yerlerdir.
Şehzade Mustafa'nın Ekim 1553'te Konya Ereğlisi yakınlarındaki ordugâhta öldürülmesinin haberi de onu İstanbul'da buldu. Günlüğüne, padişahın ordugâhından sürekli haber ve türlü söylenti geldiğini, herkesin bir isyan çıkmasından korktuğunu, halkın şehzadeyi çok sevdiğini ve ona "sultan" dendiğini yazdı. Bu notlar, bir yıl sonra Amasya'da duyacaklarının ön sesiydi.
Yeni elçi Busbecq 20 Ocak 1555'te İstanbul'a geldi ve Verancsics ile Zay'ı orada buldu. Kanuni ise seferden dönüp kışı Amasya'da geçirmeye karar vermişti; 1554 sonbaharının sonunda şehre girmişti. Elçilere padişahın huzuruna Amasya'da çıkabilecekleri haberi gelince heyet yola hazırlandı. Dernschwam'ın hiç hesaba katmadığı bu uzantı, onun yolculuğunun en değerli bölümü olacaktı.
İstanbul'dan Amasya'ya
Heyet 9 Mart 1555'te Üsküdar'a geçti ve Kartal, Gebze, İzmit, İznik, Eskişehir ve Mihalıççık üzerinden Ankara'ya ulaştı. Dernschwam bu yolculuğu konak konak yazar; köylerde gördüğü evlerin damlarını, çeşmeleri, değirmenleri, mezarlıkları, yumurtanın ve yoğurdun bolluğunu, ekmeğin tandırda nasıl pişirildiğini not eder. Ankara yakınlarındaki Kutlugün köyünde kadınların sof için tiftik eğirdiğini, bu ipliği Ankaralı tüccarların toplayıp dağıttığını öğrenir.
Mart sonunda girdikleri Ankara'da üç gün kaldılar. Dernschwam kaleye çıktı, surları ve kale içindeki küçük Ermeni kilisesini çizdi, sofun nasıl kaynatıldığını gösteren kazanın krokisini defterine geçirdi, şehirde Rum, Ermeni, Yahudi ve Türklerin bir arada yaşadığını yazdı. Augustus Tapınağı'nı bir saray ya da tiyatro sandı, duvarlarındaki eski yazıların okunabildiğini kaydetti. Bu yazı, Roma İmparatoru Augustus'un kendi icraatını anlattığı ünlü Res Gestae metnidir. Deutsche Biographie, metnin ilk kopyasının 1555'te Dernschwam'ın günlüğüne geçirildiğini ve günlüğün değerini artıran şeyin bu kopya olduğunu yazar. Aynı yazıtı Busbecq de adamlarına kopyalatmıştı ve bilim dünyası metni uzun süre onun adıyla tanıdı; iki kopyanın birbiriyle ilişkisi kaynaklarda açıklanmaz.
Ankara'dan sonra kafile Kızılırmak'ı geçerek Çorum'a, oradan Amasya'ya yöneldi. Dernschwam yol boyunca birbirinden belli uzaklıkta yığılmış tepecikler görür ve bunların padişahın geçişini haber vermek için kullanıldığını, en yakın tepeciğe silah atılarak haberin iletildiğini, bu iş için özel görevliler bulunduğunu hayretle anlatır. 6 Nisan sabahı Çorum'dan çıkan kafile Elvan Çelebi, Çağna, Avkat ve Bağlıca'dan geçti. Elvan Çelebi'deki zaviyede konaklayan Dernschwam, dervişlerin çevredeki kerpiç kulübelerde oturduğunu, kaba saba ve perişan kılıklı olduklarını, dilendiklerini, buna rağmen halkın onları çok sevip saydığını yazar. Ahşap mescidin bir Türk yapısı mı, yoksa Hristiyanlardan kalma bir yapı mı olduğunu kestiremediğini de ekler. Ertesi gün, 7 Nisan 1555'te günlüğe kısa bir cümle düştü: Amasya'ya vardılar.
Amasya'da Geçen İki Ay
Heyet 7 Nisan'dan 2 Haziran'a kadar, yani elli altı gün Amasya'da kaldı. Dernschwam'ın diplomatik bir işi olmadığı için vaktinin büyük bölümünü şehri gezmeye ayırabildi. Bu haftalar Amasya için de olağan günler değildi. Padişah ordusunun bir kısmıyla şehirdeydi, Safevî Şahı Tahmasb'ın barış elçisi yolda idi ve 10 Mayıs'ta büyük bir maiyetle şehre girecekti. Osmanlı ile İran arasındaki ilk barış, Amasya Antlaşması, bu günlerde şekillendi. Dernschwam hem bu kalabalığın hem de bir buçuk yıl önce sancakbeyini kaybetmiş bir şehrin sessiz yasının içindeydi.
Şehrin İlk Görünüşü
Şehre Yeşilırmak boyunca girdiler. "Oldukça büyük bir su sağ taraftan Amasya'ya doğru akıyor. Bu suyun adı Yeşilırmak" diye yazar. İlk izlenimi, dağların arasına gizlenmiş bir şehirdir: Amasya'yı yanına iyice yaklaşmadan uzaktan görmek mümkün değildir. Yol dardır, bir arabanın öbürüne yol vermesi imkânsızdır; heyet çıplak kayalıklı dar bir boğazdan ve ancak tek bir arabanın geçebileceği eski bir taş köprüden geçerek güçlükle şehre ulaşır. Çevredeki arazi ona sevimli gelmez, "sayısız denecek kadar çok korkunç yer" görür. Dağ bulunmayan yerlerde kerpiç ya da taş duvarlarla birbirinden ayrılmış üzüm bağları ve meyve bahçeleri, bu bahçelerin içinde de küçük yazlık evler vardır.
Şehrin kendisini sert cümlelerle tarif eder. Vadinin iki yakasına kurulmuş Amasya, ona göre "kerpiçten yapılmış, kırlangıç yuvası gibi birbiri üstüne yığılmış evlerden meydana gelmiş fakir bir şehir"dir. Evlerin çoğu iki katlıdır, dışı gibi içi de özenle işlenmemiştir. Alt katta ahır bulunur, üstte tahta ve kalaslarla örülüp üzeri toprakla kapatılmış odalarda yaşanır. Evlerin doğru dürüst pencereleri yoktur, mutfak yoktur, yemek odalardaki küçük ocaklarda pişirilir. Dernschwam'ın dikkatini en çok damlar çeker: toprak damı sıkıştırmak için kullanılan yuvak taşını anlatmakla yetinmez, bir de resmini çizer.
Şehirde on bir cami sayar. Bunların en güzeli, ona göre, padişahın cuma namazına gittiği, II. Bayezid'in yaptırdığı çifte minareli camidir; bugün II. Bayezid Külliyesi'nin merkezindeki Sultan Bayezid Camii. Minarelerden birbirine seslenen iki müezzinin okuduğu ezanı dinler ve bunun kolay bir iş olmadığını, "büyük bir sanat eseri, aynı zamanda bir ibadet tarzı" olduğunu yazar. Bu, günlüğün İslâm'a ilişkin nadir yumuşak cümlelerinden biridir. Şehrin girişinde Bizans zamanından kalma kiliselerden de söz eder.
Köprüler ve Kale
Dernschwam'ın Amasya notlarında en sık başvurulan bölüm köprülerle ilgilidir. "Şu halde Amasya'da üç taş ve bir tahta köprü mevcut" diye yazar. Şehre girmeden önce geçtikleri köprüyle birlikte Yeşilırmak üzerinde dört köprüden söz eder; hepsinin ortak özelliği dar olmaları, üzerlerinden araba geçememesidir. Köprüleri adımlarla ölçer, korkuluklu olup olmadıklarını, taştan mı tahtadan mı yapıldıklarını kaydeder. Şehrin eski köprülerinin on altıncı yüzyıldaki dar görünüşü büyük ölçüde bu notlardan bilinir. Aynı sayının, bir tahta ve üç taş köprünün, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Amasya maddesinde de Dernschwam'a dayanılarak verilmesi, onun bu konudaki tanıklığının ne kadar benimsendiğini gösterir.
Harşena Kalesi'ni "görkemli yüksek bir kaya üzerinde" görür. Kale içindeki kerpiç evlerde kale kumandanı ile hizmetkârlarının oturduğunu, her sabah ve akşam şehre doğru borazan ve davul çalındığını yazar. Sur duvarlarının ince olduğunu da not eder. Busbecq aynı kalede İranlılara ve Anadolu'nun huzursuz aşiretlerine karşı sürekli bir garnizon bulunduğunu söyler; iki tanıklık birbirini tamamlar.
Saraylar
Dernschwam'ın Amasya'daki saray yapılarına dair notları, bu yapılardan hiçbiri bugüne ulaşmadığı için başka bir yerde bulunamaz. İlk tarif, padişahın kaldığı yere aittir: "Daha önce Şehzade Mustafa'nın, şimdi de padişahın kaldığı ikametgâh dağın eteğinde bir yerdedir." Burası büyücek, sade, etrafı bahçe ile çevrili bir saraydır. Girişte kerpiç duvarlar arasında tahta bir kapı vardır; kapının yanındaki odalar ona bir köy evinin odalarını hatırlatır. Avluda kerpiçten, uzunlamasına yapılmış tek katlı bir bina, onun yanında, bahçenin içinde pişmiş tuğladan bir başka tek katlı bina durur. Padişahın bu ikincisinde kaldığını duyar ve şaşkınlığını gizlemez: kendi ülkesinde sıradan bir esnafın evi gibi bir şeydir bu. Yanı başında kerpiçten büyük bir kapı, önünde tahtadan bir çardak, çardağın altında da ellerinde gümüş bastonlar, sırtlarında altın işlemeli elbiselerle oturan dört kapıcı vardır.
Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'ne göre Kanuni, Amasya'ya girdiğinde Beyler Sarayı'na inmişti. Dernschwam'ın gördüğü sadelik, şehzade sarayının görkemli bir yapı olduğu yolundaki anlatımlarla ilk bakışta çelişir. Bir yabancının gözüne çarpan kerpiç duvarlar, sarayın bütününü değil, girişi ve avluyu gösteriyor olabilir; günlük bu ayrımı yapmaz.
İkinci tarif 1 Haziran tarihlidir, yani ayrılıştan bir gün öncesine aittir. Dernschwam bu kez Aşağı Saray'ı gezer. Duvarları taştan, iç kısımları pişmiş tuğladandır, çatısı âdet olduğu üzere toprakla örtülü düz damdır, pencereler yukarıdadır. Ortada toprağa gömülü ya da kayaya oyulmuş gibi duran büyük bir yapı vardır; üstü kurşunla kaplıdır, üzerine çıkıp çevre seyredilebilir, içinde dörtgen bir düzen boyunca dolaşılır. Padişahın çadırı bu binada durur; çadırı kuran, diken ve onaran ustalar da burada kalır. Çadır direklerinin bir koşu arabasının okundan kalın olduğunu, ikiye ayrılabildiğini, bu kadar büyük bir çadırı taşımak için neredeyse bin deve gerektiğini yazar. Sarayın içinde gördüğü tahtırevanı da anlatır: ancak dört atın çekebileceği kadar ağır, dört yanı kafeslerle çevrili, üzeri ipek tüllerle örtülebilen hantal bir araçtır. Amasya'nın alan yönetim planı, Dernschwam'ın Aşağı Saray dediği yerin Kral Kaya Mezarları'nın önündeki Kızlar Sarayı terası olduğunu kabul eder; aynı plan başka bir yerde Aşağı Saray adını bugünkü Hatuniye Mahallesi'nin bulunduğu kesime verir. Günlüğün tarifi iki okumaya da kapıyı açık bırakır.
Padişahın Alayı ve Sofrası
Dernschwam, Kanuni'yi birkaç kez cumaya giderken gördü. Padişah at üzerinde, yeşil elbiseler içinde, önünde üç paşa ile yola çıkar. Önünde, kimsenin binmediği, eğerleri altın işlemeli, yanlara sarkan renkli örtülerle süslü yedi at çekilir. Çavuşlar halkı yolun ortasından kenarlara iter. Bir başka cuma padişah, şehrin ortasındaki çifte minareli camiye inmek için yola çıkar; bu kez önünde başlarında süpürgeye benzeyen tüyler taşıyan solaklar yürür, onların önünde yine üç paşa, paşaların yeniçerileri ve hizmetkârları, en önde de altın işlemeli ipek elbiseler giymiş saray mensupları ilerler. Günlükte "halk" kelimesi ilk kez bu sahnede, alay geçerken itilip kakılan bir kalabalık olarak görünür.
Padişaha yemek götürülmesini de "başlı başına bir merasim" diye anlatır. Yeniçeriler gibi ipek kaftan giymiş on bir tablakâr, ağzı kapalı, kalaylı bakır sahanlar içinde yemekleri taşır, arkalarından biri yuvarlak deri bir sofra getirir; hepsi birden padişahın kapısından girer, bir süre sonra ellerinde boş sahan kapaklarıyla çıkarlar. Danışmaya giden iki hocanın, ardından üç paşanın ve elçilerin büyük kapının yanındaki kameriye altında oturan kapıcılara selam verdiğini görür ve hemen düzeltir: aslında kapıcılara değil, padişahın kapısına karşı saygıyla eğiliyorlardı.
Bu hayranlıkla korkunun yan yana durduğu yerler de vardır. 12 Nisan'da camiye giderken padişahın Ali Paşa'ya Viyana'yı mutlaka görmek istediğini, sırf bunun için daha uzun yaşamayı dilediğini söylediği kulağına gelir. Dernschwam bu söylentiyi bir bedduayla kaydeder. Viyana'nın düşeceği endişesi günlüğün bütününe yayılmış bir kâbustur.
Şehzade Mustafa İçin Tutulan Yas
Dernschwam'ın Amasya notlarını tarihçiler için ayrıca değerli kılan, halkın Şehzade Mustafa'nın ölümüne verdiği tepkiyi yerinde kaydetmesidir. Heyet Amasya'ya varırken yol boyunca gördüklerini şöyle anlatır: "Geçtiğimiz yollarda halkı üzüntülü ve kızgın bulduk. Bir kısmı Şehzade Mustafa'nın öldürülmüş olmasına, bir kısmı da İran seferinin sürüp gitmesine üzülüyor." Padişahın Kapadokya'da uzun zaman kalmasının sebebini de şurada burada huzursuzluk çıkaranları tutuklatıp öldürtmek olarak görür. Herkes Mustafa'yı övmekte, padişah öldüğünde ülkede kargaşa çıkacağından korkulmakta, geride kalan iki şehzadenin babaları gibi olamayacağına inanılmaktadır. Bir başka yerde "Mustafa'nın başına gelen felâketten dolayı hemen hemen bütün Kapadokya halkı kızgın" diye yazar ve halkın bir kısmının gizliden gizliye İran'ı tuttuğunu ekler.
Dernschwam'ın Kapadokya dediği, Amasya ile çevresidir; Busbecq de Amasya için "Kapadokya'nın başlıca şehri" der. Mustafa'nın on beş yıl sancakbeyliği yaptığı şehirde, öldürülmesinden ancak bir buçuk yıl sonra kaleme alınan bu satırlar, Hüsâmeddîn'in yerel kayıtlardan aktardığı yasla örtüşür. Şehrin âlimlerinin padişaha küstüğü, Kanuni'nin Amasya'da kaldığı aylarda vergileri affedip ileri gelenlere ihsanlarda bulunarak gönülleri almaya çalıştığı da yine Hüsâmeddîn'de anlatılır. Dernschwam'ın gördüğü öfke, bu siyasetin neden gerektiğini açıklar.
İran Elçisi ve Ayrılış
10 Mayıs'ta Şah Tahmasb'ın elçisi büyük bir maiyetle Amasya'ya geldi ve şehir birkaç hafta boyunca ziyafetlere, kabul törenlerine sahne oldu. Dernschwam'ın görselleştirdiği görkemli sofralar bu günlere aittir. Busbecq, barışın İranlılara hemen verildiğini, Habsburg heyetinin ise yalnızca altı aylık bir ateşkesle yetinmek zorunda kaldığını yazar. Elçilerin bu sonuçla geri dönmesine karar verildi. Heyet 2 Haziran öğleden sonra Amasya'dan İstanbul'a doğru yola çıktı. Dernschwam gidişte olduğu gibi dönüşü de günü gününe yazdı; Zeki Arıkan, Busbecq'in mektuplarında kısa geçilen dönüş yolculuğunun ayrıntılarının bu günlükte bulunduğunu belirtir.
Amasya'dan ayrılırken yazdığı bir pasaj, Türk askerine karşı duyduğu hayranlığı gizlemez: Türklerin sağlam ve dayanıklı bir millet olduğunu, en çok yoğurt yediklerini, ekmekleri bol olmasa da sıcağa, soğuğa, açlığa ve susuzluğa dayandıklarını; Hristiyan askerlerin ise savaşta bile rahat yaşamak istediğini, şarap ve gereksiz erzak taşıdıklarını, bu bolluk içinde midelerini bozduklarını yazar. Önyargılı sayfaların arasında bu karşılaştırma, gözlemcinin hakkı teslim etmeyi bildiğini gösterir.
Dönüş ve Son Yılları
Heyet aynı yolu izleyerek 23 Haziran'da İstanbul'a vardı ve 3 Temmuz'da buradan ayrıldı. Dernschwam, İstanbul'da fidyesini ödeyerek esaretten kurtardığı bir Alman tüfek ustasını da yanına aldı. Silivri, Babaeski, Edirne, Filibe, Sofya, Niş, Belgrad ve Osijek üzerinden Budin'e, birkaç gün sonra da 11 Ağustos 1555'te Viyana'ya ulaştılar. Günlüğün sonundaki kayda göre Dernschwam Türkiye'den Rumca el yazmaları, at, halı, kilim, çeşitli kumaşlar ve değerli taşlar getirip sattı.
Dönüşten sonraki hayatı karanlıktır. Viyana arşivinin maliye bölümündeki belgeler, Macaristan'ın dağlık maden şehirlerinde yaşadığını gösterir. 1560'ta Neusohl'de ya da yakınındaki Kremnitz'de (Kremnica) oturuyordu; 1563 tarihli, Neusohl'deki bir maden yapısı hakkında yazdığı bir muhtıra Budapeşte'de saklanır. Ölüm tarihi kesin değildir. Deutsche Biographie, 1568 dolaylarında Schattmannsdorf'ta öldüğünü yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi ise kütüphanesinin 1569 Şubatında bir yakını tarafından Viyana Saray Kütüphanesi'ne satılmasından, 1568 sonunda hayatta olmadığı sonucunu çıkarır. Toruk, kitapların karşılığı olan 500 guldenin 1569'da yeğeni Markus adına gönderildiğini kaydeder.
Dernschwam'ın bıraktığı en büyük maddi miras bu kütüphanedir. 651 cilt içinde yaklaşık iki bin eserden oluşan koleksiyonun bir kısmı Münih'e gitti, büyük bölümü bugün Avusturya Millî Kütüphanesi'nin değerli fonları arasındadır. Saray kütüphanesinin katalogunda 1575 Temmuzunda yapılan bir sayımda Dernschwam'dan gelen kitapların listesi ayrı bir başlık altında yer alır. Kütüphanenin satış yılı Deutsche Biographie'de 1568, Türkçe kaynaklarda 1569 olarak geçer.
Günlüğün Serüveni
Dernschwam günlüğünü yayımlamadı. Fugger ailesine ait asıl nüsha yüzyıllarca bu ailenin arşivinde kaldı ve 1889'a doğru arşivci Friedrich Dobel tarafından Babenhausen Şatosu'nda bulundu. Daha eski tarihli kopyalardan biri Wolfenbüttel Kütüphanesi'ndedir; aynı yerde on sekizinci yüzyıldan bir kopya daha, Prag'daki Bohemya Krallık Müzesi'nde de birçok yeri boş bırakılmış bir nüsha vardır. Ünlü Anadolu haritacısı Heinrich Kiepert, Wolfenbüttel nüshası üzerinde ilk kapsamlı incelemeyi yaptı, 1863'te Prusya Bilimler Akademisi'nde sunduğu bir bildiride heyetin güzergâhını haritaya geçirdi, 1887'de Globus dergisinde daha geniş bir makale dizisi yayımladı.
Metnin tamamını Fugger arşivindeki asıl nüshadan Franz Babinger neşretti: Hans Dernschwam's Tagebuch einer Reise nach Konstantinopel und Kleinasien (1553/55), München-Leipzig 1923. Babinger esere uzun bir önsöz ve açıklayıcı notlar ekledi, ama metni yazıldığı eski Almancayla bıraktı. Türkçe tam çeviriyi Yaşar Önen yaptı; İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat Günlüğü adıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1987'de basıldı, 1992'de yeniden yayımlandı. Bu çeviriye Babinger'in önsözünün tamamı alınmadı, buna karşılık asıl metindeki çizimler, iki harita ve bir dizin eklendi. Semavi Eyice, eski Almancayı iyi bilen bir uzmanın metindeki yerler, yapılar ve âdetler hakkında notlarla yeni bir neşir hazırlamasının Türk okuru için büyük kazanç olacağını yazar. Hayrullah Örs'ün daha önceki bir tam çeviri girişimi yarım kalmıştı.
Günlüğün sayfalarında yazarın kendi elinden çıkmış Latince ve Yunanca yazıt kopyaları, tarım ve zanaat aletlerinin çizimleri, tarihî mekânların krokileri vardır. Toruk, emin olmadığı sayı ve ölçüleri boş bırakmasını Dernschwam'ın titizliğinin bir göstergesi sayar.
Bir Tanık Olarak Dernschwam
Günlüğü okuyanların hemen hepsi aynı iki noktada birleşir. Birincisi, Dernschwam'ın yer yer Türkleri küçümseyen, İslâm'a karşı sert ve Protestan bir bakışla yazılmış cümleleridir. Türklerin Tanrı'nın verdiği nimetlerden yararlanmayı bilmediğini, bağ yetiştirmediğini, çoban gibi hayvancılıkla geçindiğini söyler; evleri "hapishane"ye benzetir. Sevim Karabela Şermet, günlüğün Amasya bölümünü imgebilim açısından incelediği makalesinde bu olumsuz bakışın coğrafyadan evlere, yemekten inanca kadar bütün anlatıya yayıldığını gösterir.
İkincisi, bu önyargıların altında elle tutulur, ölçülüp sayılmış bir bilgi birikiminin durmasıdır. Zeki Arıkan, günlüğün on altıncı yüzyıl kırsalının yapısı hakkında başka kaynaklarda kolay kolay bulunmayan ayrıntılar verdiğini ve halkın duygularını dile getirdiğini vurgular. Semavi Eyice, geçtiği yerleşim yerleri hakkında verdiği bilgilerin o yerlerin tarihi için değerli olduğunu yazar. Amasya için bu değer daha da büyüktür: Şehzade sarayı, Aşağı Saray, kale içindeki evler, köprülerin korkulukları ve damların yuvak taşları, bugün ancak onun gözünden görülebilir. Amasya'nın köprülerini, saraylarını ya da on altıncı yüzyıl şehir dokusunu anlatan çalışmaların neredeyse hepsi bir noktada Dernschwam'a başvurur.
Kronoloji
1494: Bohemya'nın Brüx kasabasında doğar (Deutsche Biographie'ye göre 23 Mart).
1507: Adı Viyana Üniversitesi'nin kayıt defterine geçer.
1510: 5 Eylül'de Leipzig Üniversitesi felsefe bölümünü bitirir.
1514: Budin'e giderek Hieronymus Balbi'nin yanında çalışır; 1515'te onunla Pressburg'a geçer.
1520-1530: Macaristan ve Transilvanya'da Roma yazıtlarını kopyalar.
1525: Fugger hizmetine girer; Neusohl bakır ocaklarının yönetimini üstlenir.
1538: Schattmannsdorf'ta evlenir.
1549: Fugger hizmetinden ayrılır.
1553: 22 Haziran'da Verancsics ile Zay'ın elçilik heyetiyle Viyana'dan çıkar; 25 Ağustos'ta İstanbul'a varır.
1555: 9 Mart'ta İstanbul'dan ayrılır; Mart sonunda Ankara'dadır; 7 Nisan'da Amasya'ya varır; 2 Haziran'da şehirden ayrılır; 23 Haziran'da İstanbul'a, 11 Ağustos'ta Viyana'ya döner.
1560: Neusohl ya da Kremnitz'de yaşadığı belgelenir.
1568: Bu yılın sonunda hayatta olmadığı anlaşılır.
1569: Kütüphanesi Viyana Saray Kütüphanesi'ne satılır.
1889: Günlüğün asıl nüshası Babenhausen Şatosu'nda bulunur.
1923: Franz Babinger günlüğü neşreder.
1987: Yaşar Önen'in Türkçe çevirisi yayımlanır.
Kaynakça
Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- Hans Dernschwam, Tagebuch einer Reise nach Konstantinopel und Kleinasien (1553/55), nşr. Franz Babinger, München-Leipzig: Duncker & Humblot, 1923.
- Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat Günlüğü, çev. Yaşar Önen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1987 (2. bs. 1992), s. 277-299.
- Semavi Eyice, "Dernschwam de Hradiczin, Hans", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, İstanbul 1994, s. 182-183. https://islamansiklopedisi.org.tr/dernschwam-de-hradiczin-hans
- Kurt Oberdorffer, "Dernschwam von Hradiczin, Hans", Neue Deutsche Biographie, c. 3, 1957, s. 609. https://www.deutsche-biographie.de/sfz9695.html
- Sevim Karabela Şermet, "Hans Dernschwam'ın 'İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat Günlüğü'nde Amasya'da Osmanlı Kültürel Dokusu ve İnsan Algısı", Çeşm-i Cihan: Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları E-Dergisi, 4(2), 2017, s. 62-71. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/383757
- Ferruh Toruk, "Alman Seyyah Hans Dernschwam'ın Gözüyle XVI. Yüzyılda Ankara", Erdem, sy. 52, 2008, s. 231-244. https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/260/tur
- Zeki Arıkan, "Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat Günlüğü (tanıtım)", Osmanlı Araştırmaları, X, 1990, s. 224-226. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/112670
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Ahmet Yaşar Ocak, "Elvan Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 11, İstanbul 1995, s. 63-64. https://islamansiklopedisi.org.tr/elvan-celebi
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 313-315 (e-kitap 1-4, s. 510).
- Semra Güler, Şehzade Mustafa'nın Hayatı (1515-1553) ve Türbesi, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi, 2011.
- Amasya Belediyesi, Amasya Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları Alan Yönetim Planı (2022-2027), Amasya 2022.
- Charles Thornton Forster, F. H. Blackburne Daniell, The Life and Letters of Ogier Ghiselin de Busbecq, c. 1, London: C. Kegan Paul, 1881, s. 150-161. https://archive.org/details/busbecq-the-life-and-letters-of-ogier-ghiselin-de-busbecq-v-1
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/dernschwam-de-hradiczin-hans
- https://www.deutsche-biographie.de/sfz9695.html
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/383757
- https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/260/tur
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/112670
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya






