Amasya'nın Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Yeşilırmak'ın kıyısında ve Künç Köprü'nün hizasında duran Kumacık Hamamı, kentin on beşinci yüzyıl sonundan bugüne ulaşan Osmanlı hamamlarından biridir. Bugün yol seviyesinin altında kalan, merdivenle inilen girişi ve kiremitle örtülü kubbeleriyle mahallenin sokak dokusuna sessizce karışır. Yapıyı Amasya'nın öteki hamamlarından ayıran özellikler, iç mekânda belirginleşir: soyunmalığın büyük kubbesine Türk üçgenleriyle geçilmesi ve sıcaklık bölümünün dört eyvanlı, köşe halvet hücreli olgun bir şemayla düzenlenmesi, onu Osmanlı hamam mimarisinin yetkin bir temsilcisi yapar. Hamamın asıl hikâyesi ise taşlarında olduğu kadar vakıf kayıtlarında saklıdır; çünkü bu yapı, nehrin öbür yakasındaki bir caminin, bir medresenin ve bir sıbyan mektebinin geçimini sağlamak üzere yaptırılmış bir akardır.

İnşası ve Banisi

Hamamın bir inşa kitabesi yoktur; yapım tarihi ve banisi vakıf kayıtlarından öğrenilir. Ayas Ağa Vakfiyesi'ne ait kayda göre Kumacık Hamamı, II. Bayezid'in kapı ağalarından Ayas Ağa tarafından 1495 yılında yaptırılmıştır. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi de aynı tarihi hicrî 900 olarak verir; bu yıl miladi takvimde 1494 sonbaharından 1495 sonbaharına uzandığı için yapı kimi metinlerde 1494, kimilerinde 1495 tarihiyle anılır. Banisi kaynaklarda "Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa", "Kapıağası Ayas Ağa" ya da bitişik yazımla "Ayasağa" olarak geçer; Hüsameddin bir yerde onu "Ayas Paşa" diye de anar. Ayas Ağa, II. Bayezid'in Amasya'daki şehzadelik yıllarında yanındaki kapı ağalarından biriydi ve aynı çevreden "Büyük Kapı Ağası" diye bilinen Hüseyin Ağa ile birlikte kentte iz bırakan saray adamları arasında yer aldı. Amasya'da birinin "Büyük Ağa", öbürünün "Küçük Ağa" lakabıyla hatırlanması da bundandır.

Hamamın yapımında kullanılan arsa, Ayas Ağa'nın satın aldığı bir mülktü. Hüsameddin'e göre arsa, "Kocacık" lakabıyla tanınan Hoca Ahmed Çelebi'nin oğlu Hoca Mehmed Çelebi'den alınmıştı. Vakıf kaydındaki ifade de bunu doğrular: hamam, "Kocacık veledi" diye meşhur Hoca Mehmed ile Hoca Ahmed'den satın alınan mülk üzerine kurulmuştur. Mimarın adı hiçbir belgede geçmez. On beşinci yüzyılın son çeyreği, Amasya'da saray çevresinden gelen devlet adamlarının art arda cami, medrese, mektep ve hamam yaptırdığı yoğun bir imar dönemidir; Bayezid Paşa, Yörgüç Paşa, Hızır Paşa oğlu Mehmed Paşa, Hüseyin Ağa ve Ayas Ağa gibi bânilerin eserleri bu yıllarda kentin görünümünü değiştirmiştir. Kumacık Hamamı da bu dönemin, Amasya'yı bir ilim ve ticaret merkezine dönüştüren büyük yatırım dalgasının bir parçası olarak kente eklenmiştir.

Adın Kökeni: Kocacık'tan Kumacık'a

Hamamın bugünkü adı, onu ilk kez duyanlara kum ya da kumaşla ilgili bir çağrışım yaptırabilir; oysa ad, arsanın eski sahibinden gelir. Hüsameddin, yapının "Kocacık arsası" üzerine kurulduğu için önce "Kocacık Hamamı" diye anıldığını, daha sonra halk ağzında bozularak "Kumacık Hamamı" denildiğini açıkça yazar. Aynı yazar kronolojik bölümlerinde, on altıncı yüzyıl olaylarını anlatırken yapıdan hâlâ "Kocacık Hamamı" diye söz eder. Kimi kayıtlarda adın "Komacık" biçimi de görülür, bazı eski kaynaklarda ise yapı banisine nispetle "Ayas Ağa Hamamı" olarak geçer.

Kocacık lakabının Amasya'da başka izleri de vardır. Hüsameddin'in mahalle listesinde yer alan Kocacık Mahallesi, adını burada oturan ve 871 (1466-67) yılında bir mescit, bir mektep ve bir çeşme yaptıran "Kocacık" lakaplı Hoca el-Hâc Ahmed Çelebi'den almıştır. Bu mahalle, hamamın bulunduğu Bayezid Paşa Mahallesi'nden ayrı olarak çarşı tarafında, Sarachane ve Kazancı mahallelerinin komşusudur. Yani Hoca Ahmed Çelebi ailesi kentin farklı yerlerinde mülk sahibiydi ve Ayas Ağa'nın satın aldığı arsa da bu mülklerden biriydi. Hamamın adı, böylece, beş yüz yılı aşkın süredir unutulmuş bir Amasyalı ailenin hatırasını taşır.

Bir Vakfın Geliri: Ayas Ağa Külliyesi

Kumacık Hamamı, kendi başına bir hayır eseri olmaktan çok, bir külliyenin gelir kaynağı olarak düşünülmüştür. Ayas Ağa, Yeşilırmak'ın kuzey yakasındaki Şamlar Mahallesi'nde, Danişmendli Melik Gazi'nin harap düşmüş cami ve türbesinin bulunduğu yerde, aynı yıl bir cami, bir medrese ve bir sıbyan mektebinden oluşan külliyesini yaptırmıştı. Hamam ise bu külliyeden ayrı bir yerde, nehrin karşı yakasında, gelir getirmesi için inşa edildi. Vakıf kaydının vakfedilen mülkleri sayan bölümünde önce "Hunc köprü" adıyla bilinen köprünün başında, Kocacık ailesinden satın alınan mülk üzerinde yapılan hamamın tamamı, ardından hamamın doğu tarafındaki sekiz oda sayılır. Vakıf bunları sınırları, hakları ve eklentileriyle birlikte, suyun geldiği ark yeri, hamama ve hamamdan "nehr-i kebîr"e, yani Yeşilırmak'a akan suyun mecrası ve içinden bu suyun aktığı bahçe ile beraber, Şamlılar Mahallesi'ndeki mescidinin ve mektebinin masraflarına ayırmıştır.

Hüsameddin'in aktarımı bu listeye bir değirmen ekler. Ona göre Ayas Ağa, hamamı, doğusunda yaptırdığı sekiz evi, Bayezid Paşa yapılarının kapısı önündeki değirmeni ve yanındaki bir bahçeyi 900 yılında vakfetmiş, bunların gelirlerini Şamlar Mahallesi'ndeki camisine, medresesine ve mektebine bağlamıştır. Hamamın kira geliri, böylece, nehrin öbür yakasında okuyan medrese talebelerinin, mektepteki çocukların ve camide görev yapanların geçimine karışıyordu. Osmanlı kentlerinde sıkça görülen bu düzende bir hamam, mahallenin temizlik ihtiyacını karşılarken uzak bir eğitim kurumunun da sürekliliğini güvence altına alırdı.

Hamamın beslediği külliye bugün de ayaktadır. Şamlar Camii ya da Ayas Ağa Camii diye bilinen yapı kare planlı, tek kubbeli, moloz taş duvarlı bir camidir; kuzeyinde üç bölümlü bir son cemaat yeri vardır ve minaresinin yalnızca altıgen kaidesi özgündür. Medrese, caminin kuzeyindeki avluyu üç yönden çeviren U planlı bir düzen gösterir: on iki sütunun taşıdığı on üç kubbeli revakların ardında, ocak ve dolaplı öğrenci odaları sıralanır; ayrı bir dershanesi yoktur. Odaların doğu ucundaki biraz daha geniş birim sıbyan mektebidir. Hüsameddin, medresenin "Küçük Ağa Medresesi" ya da "Medrese-i Ayasiye" diye de anıldığını, medreseler sıralamasında "hamsîn" derecesinde bulunduğunu ve kendi zamanına kadar mamur kaldığını yazar. Mektep 1327 (1909) yılında ibtidai mektebe dönüştürülmüştü. Hicrî 1147 (1734-35) yılındaki büyük depremde Ayas Ağa Camii'nin minaresinin de yıkılan yapılar arasında olduğu kaydedilmiştir. Külliye 1978'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak onarılmıştır.

Medresenin müderrisleri arasında Amasya'nın ilim hayatında tanınmış adlar vardır. Hüsameddin, ilk müderris olarak bir yerde Şamlızade, başka bir yerde Horasanlıoğlu diye andığı Seyyid Tâceddin İbrahim Efendi'yi gösterir. Onu, müftünün yakın öğrencisi olan ve "Emîr Kulu" diye bilinen Şemseddin Ahmed Efendi izlemiş, 918 (1512) yılında İstanbul'a geçmiştir. Sonraki yüzyıllarda Ayas Ağa müderrisliğinden Amasya müftülüğüne yükselen âlimlerin sayısı az değildir; on sekizinci yüzyılda Hocazade Mehmed Efendi ile Çorumlu Hacı Ali Efendi bunlardandır. Kumacık Hamamı'nın geliri, işte bu kuşakların yetiştiği kurumun ayakta kalmasına katkıda bulunmuştur.

Konumu ve Çevresi

Hamam, Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Yeşilırmak'ın güney yakasında yer alır. Hüsameddin'e göre bu mahalle eskiden Foka Mahallesi'nin bulunduğu yerdedir ve adını 1414'te burada ırmak kenarındaki camisini tamamlayan vezir Yahşi Beyzade Bayezid Paşa'dan almıştır. Hamamın yerini tarif eden kaynaklar hep bu köprüyü ve Bayezid Paşa yapılarını ölçü alır, ancak ayrıntıda ayrılırlar: Hüsameddin hamamı Bayezid Paşa imaretinin doğusunda, "Kuş Köprü" hizasında gösterirken yapı üzerine yapılan güncel bir mimarlık incelemesi onu Kunç Köprüsü'nün karşısında ve Bayezid Paşa Camii'nin batı tarafında konumlandırır. Hamamın bugünkü adresi Mehmet Paşa Caddesi üzerindedir.

Hamamın karşısındaki köprü, kaynaklarda Künç, Kunç, Hunc ve Kuş Köprü gibi farklı adlarla anılır. Yeşilırmak üzerinde Bayezid Paşa ile Şamlar mahallelerini birbirine bağlayan bu Selçuklu köprüsünün, Sultan II. Mesud'un kimi kaynaklara göre kızı, kimilerine göre annesi olan Hundi Hatun tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Adın zamanla Hundi'den Kundi'ye, oradan Kunç ve Künç'e dönüştüğü söylenir; Hüsameddin de 768 (1366-67) tarihli eski kayıtlarda köprünün "Hundi Köprüsü" ve sonra "Kondı Köprüsü" diye geçtiğini belirtir. Ayas Ağa'nın vakıf kaydında hamamın "Hunc köprü" başında gösterilmesi, köprünün on beşinci yüzyıl sonunda da aynı adla bilindiğini gösterir. Köprü, hamam ile onun beslediği Şamlar'daki külliye arasındaki en kısa yol olduğundan, vakfın iki parçası bu yapı aracılığıyla birbirine bağlanmış olur.

Hüsameddin'in kitabı, hamamın çevresinde yüzyıllar boyunca neler olup bittiğine dair başka ipuçları da verir. Hamamın batı tarafındaki boş arsanın, Hakala nahiyesinin ileri gelen ailelerinden Hacı Beyzadeler'den biri tarafından yaptırılıp oradaki medresesine vakfedilen bir hanın yeri olduğunu yazar; kronolojik bölümde bu hanı 990 (1582) yılında Mirza Beyzade Mehmed Bey'in "Kocacık Hamamı'nın garb tarafında yol üzerinde" yaptırdığını kaydeder. Daha geç bir döneme ait bir bilgi de ilginçtir: 1300 (1882-83) yılında Fransız Cizvit heyeti, Mir Hamza Nigârî Camii ile Kumacık Hamamı arasındaki bir yerde bir kilise, bir mektep ve büyük bir bina yaptırarak faaliyete başlamıştı. Hamam, bu yüzden, on dokuzuncu yüzyıl sonunda Amasya'nın en hareketli ve en karışık kesimlerinden birinin ortasında duruyordu.

Mimarisi

Kumacık Hamamı güneydoğu ile kuzeybatı doğrultusunda uzanan, kareye yakın bir plana sahiptir ve soyunmalık, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşan klasik Osmanlı hamam düzenini izler. Beden duvarları moloz taştandır ve sonradan derzlenmiştir; köşelerde kesme taş kullanılmıştır. Kubbe kasnaklarında taş ile tuğla almaşık örgüyle bir arada kullanılmış, biri kalın iki sıra tuğla kuşak çekilmiştir. Kubbe eteklerinde tuğladan kirpi saçak dolaşır ve bütün kubbeler dıştan alaturka kiremitle örtülüdür. Yapı bugün yol seviyesinin altında kaldığı için girişe birkaç basamak inilerek ulaşılır.

Soyunmalık

Kuzeybatıdaki basık kemerli kapıdan girildiğinde dar bir aralık geçilir ve ikinci bir kapıdan kare planlı soyunmalığa ulaşılır. Bu mekânın en dikkat çekici yanı örtüsüdür. Yüksek tutulmuş sekizgen kasnağın iç yüzünde oluşturulan Türk üçgenleri, kare gövdeden yuvarlak kubbeye geçişi sağlar. Türk üçgeni, köşelerdeki kırık yüzeyler dizisiyle kareden daireye geçişi çözen ve Anadolu Türk mimarisinde sevilen bir örtü öğesidir; Kumacık'taki uygulama, yapının en çok anılan özelliği olmuştur. Kubbenin ortasındaki sekizgen açıklık, burada vaktiyle bir aydınlık feneri bulunduğuna işaret eder; bugün açıklık yalnızca düz bir camla kapatılmıştır. Mekânın ortasında sonradan yapılmış sekizgen, fıskiyeli bir havuz vardır. Duvar diplerini ahşap soyunma kabinleri ve önlerinde mermer kaplı bir seki çevreler, girişin sağındaki ahşap merdiven ise kabinlerin üzerindeki şirvan katına çıkar.

Ilıklık

Soyunmalıktan sivri kemerli bir kapıyla ılıklığa geçilir. Kapının üstündeki delik, soğukluğun nemini dışarı atmak için açılmış bir bacanın yeri olmalıdır. Ilıklık, kuzeydoğu ile güneybatı doğrultusunda uzanan, düz tavanlı dar bir koridor biçimindedir; tavandaki dört yuvarlak açıklıktan ışık alır ve tavan eteğini dört yönden zikzak biçimli bir süs kuşağı dolaşır. Koridorun güneybatı ucunda, yedi basamakla çıkılan, yıldız tonozla örtülü dikdörtgen bir mekân bulunur; bugün havuz olarak kullanılan bu bölüm tonozdaki beş aydınlık açıklığından ve bir mazgal pencereden ışık alır. Kuzeydoğu köşede de tonozla örtülü küçük bir tuvalet mekânı ayrılmıştır.

Sıcaklık ve Halvetler

Sıcaklığa ılıklığın ortasındaki yuvarlak kemerli dar bir açıklıktan girilir. Burada haç biçiminde dört eyvan, düzgün olmayan sekizgen planlı bir orta mekânın çevresinde yer alır. Eyvanlar yarım kubbelerle örtülüdür ve orta mekâna kaş kemer görünümü verilmiş sivri kemerlerle açılır; köşelerinde içleri mukarnas dizili tromplar vardır. Orta mekânın kubbesine iki kademeli yuvarlak kasnak üzerinden pandantiflerle geçilmiş, zemine sekizgen büyük bir göbek taşı yerleştirilmiştir. Eyvanlarda üç yönde mermer kaplı sekiler ve bunlara gömülü kurnalar bulunur, güneydoğu eyvanının duvarındaki dikdörtgen pencere ise su deposuna açılır. Halvet hücrelerine köşelerin pahlanmasıyla elde edilen yuvarlak kemerli açıklıklardan girilir; kapıların üzeri yukarı doğru daralan zikzak silmelerle hareketlendirilmiştir. Doğudaki halvet, sekizgen kasnak üzerine dilimli tromplarla geçilen kubbesi ve fil gözü açıklıklarıyla özgün işlevini sürdürür; yapının bugün kalan iki özgün taş kurnası da bu hücrededir. Güneydeki hücre ise sauna olarak düzenlenmiş, kuzey köşesindeki hücre de tıraşlığa dönüştürülmüştür.

Sıcaklık bölümünün halvet sayısı kaynaklarda farklı verilir. İl kültür ve turizm müdürlüğünün tanıtım metinleri sıcaklığı bir ana kubbe, dört eyvan ve iki halvet hücresinden oluşan bir düzen olarak tanımlar. Albert Gabriel'in planını yayımlayan Türkiye'de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler de iki köşe hücresinden söz eder. Sultan Murat Topçu, Amasya'da Türk Devri Hamamları adlı kitabında yapıyı dört eyvanlı, üç köşe halvet hücreli olarak tanımlar ve bugün havuz olarak kullanılan bölümü, örtüsü ılıklık tavanının devamı olduğu için ilk yapılışından beri ılıklığa ait sayar. Sibel Yarar ise bu bölümün ölçüleri ve köşe pahlarıyla kuzeydeki halvet hücresinin tıpatıp eşi olduğunu, eyvan köşelerindeki dört pahlı yüzeyin de aynı olduğunu göstererek hamamın aslında dört köşe hücreli tasarlandığını savunur.

Külhan ve Dış Cepheler

Sıcaklığın güneydoğu ucundaki külhanın duvarları moloz taştandır, üzeri ahşap karkasla kapatılmıştır ve girişi kuzeydoğudaki sokaktan verilir. Kazanın hemen önünde tuğladan, kemerli girişli bir cehennemlik ve onun üzerinde tuğla bir baca bulunur. Dış cephelerde soğukluk duvarlarına açılmış tuğla alınlıklı sivri kemerli pencerelerin içlerinin sonradan tuğlayla kapatıldığı görülür. Sıcaklığın güneybatı duvarı boyunca su künkleri döşenmiştir; kuzeydoğu ve güneybatı cephelerinde birer çörten vardır. Yapının süslemesi son derece ölçülüdür: dışarıda almaşık örgünün yarattığı hareketin dışında yalnızca giriş kemerinin kilit taşında kabartma bir kum saati motifi bulunur. İçeride ise süsleme, strüktürün kendisinden doğar; Türk üçgenleri, ılıklık tavanındaki zikzak kuşak, kapı üstlerindeki sağır kaş kemerler, eyvanların aynalı kemerleri, mukarnaslı tromplar ve halvetin dilimli tromplarıyla iç mekân sade olduğu kadar canlı bir görünüm kazanır.

Geçirdiği Değişiklikler ve Özgün Planı

Kumacık Hamamı'nın ilk dört yüz yılına ait onarımlar hakkında yazılı bir bilgi yoktur. Yapının bilinen en erken planı, 1927-1930 yılları arasında Anadolu'yu gezerek Amasya, Tokat ve Sivas anıtlarını belgeleyen Fransız mimar ve sanat tarihçisi Albert Gabriel'e aittir. Gabriel, 1934'te yayımlanan Monuments turcs d'Anatolie adlı eserinin ikinci cildinde Amasya haritası üzerinde hamamın yerini 16 numarayla işaretlemiş, ama ayrıca bir açıklama yapmamıştır. 1957'de çekilen bir fotoğrafta yapının batı cephesi görülür; soyunmalıkta henüz hiçbir pencere yoktur ve kubbedeki sekizgen açıklığın üzerinde fener bulunmamaktadır. Hamam 1979'da tescil edilmiştir. 1992 tarihli tescil fişindeki eski bir fotoğrafta ise giriş kapısının solunda, kapı seviyesinin üstünde kandil için açılmış bir niş ve kuzeydoğu duvarına bitişik bir ek bina dikkati çeker.

1990 yılında Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından bir restorasyon projesi hazırlanmış ve uygulama birkaç yıl sürmüştür. Projede soyunmalık kubbesinin ortasına sekizgen bir aydınlık feneri çizilmiş, ancak bu fener yapılmamıştır. Soyunmalık duvarlarındaki pencereler bu onarım sırasında açılmış, sonraki müdahalelerde girişin sağındaki pencere dışında hepsi yeniden kapatılmıştır. Bu kapatmanın sebebi, pencerelerin soyunmalığın içindeki şirvan katının tam ortasına denk gelmesi olmalıdır. İçerideki mermer kaplamalar, özgün olmayan kurnalar, seramik kaplamalar, ahşap kabin ve dolaplar, ahşap ve PVC kapılar ile dışarıdaki çimento harçlı şaplar, mozaik kaplamalar ve bitişik depoların sac örtüleri de sonraki dönemlerin uygulamalarıdır. Sibel Yarar'ın 2020'de yayımlanan incelemesine göre hamam o tarihte ayaktaydı ve yıpranan bazı bölümlerinin onarımı için kapalıydı; il tanıtım metinleri ise onu Amasya'da hâlâ çalışır durumdaki tarihî hamamlar arasında sayar.

Yarar, Gabriel'in planını bugünkü durumla karşılaştırarak hamamın özgün planına dair bir öneri getirir. Ona göre sıcaklığın batı köşesindeki halvet hücresi, ılıklıkla arasındaki duvar açılarak ılıklığa katılmış ve bugünkü havuzlu dikdörtgen mekân böyle ortaya çıkmıştır; Gabriel'in planında bu bölüm hâlâ kubbeyle örtülü gösterilir. Kuzey köşedeki hücrenin girişi bugünküyle aynıdır, ancak Gabriel bu hücreyi de kubbeli çizmiştir; kare planlı hücre sonradan dikdörtgene dönüştürülüp tıraşlık yapılmıştır. Soyunmalığın kuzeydoğu köşesindeki depo mekânı da sonradan eklenmiş olmalıdır. Ilıklığın öteki hamamlara göre alışılmadık ölçüde dar oluşu, yine yapının inşasından sonraki onarımların sonucu sayılır. Buna karşılık soyunmalığın yapı kütlesine göre ortalanmamış olması, Anadolu'nun pek çok hamamında görüldüğü gibi, özgün olabilir. Yarar'ın vardığı sonuç, Kumacık Hamamı'nın ilk inşasında haç biçimli, dört eyvanlı ve dört köşe halvet hücreli bir sıcaklıkla tasarlandığıdır. Duvarlarda yapılacak ayrıntılı inceleme ve raspa çalışmalarının, farklı dönemlerin izlerini daha açık biçimde ortaya koyacağı da belirtilmiştir.

Anadolu Hamamları Arasındaki Yeri

Türk hamamlarını sınıflandırmak için farklı ölçütler önerilmiştir; kullanım amacı, halvet sayısı, dönem ya da kütle özellikleri bunlardan bazılarıdır. Semavi Eyice, hamamların sıcaklık bölümünün planına göre sınıflandırılması gerektiğini ileri süren ilk araştırmacıdır ve onları altı grupta toplamıştır; Yılmaz Önge de aynı ölçütü benimser. Eyice'nin sınıflandırmasında yıldız biçimli (radyal) plan ile "haç biçimli, dört eyvanlı, köşe hücreli" plan, Anadolu'da Selçuklu ve Beylikler döneminde uygulanıp Osmanlı döneminde benimsenen ve geliştirilen en yaygın iki tiptir.

Kumacık'ın özgün planında görülen haç biçimli, dört eyvanlı ve dört köşe hücreli sıcaklık, on ikinci yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar kesintisiz kullanılan bir tiptir. Erken örnekleri arasında Ani'deki iki Selçuklu hamamı, on üçüncü yüzyılda Konya'daki Sahip Ata (Sultan) Hamamı, on dördüncü yüzyılda Bursa Orhan Bey Hamamı'nın erkekler kısmı ve Karaman'daki Süleyman Bey Hamamı sayılabilir. Aynı şema daha sonra Sivas'taki Eski Paşa Hamamı ve Kurşunlu Hamamı (1576), Tokat Sultan Hamamı, Merzifon'daki Tuzpazarı (1677) ve Karamustafa Paşa (1678) hamamlarında da karşımıza çıkar. Komşu kentlerde de benzerler vardır. Tokat ve Kastamonu'daki pek çok hamam hem plan hem de dış görünüş bakımından Amasya hamamlarına yakındır; Zile'deki Yeni Hamam ile Kumacık'la aynı yıllarda, 1494'te yapılan Tacettin İbrahim Paşa Hamamı bu yakınlığın örnekleridir.

Amasya'nın Hamam Geleneği İçinde

Amasya, Yeşilırmak'ın bereketi sayesinde her zaman su bakımından cömert bir kent olmuştur ve bu bolluk onu çeşmeler kadar hamamlar bakımından da zengin kılmıştır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan anıtsal hamamların bir kısmı il merkezinde ve ilçelerde hâlâ kullanılmaktadır. Kumacık'tan önce, 1436'da Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'in Mehmet Paşa Mahallesi'nde yaptırdığı hamam ayakta idi; ondan kısa süre sonra da II. Bayezid'in eşi Bülbül Hatun'un külliyesine bağlı Yıldız Hamamı 1510'da tamamlanacaktı. Kumacık Hamamı, bu iki yapı arasında, on beşinci yüzyıl sonunun saray çevresinden gelen bânilerinin kentteki etkisini en iyi gösteren eserlerden biridir.

Bu hamamlar, kentin gündelik yaşamında yüzyıllarca merkezî bir rol oynadı. Bir mahalle hamamı yalnızca yıkanılan bir yer olarak kalmaz, aynı zamanda komşuların buluştuğu, haberlerin dolaştığı ve doğum, sünnet, düğün gibi geçiş törenlerinin bir parçasının yaşandığı bir mekân işlevi görürdü. İslâm'ın temizliğe verdiği önem, hamamı arınmanın manevi mekânlarından biri hâline de getirmişti. Kumacık Hamamı, Bayezid Paşa Mahallesi'nin bu ortak belleğinde beş yüz yılı aşkın bir süre yer tuttu ve vakıf gelirleriyle nehrin karşı yakasındaki medresenin ayakta kalmasına katkıda bulundu.

Bugün Bayezid Paşa Mahallesi'nin sokaklarından Künç Köprü'ye doğru yürüyen biri, hamamın kiremit kaplı kubbeleriyle köprüyü ve köprünün ardında Şamlar'daki Ayas Ağa Külliyesi'ni aynı yürüyüşte görebilir. Soyunmalık kubbesine geçişteki Türk üçgenleri, sıcaklığın dört eyvanlı düzeni ve doğudaki halvetin dilimli trompları, Osmanlı hamam mimarisinin inceliklerini yakından görmek isteyenler için yapının en öğretici ayrıntılarıdır. Hamamın ve külliyenin birlikte gezilmesi, beş yüz yıl önce bir vakfın iki yakayı nasıl birbirine bağladığını da anlaşılır kılar.

Kronoloji

Yaklaşık 12. yüzyıl: Hamamın karşısındaki Künç (Hundi, Kuş) Köprü'nün Hundi Hatun tarafından yaptırıldığı kabul edilir.

871 (1466-67): "Kocacık" lakaplı Hoca Ahmed Çelebi, adını taşıyan mahallede mescit, mektep ve çeşme yaptırır.

890 (1485): Hüsameddin'in kronolojisine göre Hüseyin Ağa ile Ayas Ağa'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki medreseleri ve Ayas Ağa'nın camisi tamamlanır; aynı yazar başka bölümlerde bu yapılar için 900 yılını verir.

900 (1494-95): Ayas Ağa, Kocacık ailesinden satın aldığı arsa üzerinde hamamı yaptırır ve Şamlar'daki cami, medrese ve mektebine vakfeder.

918 (1512): Ayas Ağa Medresesi müderrisi Emîr Kulu Şemseddin Ahmed Efendi İstanbul'a geçer.

990 (1582): Mirza Beyzade Mehmed Bey, hamamın batısında yol üzerinde bir han yaptırır.

1147 (1734-35): Büyük depremde Ayas Ağa Camii'nin minaresi yıkılır.

1300 (1882-83): Fransız Cizvitleri, Mir Hamza Nigârî Camii ile hamam arasındaki bir yerde kilise, mektep ve bina yaptırır.

1934: Albert Gabriel, hamamı Amasya haritasında 16 numarayla işaretler.

1957: Hamamın batı cephesinin bilinen fotoğrafı çekilir.

1978: Ayas Ağa Külliyesi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılır.

1979: Hamam tescil edilir.

1990: Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü restorasyon projesini hazırlar; uygulama birkaç yıl sürer.

2020: Sibel Yarar'ın hamamın özgün planına dair incelemesi yayımlanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdizade Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, I-IV. Cilt (Amasya Belediyesi yayını). amasya.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sibel Yarar, "Amasya Kumacık Hamamının İlk İnşasındaki Planına Dair Bir Değerlendirme", Vakıflar Dergisi, 54 (Aralık 2020), 185-200: https://dergipark.org.tr/tr/pub/vakiflar/issue/57986/687583
  • Seçkin Tan, Ayas Ağa Külliyesinin Koruma-Kullanma Sorunlarının Saptanması ve Restorasyon Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, 2007 (Yarar'dan aktarım).

Resmî kaynaklar

Kitaplar

  • Sultan Murat Topçu, Amasya'da Türk Devri Hamamları, Kayseri 2018 (Yarar'dan aktarım).
  • Albert Gabriel, Monuments turcs d'Anatolie, II: Amasya, Tokat, Sivas, Paris 1934 (Yarar'dan aktarım).

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar