Amasya'yı ikiye bölen Yeşilırmak, kenti aynı zamanda üzerindeki köprülerle bir arada tutar. Harşena Dağı'nın eteğinde kale, kral kaya mezarları ve yalıboyu evleri kuzey yakada sıralanırken camiler, medreseler, çarşı ve yeni mahalleler güney yakaya yayılmıştır; iki yakayı birbirine bağlayan köprüler bu yüzden kentin gündelik hayatının en çok kullanılan geçitleri olmuştur. Bugün kent merkezinde ırmağın üzerinde on bir köprü bulunur ve bunlar halk arasında bir gerdanlığın taneleri gibi dizildikleri söylenerek anılır. En eskisinin geçmişi bin sekiz yüz yıl kadar geriye giden bu köprüler Roma, Danişmendli, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini bir arada taşır ve kent merkezine bir açık hava müzesi görünümü verir. Bu yüzden köprüden köprüye yürümek, Amasya'nın tarih katmanları arasında kısa bir yolculuk yapmak gibidir. Köprülerin yapım tarihleri, banileri ve onarım öyküleri "Amasya'nın Tarihî Köprüleri: Alçak, Meydan, Kunç ve Helkıs" başlıklı yazıda ayrıntılı olarak anlatıldığı için burada köprüler, kent içinde izlenebilecek bir yürüyüş yolunun durakları olarak ele alınmıştır.
Rotanın Yönü ve Mantığı
Yeşilırmak, Tokat yönünden gelip kentin içinden kabaca batıdan doğuya doğru akar. Kunç Köprü'nün ayaklarındaki selyaranların, yani akıntıyı yaran çıkıntıların, ayakların batıya bakan yüzlerine yapılmış olması da suyun bu yönde aktığını gösterir. Bu nedenle en doğal yürüyüş, ırmağın akışını izleyerek batıdan doğuya ilerlemektir. Bu yönde yürüyen biri sırasıyla Meydan (İstasyon) Köprüsü, Magdenus Köprüsü, Alçak Köprü, Hükümet (Helkıs) Köprüsü ve Kunç Köprü'den geçer. Arada kalan modern köprüler de iki yaka arasında gidip gelmeyi kolaylaştırır; böylece yürüyüş tek bir kıyıya bağlı kalmadan, gerektiğinde karşı yakaya geçilerek sürdürülebilir.
Amasyalı yazar İsa Çolaker, köprüleri kenti kuşatan "sıralı gelinler" olarak anlattığı yazısında aynı sırayı izler. Tokat yönünden kente giren yolcunun önce Çağlayan Köprüsü'nü gördüğünü, ardından İstasyon, Magdenus, Alçak ve Hükümet köprülerinin geldiğini, yürüyüşün Şamlar'a doğru Kunç Köprü'de tamamlandığını yazar. Çolaker'in önerisi, köprüleri yalıboyu evleriyle birlikte gezmek ve yürüyüşü Amasya Kalesi'ne yönelerek bitirmektir, çünkü ona göre köprülerin yapılış mantığı ırmaktan sonra kaleye çıkmayı gerektirir. Gerçekten de kentin eski düzeninde köprülerin çoğu kalenin bir kapısının karşısına düşer; ırmağı geçen yol çoğu zaman doğrudan kalenin savunma kademelerine doğru tırmanır.
Rotanın en yoğun bölümü, Meydan Köprüsü ile Hükümet Köprüsü arasındaki kesimdir. Harşena Dağı ve Pontus kral kaya mezarları için hazırlanan alan yönetim planına göre kuzey yakadaki Hatuniye Mahallesi'nin batı sınırını Meydan Köprüsü, doğu sınırını Hükümet Köprüsü çizer; mahallenin kuzeyinde kale ve kaya mezarları, güneyinde ırmak bulunur. Aynı plan, ırmak kenarında surlar üzerine kurulmuş evlerin, nehri karşı kıyıya bağlayan köprülerin ve bu köprülerin ırmakla, kentle kurduğu ilişkinin yüksek bir peyzaj değeri oluşturduğunu belirtir. Köprü yürüyüşü bu açıdan Amasya'nın en karakteristik manzarasının içinden geçen bir yoldur.
Kentin Girişinde Çağlayan Köprüsü
Köprüler dizisinin ilk halkası, kent merkezinin beş kilometre kadar dışında, Helvacı Mahallesi'nde Eryatağı sapağında, Tokat karayolu üzerinde yer alan Çağlayan Köprüsü'dür. Halk arasında Çalak, Çalık ya da eski adıyla İltekin Köprüsü diye anılan bu yapı, Danişmendli döneminden kalmıştır ve tuğla hatıllı kesme taş örgüsü, altı geniş kemeri ve yetmiş metreye yaklaşan uzunluğuyla bölgenin en eski köprülerinden biridir. Uzaklığı nedeniyle kent içi yürüyüşe katılması kolay değildir; ancak Tokat yönünden araçla gelenler için kente girmeden önce kısa bir mola yeri olur. Çolaker de köprü yürüyüşünü burada başlatır ve köprünün uzun, dar yürüme bandından geçtikten sonra kente doğru yol alınmasını önerir. Kente yürüyerek başlamak isteyenler içinse asıl başlangıç noktası Meydan Köprüsü'dür.
Başlangıç Noktası: Meydan (İstasyon) Köprüsü
Ziya Paşa Bulvarı'nın bittiği yerde, Üçler Mahallesi'ni İstasyon mevkiine bağlayan Meydan Köprüsü, kent merkezindeki rotanın batı ucudur. Adını bir zamanlar karşısına düşen kale kapısından, Meydan Kapısı'ndan alır; bugünkü adı ise bağladığı İstasyon mevkiinden gelir. Kesme taştan, kemerli ve ortaya doğru hafifçe yükselen harpuşta biçimli tabliyesiyle köprü, ilk bakışta sade bir yapı gibi görünür; oysa üzerinde Selçuklu temeli, on dördüncü yüzyılın taş gövdesi ve sonraki onarımların izleri bir aradadır. Irmağın en daraldığı yer gözetilerek kurulmuş kısa ve geniş bir köprü olduğu için uzun süre kentin ana arterlerini birbirine bağlamıştır. Bugün de araç trafiğinin yoğun olduğu bir geçittir; Çolaker burayı aynı zamanda balık tutulan ve ışık oyunlarıyla renklendirilen bir köprü olarak anlatır.
Köprünün ilk yapısını 1145 yılında yaptırdığı kabul edilen Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud ile yürüyüşün başlangıç noktası arasında küçük bir bağ daha vardır. Sultan I. Mesud'a ait olduğu kabul edilen türbe, yine Üçler Mahallesi'nde, Amasya Müzesi'nin bahçesinde bulunur. Kitabesi olmayan bu dikdörtgen planlı, eyvan tipindeki türbenin, Hüseyin Hüsameddin ve Mustafa Vâzıh efendilere göre 1155 yılında yapıldığı söylenir. Yürüyüşe başlamadan önce müzeye ve türbeye uğramak, köprünün banisi olarak anılan sultanın adını kentte başka nerede bıraktığını görmek bakımından anlamlıdır. Köprünün üzerinden doğuya bakıldığında ırmak, Hatuniye Mahallesi'nin yalıboyu evleri ile güney yakadaki külliyeler arasında kıvrılarak kent merkezine doğru uzanır.
Magdenus Köprüsü ve Sultan Bayezid Külliyesi
Meydan Köprüsü'nden ırmak boyunca doğuya yürüyen kişi, kısa süre sonra Sultan Bayezid Camii'nin önüne, Magdenus Köprüsü'ne ulaşır. Çolaker köprünün yerini tarif ederken "Sultan Bayezid Camisi'ni arkanıza aldığınızda köprü önünüzdedir" der. Halk arasında Madenüs ya da Maydanoz Köprüsü diye de anılan bu geçit, rotanın yalnızca yayalara açık köprüsüdür. Uzun süre ahşap olan köprü defalarca selden zarar görmüş, 1968 taşkınında yıkılmış, yerine önce beton ayaklı ve demir gövdeli bir yaya köprüsü, 2010'da da bugünkü beton köprü yapılmıştır. Kale kapılarından birinin bu köprüyle bağlantılı olması, geçidin çok eski bir yol izini sürdürdüğünü düşündürür. Köprüyü 1485'te Mevlevî Tâcîbeyzâde Sadi Çelebi'nin kızı Fatma Hatun'un yaptırdığı ve onun maydanoz satışından biriktirdiği parayla yapıldığı yolundaki anlatılar ise belgeyle doğrulanmış değildir.
Köprünün güney başındaki Sultan II. Bayezid Külliyesi, rotanın en görkemli yapı topluluğudur. Külliye 1485–1486 yıllarında, Sultan II. Bayezid'in talimatıyla, o sırada Amasya sancakbeyi olan Şehzade Ahmed tarafından yaptırılmıştır. 1496 tarihli vakfiyede külliyenin cami, medrese, imaret, mektep ve köprüden oluştuğu belirtilir. Ne var ki vakfiyede adı geçen köprü Magdenus değildir; külliyenin köprüsü Çorum'un Osmancık ilçesinde, Kızılırmak üzerinde bulunur. Cami, medrese ve imaret ayaktadır, külliyenin doğusunda olduğu bildirilen mektep ise günümüze ulaşmamıştır. Avluda ayrıca bir muvakkithane, şadırvan ve Şehzade Osman Türbesi yer alır. Caminin iki büyük kubbesinin kasnaklarında on altışar pencere bulunur, ahşap pencere kanatları on beşinci yüzyıl kündekâri işçiliğinin güzel örneklerindendir ve son cemaat yerindeki pencere üstleri mavi beyaz çinilerle süslenmiştir.
Külliyenin bulunduğu alanın ırmak kıyısındaki yeri tesadüf değildir. Mimarlık tarihçisi Atlıhan Onat Karacalı, Roma döneminde ırmağın güney yakasında yapılan Ana Tanrıça Tapınağı'nın bulunduğu alanın Danişmendliler döneminde namazgâh, Selçuklular döneminde musalla olarak kullanıldığını ve Osmanlı döneminde II. Bayezid Külliyesi için yine bu alanın seçildiğini belirtir. Böylece Magdenus Köprüsü'nün iki başı, kentin yüzyıllar boyunca aynı yerde süren dinî ve toplumsal merkeziyle kalenin kapılarını birbirine bağlayan eski bir aks üzerinde durur. Köprünün ortasında durup kuzeye bakıldığında, bu aksın öbür ucunda yalıboyu evlerinin arkasında yükselen Harşena Dağı ve kaya mezarları görülür.
Hatuniye Mahallesi ve Hazeranlar Sokağı
Magdenus Köprüsü'nden kuzey yakaya geçildiğinde yol, Hazeranlar Sokağı ile kesiştiği noktada Köprübaşı Camii'nin önüne çıkar. Caminin ilk yapısını 1748'de Anadolu Valisi Ömer Paşazâde el-Hac Osman Bey yaptırmış, 1882–1883'te onarılan yapı zamanla harap olunca 1972'de yıkılarak yerine bugünkü cami inşa edilmiştir. Kareye yakın planı, kırma çatısı ve sac minaresiyle sade bir mahalle mescidi görünümündedir; güney ve doğu yanlarından evlere bitişik olması, köprü başının dar ve sık dokusunu yansıtır. Köprüden Hazeranlar Sokağı'na çıkan sokağın batısında, Hazeranlar Sokağı ile Şifre Sokağı'nın kesiştiği yerde Çelebiler Hamamı bulunur. Bugünkü sahibinin adıyla Altuntaş Hamamı da denilen bu yapıya sokak seviyesinin altına inilerek girilir ve hamam hâlâ kullanılmaktadır. Yapı, Bülbül Hatun Külliyesi kurulurken satın alınıp onarılmış ve 1511'de külliyenin vakfına katılmıştır.
Hazeranlar Sokağı, Hatuniye Mahallesi'nin omurgasıdır ve köprü yürüyüşünün kuzey yakadaki doğal güzergâhıdır. Sokağın güneyi ile ırmak arasında Hatuniye Külliyesi yer alır: cami, hamam, sıbyan mektebi ve imaretten oluşan bu topluluğun kitabesi yoktur, ancak 1511 tarihli vakfiyesi, külliyenin bu tarihten kısa süre önce yapıldığını gösterir. Külliyenin Yıldız ya da Çukur Hamam diye anılan hamamı ise 1409 tarihli Yakut Paşa vakfiyesinde adı geçtiği için külliyeden daha eskidir. Kubbe ve tonozlardaki pencere, fener ve ışıklıklarla aydınlanan hamam bugün de işlemektedir. Avlunun kuzeydoğu köşesindeki sıbyan mektebinin iki kubbesi depremde yıkılmış ve üzeri kırma çatıyla örtülmüştür; yapı bugün çeşitli kursların verildiği bir eğitim mekânı olarak kullanılır. Alan yönetim planına göre Hatuniye Mahallesi'nde altmış beş tescilli sivil mimarlık örneği konut ve dört sokak çeşmesi bulunur; bunların bazılarından hâlâ su akar.
Sokağın adını verdiği Hazeranlar Konağı, yalıboyu evlerinin en tanınmış örneğidir. Konağı Amasya Defterdarı Hasan Talat Efendi yaptırmıştır ve yapı adını uzun süre burada oturan, kimi anlatılara göre Hasan Talat Efendi'nin kız kardeşi olan Hazeran Hanım'dan alır. Yapım tarihi kaynaklarda 1865 ya da 1872 olarak farklı verilir. Dört eyvanlı, orta sofalı planıyla on dokuzuncu yüzyıl Amasya sivil mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden biri sayılan konak, bugün etnografya müzesi olarak kullanılır; içinde dönemin giysileri, halı ve kilimleri, mutfak eşyaları ve kadın ziynet eşyaları sergilenir. Konağın kapılarından biri Hatuniye Camii'nin avlusuna açılır. Irmak seviyesindeki kemerli bölüm ise bazı yalıboyu evlerinde bulunan kayıkhanelerin günümüze ulaşmış bir örneğidir; bu bölümlerden küçük kayıklarla ırmağın karşı yakasına geçildiği bilinir. Köprülerin yanında kayıkların da iki yaka arasında bir ulaşım yolu olduğunu hatırlatması bakımından kayıkhane, köprü yürüyüşünün ilginç duraklarından biridir.
Alçak Köprü
Hatuniye'nin içinden doğuya ilerleyen yol, rotanın en eski ve en çok fotoğraflanan durağına, Alçak Köprü'ye varır. Roma döneminde, antik Amasya Kalesi'nden ırmağın karşı yakasındaki mahallelere geçmek için İris, yani bugünkü Yeşilırmak üzerine yapılan köprünün kemerleri, yüzyıllar içinde ırmak yatağının yükselmesiyle dolgunun altında kalmıştır. Halkın yapıya Alçak Köprü adını vermesi, tabliyenin suya bu kadar yaklaşmasındandır. 1865'te Amasya mutasarrıfı, şair Ziya Paşa, eski kemerlerin üzerine yeni ayaklar ekleterek köprünün kullanımını sürdürmüştür. Böylece köprü, Roma kemerlerinin üzerinde sonraki dönemlerin eklemeleri yükselen, üst üste binmiş katmanlardan oluşan bir yapıya dönüşmüştür. Köprünün kente bağlandığı uçta bir zamanlar kale kapılarından biri bulunuyordu; Ziya Paşa'nın yıktırdığı bu kapı günümüze ulaşmamıştır.
Alçak Köprü'nün üzeri, kentin en iyi seyir noktalarından biridir. Alan yönetim planında köprünün üzerinden çekilen bir görüntü, bir bakışta görülebilen yapıları ve tarihsel katmanları göstermek için örnek olarak kullanılır: ırmak kıyısında surların üzerine oturan yalıboyu evleri, onların arkasında Hatuniye'nin damları, daha yukarıda kayaya oyulmuş kral mezarları ve tepede kale. Çolaker de köprünün kentin en çok ayak basılan yapılarından biri olduğunu, fotoğrafçıların ve gelinlerin en çok kullandığı doğal bir şehir stüdyosuna dönüştüğünü, televizyon ve fotoğraf çekimleri için "antik bir dik şehir görüntüsüne" ev sahipliği yaptığını yazar. Köprünün yalnızca yayaların yoğun olarak kullandığı bir geçit olması, bu manzaranın acele etmeden seyredilmesine de imkân verir.
Kral kaya mezarlarına çıkmak isteyenler için de Hatuniye Mahallesi doğal bir başlangıç yeridir, çünkü mahallenin kuzey sınırını kale ve kaya mezarları oluşturur. Mezarlara ve Kızlar Sarayı denilen ören yerine merdivenli bir yoldan çıkılır. Alan yönetim planı bu merdivenleri "uzun ve yorucu" diye niteler ve gişenin yanına, çıkanların soluklanıp bilgi alabileceği bir ziyaretçi karşılama merkezi yapılmasını öngörür. Köprü yürüyüşünü yarıda bırakıp bu çıkışı yapmak isteyenlerin, yürüyüşün bu bölümüne zaman ayırması gerekir. Çolaker'in önerdiği gibi yürüyüşü kaleye çıkarak bitirmek isteyenler ise bu tırmanışı rotanın sonuna bırakabilir.
Yalıboyu Evlerini Karşı Kıyıdan Seyretmek
Köprü yürüyüşünün en büyük kazancı, yalıboyu evlerinin hem içinden hem karşısından görülebilmesidir. Bu evler, Harşena Dağı ile ırmak arasında kalan dar ve uzun şerit üzerine sıralanmıştır. Parseller, dar kenarları ırmağı dik kesecek biçimde düzenlendiği için evlerin çoğu ırmağa cephe verir. En ayırt edici özellikleri, kent surlarının kalıntıları üzerine oturmalarıdır: sur duvarının yüksekliği evin bodrum katı olarak kullanılmış, kimi zaman bu seviyeye balkon ve pencere açılarak ırmak manzarasından daha çok yararlanılmıştır. Taş zemin katlar kiler ve depo gibi işlere ayrılmış, ahşap çatkıyla genişletilen üst katlar yaşama alanı olmuştur. Irmağa ve güneye yönelen çıkmalar, bitişik nizamdaki evlerin cephelerinde ileri geri hareket eden bir ritim oluşturur; kimi evlerin çatısında üç yanından ışık alan ve şahnişin denilen odalar bu siluete ayrıca hareket katar.
Bu cepheleri en iyi okuyabilmek için ırmağın güney kıyısından bakmak gerekir; Magdenus ile Hükümet köprüleri arasında güney yakada yürüyen kişi, evlerin bütün dizisini karşıdan görür. Evlerin ırmağa yakın büyük kütlesinin harem, sokağa yakın küçük kütlesinin selamlık olarak kullanıldığı, ikisinin arasında kalan avlunun ise ocak ve kuyusuyla ailenin ortak yaşama alanı olduğu bilinir. Irmak kıyısında bir zamanlar bahçeleri sulamak için suyu arklara aktaran ahşap su dolapları bulunurdu; bunlardan bugün ancak birkaç örnek nostaljik amaçla korunmaktadır. Amasya, Osmanlı ipek üretiminin önemli merkezlerinden biri olduğu için evlerde ipekböceği beslenen, yüksek tavanlı ve böceklik denilen bölümler de yapılmıştır. Alan yönetim planı, yalıboyu evleri arasında Hazeranlar, Yörgüçler ve Mısırlılar konaklarını ayrıca anar.
Hükümet (Helkıs) Köprüsü ve Saat Kulesi
Alçak Köprü'den sonra rota kent meydanına, Hükümet Köprüsü'ne ulaşır. Eski adıyla Helkıs Köprüsü, Hatuniye Mahallesi'nin doğu sınırını çizer ve kentin tam ortasında, yönetim merkezi ile çarşıyı birbirine bağlar. Köprünün kuzey ucunda Ziya Paşa 1865'te Hükümet Konağı'nı yaptırmıştı; il yönetiminin binası bugün de köprünün bu yakasında, Nergis Mahallesi'ndedir. Hatuniye'nin doğusunda kalan Nergis Mahallesi de konutları ve sokaklarıyla yalıboyu dokusunu sürdürür ve on yedi tescilli sivil mimarlık örneğine sahiptir. Ahşap olarak yapılan ve Osmanlı döneminde birkaç kez onarılan köprü, 1940'ta betonarme olarak yenilenmiştir. Bu nedenle rotanın en yeni görünümlü köprülerinden biridir; ancak bulunduğu yerde Roma döneminden beri bir geçit kullanıldığı kabul edilir.
Köprünün kuzey başındaki saat kulesi, yürüyüşün kolayca tanınan bir buluşma noktasıdır. Bugünkü kule, Ziya Paşa'nın 1866'da yaptırdığı ve 1940'ta yıktırılan kulenin yerine, 2002'de eskisine benzetilerek yapılmıştır; kare taş kaide, tuğla silindirik gövde ve ahşap saat bölümünden oluşan eski kulenin biçimi korunmaya çalışılmıştır. Çolaker, köprünün kentin bürokratik akışının kesişme yeri olduğunu, üzerindeki fotoselli su akışı ve karşıdaki evlerin aydınlatmasıyla birleşince geniş bir panorama sunduğunu ve Yeşilırmak'ın en canlı aktığı kesimlerden birine baktığını yazar. On yedinci yüzyılda Evliya Çelebi'nin kalenin Sergis Kapısı'nı kentteki Garibler Camii'ne bağladığını söylediği geçit de bu köprüdür. Meydan Köprüsü'nden Hükümet Köprüsü'ne kadar sıralanan dört köprünün, Harşena Dağı ve kral kaya mezarları için hazırlanan alan yönetim planının sınırları içinde yer aldığını da belirtmek gerekir.
Güney Yakadan Kunç Köprü'ye
Hükümet Köprüsü'nden sonra rota kalabalık kent merkezinden ayrılıp doğuya, Kunç Köprü'ye doğru uzanır. Yürüyüşün bu bölümünde ırmağın güney yakası, Amasya'nın Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma yapılarıyla doludur. Kıyıya yakın yürüyen kişi, yolunun üzerinde ya da birkaç adım içeride bu yapılarla karşılaşır. Bunların başında, İlhanlı Sultanı Olcaytu'nun eşi İlduş Hatun adına 1308'de yaptırılan Darüşşifa gelir. Taş işçiliğinin en gelişkin örneklerinden olan giriş cephesiyle dikkat çeken yapı, hem hastaların tedavi edildiği hem de hekimlerin yetiştiği bir kurumdu. Amasyalı hekim Sabuncuoğlu Şerefeddin'in burada yetiştiği ve minyatürlü cerrahi kitabı Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'yi 1466'da burada yazdığı bilinir. Yapı bugün Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak kullanılır.
Aynı kesimde, Pirinççi Mahallesi'nde, kapısındaki kitabeye göre 1486'da yaptırılan Mehmed Paşa Camii bulunur. Yaptıran Mehmed Paşa, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in lalasıdır; mezarı caminin önündeki hazirededir. Mermer minberi ince işçiliğiyle tanınır. Caminin yakınında Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'in 1436'da yaptırdığı Mustafa Bey Hamamı da yer alır. Bu yapılar, Magdenus'un başındaki Sultan Bayezid Külliyesi ile birlikte, on beşinci yüzyılın sonunda Amasya'da şehzade sarayı çevresinde yürütülen yoğun imar faaliyetinin izlerini taşır. Rotanın bu bölümünde köprülerden çok ırmak kıyısının kendisi öne çıkar ve yürüyüş, köprüler arasındaki mesafenin en uzun olduğu kesime girer.
Kunç Köprü ve Şamlar
Rotanın doğu ucundaki Kunç Köprü, Bayezidpaşa Mahallesi ile Şamlar Mahallesi'ni birbirine bağlar. Yaygın kabule göre köprüyü Selçuklu Sultanı Mesud'un kızı Hundi Hatun yaptırmıştır; Hundi adının halk ağzında önce "Kundi", sonra "Kunç" ya da "Künç" biçimini aldığı söylenir. Hundi Hatun'un sultanın kızı mı annesi mi olduğu ve köprünün kesin tarihi konusunda kaynaklar birleşmez; köprünün kitabesi yoktur. Bir kadın hayırseverin adını yüzyıllardır taşıması bakımından köprü, Amasya'da köprülerin ulaşım kadar hayır ve hatıra eseri olarak da görüldüğünü hatırlatır. Üç büyük ayağın taşıdığı, hemen hemen aynı büyüklükteki geniş kemerler köprünün en belirgin özelliğidir. Ayakların batıya bakan yüzlerindeki selyaranlar akıntının gücünü kırar, ortadaki ayakta ise devşirme lahit parçaları seçilebilir. Kuş Köprü adıyla da anılan yapı, rotadaki öteki dört köprüden farklı olarak kral kaya mezarları için hazırlanan alan yönetim planının sınırları dışında kalır.
Irmak bu kesimde genişleyerek akar ve kıyı, balıkçıllar başta olmak üzere çeşitli su kuşlarının konakladığı, balık tutanların sevdiği bir yerdir. Çolaker, köprünün ışık oyunlarıyla birlikte etkileyici bir görüntü verdiğini ve köprü başındaki konakların ayrı bir havası olduğunu yazar. Köprünün güney başındaki Bayezidpaşa Mahallesi, adını Çelebi Sultan Mehmed zamanında Amasya emiri olan Bayezid Paşa'nın 1414'te başlatıp 1419'da tamamladığı camiden alır. Mimar Yakub bin Abdullah'ın yaptığı cami, mermer ve kırmızı kalker taşlarla renklendirilmiş kesme taş cepheleri ve son cemaat yerindeki birbirinden farklı kubbe süslemeleriyle rotanın en zengin bezemeli yapılarından biridir. Aynı mahallede Kapı Ağası Ayas Paşa'nın 1494'te yaptırıp ertesi yıl Ayas Ağa Camii'nin vakfına bağladığı Kumacık Hamamı bulunur.
Köprüyü geçip Şamlar'a varan yürüyüşçü, ırmağın kuzey yakasında iki önemli yapıyla karşılaşır. Bunlardan Büyük Ağa Medresesi, II. Bayezid'in Amasya'daki kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından 1489'da yaptırılmıştır. Yirmi öğrenci hücresi, revaklı avlusu ve dışa taşkın dershanesiyle sekizgen planlı olan medrese, Anadolu'da bu planla yapılmış ilk medrese olarak bilinir; aynı planın yaklaşık altmış yıl sonra Mimar Sinan'ın İstanbul'daki Rüstem Paşa Medresesi'nde de kullanıldığı belirtilir. Yakınındaki Ayas Ağa Külliyesi ise Küçük Ağa ya da Şamlar Camii diye de anılan cami, medrese ve sıbyan mektebinden oluşur. İlk caminin Danişmendli Melik Gazi tarafından yapıldığı, yıkılınca Kapı Ağası Ayas Paşa'nın 1495'te yeniden yaptırdığı bilinir. Kunç Köprü'nün iki ucundaki bu yapılar, yürüyüşün bitişini kent merkezinin kalabalığından uzak, sakin bir mahalle ortamına taşır.
Akşam Işıkları
Köprü yürüyüşü için en elverişli zaman, ikindi saatlerinde başlayıp akşama doğru biten bir gezidir. Gün ortasının sıcağında köprülerin ve ırmak kıyısındaki ağaçların gölgesinden yararlanılır, karanlık çökerken de köprülerin, yalıboyu evlerinin ve Harşena Dağı'nın aydınlatması yanar. Kaya mezarlarını ve dağı aydınlatan sistem 2009'da hazırlanan bir projeyle kurulmuştur; çok renkli olarak uygulanan bu aydınlatmanın, alan yönetim planında dünya mirası adayı bir alana uygun biçimde tek renkli aydınlatmaya dönüştürülmesi önerilir. Meydan ve Kunç köprülerindeki ışık düzenlemeleri, Hükümet Köprüsü'nün karşısındaki evlerin aydınlatması ve suya düşen yansımalar, Amasya'nın gece siluetini oluşturan başlıca öğelerdir. Gündüz yürüyüşünde görülen taş dokusu ve kemer biçimleri, akşam saatlerinde yerini ışıklarla belirginleşen bir siluete bırakır ve köprüler bu siluetin en çok fotoğraflanan parçaları arasında yer alır.
Yürüyüş İçin Notlar
Köprüler arasındaki yürüyüş düz bir kıyı boyunca ilerlediği için yorucu değildir; yalnız kaya mezarlarına ya da kaleye çıkış ayrı bir tırmanış gerektirir. Magdenus Köprüsü yalnızca yayalara açıktır, Alçak Köprü de ağırlıklı olarak yayalarca kullanılır; Meydan ve Hükümet köprülerinde ise araç trafiği vardır. Rota, her köprüde karşı yakaya geçilerek zikzak biçiminde yürünebileceği gibi bir yakadan gidip öbür yakadan dönülerek de tamamlanabilir; bu ikinci yol, yalıboyu evlerinin hem önünden hem karşısından görülmesini sağlar. Her köprünün kemer biçimi, taş dokusu ve suya olan yüksekliği farklıdır ve bu farklılıklar, onları yaptıran dönemlerin mimari dilini yan yana okuma imkânı verir. Köprüler yalnızca iki yakayı birleştirmekle kalmamış, ticaret yollarını, kent kültürünü ve toplumsal hayatı da biçimlendirmiştir; üzerlerinden geçen yolun izlenmesi, kentin yüzyıllar içinde nasıl büyüdüğünü de gösterir.
Kent merkezindeki on bir köprünün dördü tarihî yapı niteliğini korur. Amasyalı araştırmacı-yazar Hüseyin Menç, taştan yapılmış bu köprülerin bunca sele, depreme ve afete rağmen ayakta kalmasını mimari ve statik hesaplarının başarısına bağlar. Köprüler 2026 baharında bölgede etkili olan yağışların ardından yaşanan taşkınları da hasarsız atlatmıştır. Kemer ayaklarının akıntıya bakan yüzlerine yapılan dalgakıranlar, suyun gücünü kırarak ayaklara binen baskıyı azaltır ve ırmağın sürüklediği enkazın yapıya zarar vermesini önler. Alan yönetim planı, Hatuniye Mahallesi'nde aydınlatma, dinlenme alanları ve yönlendirme tabelaları içeren bir kentsel tasarım projesiyle, tarihî yapıları ve kentin öteki anıtlarını birbirine bağlayan bir yaya gezi güzergâhı ve bilgilendirme panoları hazırlanmasını da öngörür. Bu düzenlemeler tamamlandığında köprü yürüyüşü, kentin resmî gezi güzergâhının da omurgasını oluşturacaktır.
Kronoloji
Roma dönemi: Alçak Köprü, kaleyi ırmağın karşı yakasındaki mahallelere bağlamak üzere yapılır.
1075/1076: Yaygın kabule göre Danişmendli emiri İltekin Gazi, kentin girişindeki Çağlayan Köprüsü'nü yaptırır.
1145: Selçuklu Sultanı I. Mesud, Meydan Köprüsü'nün ilk yapısını yaptırır.
12. yüzyıl: Rivayete göre Hundi Hatun, Kunç Köprü'yü yaptırır.
1308: İlduş Hatun adına Darüşşifa yapılır.
1374: Depremde yıkılan Meydan Köprüsü, Emir Şadgeldi Paşa döneminde yeniden yapılır.
1409: Hatuniye Külliyesi'nin hamamı Yakut Paşa vakfiyesinde anılır.
1414–1419: Bayezid Paşa Camii yapılır.
1485–1486: Şehzade Ahmed, II. Bayezid'in talimatıyla Sultan Bayezid Külliyesi'ni yaptırır; Magdenus Köprüsü'nün Fatma Hatun tarafından yaptırıldığı ileri sürülen tarih de 1485'tir.
1486: Mehmed Paşa Camii yapılır.
1489: Hüseyin Ağa, Şamlar'da Büyük Ağa Medresesi'ni yaptırır.
1495: Ayas Paşa, Şamlar'daki camiyi yeniden yaptırır.
1511: Hatuniye (Bülbül Hatun) Külliyesi'nin vakfiyesi düzenlenir; Çelebiler Hamamı külliyenin vakfına katılır.
1748: Ömer Paşazâde el-Hac Osman Bey, Magdenus Köprüsü'nün kuzey başında Köprübaşı Camii'ni yaptırır.
1865: Ziya Paşa, Alçak Köprü'nün kemerleri üzerine yeni ayaklar ekletir ve Helkıs Köprüsü'nün kuzeyinde Hükümet Konağı'nı yaptırır.
1865 ya da 1872: Defterdar Hasan Talat Efendi, Hazeranlar Konağı'nı yaptırır.
1866: Ziya Paşa, Hükümet Köprüsü'nün kuzey başında ahşap saat kulesini yaptırır.
1940: Hükümet Köprüsü betonarme olarak yenilenir, saat kulesi yıktırılır.
1968: Ahşap Magdenus Köprüsü taşkında yıkılır.
1972: Köprübaşı Camii yıkılarak yeniden yapılır.
2002: Saat kulesi eskisine benzetilerek yeniden yapılır.
2009: Harşena Dağı ve kaya mezarlarının aydınlatma sistemi devreye girer.
2010: Magdenus Köprüsü bugünkü beton yaya köprüsü olarak yeniden yapılır.
2026: Tarihî taş köprüler bahar yağışlarının ardından yaşanan taşkınları hasarsız atlatır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Karacalı, Atlıhan Onat, "Amasya Yalıboyu Evlerinin Mimari Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme ve Bir Öneri" (DergiPark). amasya.gov.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Köprüler", amasya.gov.tr/kopruler.
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Amasya Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları Alan Yönetim Planı ve UNESCO Dünya Mirası Müracaat Dosyası Hazırlanması Projesi (2022–2027), Ankara 2022 (köprüler, Hatuniye ve Nergis mahalleleri, yalıboyu evleri, bağlantı noktaları, aydınlatma ve gezi güzergâhı projeleri). kvmgm.ktb.gov.tr
- Türkiye Kültür Portalı, "Alçak Köprü", "Kunç Köprü", "Hazeranlar Konağı (Etnoğrafya Müzesi)" (Amasya), kulturportali.gov.tr. kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Çolaker, İsa, "Amasya'nın Sıralı Gelinleri: Köprüler", isacolaker.com, 23 Şubat 2014. isacolaker.com
- "Roma'dan Osmanlı'ya Amasya'nın Taş Köprüleri Asırlara Meydan Okuyor", Objektif Amasya (İHA), 2 Temmuz 2026. objektifamasya.com
- "Amasya'nın asırlara meydan okuyan taş köprüleri", Habertürk (İHA), 30 Haziran 2026. haberturk.com
- Amasya'nın tarihî köprülerinin yapım ve onarım tarihi için bu sitedeki "Amasya'nın Tarihî Köprüleri: Alçak, Meydan, Kunç ve Helkıs" yazısı.









