Merzifon, Orta Karadeniz bölümünde Tavşan (Taşan) Dağı'nın güney eteğinde, ova kenarında kurulmuş bir şehirdir. İstanbul ile Ankara'yı Samsun Limanı'na bağlayan yol üzerinde bulunması, onu yüzyıllar boyunca bir geçiş ve pazar yeri olarak öne çıkarmıştır. Şehrin Osmanlı dönemindeki ticaret hayatını bugün en iyi anlatan yapılar, Gazi Mahbup Mahallesi'nde birbirine bitişik duran Bedesten, Taşhan ve çevrelerini saran tarihî çarşıdır. Üçü de XVII. yüzyılın ortasında, Merzifon doğumlu sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın şehre kazandırdığı külliyenin parçaları olarak yükselmiştir ve aradan geçen üç buçuk asra rağmen hâlâ gündelik hayatın içindedir. Vakıf arşivinde korunan satın alma hüccetleri, bu yapıların nasıl bir çarşının yerine, hangi dükkânlar satın alınıp yıkılarak ve kimlerin eliyle kurulduğunu bugün yıl yıl izlemeye imkân verir.
Kara Mustafa Paşa Külliyesi ve Çevresi
Merzifon'un tarih sahnesine çıkışı Roma dönemine, Phazemon yerleşmesinin Neapolis adıyla şehir ilan edildiği çağa kadar uzanır. Danişmendli emiri İltegin Gazi'nin fethinden sonra Selçuklu, İlhanlı ve Eretnaoğulları idaresinden geçen yerleşim, Yıldırım Bayezid'in 1393'te şehri ele geçirmesiyle Osmanlı hâkimiyetine girmiş, XV. yüzyılın başlarında Çelebi Sultan Mehmed Medresesi (1414) ve Devlet Hatun İmareti (1419) gibi vakıf eserlerle kurumsal çekirdeğini kazanmıştır. 1520 tahririnde otuz dört mahallesi ve beş altı bin kadar nüfusu olan kasabanın ticaret ve sanayi vergilerinden tahsil edilen yıllık 82.000 akçelik gelir padişah haslarına ayrılmıştı. Bu rakam, Merzifon'un o tarihte zaten hatırı sayılır bir pazar kasabası olduğunu gösterir. Kasabanın çarşısı ise XVII. yüzyılın ortasına kadar büyük ölçüde Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na ait arsalar üzerinde kurulmuştu; dükkân sahipleri binalarının sahibi olsalar da zemin için bu sultan vakfına kira öderlerdi.
Şehrin yüzünü asıl değiştiren, XVII. yüzyılın ikinci yarısında yürütülen imar hareketi oldu. Tavşan Dağı'nın eteğindeki Marınca köyünde (bugünkü Karamustafapaşa) 1634-35'te doğduğu aktarılan Kara Mustafa Paşa, babasını erken yaşta kaybedince Amasya sancak beyi Köprülü Mehmed Paşa'nın himayesinde yetişmiş, 9 Mayıs 1666'da sadaret kaymakamlığına getirilmiş ve 5 Kasım 1676'da sadrazam olmuştur. Memleketine bıraktığı eserler arasında cami, kütüphane, sıbyan mektebi, han, hamam ve bedesten sayılır. Caminin cümle kapısındaki kitabeye göre inşaata 1077'de (1666-67) başlanmış, Paşa Hamamı'nın kitabesindeki 1090 (1679) tarihi de çoğunlukla külliyenin tamamlanış yılı olarak kabul edilmiştir; kitabesi olmayan öteki yapıların bu iki tarih arasında yapıldığı düşünülür. Paşanın vakıflarını arşiv belgeleri üzerinden inceleyen Ramazan Pantık ise bu çerçevenin dar kaldığını, Merzifon'daki inşaatın 1664'te başlayıp on altı yıl kadar sürdüğünü ve bazı yapıların paşanın ölümünden sonra oğlu Maktulzâde Ali Paşa tarafından tamamlandığını gösterir. Bu bakımdan bedestenin, camiden önce bitirilen ilk yapı olduğu anlaşılır.
Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi'nin Merzifon kazasını anlatan bölümünde paşanın eserlerini kendi sırasıyla sayar. Ona göre paşa önce Marınca köyünde annesi Âbide Hatun'un yaptırdığı mescidi genişletip camiye çevirmiş, ardından 1090'da Merzifon kasabasının ortasında "metin, kârgir" bir cami ile önünde bir muvakkithane, kütüphane, dershane ve şadırvan yaptırmıştır. Aynı yazar, Taşan Dağı'ndan iki kilometrelik lağımlarla kasabaya su getirildiğini ve otuz kadar kârgir çeşme yapılarak kasabanın "cidden ihya" edildiğini kaydeder. Hüsâmeddin'in caminin tarihi olarak 1090'ı vermesi, kitabedeki başlangıç tarihiyle çelişir gibi görünür; iki tarihin birini başlangıç, ötekini bitiş olarak okumak mümkündür, ancak bu bir çıkarımdır.
Bedestenin Kuruluşu
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki 641 numaralı vakfiye defteri, Merzifon'daki işin bir bedestenle başladığını gösterir. Büyük vakıflarda önce hayratı yaşatacak gelir kaynağının, yani akarın kurulması esastı ve Kara Mustafa Paşa da Merzifon'daki külliyesini finanse edecek yapı olarak önce bedesteni ele almıştır. 1664'te Edirne'de IV. Mehmed'in yanında bulunan paşa, kethüdası Ali Ağa bin Abdurrahman'ı vekil olarak Merzifon'a göndermiş; yapılan incelemeler sonunda bedesten için en uygun yer olarak Merzifon Çarşısı seçilmiştir. Ne var ki çarşıdaki dükkânların zemini Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na aitti. Sıradan bir vakıfta kadı onayı ve mütevelli izni yeterli sayılabilirdi, fakat selâtin vakıflarında mütevellinin ve yerel kadının tasarrufu sınırlıydı. Paşa bu yüzden Edirne'den Merzifon kadısına hitaben bir ferman çıkartmış ve satın alma ile yıkım işlerine ancak bundan sonra, Kasım 1664'te başlanabilmiştir.
İlk satın alma hücceti 15 Kasım 1664 tarihini taşır. Merzifon kadısı Ahmed bin Şeyh Mehmed'in düzenlediği ve İstanbul kadısı İbrahim bin Abdülhay'ın onayladığı bu belgeyle paşa, çarşıdaki 45 dükkânı yerlerine kendi vakfı için büyük bir bedesten yaptırmak üzere satın almıştır. Dükkânlar Merzifon'un on dokuz ayrı mahallesinde oturan 35 kişiye aitti. Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın mütevellisi Mehmed Ağa bin Mahmud, yeni bedestendeki her dükkân için vakfa yılda 12,5 akçe zemin kirası ödenmesi şartıyla satışı onaylamıştır. Hüccette dükkânların yıkılarak arsalarına "kârgir bezistân ve etrafına dükkânlar" yapılması için izin istendiği yazılıdır; belgenin başına da kırmızı mürekkeple bunun Merzifon'da yapılan "bezzâsitan ve dekâkîn hücceti" olduğu not edilmiştir.
Yıkım satın almanın hemen ardından başlamış ve bedesten en geç 1665 sonunda bitirilmiştir. 20 Ocak 1666 tarihli bir kayıt, Merzifon Çarşısı'ndaki bu 117 odalı bedestenin kuzeyinde bir zaviye, güneyinde Bakkallar Çarşısı, doğusunda Bezciler Çarşısı, batısında da Pamukçular Çarşısı bulunduğunu yazar. Böylece yapı, şehrin dokuma ve bakkaliye ticaretinin tam ortasına oturtulmuştu. Aynı tarihi taşıyan ve paşanın kurduğu ilk vakıf olan 1666 vakfiyesi, Marınca'daki annesi adına yapılan camiyle birlikte bu bedesteni de vakfa bağlar. Vakfiyede Merzifon'da yapılacak cami için cüzhanlar görevlendirilmiş, ancak cami henüz tamamlanmadığından bunların görevlerini inşaat sürerken bedestenin bir odasında yerine getirmeleri şart koşulmuştur. Ticaret için yapılmış kubbeli bir yapıda bir süre Kur'an okunduğunu gösteren bu ayrıntı, bedestenin külliyenin öteki birimlerinden önce ayağa kalktığının da belgesidir.
Bedestenin tarihi konusunda kaynaklar arasında bir fark bulunur. Bedesten maddesi külliyenin 1077 (1666-67) yılında kurulduğunu belirtir ve bedesteni de bu tarihe bağlar; Merzifon üzerine yazılan genel anlatımlarda ise külliyenin inşa süresi 1666 ile 1679 arasına yayılır. Arşiv belgeleri bedestenin bu tarihlerden önce, 1664-65'te yapıldığını gösterdiğinden, 1666-67 tarihinin caminin inşasına başlanışını gösterdiği anlaşılır. Külliye içinde iki hamam, dükkânlar ve vakıf suyollarının da bulunduğu bilinir; bu suyollarının şehrin sosyal ve ekonomik hayatında önemli değişiklikler doğurduğu kabul edilir.
İşi Yürütenler
Paşanın Merzifon'daki satın almalarında onu mahkemede hep kethüdaları temsil etmiştir; belgelerde bu görevi üstlenen kişiler Ali Ağa ile Ahmed Ağa olarak geçer. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Ahmed Ağa'nın kim olduğu ayrıntılı olarak anlatılır. Gümüş kazasının Dövenci köyünden Kürt Sefer Ağa'nın oğlu olan Ahmed Ağa, sipahiyken Kara Mustafa Paşa'nın çevresine girip güvenini kazanmış, 1072 (1661-62) yılında Merzifon'da paşanın vekili olmuş, ardından Merzifon voyvodalığına getirilmiştir. Paşanın Merzifon'daki hayratını inşa etmek, vakfedilecek emlak ve gelir getirici yapıları düzenleyip satın almakla görevlendirilen Ahmed Ağa, Yasar'ın ifadesiyle camiyi ve bedesteni "mükemmel bir surette" yaptırmıştır.
Ahmed Ağa'nın sonraki hayatı da aynı eserde izlenir. 1086'da İstanbul'a giden ağa, 1087 Şabanında (1676 sonbaharı) sadrazam kethüdası olmuş, ancak idaresinde başarılı görülmediği için üç ay sonra azledilip Merzifon'a gönderilmiştir. 1090'da Tokat voyvodası ve Amasya beytülmal emini olmuş, 1099'da (1687-88) ölünce Tokat'ta da hayrat ve evkaf bırakmıştır. Kethüdalığa getirilişinin, paşanın sadrazam oluşuyla aynı yıla denk gelmesi dikkat çekicidir. Bu kayıt, büyük sadrazamların memleketlerindeki vakıf yapılarının çoğu zaman güvenilen bir vekil ya da bina emini eliyle yürütüldüğünü gösteren somut bir örnektir.
Satın Alınan Dükkânlar ve Çarşının Esnafı
Kara Mustafa Paşa Merzifon'da toplam kırk ayrı satın alma işlemi yapmış, çarşıdan 76 dükkân almıştır. Evliya Çelebi 1648'de şehirde 600 dükkân bulunduğunu yazar; ancak tahrir kayıtlarındaki hane sayıları onun verdiği rakamların dörtte biri kadar olduğundan, Pantık çarşıdaki dükkân sayısını 150 dolayında tahmin eder. Buna göre paşanın satın aldığı dükkânlar, şehrin bütün dükkânlarının yarısına yakın bir bölümünü oluşturuyordu. Fiyatı belli olan 73 dükkândan 69'u çarşıdaydı; bunların 16'sı pamukçu (penbeci), 13'ü bezci (bezzâz), 9'u bakkal, ikisi ekmek fırını, biri attar dükkânıydı. Kullanım amacı yazılmayan 32 dükkânın da çoğunun bezci ve pamukçu dükkânları olduğu sınır tanımlarından anlaşılır.
Dükkânların çoğu 90 ile 115 kuruş arasında satılmıştır. Kasım 1664'te tek seferde alınan bezci dükkânları 12.500 akçeden (104 kuruş), pamukçu dükkânları 8.175 ile 11.875 akçe arasından, bakkal dükkânları ise 7.250 ile 8.750 akçe arasından el değiştirmiştir. En pahalı iki mülk ekmek fırınlarıydı ve ikisinin sahibi de kadındı: Eski Hamam yanındaki 300 kuruşluk fırını Temmuz 1672'de Hoca Süleyman Mahallesi'nden Hatice Hatun, çarşıdaki 150 kuruşluk fırını da Temmuz 1673'te Hacı Bahşi Mahallesi'nden İsmihan Hatun satmıştır. Satılan mülklerin yüzde 92'si Müslümanlara, yüzde 8'i gayrimüslimlere aitti ve iki topluluğun üyeleri aynı çarşıda, birbirine benzeyen dükkânlarda bez, pamuk ya da bakkaliye satıyordu. Bu tablo, XVII. yüzyıl sonunda Merzifonlu mülk sahiplerinin servetinin temelinde dokumacılığın yattığını gösterir.
Satışların gönüllü olup olmadığı sorusu, döneme ait Merzifon kadı sicilleri bulunmadığı için kesin olarak cevaplanamaz. Pantık, satılan dükkânların çoğunun köhne olduğuna ve hiçbirinin kapalı bir bedesten ya da korunaklı bir han içinde bulunmadığına dikkat çekerek satışların karşılıklı rızayla yapıldığı kanaatindedir. Ona göre esnaf, eski ve korunaksız dükkânları yerine bedestende ve handa daha ferah ve güvenli bir ticaret yeri kazanmış, paşa ise vakfı için hazır kiracılar bulmuştur. Bu yorum araştırmacıya aittir ve belgelerin sessiz kaldığı noktada kurulan bir değerlendirmedir.
Bedestenin Mimarisi
Bedesten, külliyenin merkezinde, caminin doğusunda ve hanın güneyinde kalan çukur araziye oturtulmuştur. Külliye eğimli bir yamaçta kurulduğu için caminin doğusuna kuzey-güney doğrultusunda yüksek bir istinat duvarı çekilmiş, cami bu duvarın oluşturduğu teras üzerine yerleştirilmiş, Taşhan ile bedesten ise terasın altındaki düzlükte bırakılmıştır. Yapıların çevresini saran bir ihata duvarı yoktur, ama aralarındaki yakınlık bir külliye bütünlüğü yaratır. Yapının kimin adına ve hangi yılda inşa edildiğini bildiren bir kitabe günümüze ulaşmamıştır; Kültür ve Turizm Müdürlüğü kayıtları onu mimari özelliklerine dayanarak XVII. yüzyıla tarihlendirmekle yetinir. Plan konusunda tanımlar birbirinden ayrılır. Kimi metinler yapıyı dikdörtgen planlı olarak anar, bedesten maddesi 30 x 30 metre ölçüsünde kare planlı bir yapıdan söz eder, külliyeyi inceleyen Abdülbaki Yeşil ise ölçüleri 30 x 28 metre olarak verir ve yapının kareye yakın bir alanı kapladığını belirtir.
İçeri dört yönden girilir. Dört cephenin ortasında dışarıya doğru çıkıntı yapan tonozlu birimler bulunur ve basık kemerli, dikdörtgen açıklıklı kapılar bu birimlerin içine yerleştirilmiştir. İçeride dört kalın payenin taşıdığı sivri askı kemerleri mekânı birbirine eşit dokuz bölüme ayırır ve her bölümün üzeri, sekizgen kasnaklı birer kubbeyle örtülmüştür. Duvarlar ayrıca tahfif kemerleriyle güçlendirilmiştir. Kubbelerin tepesine açılan aydınlık fenerleri ile duvarların ikinci kat seviyesindeki pencereler içeriye yeterli ışık verir. Yapı hem doğu-batı hem kuzey-güney ekseninde tam bir simetri gösterir. Yeşil, bedesteni Osmanlı bedestenleri içinde orta büyüklükteki, dokuz kubbeli, dört cephesi sıra dükkânlarla kuşatılmış örnekler arasında sayar.
Duvarlar birinci kat seviyesine kadar sarımtırak renkli kesme taşla, bu seviyeden yukarısı bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğla ile örülmüş, örtü sisteminde ise yalnızca tuğla kullanılmıştır. Aynı sarımtırak taş, paşanın Merzifon'da yaptırdığı bütün yapılarda görülür ve külliyeye ortak bir renk verir. Bugün iç mekânda mahzen ya da dükkân bölmesi bulunmaz, ancak Yeşil'e göre vakfiye, içeride ahşap bölmelerle ayrılmış dükkânlar olduğunu gösterir. Arşiv belgelerinin bedesteni "117 odalı" olarak anması da bununla birlikte düşünülmelidir; bu sayının içerideki ahşap bölmelerle dış cephedeki dükkânları birlikte kapsadığı düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır. Bedestenin emsalleri arasında iyi durumda kalmış örneklerden sayılması, işçiliğin ve malzeme seçiminin titizliğinden gelir.
Bedestenin dışında, dört kapı arasında kalan cepheleri bir arasta kuşatır. Tonozlu eyvanlar biçiminde, ana yapıya simetrik bir düzenle bitişen bu dükkân sırası, dört cephenin ortasındaki giriş ünitelerinin tali unsurlarıyla birlikte otuz iki dükkân hacmi oluşturur. Arastanın bedestenden ayrı tutulması ilk bakışta bir ayrıntı gibi görünür, ancak Osmanlı ticaret mimarisinin mantığını açıklar. Arasta, bir vakıf yapısına gelir sağlamak ve camiye cemaat çekmek amacıyla camiyle birlikte kurulan çarşı demektir; bedesten ise aynı çarşının içindeki en sağlam, en güvenli ve en değerli malı barındıran çekirdeğidir. Merzifon'da her ikisi de tek bir plan içinde düşünülmüştür ve külliye yapılarının dış cephelerine karşılıklı yerleştirilen dükkânlarla üzeri açık bir arasta elde edilmiştir.
Bedestenin Görevi
Bedesten sözcüğünün, Arapça bez satan anlamına gelen bezzaz sözcüğünden ya da Farsça bezistan kelimesinden türediği ileri sürülür. Merzifon belgelerinde yapının "bezistân" ve "bezzâsitan" diye yazılması bu kökenin hâlâ canlı olduğunu gösterir; üstelik bedestenin hemen doğusunda Bezciler Çarşısı'nın bulunması, adın burada kelimenin tam anlamıyla karşılık bulduğunu düşündürür. Başlangıçta kıymetli kumaşların, silahların, süslü koşum takımlarının ve mücevherin satıldığı yerdi. Zamanla bu dar anlam genişledi ve bedesten, bir şehrin ticaret bölgesinin tam merkezinde yükselen kâgir bir iç kale gibi çalıştı. Çarşının büyük kısmı hafif, ahşap malzemeyle yapılmış küçük dükkânlardan oluştuğu için bir yangında kolayca yok olabilirdi; sağlam taştan, kubbeli ve kapıları kilitlenebilen bedesten ise tüccarın kıymetli malını, kasasını, defterini ve evrakını korumaya yarardı. Esnaf ve zanaatkâr loncalarının belgeleri de yakın zamanlara kadar bedestenlerde saklanmıştır.
Merzifon Bedesteni'nin bu güvenlik işlevi vakfın kendi parası için de geçerliydi. 1733'te vakfın mütevellisi Ahmed Bey'in padişaha sunduğu arzuhalde, vakfiye şartı gereğince vakfın bütçe fazlasının bedestende saklanması gerektiği hatırlatılır. Arzuhal, önceki mütevelli Maktulzâde Ali Paşa'nın bu şarta uymayıp vakıf parasını defalarca borç olarak aldığından şikâyet eder. Bu kayıt, bedestenin kiraya verilen dükkânlarıyla vakfa gelir getirmesinin yanında vakfın nakit kasası olarak da düşünüldüğünü gösterir.
Han ve kervansaraylar aynı ticari ağın başka bir halkasıydı. Bir şehirde çok sayıda tüccar ve zanaatkâr hanı bulunabilirken genellikle tek bir bedesten bulunurdu; İstanbul bu kuralın istisnasıdır. Merzifon'da da bu düzen görülür. Bedesten çarşının merkezi olarak şehrin ortasında durur, hemen kuzeyindeki Taşhan ise dışarıdan mal getiren tüccarın malını ve hayvanını bıraktığı konaklama yeri olarak düşünülmüştür. Bu iki yapının bitişik durması bir rastlantı sayılmaz. Taşhan'da konaklayan bir tüccarın yükünü yakındaki bedestene taşıması, değerli malını kubbeli hacimde emniyete alması ve çevredeki arastada satışını yapması, Osmanlı şehirlerinde olağan bir ticaret akışıydı.
Taşhan
Taşhan, Kara Mustafa Paşa Camii'nin kuzeydoğusunda ve bedestenin kuzeyindedir. Yapım kitabesi bulunmadığı için hanın tarihi uzun süre caminin 1666 tarihli kitabesine dayanılarak verilmiş, mimari özellikleri ve vakfiye bilgileri de XVII. yüzyılın üçüncü çeyreğine işaret etmiştir. Arşiv belgeleri bu tarihi daraltır. Merzifon kadısı Nurullah'ın düzenlediği 13 Haziran 1671 tarihli bir istibdal hücceti, paşanın çarşıda yeni yaptırdığı bir mülk hanın, öteki yapılarına uzak kaldığı gerekçesiyle Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na ait harap bir hanla değiştirildiğini kaydeder. Vakıf hukukunda istibdal, vakfa ait bir taşınmazın vakfın menfaatine olmak şartıyla başka bir taşınmazla değiştirilmesi demektir ve ancak kadının bilirkişilere yaptırdığı değer tespitinden sonra onaylanabilirdi.
Mahkeme, Amasyalı Üstad Hasan, Merzifonlu Üstad Aslan ve Karacaoğlu adlı bir zimmîden oluşan bilirkişilerle yerinde inceleme yaptırmıştır. 174,5 zira arsa üzerindeki, on beş odası yanmış, ahırı harap vakıf hana 500 esedî kuruş, 129,5 zira arsa üzerine yeni yapılmış, yirmi dört odası, ahırı ve samanlığı bulunan mülk hana ise 1.700 esedî kuruş değer biçilmiştir. Mülk han 1.200 kuruş daha değerli bulunduğu için değiş tokuşun vakfın yararına olduğu kabul edilmiş ve mütevelli İsmail Çavuş bin Yusuf'un rızasıyla işlem onaylanmıştır. Bugünkü Taşhan bu yapı değildir. Paşa istibdalden bir ay sonra hanın çevresindeki 28 dükkânı, bir yıl sonra da kalan 5 dükkânı satın almış, köhne han ile dükkânları yıktırarak yerlerine bugünkü hanı yaptırmıştır. 28 Temmuz 1673 tarihli bir satış belgesinde han yapılmış olarak geçtiğine göre, Taşhan 1672-73 yılları arasında inşa edilmiş olmalıdır. Satın alınan otuz üç dükkân, bugün hanın zemin katında dışa açılan otuz üç dükkânla aynı sayıdadır; dükkânların eski yerlerinde yeniden kurulduğu düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır.
Hanın dikdörtgen planı, Osmanlı şehir içi hanlarının tek avlu çevresinde katlanan, cephelerinde dükkânlar sıralanan türüne girer. Duvarlarda kesme taş ve tuğla birlikte kullanılmış, iç mekâna güney cephesindeki yuvarlak kemerli büyük bir kapıdan girilmiştir. Zemin katın dış cephesinde sivri kemerli küçük bölümler halinde birbirinden ayrılan dükkânlar sıralanır; bu dükkânlar yolcular için kurulan yapının sokağa gelir sağlamasını mümkün kılmıştır. Birinci kat seviyesine kadar duvarlar tamamen sarımtırak kesme taştır, üst katlarda ise bir sıra kesme taşla üç sıra tuğla birbirini izler. Kubbe ve tonozlar tuğladan örülmüş, sonraki yıllarda sıvanmıştır. Taş süsleme yok denecek kadar azdır; giriş kapısının üzerinde kavisli konsollara oturan çıkmalar ve taş sıraları arasındaki tuğla hatıllar, XVII. yüzyıl yapılarının tanıdık özellikleridir.
İç kısım üzeri açık bir avludur. Avlunun kuzeyinde taş sütunlar üzerine oturan sivri kemerler bir revak oluşturur. Revakların arkasında büyük taş konsolların taşıdığı cumba biçimli odalar, onların altında ise yük ve binek hayvanları için yapılmış ahırlar yer alır. Avlunun altına düşen bodrum katın ahır olarak düzenlenmesi ve bu bölüme avludan bir rampayla inilmesi, Osmanlı hanları içinde başka bir örneği bilinmeyen bir çözüm olarak anılır. Doğu ve batı cephelerinde de avluya açılan odalar bulunur. Üst kat da revaklıdır; doğu ve batı cephelerindeki taş sütunlar tuğla kemerleri taşır ve bu kemerlerin üzeri çapraz tonozlarla örtülüdür. Revakların arkasında birer pencere ve kapıya sahip kubbeli odalar uzanır; odalarda ocak ve niş bulunur, bazılarının dolaplarında yolcuların yıkanması için ayrılmış bölmeler vardır. Kuzey ve güney cephedeki revak kemerlerinin içleri taş duvarla örülerek kuş evlerine dönüştürülmüştür. Kuzey cephede revakların hemen önüne yerleştirilen iki çeşme, avluya ayrı bir güzellik verir.
Hanın kat ve oda sayısı kaynaklarda farklı verilir. Yeşil'e ve Pantık'a göre Taşhan, Osmanlı han mimarisinde üçüncü katın ilk kez uygulandığı yapıdır; Pantık hanı "üç katlı ve 62 odalı" olarak anar. Hanı turizm ansiklopedisi için tanıtan Selda Fındıklı ise yapıyı bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan bir bina olarak tarif eder ve birinci kattaki oda sayısını kırk olarak verir; bunların otuz beşi dışa, beşi avluya bakar. Fark, bodrum katın sayılıp sayılmamasından kaynaklanıyor olabilir. Yeşil, üst katlarda güney ve kuzey bölümlerde görülen orta koridor düzeninin Amasya'daki Taşhan'ı hatırlattığını, kuzeybatı köşedeki gusülhane ve helâ birimleriyle kuzey bölümünün en üst katındaki mescit biriminin bu yapıyı öteki hanlardan ayırdığını belirtir. Vakfiyede hanın konumu, oda sayısı ve çevresini kuşatan dükkânların sayısı bildirildiği için, Yeşil'e göre yapı küçük değişiklikler dışında önemli bir onarım görmeden günümüze gelmiştir.
Hanın içindeki mescit konusunda da kaynaklar ayrılır. Fındıklı hanın içinde ayrı bir mescit bölümü bulunmadığını yazar; Yeşil ise kuzey bölümün en üst katında bir mescit birimi tarif eder. Amasya Tarihi'nin bir kaydı ikinci görüşü destekler: ayandan Rahtuvan Paşazade Hacı Ali Bey Hicaz'a gitmiş, Mekke'de vefat etmiş, azatlı kölesi Hacı Yusuf Ağa vasi olmuştur; Taşhan'ın içinde yaptırdığı mescidin vakfiyesi de 1180 (1766-67) dolaylarında düzenlenmiştir. Bu kayıt, hanın yapımından yaklaşık yüz yıl sonra da canlı bir ticari ve sosyal mekân olarak kullanıldığını ve yolcuların ibadet ihtiyacının han içinde karşılandığını gösterir. Mescidin hanla birlikte mi tasarlandığı, yoksa XVIII. yüzyılda mevcut bir odanın mı mescide çevrildiği belgelerden açıkça anlaşılmamaktadır.
Su, Vakıf ve Vakfın Sonraki Hayatı
Bedesten, han ve cami su olmadan işleyemezdi. Edirne'den Merzifon kadısına ve Çelebi Sultan Mehmed Vakfı mütevellisine gönderilen 27 Ağustos 1675 tarihli bir ferman, şehrin on dört mahallesinde hiç çeşme bulunmadığını ve ciddi bir su sıkıntısı çekildiğini kaydeder. Paşa, Tavşan Dağı'ndan kanallarla getirdiği suyu önce Sofular Mahallesi'nde kendi köşkünün bulunduğu bahçede yaptırdığı su maksemine toplamak, buradan da yaptırdığı on dört çeşmeye, külliyeye, hamama ve hana dağıtmak istemiştir. Su yolunun bir kısmı Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın boş tarlalarından geçtiği için bu vakfın nazırı olan Darüssaade Ağası Yusuf Ağa'nın izni alınmıştır. Belgedeki on dört çeşme ile Hüsâmeddin'in verdiği otuz kadar çeşme arasındaki fark, sayının sonraki yıllarda artmış olmasıyla açıklanabilir; ancak bu bir çıkarımdır. Aynı imar hareketinde külliyeyi merkez alan ve şehrin tamamını kapsayan bir kanalizasyon sisteminin de yapıldığı bildirilir.
Bütün bu yapıları ayakta tutacak düzen, hamamlar dışındaki imar işleri bittikten sonra, 23 Safer 1089'da (16 Nisan 1678) düzenlenen büyük vakfiyeyle kurulmuştur. Bu vakfiye, paşanın Merzifon dışındaki İstanbul, Kayseri, Edirne, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir, Halep ve Cidde'deki vakıf yapılarını da kaydeder; görevlilerin listesini, nitelik ve ücretlerini, soyundan gelenlere ve mütevellilere ödenecek paraları, külliyenin fizikî durumunu ve kütüphanedeki kitapların listesini içerir. Pantık'ın hesabına göre paşa 1665-1682 yılları arasında yalnızca akar alımları ve inşaat arsaları için 27,5 milyon akçe harcamış, bütün vakıf eserleriyle birlikte bu rakam 100 milyon akçeye ulaşmıştır. Vakfın Merzifon'daki işleri bir mütevelli kaymakamı tarafından yürütülüyordu. Bu görevlinin sorumluluğu külliye, bedesten, han, hamam, tahmishane ve çok sayıda dükkânın yanında Marınca'daki camiyi ve 65 kilometre ötedeki Çorum'da bir kapan hanı ile dükkânları da kapsıyordu.
Kara Mustafa Paşa'nın 1683 Viyana Kuşatması'nın ardından 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edilmesi, vakıflarının bir kısmını sarstı. Ömer Aslan'ın incelediği bir belgeye göre paşanın 1680'de Üsküdar'daki Celvetî tekkeleri için kurduğu 36.500 kuruşluk para vakfı, 1684'te 38.854 kuruşa ulaşan bakiyesiyle müsadere edilerek hazineye aktarılmıştır. Merzifon'daki vakıf ise yaşamaya devam etmiştir. Amasya Tarihi'nde paşanın vakfına bağlı mütevelli ve mütevelli kaymakamlarından sık sık söz edilir. Paşanın ağalarından Gürcü Şahin Ağa ölümünden sonra Merzifon'a gönderilmiş, vakfın mütevelli kaymakamlığını yürütmüştür; başka bir kayıtta Harmanlar Mahallesi'nden bir Merzifonlu, 1129'da (1717) vakfın mütevelli kaymakamı, 1130'da Merzifon voyvodası olarak geçer.
1689-1722 yılları arasında vakfın mütevelliliğini yürüten oğlu Maktulzâde Ali Paşa, babasının eserlerine yenilerini eklemiştir. Vakıf muhasebe defterlerine göre Taşhan'ın yanına Tahtahan adıyla bir han ile Yeni Hamam (hamam-ı cedid) adlı bir hamam yaptırmıştır. Ancak 1733'te yapılan soruşturma, Ali Paşa'nın vakıf kasasından toplam 7.812.000 akçeyi aşan borç aldığını ve Merzifon'daki akarların gelirini otuz yıl kadar merkeze aktarmadığını ortaya koymuştur; borcun bir bölümünün Merzifon'da han, hamam, dükkân, bağ ve bahçe yapımına harcandığı anlaşılmıştır. XVIII. yüzyıl boyunca Merzifon'daki ticari yapılarda büyük bir tahribat görülmez; yer yer yangınlarda zarar gören han, hamam ve dükkânlar vakıf bütçesinin imkânı ölçüsünde yenilenmiştir.
Vakfın XIX. yüzyıldaki durumu, 1855 yılının Merzifon muhasebesinden izlenebilir. O yıl vakfın iki hamamından, kiremithanesinden, Suluhan'dan, Taşhan'dan, Bedesten'den, cami, bedesten ve hamamların çevresindeki dükkân ve dolapların kiralarından ve Çorum'daki kantar bedelinden toplam 9.014 kuruş toplanmıştır. Buna karşılık 5.917 kuruşu tamire olmak üzere 13.761 kuruş harcanmış ve hesap 4.748 kuruş açıkla kapanmıştır. Defter 5 Ekim 1855'te yerel azalar, kaza müdürü ve kadı naibi tarafından imzalanıp Evkaf Nezareti'ne gönderilmiştir. Bu rakamlar, iki yüz yıla yaklaşan bir zamandan sonra bedesten ve hanın hâlâ vakfın başlıca gelir kaynakları arasında olduğunu, ama bakım masraflarının gelirleri aşmaya başladığını gösterir.
Dokuma Atölyesinden Sofraya
Bedesten zamanla asıl işlevini yitirmiştir. Yakın zamana kadar Tekel tarafından tütün deposu olarak kullanılan yapının özellikle iç kısmı bu dönemde tahribata uğramış, 2004'te yayımlanan ansiklopedi maddesi yapıyı metruk olarak tanımlamıştır. Günümüze yıpranarak ulaşabilen dükkân birimleri dışında geniş iç hacim bir süre de Merzifon Dokumacılar Kooperatifi tarafından dokuma atölyesi olarak kullanılmıştır. Bu kullanım şehrin tekstil geçmişiyle uyumludur; 1840'larda yapılan temettuat sayımlarında Merzifon hanelerinin yaklaşık üçte birinin tekstil ve ona yakın zanaat kollarında çalıştığı görülür. Kubbeli geniş hacim bir dönem depo olarak değerlendirilmiş, dış cephedeki dükkânlarda ise ticaret hiç kesilmemiştir.
2000'li yılların başında yapılan onarımla yıpranmış yapı yeniden toparlanmış, iç mekân Osmanlı mutfağından yemekler sunan bir lokantaya dönüştürülmüştür. Kubbeli taş hacmin sofra mekânına çevrilmesi, yapının ayakta kalmasını sağlayan bir kullanım örneği sayılabilir. Bedestene ilçe merkezinden yaklaşık beş yüz metre mesafede, Cumhuriyet Caddesi'nden ulaşılır. Taşhan ise merkeze yaklaşık dört yüz metre uzaklıktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü hanın durumu hakkında 1975, 1978 ve 1985 yıllarında tespit ve onarım raporları hazırlatmış; ihalesi 2007'de yapılan kapsamlı restorasyon 2018'de tamamlanmıştır. Restore edilen han bugün tarihî bir otel olarak çalışmakta, aynı zamanda yöresel yemeklerin sunulduğu bir lokanta olarak da hizmet vermektedir. Hanın avlusu, sütunlu revakları ve kubbeli odaları yeni işleviyle birlikte özgün düzenini büyük ölçüde korur.
Tarihî Çarşı
Bedestenin etrafını saran Merzifon Arastası, dört yüz yılı aşan bir geçmişe sahip olarak anılır ve bugün de ilçenin ticaret yaşamının merkezidir. XVII. yüzyılın son çeyreğine ait belgeler, merkez çarşıda bakkallar, bezciler ve pamukçular çarşıları başta olmak üzere dört çarşının faal olduğunu gösterir. Bugünkü çarşı da geleneksel Osmanlı çarşı düzenini sürdürür: meslekler kendi sokaklarında toplanmıştır. Ayakkabıcılar sokağı, terziler sokağı, kasaplar sokağı ve pideciler sokağı gibi bölümler, çarşıyı bir meslekler haritasına çevirir. Bu düzen üretimi ve denetimi kolaylaştırdığı gibi müşterinin aradığı malı dolaşmadan bulmasını da sağlamıştır. Üç yüze yakın dükkânda giyimden gıdaya, ev eşyasından lokantacılığa kadar çeşitli kollarda esnaf çalışmakta, bunlardan bazıları unutulmaya yüz tutmuş bakırcılık ve semercilik gibi meslekleri sürdürmeye çalışmaktadır.
Caminin çevresindeki dükkânlar ise zamanla azalmıştır. Vakfiyedeki tarife göre cami çevresinde kırk dükkân bulunması gerekirken bugün yirmi sekizi ayaktadır; ortadan kalkan on iki dükkânın bazılarının tonoz izleri hâlâ seçilebilir. Caminin batısından geçen yol açılırken buradaki dükkânlar zemin seviyesinin altında kalmış ve içleri toprakla doldurulmuştur. Çarşının çevresindeki dinî yapılar da esnaf eliyle yaşatılmıştır. Amasya Tarihi'ne göre Merzifon eşrafından Müslim Hacı Hasan Ağa, Rus savaşlarında gösterdiği malî ve bedenî fedakârlıklarla tanınıp Merzifon ayanı ve mütesellimi olmuş, 1207'de (1792-93) Arasta Camii'ni imar ederek buraya bir dersiâm tayin etmiş ve camiye önemli miktarda para vakfetmiştir.
Çarşının bu yaşayan görüntüsü, Merzifon'un konumundan kaynaklanır. Şehir, kuzeyde Karadeniz'e, güneyde Anadolu'nun iç bölgelerine, batıda İstanbul'a açılan yolların kesiştiği yerdedir ve kervanların sık uğradığı bu konum Osmanlı döneminde ekonomiyi canlı tutmuştur. Yöre halkı kına gecesi, düğün, doğum ve bayram alışverişi gibi özel günlerin hazırlıkları için bugün de çarşıya gelir; yöresel yiyecekler ve geleneksel el sanatı ürünleri burada bulunur. Dededen toruna geçen dükkânlar ve ustadan çırağa aktarılan meslekler, çarşının görünmeyen sermayesi olarak anılır.
Merzifon'un Ticaret Tarihindeki Yeri
Evliya Çelebi, Muharrem 1058'de (Şubat 1648) Merzifon'a uğradığında kırk dört mahalle ve dört bin ev saydığını yazar; XVII. yüzyıl ortasına doğru tutulan avarız defteri ise yirmi sekiz mahalle ve yaklaşık 925 hane saptar. Bu fark, Evliya'nın rakamlarının abartılı olduğunu gösterir, ama onun bir pazar şehri olarak Merzifon'a duyduğu ilgi gerçektir. Evliya'nın Kırım halkının giydiği feracelerin Merzifon bezinden yapıldığı yolundaki sözü doğrulanamamakla birlikte, şehirde yoğun bir pamuk işçiliği ve dokumacılık bulunduğu arşiv belgeleriyle de sabittir. Kara Mustafa Paşa'nın külliyesi bu tabloya daha sonra eklendi ve şehrin ticari ağırlık merkezini belirledi. 1664 ile 1680 arasındaki on beş yıl içinde çarşının görünüşü tamamen değişmiş, Evliya'nın gördüğü Merzifon'un yerini kubbeli bedesteni, üç katlı hanı ve büyük camisiyle yeni bir şehir merkezi almıştı.
Külliyenin camisi ilçenin en büyük camisidir; kesme taştan dikdörtgen planlıdır, ana ibadet bölümü 14 metre çapında tek bir kubbeyle örtülüdür ve üç sıra pencereyle aydınlanır. Avlusundaki şadırvanın kubbe içi, Zileli Emin Usta'nın imzasını ve 1292 (1875) tarihini taşıyan İstanbul ve Anadolu manzaralarıyla süslüdür. Caminin sarımtırak taşıyla başlayan bir yürüyüş, aşağıdaki düzlükte bedestene ve hana uzanarak Merzifon'un tarihî çekirdeğinin tamamını kapsar.
XIX. yüzyılda şehir nüfusu yaklaşık 10.000'den 20.000'e çıkmış, 1866'da Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa tarafından medrese kapısı üzerine yaptırılan saat kulesi ve 1876'da kurulan Amerikan Koleji şehrin siluetini değiştirmiştir. Hüsâmeddin, 1311 (1893-94) karışıklıkları sırasında hükümet konağının ve kasabanın ortasının yandığını, ardından kaza halkının yardımlarıyla hükümet konağı, belediye dairesi ve bir kışlanın, maarife gelir olmak üzere de bir hamam, otel, kıraathane ve ticaret mağazalarının yapıldığını yazar. Ona göre bu yeniden yapılanma ve gelen Tatar muhacirlerinin iskânı sonucunda kasabanın ticareti ve serveti "fevkalade" artmıştır. Bedesten ve Taşhan ise bu gelişmelerin ortasında ticari çekirdek olarak yerini korumuştur.
Kronoloji
1414: Merzifon'un Cami-i Cedid Mahallesi'nde Çelebi Sultan Mehmed Medresesi kurulur. 1520: Merzifon kasabasında toplam otuz dört mahalle ve 1025 hane kaydedilir.
1648: Evliya Çelebi Merzifon'a uğrar. 15 Kasım 1664: Bedesten için çarşıdaki 45 dükkânın satın alındığı ilk hüccet düzenlenir. 1665 sonu: Bedesten tamamlanmış durumdadır.
20 Ocak 1666: Paşanın ilk vakfiyesi Marınca'daki cami ile bedesteni vakfa bağlar. 9 Mayıs 1666: Kara Mustafa Paşa sadaret kaymakamlığına getirilir. 1666-67 (1077): Cami kitabesine göre caminin inşasına başlanır; külliyenin inşası 1679'a kadar sürer.
13 Haziran 1671: Paşanın yeni yaptırdığı han, Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın harap hanıyla istibdal edilir. 1672-73: Bugünkü Taşhan inşa edilir; 28 Temmuz 1673 tarihli belgede yapılmış olarak geçer. 27 Ağustos 1675: Su yollarına izin veren ferman çıkar.
5 Kasım 1676: Kara Mustafa Paşa sadrazam olur. 16 Nisan 1678 (23 Safer 1089): Büyük vakfiye düzenlenir. 25 Aralık 1683: Viyana'daki yenilginin ardından Belgrad'da idam edilir. 1684: Üsküdar tekkeleri için kurduğu para vakfı müsadere edilir.
1689-1722: Maktulzâde Ali Paşa mütevellidir; Taşhan yanında Tahtahan'ı yaptırır. 1733: Ali Paşa'nın vakıftan aldığı borçlar hakkında soruşturma yapılır. Yaklaşık 1766-67 (1180): Rahtuvan Paşazade Hacı Ali Bey'in Taşhan içindeki mescidinin vakfiyesi düzenlenir.
1792-93 (1207): Müslim Hacı Hasan Ağa Arasta Camii'ni imar eder. 5 Ekim 1855: Vakfın Merzifon muhasebesi açıkla kapanır. 1893-94 (1311): Kasaba merkezi yanar, ardından ticaret yapılarıyla yeniden kurulur.
2000'li yılların başı: Bedesten onarılır ve lokanta olarak işletilmeye başlanır. 2007-2018: Taşhan'ın restorasyonu yapılır ve han otel olarak kullanılmaya başlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 207 (Merzifon kazası ve Kara Mustafa Paşa'nın eserleri); c. 4, s. 662 (Taşhan mescidi); c. 6, s. 179 (Kürt Sefer Ağazâde Ahmed Ağa); c. 8, s. 625 (Müslim Hacı Hasan Ağa); ayrıca Merzifon vakfının mütevellilerine ilişkin kayıtlar. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Ramazan Pantık, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Vakıfları: Yönetimi, Kentsel Gelişime Katkıları ve İktisadi Yapısı, doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2021, s. 42-43, 65, 95, 111, 120-132, 351. openaccess.hacettepe.edu.tr
- Ömer Aslan, "İhyadan Müsadereye: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Celveti Tekkeleri İçin Kurduğu Para Vakfının Yükselişi ve Çöküşü", Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 8/1, 2026, s. 215-223.
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Merzifon Bedesteni" ve "Merzifon Taşhan" maddeleri (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklı). kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 243-245.
- "Bedesten" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992 (Merzifon Bedesteni bölümü).
- "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Selda Fındıklı, "Merzifon Taşhan", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi (ed. N. Kozak), 2019. turkiyeturizmansiklopedisi.com
- Turkey Outdoor, "Amasya Merzifon Bedesteni ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Cami Tanıtımı" (çarşı ve dükkân bilgileri).








