Amasya Bağı Üzerine Bir Not
Sitede bu yazı uzun süre "Amasyalı" bir şair ve mütercim olarak sunulmuştu. Başvurulabilen kaynakların hiçbiri bunu doğrulamıyor. Vikipedi maddesi, Biyografya ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS) İsmail Hakkı'nın Şubat 1871'de İstanbul'da doğduğunu belirtir; ölüm yeri de İstanbul'dur. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin "Eldem, İsmail Hakkı" maddesine (M. Orhan Okay, 1995) dayanan yaşam çizgisi de Amasya'yı anan tek bir satır içermeden İstanbul'da başlar ve İstanbul'da biter. Onun eserlerini inceleyen yeni akademik çalışmalarda da Amasya'ya giden bir iz görünmez. Babası Tophane-i Âmire'de kalem görevlisi Cavid Bey, annesi Fatma Hanım'dır; aileye dair aktarılan bilgilerde de böyle bir bağ yoktur.
Bu nedenle başlıktaki "Amasyalı" niteliği bırakılmıştır. Kaynaklarda Amasya ile ilgili bir doğum, görev ya da aile bağı kaydedilmemiştir; tek tük yerlerde sürdürülen "Amasya kökenli" tanımı hiçbir belgeye dayandırılmamıştır. Böyle bir bağın varlığı ya da yokluğu ancak güvenilir bir kaynakla ortaya konabilir ve bu çalışmada bulunamamıştır. Yazının geri kalanı, kaynakların verdiği bilgilere dayanır ve İsmail Hakkı'yı Tanzimat sonrası Türk edebiyatının geçiş kuşağı içinde, gerçek yaşam çizgisiyle ele alır. "Alişanzâde" adı onun edebî imzasıdır; Biyografya tam adını İsmail Hakkı Alişan Eldem olarak verir. Eldem soyadını ise Soyadı Kanunu'ndan sonra almıştır.
Ailesi ve Öğrenimi
İsmail Hakkı, Şubat 1871'de İstanbul'da doğdu. Doğum günü kaynaklarda farklı verilir: Bedri Aydoğan'ın 2019 tarihli incelemesi 5 Şubat 1871'i yazar, Biyografya ise bir kayıtta 31 Ocak 1871'i anar; ansiklopedi maddeleri yalnızca Şubat ayını bildirmekle yetinir. Babası Cavid Bey, ordunun top ve cephane işlerine bakan Tophane-i Âmire'de çalışıyordu; TDV maddesi onu bu kurumun Jurnal Kalemi'nde mümeyyiz olarak tanıtır. İlk öğrenimini Fevziye Rüşdiyesi'nde yaptı, ardından Mülkiye Mektebi'ne geçti ve okulun idadî ile yüksek kısımlarını 1889'da bitirdi. Mülkiye, Osmanlı'nın devlet memuru yetiştiren, Fransızcanın ve modern bilgilerin ağırlık taşıdığı önemli okullarından biriydi. Okay, onu okulun en çalışkan öğrencilerinden biri olarak anar ve Fransızcasının güçlü olduğunu çağdaşlarının da belirttiğini kaydeder. Bu dil donanımı, hem edebiyat hem meslek hayatında belirleyici oldu.
Evliliği, onu Osmanlı'nın tanınmış bir ailesiyle akraba kıldı. Karısı Azize Hanım, "Deli Corci" lakabıyla anılan sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın torunu, Osman Hamdi Bey'in kardeşi Galip Edhem Bey'in kızıydı; ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey, böylece Azize Hanım'ın amcası oluyordu. Çiftin dört çocuğu oldu: Sadi, Sedad, Vedad ve Galibe. Galibe Hanım, Fethi Okyar ile evlendi. Ailenin en küçüğü olan Osman Sadi Eldem, 10 Nisan 1910'da, babası Marsilya'da Osmanlı başkonsolosu iken bu şehirde doğdu. Galatasaray Lisesi'ni ve İstanbul Hukuk'u bitirdi, 1940'ta Paris Üniversitesi'nde hukuk doktorasını tamamladı ve aynı yıl Dışişleri'ne girdi; babasının mesleğini sürdürerek Suriye (1965), İspanya (1969-1972) ve İran (1972-1975) büyükelçiliklerinde, arada da Dışişleri müsteşarlığında bulundu. Osmanlı-Türk tarihi alanında çalışan Edhem Eldem, Sadi Eldem'in oğlu, dolayısıyla İsmail Hakkı'nın torunudur.
Ailenin en tanınmış ismi, Cumhuriyet döneminin önde gelen mimarlarından Sedad Hakkı Eldem'dir (1908-1988). Geleneksel Türk evi üzerine yaptığı araştırmalarla da tanınan Sedad Hakkı'nın çocukluğu, babasının hariciyedeki görevleri yüzünden Cenevre, Münih ve Zürih gibi Avrupa kentlerinde geçti. Semavi Eyice'nin TDV'deki maddesi babasını "Marsilya, Zürih ve Münih'te başkonsolos" olarak tanıtır; Zürih'teki bir başkonsolosluk, İsmail Hakkı'ya ayrılmış maddelerde geçmez, bu yüzden aile oradayken babanın hangi sıfatla bulunduğu kesinleştirilememiştir. Sedad Hakkı ortaöğrenimini Münih'te gördü, ilköğrenimini Fransızca, liseyi Almanca okuyarak iki dile de hâkim oldu; 1924'te İstanbul'a döndü, 1928'de Sanâyi-i Nefîse Mektebi'ni bitirdi ve 1986'da Ağa Han Mimarlık Ödülü'nü kazandı. Babanın dil ve kültür çevresi, oğulların yetişmesinde açıkça kendini gösterir.
Genç Yaşta Edebiyata Adım Atması
İsmail Hakkı'nın ilk edebî denemeleri, henüz Mülkiye öğrencisiyken, Mart 1886'da Nahl-i Emel (Ülkü Fidanı) dergisinde çıktı. Bu ilk adımlar onu kısa sürede şiir, inceleme ve çeviri yazan bir genç olarak tanıttı. Recâizâde Mahmud Ekrem'in şiir anlayışını benimsedi, onun fikirlerini savundu; edebiyat tarihçileri, Tanzimat'ın ikinci kuşağı ile Servet-i Fünûn'un ilk nesli arasında kalan bu konumu "ara nesil" ifadesiyle karşılar. Kendi şiir üretimi sınırlı kaldı. İstanbul'da 1308 tarihiyle (1891 ya da 1892) basılan tek şiir kitabının adı TDV maddesinde ve Aydoğan'ın incelemesinde Sevdâ-yı Hazân yahud Teessür, TEİS'te ise Tahassür olarak geçer. Okay'a göre kitap 1889-1890 yıllarında yazılmış, bir kısmı daha önce Mekteb dergisinde çıkmış, bazıları çeviri olan ve çoğu Ekrem tarzında hissî şiirlerden oluşur; bu kitaptan sonra yazar şiiri tamamen bırakmıştır.
Şiirden neden uzaklaştığını İsmail Hakkı kendisi de açıklamıştır. Abdullah Uçman'ın, E. J. W. Gibb'in A History of Ottoman Poetry adlı eserinin yayımlanmamış VII. cildini konu alan makalesinde aktarılan bir mektupta, kendisinden biyografisini ve birkaç şiirini isteyen Rıza Tevfik'e şairliği bir gençlik hevesi olarak gördüğünü ve bıraktığını yazar; asıl önem verdiği işin Muallim Naci üzerine yazdığı monografi olduğunu belirtir. Bu sözler, onun kendini şairden çok bir eleştirmen ve biyografi yazarı olarak gördüğünü gösterir. Gençlik yıllarında yalnızca şiirle de yetinmemişti: Mekteb'de yayımladığı yazılar arasında Çiftlikte adlı yarım kalmış bir romanı ile birkaç sayı süren uzun bir Ali Şîr Nevâî incelemesi bulunur. TDV maddesi bu iki çalışmayı dergideki yayınlarının kayda değer olanları arasında sayar. 1895'ten sonra ise ağırlığını büsbütün çeviriye verdi.
Edebiyat, İsmail Hakkı için mesainin dışında sürdürülen bir uğraştı. Mülkiye'den mezun olduktan iki yıl sonra Hariciye'ye girmiş, birkaç yıl içinde hem kalemde hem dergide sorumluluk almıştı. Gündüz bir devlet dairesinin işlerini yürüten, akşamları ise çeviri ve inceleme yazan genç memur tipi, Tanzimat'tan beri Osmanlı edebiyatının tanıdık bir figürüydü; İsmail Hakkı'nın bu tipin son kuşak örneklerinden biri olduğu düşünülebilir.
Mekteb Dergisi ve Başmuharrirlik
İsmail Hakkı'nın edebiyat çevresindeki yerini belirleyen yayın organı Mekteb dergisidir. Sahibi Karabet Efendi olan dergi 7 Ağustos 1891'de haftalık olarak çıkmaya başladı ve 11 Şubat 1898'e kadar, bir beş aylık aksama ve Şubat 1896'daki bir haftalık kapatılma dışında, beş yıl beş ay boyunca 211 sayı yayımlandı. İlk yüz sayılık devresinde rüşdiye ve idadî öğrencilerine yönelik bir okul dergisiydi; başmuharrirliğini Reşad yürütüyor, Mehmed Hâlid Fransızcadan çeviriler, Ahmed Râsim, Mehmed Celâl ve Hüseyin Cahid öğretici hikâyeler, Şerefeddin Mağmûmî sağlık yazıları, Sâlih Zeki fennî eğlenceler yazıyordu. Dönemin sansürü yüzünden dergi yayım hayatı boyunca siyasetten uzak durdu.
İsmail Hakkı'nın başmuharrirlik tarihleri iki TDV maddesinde farklı görünür. Okay'ın yazdığı "Eldem, İsmail Hakkı" maddesi ve onu izleyen kaynaklar başmuharrirliği 1891-1894 arasına yerleştirir. Abdullah Uçman'ın "Mekteb" maddesi ise derginin daha hacimli ve daha zengin içerikle yayımlanan ikinci devresinin Ocak 1894'te İsmail Hakkı'nın başmuharrirliğinde başladığını yazar. Bu çelişki elimizdeki kaynaklarla giderilememiştir. Uçman'ın tarif ettiği ikinci devrede dergi okul dergisi kimliğini büsbütün bırakmadan edebiyata daha fazla yer ayırdı: Batı edebiyat tarihlerinden çeviriler, hikâye ve roman çevirileri, Batı mûsikisi üzerine yazılar ve Şark ile Garp mûsikisini karşılaştıran makaleler yayımlandı. Edebiyat sütunlarında Andelib (Faik Esad), Muallim Feyzi, Hüseyin Dâniş, Müstecâbîzâde İsmet, Halil Edib ve İsmâil Safâ gibi şairlerin şiirleri; Faik Esad'ın Fars edebiyatı yazıları; İsmail Hakkı'nın Batılı yazarlardan çevirileri; Halit Ziya ve Ahmed Râsim'in edebî, Rıza Tevfik'in felsefî yazıları çıktı.
Derginin bu dönemdeki edebî yönelimi konusunda da kaynaklar aynı noktaya bakmaz. Okay'a göre İsmail Hakkı'nın yönettiği Mekteb, ara neslin ve Servet-i Fünûncuların toplandığı edebiyat ocaklarından biri olmuştur; Halid Ziya Uşaklıgil, hatıralarını topladığı Kırk Yıl'da derginin bu rolü üstlenmesinde İsmail Hakkı'nın şahsiyetinin önemli payı olduğunu vurgular. Kimi kaynaklar dergiye destek verenler arasında Halid Ziya, Mehmet Rauf, Necip Asım, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret ve Velet Çelebi'yi sayar. Uçman ise derginin bu devrede daha çok eski edebiyat taraftarlarının bir araya geldiği bir yayın organı görünümü kazandığını, bazı divan şairlerinin eserlerine de yer verdiğini belirtir. Ona göre asıl dönüm noktası, IV. cildin ikinci yarısında dergi Mazhar ile Müstecâbîzâde İsmet'in sorumluluğuna geçtikten sonra, Şubat 1896'da Cenab Şahabeddin'in her hafta bir şiirinin çıkmaya başlamasıdır. Bunu Tevfik Fikret, Menemenlizâde Mehmed Tâhir, Hüseyin Suad ve Hüseyin Sîret izlemiş, 47. sayıdan itibaren Mehmed Rauf ile Halit Ziya'nın da katılmasıyla Mekteb tamamen bir edebiyat dergisine dönüşmüştür. İki yorumun birleştiği nokta, derginin Servet-i Fünûn'dan önce yeni kuşağı bir araya getiren zeminlerden biri olduğudur. 11 Şubat 1898'deki 72. sayı derginin son sayısı oldu; şair ve yazar kadrosunun önemli bir kısmı Servet-i Fünûn'a geçmişti.
Memuriyet Hayatı
Asıl mesleği diplomasiydi. 25 Temmuz 1891'de Hariciye Nezareti Şehbenderlik (konsolosluk) İşleri Kalemi'nde üçüncü kâtip olarak başladı. Çalışkanlığıyla dikkat çekerek yükseldi: 1895'te ikinci mümeyyiz, 1897'de serhalife, 1899'da müdür muavini ve 1908'de müdür oldu. Mümeyyiz, yazılan yazıları düzelten ve tamamlayan görevliyi, serhalife ise kalem yazmanlarının en kıdemlisini ifade eder; bu sıfatlar, onun kalemin dilini ve işleyişini yakından bilen bir bürokrat olduğunu gösterir.
II. Meşrutiyet'ten sonra yurt dışı görev aldı. Marsilya başkonsolosluğu Vikipedi ve Aydoğan'da 1908, TDV ve TEİS'te 1909 tarihiyle anılır; iki tarih arasındaki fark atama ile göreve başlama tarihlerinin ayrı olmasından kaynaklanabilir, ancak bu konuda kesin bilgi bulunamamıştır. Oğlu Sadi'nin Nisan 1910'da Marsilya'da doğmuş olması, ailenin o sırada şehirde yaşadığını gösterir. 1918'de Münih başkonsolosluğuna atandı. 1919'da Damat Ferit Paşa'nın ikinci hükûmeti döneminde bu görevden alınarak yurda döndü. Bundan sonraki yıllarda görev yapmadan, açıktan maaş almaya devam etti ve 1925'te kendi isteğiyle Hariciye'den emekli oldu. Emeklilikte Üsküdar ve Kadıköy Su Şirketi'nde yetkili temsilci olarak çalıştı. 1938'de şirketin İstanbul Belediyesi'ne devri için yapılan sözleşmede şirketi temsilen onun imzası vardır; sözleşme, Nisan 1938'de kabul edilen 3359 sayılı kanunun ekinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Müntehabât-ı Terâcim-i Meşâhir ve Çeviri Eleştirisi
İsmail Hakkı'yı edebiyat tarihinde anılır kılan, 1890'ların başında yayımladığı eleştiri ve biyografi kitaplarıdır. Bunların ilki, İbrahim Fehim'le birlikte hazırladığı Müntehabât-ı Terâcim-i Meşâhir'dir. Kitabın üzerinde 1307 tarihi bulunur; miladi karşılığı 1889-1890 ya da 1890-1891 olarak verilir. Eser, Fransızcadan Osmanlıcaya ve Osmanlıcadan Fransızcaya yapılmış seçme çevirileri asıllarıyla birlikte sunar ve her birinin başarısı hakkında kısa değerlendirmeler yapar. Çeviribilimci Cemal Demircioğlu, kitabın bir edebiyat tarihi değil bir çeviri antolojisi olduğunu, okura yalnızca siyasi değil edebî çeviriler de sunduğunu vurgular. TEİS ve Demircioğlu, eseri Şinasi'nin 1859'da Batı şiirinden yaptığı çevirileri topladığı Tercüme-i Manzume'den yaklaşık otuz yıl sonra çıkan, aynı türdeki ikinci derleme olarak görür. Çevirinin başarısını asıl metinle yan yana okuyarak ölçmek, o dönem için yenilikçi bir tutumdu.
Kitabın başında, devrin tanınmış mütercimi ve Mekteb-i Sultânî ile Mülkiye'de çeviri, hukuk ve belâgat hocası olan Kemalpaşazâde Said'in (Lastik Said) "Mütalâaname" başlıklı bir önsözü yer alır. Said önsözde, yeni yeni ortaya çıkan müntehabât ve tercüme mecmualarının, ehil mütercimlerin "güzel tercemeleri"ni ehliyetsizlerin işlerinden ayırmaya yarayacağını söyler. Önsözün en çok aktarılan bölümü, çeviriyi Osmanlı'nın ilerleyişinin aracı olarak tanımladığı satırlardır: Batı'nın ilerlemelerini bize taşıyan, askere yeni askerî bilgileri veren, eğitimi ilerleten, telgrafla gelen haberleri halka ulaştıran şey tercümedir; gazetelerdeki haber ve yazıların yüzde doksanı mütercimlerin emeğinin ürünüdür. Said, yabancı dil denince Fransızcanın, tercüme denince de Fransızcadan Türkçeye çevirinin akla geldiğini ekler. Hakkı Tarık Us, bu kitabı Said'e atfedilen "yazmak bir fikre, tercüme etmek iki fikre, güzel seçmek üç fikre muhtaçtır" sözünü yaymaya vesile olan eser olarak anar.
Antolojinin dikkat çeken sayfalarından biri, aynı Fransız şiirinin farklı Türkçe karşılıklarını yan yana koyar. Alfred de Musset'nin "Rappelle-toi" şiiri, Nigâr Hanım'ın mensur şiir biçimindeki "Tahattur Et" çevirisi ve Recâizâde Mahmud Ekrem'in aynı şiire yazdığı "Yâd Et" adlı tanzir (nazire) birlikte basılmıştır. Derleyiciler bu bölüme düştükleri notta Musset'yi ince ve sade üslubuyla tanınan bir şair olarak tanıtır, şiirin değerinin Ekrem Bey'in onu tanzir etmesiyle de kanıtlandığını, Nigâr Hanım'ın ise "en usta mütercimlere bile gıpta verecek" bir üslupla çevirdiğini yazar. Demircioğlu, aslı üç bölüm olan şiirin Nigâr Hanım çevirisinde üç, Ekrem'in nazîresinde altı bölüm tuttuğunu belirterek bu sayfaları, Fransız şiirinin de Arap ve Fars şiiri gibi hem çevrildiğini hem de nazireyle karşılandığını gösteren bir örnek olarak okur. Genç İsmail Hakkı'nın çeviriyi, tercümeyi ve nazireyi aynı sayfada karşılaştırmaya değer bulması, sonraki eleştiri kitaplarındaki karşılaştırmacı yaklaşımın erken bir işaretidir.
On Dördüncü Asrın Türk Muharrirleri
On Dördüncü Asrın Türk Muharrirleri, hicrî on dördüncü yüzyılı, yani 19. yüzyılın sonlarını kastettiği için bu adı taşıyan dört defterlik bir dizidir ve 1892-1895 arasında yazılıp basılmıştır. Defterlerin konusu sırasıyla Ahmed Midhat Efendi, Recâizâde Mahmud Ekrem, Ahmed Cevdet Paşa ve Şemseddin Sâmi'dir; her biri yaklaşık seksener sayfalık küçük kitaplardır ve bazıları ayrı, bazıları bir arada basılmıştır. Birinci defterin başında roman, dördüncünün başında tiyatro üzerine birer inceleme yer alır. Aydoğan'ın Latin harflerine aktardığı nüshada Ahmed Midhat ve Ekrem Bey defterleri art arda yer alır. Bu baskı 1308 (1892) tarihinde, Bâbıâli Caddesi'ndeki Artin Asadoryan Şirket-i Mürettebiye Matbaası'nda basılmış, Vatan Kütüphanesi'nin sahibi Ohannes Ferid tarafından yayımlanmıştır. Kalın mukavva ciltli, 10 cm eninde ve 14 cm boyunda küçük bir kitaptır; önsöz dâhil 83 sayfadır ve her sayfada 11 satır vardır. İsmail Hakkı'nın vaat ettiği gibi, her yazarın bir fotoğrafı, karşısında da üç satırlık bir el yazısı örneği ve imzası konmuştur.
Önsöz niteliğindeki "Müellifin İfadesi"nde yazar, diziyi Münif Paşa, Ekrem Bey, Said Bey, Abdülhak Hâmid, Şemseddin Sâmi, Ebüzziya Tevfik ve Sezâî Bey gibi yaşayan yazarlarla sürdürmeyi tasarladığını söyler; ancak dizi dört adla sınırlı kalmıştır. Amacını, II. Abdülhamid devrinde maarif ve edebiyatta görülen ilerlemeyi sağlayan yazarların eserlerini tarafsızca değerlendirerek devlete ve millete hizmet etmek diye tanımlar, hatalarının tecrübesizliğine verilmesini diler. TDV maddesi kitapların yazarlar ve eserleri hakkında oldukça nesnel değerlendirmeler içerdiğini belirtir. Hakkı Tarık Us'a göre İsmail Hakkı, Şemseddin Sâmi'nin tarif ettiği gibi, memlekette kusur bulmaktan ibaret sanılan eleştiri anlayışına yeni bir yön vermiş, biyografiyi Batı yöntemiyle Türk edebiyatında başlatan isim olmuştur. Muallim Naci'yi Bâkî mektebinin bir öğrencisi olarak değerlendiren yorumu ise Us'a göre aradan geçen yıllara rağmen özgünlüğünü korumuştur.
Ahmed Midhat defteri, İsmail Hakkı'nın roman anlayışını en açık gösteren metindir. İnceleme, edebiyatın ahlâkı güzelleştirmeye ve düşünceleri aydınlatmaya hizmet ettiği görüşüyle açılır. Yazar romanda üç ana öge ayırır: başlangıç (ibtida), son (intiha) ve tasvir ile tertip. En önemlisi sondur; başlangıcı ya da kurgusu kusurlu bir eser iyi biterse eksikleri göze görünmeyebilir. Romanların başlıca beş biçimde başladığını örneklerle sıralar: bir kahramanın ya da yerin ayrıntılı tasviriyle (Victor Hugo, Octave Feuillet), olayların ortasından ya da sonundan (Ahmed Midhat'ın Arnavudlar ve Solyotlar, Hayret ve Rikaldo'su), tabiatın şairane tasviriyle, doğrudan bir konuşmayla (Albert Delpit, Paul de Kock, Jules Verne) ya da kahramanın itirafıyla. Sonlar konusunda realist ve idealist yazarları karşılaştırır, yerli romanlardan Sergüzeşt ile Muhsin Bey'i örnek alarak realist bir yazarın Dilber'i intihar ettirmeyeceğini, Muhsin'i öldürmeyeceğini söyler.
İsmail Hakkı bu defterde Ahmed Midhat'ı hem över hem eleştirir. Abartı, gariplik ve tesadüf fazlalığını kusur olarak kabul eder, ancak benzerlerinin Batı romanlarında da bulunduğunu Jeanne d'Arc'tan Kırım Savaşı'nın Kara Fatma'sına uzanan örneklerle gösterir; Jules Verne görmediği yerleri anlatabiliyorsa Ahmed Midhat'ın Amerika'yı anlatmasının da yadırganmaması gerektiğini söyler. Ona göre Ahmed Midhat "yarı realist" bir yazardır ve halkçı üslubu doğru bir tercihtir, çünkü şairane bir dil okurunu dar bir çevreyle sınırlardı. Sezâî'nin Sergüzeşt'ini edebî bakımdan değerli bulmakla birlikte onu kadınların rağbet ettiği bir "salon kitabı" olarak görür ve Ahmed Midhat'ın eserlerini halk için daha yararlı sayar. Kendi tavrı romantik kalır: romanın gerçeği yansıtan bir ayna olduğu görüşünü benimsemez, romanın bir gayeye hizmet etmesi gerektiğini savunur. İnceleme, Alfred de Vigny'den Balzac'a uzanan kısa bir Fransız roman tarihiyle ve on sekiz sayfalık bir felsefe bahsiyle sürer. Aydoğan'a göre bu ilgi rastlantı değildir: İsmail Hakkı, kitaptan iki yıl önce, 1890'da Ahmed Midhat ile Nâbizâde Nâzım arasında roman üzerine çıkan tartışmaya katılmış ve bir roman tarihi yazmak istediğini söylemişti; bu defterle o isteği bir ölçüde yerine getirmiş olur.
Muasır Şairlerimiz (1311, yani 1893 ya da 1894), çağdaşı şairleri tanıtan bir kitaptır. Nâbizâde Nâzım, Ali Rûhî, Emin Hümâyî ve Muallim Cûdî'ye yer verir; şairlerin fotoğrafları altında kısa bilgiler, şiirlerinden örnekler ve değerlendirmeler bulunur. Osmanlı Meşâhîr-i Üdebâsı ise 1895'te, ölmüş edebiyatçılar için bir dizi olarak başlatılmış, yalnızca ilk kitabı, Muallim Naci monografisi yayımlanmış, serinin devamı gelmemiştir. İsmail Hakkı'nın Rıza Tevfik'e yazdığı mektupta en çok önemsediği eserin bu monografi olması, dizinin yarım kalışını daha da dikkat çekici kılar. Bu kitapların bir kısmı günümüzde yeniden okunur hâle gelmiştir: Kitabevi Yayınları'ndan çıkan bir çalışma Müntehabât-ı Terâcim-i Meşâhir, On Dördüncü Asrın Türk Muharrirleri ve Muasır Şairlerimiz'i günümüz harflerine aktarmış, Aksaray Üniversitesi'nde 2017'de Cennet Esen'in yazdığı bir yüksek lisans tezi Alişanzâde'nin sanat ve edebiyat yazılarını incelemiş, Bedri Aydoğan da 2019'da Ahmed Midhat defterini Latin harflerine aktarıp değerlendirmiştir.
Elem Çiçekleri: Baudelaire'in İlk Türkçe Çevirisi
İsmail Hakkı'nın adını bugün en çok anan eser, Charles Baudelaire'in 1857'de yayımlanan Les Fleurs du Mal kitabının Elem Çiçekleri adıyla Türkçeye çevirisidir. TEİS, onu bu kitabı Türkçeye çeviren ilk isim olarak kaydeder; Abdullah Uçman da çeviriyi Baudelaire'den yapılan ilk çeviri olması bakımından önemli bulur. Çevirinin yayın yılı kaynaklarda 1926 ve 1927 olarak ayrışır: Vikipedi ve TEİS'in eser tablosu İstanbul'da Orhaniye Matbaası'ndan 1927 baskısını gösterirken Biyografya 1926 yazar. Bu fark tek bir tarihle çözülememiştir. Kitabın adındaki "elem" sözcüğü, Fransızca "mal" kavramının acı ve dert yanını öne çıkarır ve çeviri adı bu biçimde yerleşmiştir.
Les Fleurs du Mal, ilk baskısıyla 1857'de Fransa'da yayımlandığında mahkemeye taşınmış, yazar para cezasına çarptırılmış ve kitaptan bazı şiirlerin çıkarılması istenmişti. Kitap sonraki on yıllarda modern Fransız şiirinin başyapıtlarından biri sayılır oldu. İsmail Hakkı'nın çevirisi, bu şiirin Türkçedeki ilk toplu karşılığı olması bakımından ayrı bir yer tutar. Şinasi'den beri Batı şiirinden çeviri yapma geleneği Türkçede vardı; gençliğinde Müntehabât-ı Terâcim-i Meşâhir'de bu geleneğin örneklerini derleyen İsmail Hakkı'nın, otuz beş yılı aşkın bir aradan sonra Baudelaire'in kitabını bütün olarak Türk okuruna sunması, aynı ilginin olgunluk çağındaki ürünü olarak okunabilir. Çeviriyi yayımladığında elli beş yaşındaydı ve uzun hariciye hayatı boyunca Fransızcayla iç içe yaşamıştı.
Çevirinin dili, Cumhuriyet'in ilk yıllarında bile ağır bir Osmanlı Türkçesidir. Bu dilin örneği olarak "Albatros" şiirinin son kıtası şöyle aktarılmıştır: "Şair, fırtına ile uğraşan, yay ile eğlenen,
Tahkirler arasında toprağa matrûd,
Ve muazzam kanatları yürümesine mani
Bulutlar hükümdarına benzer." Bu dil, eserin yeni kuşaklarca okunmasını zamanla güçleştirdi. Çeviri, şair Hilmi Yavuz tarafından Latin harflerine aktarılarak yeniden yayımlanmıştır. Everest Yayınları'nın Modern Klasikler dizisinde yüzüncü kitap olarak çıkan bu baskıda Yavuz, aktarımı Fransızca asılla karşılaştırarak yapmış ve okura geniş bir sözlük eklemiştir. Yavuz'un bu çeviriye ilgisi eskidir; 1990'ların başında yayımladığı "Baudelaire ve Şiir" ile "Âlişanzâde ve Eldem" başlıklı yazıları, TDV maddesinin kaynakları arasında yer alır. Uçman'a göre Elem Çiçekleri ve Salambo çevirileri bugün hâlâ basılmakta ve okunmaktadır.
Diğer Çevirileri
Mütercim olarak çalışması Baudelaire ile sınırlı kalmadı. TDV maddesi, çok sayıdaki çeviri kitabı arasında Lamartine, Baudelaire, Maurois, Bourget, Shakespeare, Flaubert ve Tolstoy'dan roman ve şiir çevirilerini sayar. Biyografya'nın listesinde Lamartine'in Rafael ve Graziella'sı, Cumhuriyet döneminde ise André Maurois'dan Aile Çemberi (1934) ve Disraeli'nin Hayatı (1935), Tolstoy'dan Samimi Saadet (1934) ve Flaubert'ten Salambo (1935) yer alır. TEİS'in tablosuna göre bunların bir kısmı Vakit gazetesinin Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı dizisinde çıkmıştır; ayrıca 1895'te Talihsiz, 1934'te Isfahana Doğru: Seyahat Hatıraları ve 1942'de Remzi Kitabevi'nden Kara Melekler adlı çeviriler listelenir. Bourget ve Shakespeare çevirilerinin adları ve yayın bilgileri başvurulan kaynaklarda bulunamamıştır. İki Hakikat (1311) ise TDV'ye göre iki uzun hikâyeden oluşan adapte bir kitaptır.
Rafael çevirisi, İsmail Hakkı'nın çeviri anlayışına dair kendi sözlerini de içerir. Yayın yılı kaynaklara göre 1893, 1894 ya da 1896 olarak geçer; Demircioğlu, İsmail Habib Sevük'ün aktarmasına dayanarak 1314 (1896-1897) tarihli baskının girişinden söz eder. İsmail Hakkı orada okurdan özür diler: çeviride kelimelerin ve cümlelerin "aynen ve harfiyyen" aktarılmasına özen gösterildiği için bazı ibarelerin biraz karışık ve uzun olduğunu, bu yüzden dikkatle okunmadan anlamsız sanılmaması gerektiğini yazar. Demircioğlu bu tutumu, sade yazmaya ve asıldan ayrılmamaya özen gösterdiğini söyleyen Şemseddin Sâmi'nin anlayışıyla aynı çizgide görür. Elem Çiçekleri'ndeki ağır ve aslına bağlı dilin, bu erken ilkenin otuz yıl sonra da sürdüğünü gösterdiği düşünülebilir; bu, kaynaklardan değil metinlerin karşılaştırılmasından çıkan bir çıkarımdır.
TDV maddesinin ifadesinden, İsmail Hakkı'nın çok sayıda tercüme bıraktığı anlaşılır. Kitap ve Kitapçılık dergisinin 1936 tarihli ilk sayısında "İsmail Hakkı Alişan'ın Dilimize Kazandırdığı Eserler" başlığıyla yayımlanan liste, bu çalışmanın en eski dökümlerinden biridir; bu dökümün ayrıntısı burada incelenememiştir.
Son Yılları ve Anılması
İsmail Hakkı Eldem, 13 Mart 1944'te İstanbul'da öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na gömüldü. Mimar oğlu Sedad Hakkı da sonradan aynı mezarlığa defnedilmiştir. Sedad Hakkı Eldem'in ilk makalesinin, 1931'de Mimar dergisinde çıkan "İstanbul ve Şehircilik" yazısının, "Alişanzâde Sedat Hakkı" imzasını taşıması, bu adın ailede bir süre daha yaşadığını gösterir. TDV maddesi, İsmail Hakkı'nın amatör olarak yağlı boya resimle de uğraştığını kaydeder.
Okay'a göre İsmail Hakkı, Mekteb'deki yazıları ve ilk biyografik çalışmalarıyla edebiyatın bazı meselelerine vukufla eğilmiş, şiir değerlendirmelerinde devrine göre önemli adımlar atmıştır; ancak çok genç yaşta bu tür yayınları bırakıp tamamen çeviriye yönelmesi, adının edebiyat çevrelerinde unutulmasına yol açmıştır. Bu unutuluş son yıllarda kısmen giderilmiştir: Abdullah Uçman'ın onun yazılarını Kendi Kalemiyle Âlişanzâde İsmail Hakkı adıyla bir araya getiren kitabı 2017'de Dergâh Yayınları'ndan çıkmıştır. Hilmi Yavuz, Okuma Notları'ndaki "Âlişanzâde ve Eldem" yazısında onu ele alır; Halid Ziya Uşaklıgil de Kırk Yıl'da ondan söz eder. Edebiyat tarihinde İsmail Hakkı'nın yeri, çeviri eleştirisini, biyografiyi ve Batı şiirinin Türkçeye aktarımını sistemli biçimde başlatan emekçilerin yanıdır. Amasya açısından bakıldığında ortada doğrulanabilir bir yerel bağ yoktur; bu madde bu nedenle, kendisi Amasya'ya bağlanamayan ama adı zaman zaman o yönde anılan bir yazarın kaynaklara dayanan hayat çizgisini kayda geçirir.
Kronoloji
1871: Şubat ayında (bir kaynağa göre 5 Şubat'ta) İstanbul'da doğdu.
1886: Mart ayında ilk yazısı Nahl-i Emel dergisinde çıktı.
1889: Mülkiye Mektebi'nden mezun oldu.
1889-1891: İbrahim Fehim'le Müntehabât-ı Terâcim-i Meşâhir'i yayımladı (1307).
1891: 25 Temmuz'da Hariciye Nezareti Şehbenderlik Kalemi'nde göreve başladı; 7 Ağustos'ta Mekteb dergisi yayımlanmaya başladı.
1891-1894: Mekteb dergisinin başmuharrirliğini yaptı (bir kaynağa göre başmuharrirliği Ocak 1894'te başladı).
1891-1892: Tek şiir kitabı Sevdâ-yı Hazân yayımlandı (1308).
1892-1895: On Dördüncü Asrın Türk Muharrirleri dizisi çıktı.
1895: Osmanlı Meşâhîr-i Üdebâsı dizisinin tek kitabı olan Muallim Naci monografisi yayımlandı; ikinci mümeyyiz oldu.
1896-1897: Lamartine'den Rafael çevirisinin "aynen ve harfiyyen" ilkesini açıklayan baskısı çıktı (1314).
1897-1899: Serhalife ve müdür muavini oldu.
1898: 11 Şubat'ta Mekteb dergisi 72. sayısıyla kapandı.
1908-1909: Hariciye'de müdür oldu; Marsilya başkonsolosluğuna atandı (tarih kaynaklara göre değişir).
1910: Oğlu Sadi, 10 Nisan'da Marsilya'da doğdu.
1918: Münih başkonsolosu oldu.
1919: Damat Ferit Paşa hükûmeti döneminde görevden alındı.
1925: Hariciye'den kendi isteğiyle emekli oldu.
1926-1927: Elem Çiçekleri yayımlandı.
1938: Üsküdar ve Kadıköy Su Şirketi'nin İstanbul Belediyesi'ne devri sözleşmesinde şirketi temsil etti.
1944: 13 Mart'ta İstanbul'da öldü; Zincirlikuyu Mezarlığı'na gömüldü.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Uçman, Abdullah. "Mekteb." TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Aydoğan, Bedri. "Alişanzade İsmail Hakkı'nın 14. Asır Türk Muharrirleri'nin Birinci Defteri - Ahmed Midhat Efendi." Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Dergisi 4/2 (Aralık 2019): 247-256.
- Demircioğlu, Cemal. From Discourse to Practice: Rethinking "Translation" (Terceme) and Related Practices of Text Production in the Late Ottoman Literary Tradition. Doktora Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, 2005.
- Demircioğlu, Cemal. "Müntehabat-ı Teracim-i Meşahir: An Exploration of Its Paratext from the Perspective of Cultural Memory." İÜ Çeviribilim Dergisi 6 (2012): 15-43.
- Esen, Cennet. Alişanzade İsmail Hakkı'nın Sanat ve Edebiyat Yazıları. Yüksek Lisans Tezi, Aksaray Üniversitesi, 2017.
Kitaplar
- Baudelaire, Charles. Elem Çiçekleri. Çev. Alişanzâde İsmail Hakkı, Latin harflerine aktaran Hilmi Yavuz. İstanbul: Everest Yayınları (kitapyurdu.com tanıtım sayfası).
- Uşaklıgil, Halit Ziya. Kırk Yıl, İstanbul: Özgür Yayınları, 2008.
Diğer kaynaklar
- Okay, M. Orhan. "Eldem, İsmail Hakkı." TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 11, 1995. islamansiklopedisi.org.tr
- Eyice, Semavi. "Eldem, Sedat Hakkı." TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 11, 1995.
- Ergün Atbaşı, Nurtaç. "İsmail Hakkı (Alişanzade)." Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (teis.yesevi.edu.tr). teis.yesevi.edu.tr
- "İsmail Hakkı Eldem." Vikipedi (tr.wikipedia.org). en.wikipedia.org
- "İsmail Hakkı Eldem." Biyografya (biyografya.com).
- "Sedad Hakkı Eldem." Vikipedi (tr.wikipedia.org).
- "Sadi Eldem." Wikipedia (en.wikipedia.org).
- Çankaya, Ali. Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, C. III, Ankara, 1968-69.
- Yavuz, Hilmi. "Âlişanzâde ve Eldem." Okuma Notları, İstanbul: Boyut Yayın Grubu, 1993.
Çevrimiçi kaynaklar






