Pontus Krallığı'nın üçüncü hükümdarı II. Mithridates, adını fetihlerle pek duyurmamış, hanedanını Helenistik dünyanın en yüksek sofralarına oturtan evlilik siyasetiyle tanınmıştır. Yaklaşık MÖ 250'den MÖ 220'ye, kimi hesaplara göre MÖ 210'a kadar süren saltanatında kuzey Anadolu'nun içlerindeki bu genç krallık, Seleukos hanedanıyla akraba oldu, Galat akınlarından sağ çıktı ve Anadolu'daki güç dengelerinde hesaba katılan bir taraf hâline geldi. Hükümdarın sarayı, bugün Amasya adıyla anılan Amaseia'daydı. Kendisi de ataları gibi bu şehrin kayalıklarına oyulan kral mezarlarından birinde yatırılmış olmalıdır; araştırmacılar bugün bu mezarlardan hangisinin ona ait olduğunu da tartışmaktadır.

Elimizdeki bilgiler seyrek ve çoğunlukla Polybios, Memnon ve Iustinus gibi antik yazarların dağınık ifadelerine dayanır. Bu yüzden saltanatın tarihleri kesin değildir, ölüm yılı bilinmez ve kimi ayrıntılar araştırmacılar arasında tartışmalıdır. Yine de bu kırıntılar bir araya getirildiğinde, küçük bir dağ krallığını kuşatan büyük devletler arasında akrabalık, armağan ve ittifakla yol bulmaya çalışan temkinli bir hükümdarın çizgileri belirginleşir.

Hanedanın Kökeni ve Amaseia

II. Mithridates'in dedesi I. Mithridates, Mysia'daki Kios (Cius) şehrini yöneten Pers kökenli bir ailenin mensubuydu. Diadokhlardan Antigonos Monophthalmos, MÖ 302 dolaylarında Mithridates'in babasını Kassandros ile işbirliği yaptığı şüphesiyle öldürtmüş, oğlunu da öldürmeyi tasarlamıştı. Genç Mithridates, Antigonos'un oğlu Demetrios'un uyarısı sayesinde birkaç atlıyla Paflagonya'ya kaçıp Kimiata kalesine yerleşti. Etrafına toplanan askerlerle önce Pontus çevresinde bir hâkimiyet kurdu, MÖ 281 sıralarında ise kral unvanını aldı. Sonradan verilen Ktistes lakabı, kurucu anlamına gelir.

Hanedan bu Pers kökenini unutmadı, tersine onu bir meşruiyet dayanağı olarak özenle işledi. Polybios, II. Mithridates'in kızının Seleukos sarayına gelin gittiği yılları anlatırken bir ayrıntı kaydeder: Mithridates, Magus'u öldüren yedi Perslerden birinin soyundan geldiğini ileri sürüyor ve Dareios'un o aileye bağışladığı Karadeniz kıyısındaki krallığı ailesinin elinde koruduğunu söylüyordu. Bu iddia, Ahamenişlerin kuruluş efsanesine, Dareios'u tahta çıkaran yedi soylunun hikâyesine dayanır. Belgelerle doğrulanabilecek bir soy kütüğü değildir; ancak Pontus krallarının kendilerini Helenistik dünyaya nasıl tanıttığını gösteren erken tanıklıklardan biridir ve II. Mithridates'in sarayında dile getirildiği bilinmektedir.

Bu yeni devletin iç bölgedeki merkezi Amaseia idi. Pontus'un içi, kıyıdan Pontus Dağları ile ayrılan, Iris (Yeşilırmak) ve Lykos vadilerinin verimli topraklarından oluşuyordu. Kıyıda Sinope ve Amastris gibi Yunan şehirleri bulunurken, içeride küçük köyler ve birkaç büyük yerleşim vardı ve bunların en önemlisi Amaseia'ydı. Krallar sarayını burada kurmuş, mezarlarını da şehrin üstündeki kayalıklara oydurmuştu. Amaseia, yaklaşık MÖ 281'den MÖ 180'e kadar, bir asır boyunca hanedanın başkenti olarak kaldı. Hanedanda en çok kullanılan ad olan Mithridates, Mithra'nın verdiği anlamına gelir ve Pers dinî geleneğinin bu çevrede canlı kaldığını gösterir. Pontus kültürü, iç bölgede Pers ve Anadolu, kıyıda ise daha çok Yunan öğelerin ağır bastığı bir karışımdı.

Krallığın ekonomik temeli de bu coğrafyaya dayanıyordu. Nehir vadilerinde sığır sürüleri, darı ve kiraz, elma, armut gibi meyve ağaçları yetişiyordu. Kıyı şeridi kereste, balık ve zeytinle, dağlar demir ve gümüşle zengindi; Khalybler dağlarından çıkan çelik Yunanistan'da ün kazanmıştı. Krallık, eparkhia denen idari bölgelere ayrılmıştı. Amaseia ise nehrin üstünde kayalıklara yaslanan surlu bir şehirdi. Bu şehirden yüzyıllar sonra, kendisi de buralı olan coğrafyacı Strabon'un ayrıntılı tasvirleri sayesinde söz edebiliyoruz; Strabon, saray bölgesinde kralların anıt mezarlarının bulunduğunu da not eder.

I. Mithridates'in oğlu Ariobarzanes, babasıyla birlikte Anadolu'ya yeni geçmiş olan Galatlardan destek bulmuş ve Paflagonya'daki Amastris'i ele geçirmişti. Memnon bu kazancın ilginç bir hikâyesini anlatır: Herakleia Pontika halkı Amastris'i geri almak için hem savaşmış hem de para teklif etmişti, fakat şehri elinde tutan Eumenes, öfkesine kapılarak onu Herakleialılara satmaktansa Ariobarzanes'e karşılıksız teslim etmeyi yeğledi. Ariobarzanes'in saltanatı kısa sürdü. Ölüm yılı kesin değildir; kaynaklarda MÖ 258 ile 240 arasında bir tarih geçer, genel kabul gören hesap ise tahtın MÖ 250 dolaylarında oğluna kaldığı yönündedir.

Tahta Geçiş ve Galat Baskısı

Herakleia Pontika tarihçisi Memnon'a göre Ariobarzanes, Galatlarla bir anlaşmazlığın ortasında öldü ve oğlu Mithridates o sırada henüz gençti. Galatlar genç kralı hafife alıp ülkeyi yağmaladılar. Halk ağır bir sıkıntıya düştü ve Herakleialılar, Amisos'a tahıl göndererek Mithridates'in uyruklarının kendini doyurmasına yardım etti. Bu yardımın bedelini Herakleia ödedi: Galatlar, Pontus'a destek verdiği için bu kez Herakleia topraklarına yürüdü ve şehrin ülkesini elçi gönderilinceye kadar yağmaladı. Elçilik heyetinin başında tarihçi Nymphis vardı. Nymphis, Galat ordusunun tamamına beş bin, önderlerin her birine de iki yüzer altın ödeyerek onları ülkeden çekilmeye razı etti.

Bu küçük olaylar zinciri, II. Mithridates'in saltanatının hangi şartlarda başladığını açıkça gösterir. Pontus, kendi başına Galat akınlarını durduramayacak kadar zayıftı; kıyıdaki Yunan şehirleriyle kurulan yakınlık ise ilk kez gerçek bir sınava girmiş ve Herakleia, Pontus'a uzattığı yardımın bedelini altınla ödemişti. Mithridates daha tahta çıkarken krallığının küçük ve kırılgan bir devlet olduğunu görmüştü.

Mithridates'in gerçekten ne kadar küçük olduğu tartışmalıdır. Aynı Memnon'un bir başka bölümünde, Amastris'in Pontus'a katılması sırasında babası adına hareket eden Mithridates'ten söz edilir. Tahta çıkış tarihi de bilinmez. On dokuzuncu yüzyıl araştırmacılarından Clinton bu tarihi MÖ 242-240'a kadar indirmiş, Droysen ise MÖ 258'e kadar geri götürmüştü. MÖ 222'de evlenecek yaşta bir kızı bulunduğuna göre, tahtı devraldığı yılın MÖ 240'tan hayli önce olması gerekir. Memnon'un çocukluk anlatısı ile bu tarihler ancak, Mithridates'in çok genç yaşta tahta çıkıp uzun yıllar hüküm sürdüğü varsayımıyla bağdaşır; kaynaklar bu konuda daha fazla ayrıntı vermez.

Bu zayıflığa rağmen Pontus'un elinde birkaç sağlam dayanak vardı. Kurucu hükümdar I. Mithridates, Herakleia Pontika ile bir ittifak yapmıştı ve Galatlardan da destek görmüştü. Genç kralın başlangıçtaki yağma mağduriyeti, Galatların sonraki yıllarda Pontus'un müttefiki olmasına engel olmadı; nitekim Mithridates, Hierax'ın yanında savaşırken Galat birlikleriyle aynı safta yer aldı.

Seleukos Hanedanıyla Evlilik

Saltanatın en önemli olayı, MÖ 245'te patlak veren Üçüncü Suriye Savaşı'nın (Laodikeia Savaşı) çevresinde gerçekleşen evliliktir. Seleukos hükümdarı II. Seleukos Kallinikos, Mısır'daki Ptolemaioslarla çarpışırken Anadolu'daki arkasını sağlama almak istiyordu ve bu amaçla Mithridates'e bir evlilik ittifakı önerdi. Gelin, Seleukos'un kız kardeşi, II. Antiokhos Theos ile I. Laodike'nin kızıydı. Adı kaynaklarda genellikle Laodike olarak geçer, ancak bunun gerçek adı olup olmadığı bilinmez. Evlilik tarihi MÖ 245 ile 239 arasında bir yere yerleştirilir. Çeyiz olarak Phrygia, Mithridates'e bırakıldı.

Çeyiz meselesi, aradan bir buçuk asır geçtikten sonra bile Pontus'un siyasi hafızasında yaşıyordu. Iustinus'un, Pompeius Trogus'tan aktardığı uzun bir konuşmada VI. Mithridates Eupator, Romalılara karşı savaşın haklılığını anlatırken Büyük Phrygia'nın kendisinden haksız yere alındığını söyler. Ona göre bu topraklar, Romalıların Aristonikos savaşındaki yardımına karşılık babasına bıraktığı, daha önce de Seleukos Kallinikos'un atası Mithridates'e kızıyla birlikte çeyiz olarak verdiği bir ülkeydi. Bu aktarımda iki pürüz vardır. Gelin, diğer kaynaklarda Seleukos'un kızı değil kız kardeşidir. Konuşmada geçen "büyük dede" ifadesi de kuşak hesabına tam uymaz, çünkü II. Mithridates, VI. Mithridates'in büyük dedesinin babasıdır. Phrygia'nın gerçekte ne ölçüde Pontus yönetimine girdiği de belgelerle izlenemez. Çeyiz iddiasının en açık biçimde bir savaş propagandası metninde karşımıza çıkması, bu toprak bağışının sonraki kuşaklarca bir hak dayanağı olarak kullanıldığını düşündürür; bu bir çıkarımdır.

Bu evliliğin Pontus için ne ifade ettiğini anlamak için iki taraf arasındaki ağırlık farkına bakmak yeterlidir. Seleukoslar Asya'nın en büyük kraliyet evi, Mithridates ise Paflagonya'nın doğusundaki bir dağ krallığının hükümdarıydı. Seleukos hanedanı Anadolu'nun bu kesimine tam anlamıyla hâkim olamadığından, onu kılıçla boyun eğdirmek yerine evlilikle bağlamayı tercih etmişti. Mithridates ise bu bağ sayesinde yerel bir hanedan olmaktan çıkıp Helenistik dünyada tanınan bir güç oldu. McGing'e göre bu evlilik saltanatının en önemli olayıdır ve Pontus dış politikasındaki Seleukos yanlısı yönelimi güçlendirmiştir.

Kardeşler Savaşı'nda Pontus

Seleukos ailesinin içindeki gerilim kısa sürede Mithridates'i de ilgilendirir hâle geldi. En küçük oğul Antiokhos Hierax, babasının öldüğü MÖ 246'da on üç yaşındaydı. Bir yıl sonra, büyük olasılıkla annesi I. Laodike'nin etkisiyle ağabeyi Seleukos'tan Anadolu'nun yönetimini istedi ve bağımsızlığını ilan etti. Seleukos Mısır cephesinde meşgul olduğu için bunu bir süre kabullenmek zorunda kaldı. MÖ 241 dolaylarında Ptolemaios ile barış yapınca kaybettiği toprakları geri almak istedi ve iki kardeş arasında açık savaş başladı.

Mithridates bu savaşta, eşinin iki kardeşinden küçük olanı Hierax'ın yanında yer aldı ve Seleukos'a karşı savaştı. Hierax'ın yanında Kapadokya kralı III. Ariarathes, Bithynialılar ve çok sayıda Galat bulunuyordu. Bu geniş Anadolu koalisyonu, Ankyra'da (Ankara) yapılan savaşta Seleukos'un ordusunu yenilgiye uğrattı. Savaşın tarihi kaynaklarda farklı verilir: Mithridates'e ilişkin anlatılarda MÖ 235, Hierax'a ilişkin anlatılarda yaklaşık MÖ 239 geçer. Eusebios'un Ermenice kroniğine dayanan anlatıya göre Seleukos yirmi bin kadar askerini yitirdi ve kendisi güçlükle kurtuldu. Zaferin ardından Hierax Anadolu'ya hâkim oldu ve kendi adına sikke bastırdı.

Mithridates'in kararı, evliliğin getirdiği bağlılıkla çelişiyor gibi görünebilir. Oysa Hierax da kraliçenin kardeşiydi ve Seleukos'un zayıflaması Pontus'un Anadolu'daki hareket alanını genişletiyordu. Kimi araştırmacılar bu tercihte, kraliçenin Seleukos devletini zayıflatma arzusunun da payı olabileceğini düşünür; bu görüş bir yoruma dayanır ve belgelerle desteklenmiş bir olgu değildir. Her hâlükârda Mithridates, Seleukos ile bağını koparmadı. Kızlarının Seleukos prenslerine verilmesi, çatışma yıllarında bile iletişimin sürdüğünü gösterir.

Pontus sarayı ile Hierax arasındaki yakınlığın bir izi de Polybios'un pek dikkat çekmeyen bir notunda saklıdır. Pisidia'daki Selge şehrinin ileri gelenlerinden Logbasis, Polybios'a göre Trakya'da ölen Antiokhos'un, yani Hierax'ın uzun süreli dostu ve misafir ağırladığı biriydi. Sonradan Akhaios'un eşi olacak Laodike küçükken onun yanına verilmiş, Logbasis de kızı kendi kızı gibi büyütmüştü. Mithridates'in kızlarından birinin, Hierax'ın çevresindeki bir Pisidia soylusunun evinde yetiştirilmesi, iki saray arasındaki ilişkinin savaş ittifakından öte bir güvene dayandığını düşündürür. Kaynak bu düzenlemenin ne zaman ve neden yapıldığını söylemez, bu yüzden bağlantı bir çıkarım olarak kalır.

Hierax'ın sonu iyi olmadı. Bergama kralı I. Attalos, Galatları ve Hierax'ı birkaç savaşta yendi; Hierax MÖ 228 baharında Sardes yakınında bir kez daha bozguna uğradı, ardından Karia'da yenildi. Sonunda MÖ 226'da Trakya'da öldürüldü. Kaynaklar, Mithridates'in bu yenilgilerden zarar gördüğünü kaydetmez. Pontus'un batıdaki çatışmalardan uzak kalması, krallığın sınırlarını korumasına ve sonraki yıllarda evlilik siyasetini sürdürmesine imkân verdi.

Kızların Evlilikleri

MÖ 222 dolaylarında Mithridates, kızlarından ikisini Seleukos ailesinin içine gönderdi. Polybios'a göre bunlardan biri, adı annesi gibi Laodike olan kız, yeni tahta çıkan III. Antiokhos ile evlendi. Polybios gelinin yolculuğunu da anlatır: Kapadokya Pontika'dan gelen amiral Diognetos, kralın nişanlısı olan genç kızı Fırat geçidindeki Seleukeia'ya, yani Zeugma'ya getirdi. Antiokhos gelini görkemli bir törenle karşıladı ve düğünü krallara yakışır bir şatafatla hemen orada yaptı. Düğünün ardından Antakya'ya indi, Laodike'yi kraliçe ilan etti ve kendini yaklaşan savaşın hazırlıklarına verdi. Antiokhos, yani sonradan Büyük Antiokhos diye anılacak hükümdar, gelinin ilk kuzeniydi. Araştırmacılar, kıza Seleukos saray geleneğine uygun bir adın verilmesini, bu evliliğin doğumundan itibaren tasarlandığının işareti sayar.

Aynı yıllarda ikinci bir kız, yine Laodike adıyla, Antiokhos'un kuzeni Akhaios ile evlendi. Akhaios, Seleukos devletinin Anadolu'daki güçlü komutanlarından biriydi. Polybios onu, Seleukos'un eşi Laodike'nin kardeşi Andromakhos'un oğlu ve Kral Mithridates'in kızı Laodike'nin kocası olarak tanıtır. Böylece Mithridates, kızları aracılığıyla Seleukos hanedanının hem tahtta oturan koluyla hem de bu kolun yakınındaki komutanla bağ kurmuş oldu.

Bu ikinci evliliğin sonu acı oldu. Akhaios, Antiokhos doğudaki işlerle uğraşırken krallık tacını takarak Phrygia'daki Laodikeia'da kendini kral ilan etti ve Toros'un berisindeki Asya'ya hükmetmeye başladı. Antiokhos, Akhaios'u sonunda Sardes kalesinde kuşattı. Polybios'un ayrıntılı anlattığına göre Akhaios, kendisini kurtarmayı vaat eden Giritli Bolis'e güvenerek bir gece kaleden gizlice çıktı; tasarısını ancak son anda eşi Laodike'ye açtı ve kadın neredeyse aklını yitirecek kadar sarsıldı. Bolis ise onu Antiokhos'a teslim etti. Akhaios'un elleri ve ayakları kesildi, başı kesilip bir eşek derisine dikildi ve gövdesi çarmığa gerildi. Kalede kalan Laodike, ordugâhta kopan gürültüden kocasının akıbetini sezdi. Haberci geldiğinde kaleden önce yalnızca ağıt sesleri yükseldi; savunucular bir süre kararsız kaldıktan sonra biri Aribazos'un, öteki Laodike'nin yönetiminde iki gruba ayrıldı ve birbirine güvenmedikleri için kısa sürede teslim oldular. Laodike'nin bundan sonraki hayatı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmaz.

III. Laodike'nin sonraki hayatı ise bu siyasetin ne denli kalıcı sonuçlar verdiğini gösterir. Antiokhos'a sekiz çocuk doğurdu; bunların arasında IV. Seleukos Philopator, I. Kleopatra Syra ve sonradan IV. Antiokhos Epiphanes olarak tahta çıkacak olan, doğum adı Mithridates olan oğul vardı. Kocasının doğu seferinde oğlu Antiokhos'un ortak hükümdar ilan edildiği MÖ 210 civarında büyük olasılıkla naiplik yaptı. Sardes, Teos ve Iasos gibi şehirlerden kalan yazıtlar onun bağışçı olarak tanındığını gösterir. Örneğin Iasos'ta MÖ 196'da evlenecek kızların çeyizi için on bin medimnos buğday bağışlamıştır. Pontus kralının kızı böylece yalnızca bir diplomatik bağ olarak kalmamış, Seleukos devletinin yönetiminde kendi payını almıştı.

Yazıtlarda Laodike'den sıklıkla Antiokhos'un kız kardeşi ve kız kardeş-kraliçe olarak söz edilir, oysa ikisi ilk kuzendi. Bu söylem, çifte sadakat ve ortaklık imajı kazandırdığı gibi, kraliçeyi hanedanın tam üyesi olarak göstermeye de yarıyordu. İlk çocukları Antiokhos, babası Molon isyanına karşı sefere çıktığı sırada doğdu. Çift, MÖ 195'te kendi çocuklarından ikisini, Antiokhos ile Laodike'yi de evlendirerek kardeş evliliği geleneğini sürdürdü. Antiokhos MÖ 192'de Khalkisli Euboia ile ikinci bir evlilik yapınca Laodike, saray yaşamının kıyısına itildi.

Rodos'a Yardım ve Sinope Seferi

Mithridates'in dış politikası evliliklerle sınırlı kalmadı. MÖ 227'de Rodos şehri büyük bir depremle yıkıldığında, dönemin krallarının yardım yarışına o da katıldı. Polybios bu yardımları uzun bir listeyle sayar. Ptolemaios üç yüz talant gümüş, bir milyon artabe tahıl ve on beşli ile on üçlü kadırgaya yetecek kereste vaat etmiş, Antigonos binlerce kalas, demir ve zift göndermiş, Seleukos on donanımlı beşli kadırga ile iki yüz bin medimnos tahıl bağışlamıştı. Polybios bu büyük armağanların ardından, benzer bağışların Bithynia kralı Prusias, Mithridates ve dönemin öteki küçük Asya hükümdarlarınca da yapıldığını ekler. Mithridates'in gönderdiklerinin tek tek dökümü verilmez; adının Prusias ile birlikte anılması, Pontus'un Ege dünyasında itibar sahibi krallar arasında sayılmak istediğini düşündürür.

Aynı Rodos, birkaç yıl sonra Mithridates'in karşısındaki şehre yardım edecekti. MÖ 220'de Mithridates, Karadeniz kıyısındaki zengin ve güçlü Sinope'ye savaş açtı. Polybios bu savaşı, şehrin sonunda başına gelecek felaketlerin başlangıcı ve ilk vesilesi olarak anar. Sinopeliler yardım istemek için Rodos'a elçi gönderdi. Rodoslular üç görevli seçip onlara yüz kırk bin drahmi verilmesine karar verdi; bu görevliler Sinope'nin ihtiyaçlarını karşılayacaktı. Hazırlanan yardım listesi savaşın nasıl beklendiğini de gösterir: on bin küp şarap, üç yüz talant işlenmiş saç, yüz talant hazır yay kirişi, bin takım tam zırh, üç bin altın sikke ve topçularıyla birlikte dört mancınık.

Sinopelilerin korkusu, Mithridates'in şehri hem karadan hem denizden kuşatmasıydı. Polybios şehrin konumunu bu korkuyu açıklamak için tarif eder. Sinope, Karadeniz'in güney kıyısında, açık denize uzanan bir yarımadanın üzerindeydi. Yarımadayı Asya'ya bağlayan boyun iki stadionu geçmiyordu ve şehir bu boynu tamamen kapatıyordu. Yarımadanın geri kalanı düzdü ve şehre kolay bir yaklaşım sunuyordu, fakat deniz tarafı sarp, demirlemesi güç ve az sayıda iskeleye elverişliydi. Sinopeliler, Mithridates'in kara tarafında kuşatma setleri kurarken karşı kıyıdan asker çıkarıp şehre bakan düzlüğü tutmasından çekiniyordu. Bu yüzden yarımadanın denizle çevrili kesimini baştan sona tahkim ettiler, denizden yaklaşma yollarını kazık ve çitlerle kapattılar, uygun yerlere asker ve mermi yığdılar.

Sinope yalnız Rodos'a başvurmadı. İstanköy (Kos) Asklepieion'unda bulunan bir yazıt, Sinope halkının savaş sırasında Kosluların elçi olarak gönderdiği Polytion oğlu Dionnos'u onurlandırdığını kaydeder. Karar metnine göre Dionnos ne zahmetten ne tehlikeden kaçmış, halka ve kendisine başvuran yurttaşlara yardım etmişti; Sinope halkı onu altın taçla ödüllendirdi ve bu taçlandırmanın hem Sinope'deki oyunlarda hem Kos'taki Dionysia ve büyük Asklepieia yarışmalarında ilan edilmesini kararlaştırdı. Yazıt yaklaşık MÖ 220'ye tarihlenir ve yayımcıları onu büyük olasılıkla Mithridates'e karşı verilen bu savaşla ilişkilendirir. Metin kral adını anmaz, bu yüzden bağlantı kuvvetli bir olasılık olarak kalır.

Bütün bu hazırlıkların sonunda Mithridates kenti zayıflatmayı başaramadı. Şehir Pontus krallarının eline ancak MÖ 183'te, I. Pharnakes döneminde geçti. Bu başarısızlık, krallığın deniz kıyısına ulaşma çabasının ne kadar zor olduğunu gösterir. Sinope'nin alınması sonraki kuşağa kaldı ve kent, sonradan krallığın başkenti oldu.

Kral Mezarları Arasındaki Yeri

Amasya'da Harşena Dağı'nın eteğindeki kayalıklarda, saray alanının hemen üstünde beş büyük kral mezarı bulunur. Bu mezarlar Pontus Krallığı'ndan kalan en etkileyici ve neredeyse tek ayakta kalan kalıntılardır. Amaseia'nın başkent olduğu yüzyılda burada I. Mithridates, Ariobarzanes, II. ve III. Mithridates ile I. Pharnakes hüküm sürdü. Mezarların hiçbirinde sahibinin adını veren bir yazıt yoktur. Bu yüzden hangi mezarın hangi krala ait olduğu, mimari ayrıntılara ve yapım sırasına dayanan bir akıl yürütmeyle belirlenmeye çalışılır.

Alman arkeolog Robert Fleischer, 2002'de mimar Falko Ahrendt-Flemming ve arkeolog Nicole Birkle ile birlikte mezarları ölçüp çizdi ve sağdan sola A-E harfleriyle adlandırdı. A, B ve C doğuda, saray kalıntılarının yakınında; D ve E batıda yer alır. Fleischer'e göre doğudaki üç mezarın yapım sırası A, B, C değil, A, C, B'dir. B mezarı en son yapılmış ve A ile C'nin arasına büyük bir emekle sıkıştırılmıştır; surlu saray alanının üstündeki kayalıklarda başka yer kalmadığı için sonraki iki mezar uzağa, batıya açılmak zorunda kalınmıştır. Bu sıralamaya göre Fleischer, A mezarını I. Mithridates'e, C'yi Ariobarzanes'e, B'yi II. Mithridates'e, D'yi III. Mithridates'e ve E'yi I. Pharnakes'e bağlar.

Bu önerinin doğru olması hâlinde II. Mithridates'in mezarı, ön yüzünde dört sütunlu bir revak ve üçgen bir alınlık taşıyan B mezarıdır. Mezarın sağ parastasının iç yüzünde Attik bir sütun kaidesinin izleri korunmuştur; bu da dört sütunun aynı biçimde kaideli ve İon başlıklı olduğunu gösterir. B, çevresindeki koridoru tamamen işlenmiş üç mezardan biridir. Mezarları kayanın içinde serbest duran binalar gibi göstermek için çevrelerine koridor açılması planlanmıştı; bu düzenin örnekleri MÖ 4. yüzyılda Karia'da, Kaunos ve Telmessos'ta bulunur. Bütün kral mezarlarında olduğu gibi B'nin mezar odasına girişi de yüksekte, ancak merdivenle ulaşılabilecek bir yerdedir. Fleischer bu yüksek girişleri İran'ın temizlik kurallarıyla açıklar ve Nakş-ı Rüstem ile Persepolis'teki Ahameniş kral mezarlarını örnek gösterir. Oda küçüktür ve yalnızca bir ya da çok az sayıda ölüye yer verecek biçimde tasarlanmıştır.

Bu atfın bir öneri olduğunu akılda tutmak gerekir. Fleischer'in kendi metninde bir yerde B mezarından Ariobarzanes'in mezarı diye söz edilmesi, sıralamanın yayımlanmış hâlinde bile tam oturmadığını gösterir. Yine de mezar sırasına dayanan bu yorum, yerel geleneğin bütün kayalıkları tek bir kral ailesine bağlayan genel anlatısından daha somut bir çerçeve sunar. II. Mithridates'in Pers kökenini vurgulayan sarayı ile Yunan tapınak cephesini andıran, ama girişini İran usulüyle yükseğe yerleştiren bir mezar arasındaki uyum, Pontus kültüründeki ikili yapının taştaki karşılığı olarak okunabilir; bu son değerlendirme bir yorumdur.

Sikke Meselesi

Eski anlatılarda krallığın ilk sikke basımının II. Mithridates'in saltanatında başladığı öne sürülür. Kimi özet çalışmalar, ilk Pontus sikkelerinin bu dönemde Büyük İskender'in portreli sikkelerini taklit eden basımlar olabileceğini yazar. Sikke çalışmaları ise Pontus'un ilk kraliyet sikkelerini III. Mithridates'ten V. Mithridates'e uzanan dönemde arar ve kendi portresini sikkeye koyan ilk Pontus hükümdarı olarak III. Mithridates'i gösterir. Bu nedenle II. Mithridates'in kendi adına para bastırdığı belgelerle desteklenmez ve kesin bir olgu olarak aktarılamaz; İskender tipi taklit basımların onun dönemine ait olması ise bir olasılık olarak kalır.

Yerel Tarih Yazımında II. Mithridates

Amasya'nın büyük yerel tarihçisi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde Pontus krallarını "Mihridâdlar" başlığı altında uzun uzun anlatır. Onun sıralaması bugünkü numaralandırmayla uyuşmaz: Pers valileri döneminden gelen Mihridâdları da saydığı için, bugün I. Mithridates Ktistes diye bilinen kurucuyu "Üçüncü Mihridâd" olarak anar. Hüsâmeddîn'in "Dördüncü Mihridâd" dediği hükümdar, hicretten 888 yıl önce Amasya hükümdarı olmuş, kırk dört yıl hüküm sürmüş ve hicretten 844 yıl önce ölmüştür. Bu tarihlerin güneş yılına çevrilmesi, saltanatın aşağı yukarı MÖ 240 ile MÖ 197 arasına düştüğünü verir; bu çevirme bizim hesabımızdır ve Hüsâmeddîn'in hükümdarını bugünkü II. Mithridates'in dönemiyle buluşturur.

Hüsâmeddîn bu hükümdara iki önemli iş yükler. Ona göre Dördüncü Mihridâd, Amasya'nın doğu boğazını korumak için Yeşilırmak ile Kelkit Irmağı'nın birleştiği yerde bir kale ve önünde bir kasaba yaptırmış, buraya "Baturya, Paturya" adını vermiş, yer sonradan "Opaturya" diye anılmıştır. Yazar, Yunanlıların bu krala verdiği "Filapatur" lakabını da Türkçe "batur", yani kahraman sözüyle açıklar ve Opaturya kasabasının kendi zamanında artık bulunmadığını not eder. Ayrıca bu hükümdarın Canik, Sinop ve Trabzon taraflarındaki kavimleri savaşla itaate aldığını, donanma hazırlayıp kıyıları koruma altına aldığını yazar. Hüsâmeddîn, Ahmed Midhat Efendi'den aktardığı bir pasajla Amasya'nın Pontus krallarının merkezi olduğunu ve şehrin çevresindeki kayalara oyulmuş mağaraların bu kralların mezarları olarak bilindiğini de belirtir.

Bu anlatı, antik kaynaklarla birçok noktada çelişir. Philopator lakabı bugün II. Mithridates'e değil, MÖ 2. yüzyılın ortasında hüküm süren IV. Mithridates Philopator Philadelphos'a bağlanır. Yeşilırmak ile Kelkit'in birleştiği yerde II. Mithridates döneminde bir kale ya da kasaba kurulduğunu gösteren bir antik kaynak, incelenen kaynaklar arasında bulunmamaktadır. Sinope'nin II. Mithridates döneminde alınamadığı ve Pontus'a ancak MÖ 183'te geçtiği de Polybios'tan bilinmektedir; Hüsâmeddîn'in kıyıların itaat altına alındığı yolundaki anlatısı bu yüzden II. Mithridates'in dönemine uymaz. Yazarın etimolojik açıklamaları da kendi yorumudur ve başka kaynaklarda doğrulanamamıştır. Bununla birlikte Hüsâmeddîn'in eseri, yirminci yüzyıl başında Amasya'da Pontus krallarının nasıl hatırlandığını ve şehrin kendi geçmişini bu hanedanla nasıl ilişkilendirdiğini gösteren değerli bir belgedir.

Ölümü ve Mirası

II. Mithridates'in ölüm tarihi bilinmez. Hükümdarlığın sonu için MÖ 220, MÖ 210, hatta MÖ 189 gibi farklı yıllar önerilir; Clinton ölümünü tahminen MÖ 190 dolaylarına yerleştirmişti. Yerine, Laodike'den olan oğlu III. Mithridates geçti. Ondan sonraki yıllarda Pontus kaynaklardan neredeyse silinir. III. Mithridates'in varlığı bile bazı araştırmacılarca tartışılır, ancak Appianos'un Mithridates Eupator'u hanedanın sekizinci kralı saymasıyla bu hükümdarın hesaba katılması gerekir. Eski kimi sözlüklerde ise II. Mithridates'in yerine doğrudan oğlu Pharnakes'in geçtiği yazılır; bu, III. Mithridates'in kaynaklardaki silikliğinin bir sonucu olmalıdır.

Mithridates'in asıl mirası, Pontus'un Helenistik krallıklar arasında kabul görmüş bir hanedana dönüşmesidir. Torunu I. Pharnakes kıyıdaki Yunan şehirlerini ele geçirdi, soyundan gelen VI. Mithridates Eupator ise Roma'ya karşı üç savaş verdi ve onun Roma'ya karşı ileri sürdüğü haklar arasında, II. Mithridates'in evliliğiyle gelen Phrygia çeyizi de anıldı. Mithridates adı Seleukos sarayına da girmişti: kızı III. Laodike'nin oğlu, doğum adı Mithridates olan ve sonradan IV. Antiokhos Epiphanes adıyla tahta çıkan prens, dedesinin adını taşıyordu. Amaseia'daki kaya mezarları da bu hanedanın iç bölgedeki ilk yüzyılından bugüne kalan en görünür izdir; bunlardan birinin, büyük olasılıkla B mezarının, II. Mithridates'e ait olduğu düşünülmektedir.

Kronoloji

MÖ 281: I. Mithridates Ktistes kral unvanını alır; Pontus Krallığı kurulur.

MÖ 266: Ariobarzanes tahta geçer.

Yaklaşık MÖ 250: II. Mithridates tahta geçer; yıl kesin değildir.

Yaklaşık MÖ 249: Galatlar Pontus'u yağmalar; Herakleia, Amisos'a tahıl gönderir, ardından Nymphis'in elçiliğiyle Galatlara fidye öder.

MÖ 245: Üçüncü Suriye Savaşı başlar; Seleukos II ile Mithridates arasındaki evlilik ittifakı MÖ 245 ile 239 arasına yerleştirilir.

Yaklaşık MÖ 239-235: Antiokhos Hierax ve müttefikleri Ankyra'da II. Seleukos'u yener; kaynaklar tarih konusunda ayrışır.

MÖ 228: Hierax, Attalos'a karşı Sardes yakınında yenilir.

MÖ 227: Rodos'u yıkan depremin ardından Mithridates de armağan gönderir.

MÖ 226: Hierax Trakya'da öldürülür.

Yaklaşık MÖ 222: Kızı Laodike, Zeugma'da III. Antiokhos ile evlenir ve Antakya'da kraliçe ilan edilir; bir başka kızı Akhaios ile evlenir.

MÖ 220: Mithridates Sinope'ye savaş açar; Rodos şehre para, şarap, zırh ve mancınık gönderir. Mithridates kenti alamaz.

MÖ 220 ile 210 arası: II. Mithridates ölür, yerine III. Mithridates geçer. Tarih kesin değildir.

MÖ 183: Sinope, I. Pharnakes döneminde Pontus'un eline geçer.

2002: Robert Fleischer ve ekibi Amasya'daki kral mezarlarını belgeler; B mezarı II. Mithridates'e atfedilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar