Kimi tatlıların adı, yapılışındaki bir aletten gelir ve bu ad, tatlının nasıl yapıldığını da kendiliğinden anlatır. Kalbur tatlısı böyle bir örnektir. Adını, hamur parçalarına desen verilen kalburdan alır; Amasya'da aynı tatlıya halbur tatlısı da denir. Düğün, bayram ve benzeri kalabalık sofralarda tepsiler dolusu hazırlanan, cevizli, şerbetli, avuç içine sığan bu küçük tatlı, Anadolu'nun başka şehirlerinde de bilinir, ama Amasya mutfağında kendine ait bir ölçü ve alışkanlıkla yapılır. Türk mutfağında kalburabastı adıyla tanınan tatlının Amasya'daki kullanımı, hem adı hem tarifi bakımından yöreye özgü ayrıntılar taşır.

Adı ve Anlamı

Kalbur, iri taneli maddeleri ayırmak için kullanılan, delikleri büyük ya da telleri seyrek eleğin adıdır. Türk Dil Kurumu sözcüğün kökenini Arapça ġirbāl olarak gösterir; yani tatlıya adını veren alet, Türkçeye çok eskiden yerleşmiş bir alıntı sözcükle anılır. Kalburabastı sözcüğü, hamurun bu eleğin üzerine bastırılarak şekillendirilmesinden doğar. Türk Dil Kurumu sözlüğü tatlıyı, beze biçimine getirilmiş hamur parçasının yassılaştırılıp ortasına ceviz içi ve yağ konarak fırında pişirilen ve piştikten sonra üzerine soğuk şeker şerbeti dökülen bir tatlı türü olarak tanımlar. Elek telinin hamurda bıraktığı kabartılı, gözenekli yüzey, tatlının en kolay tanınan özelliğidir. Aynı tatlı ülkenin çeşitli yerlerinde hurma, halbur tatlısı ve Aksaray şeker böreği gibi adlarla anılır. Yurt dışında da hurmašice ya da hurme gibi adlarla anılan benzerleri vardır; Bosna-Hersek'te hurmašice, eski Yugoslavya'nın başka yerlerinde urmašice adı kullanılır.

Hurma adı ise tatlının boyutu ve biçimiyle ilgilidir. 1844 tarihli ilk matbu yemek kitabında hamur "hurma miktarı" kesilir; Şanlıurfa'daki tarifte de ceviz büyüklüğünde alınan parçalara "hurma şekli" verilir. Tatlının içinde hurma meyvesi bulunmaz. Adın, bir hurma tanesi büyüklüğündeki uzunca, oval parçaların meyveye benzetilmesinden geldiği düşünülebilir; kaynaklar bu benzetmeyi açıkça yazmaz, yalnızca ölçü ve biçim olarak hurmayı anar, dolayısıyla bu bir çıkarımdır.

Amasya'da tatlı çoğu zaman kalbur tatlısı, kimi anlatımlarda kalbura bastı ya da kalburabastı diye yazılır. Halbur biçimi, kalbur sözcüğünün yöre ağzındaki söylenişidir ve Şanlıurfa'da da aynı ad kullanılır. Amasya yemeklerini tanıtan bir yeme içme rehberinde yöreye özgü yemekler arasında çatal çorba, helle çorbası, toyga çorbası, cilbir, bakla dolması, hengel, gömlek kadayıfı, zerdali gallesi ve vişneli ekmekle birlikte halbur tatlısı da geçer. Amasya'nın yöresel tatlıları sayılırken kalbur tatlısı, dene hasudası, kuymak, yuka tatlısı, ayva gailesi, zerdali gailesi, gömlek kadayıfı, höşmerim, gelin parmağı, şeker böreği, unutma beni ve vişneli ekmek gibi adların arasında yer alır. Bu liste, ilin kültür ve turizm kayıtlarındaki yöre mutfağı bölümünde yer alır.

Yazılı Kayıtlarda Kalburabastı

Tatlının yazılı geçmişi, Osmanlı yemek kitaplarına uzanır. Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne hocalarından Mehmed Kâmil'in kaleme aldığı ve 1844'te taşbaskı olarak basılan Melceü't-Tabbâhîn, ilk matbu Türkçe yemek kitaplarından biri olarak anılır ve içinde bu tatlının tarifi yer alır. Kitapta tatlı kalburabastı adıyla anılmaz, hurma adıyla geçer. Tarifin özgün metni şöyledir: "Tarîk-i tabhı: Yarım kıyye miktarı dakîk-i hâstan eleyip vasat kepçe ile bir kepçe erimiş rûgan-ı sâde ve kabul ettiği kadar durulmuş küllü su ve az tuz ile gereği gibi yoğurup el ile oklava gibi uzatıp hurma miktarı bıçak ile kestikten sonra tek tek ince çubuklu sepet üstünde yuvarlayıp kızgın yağda kızartıldıkça kepçe ile çıkarıp kıvamlıca kaynar asel veya şeker içine atıp bir miktar durdukta yine çıkarıp tabağa nizamiyle istif ve tenâvül buyrula."

Bugünkü dille tarif şunu söyler: Yarım kıyye elenmiş en iyi un, orta boy bir kepçe erimiş sadeyağ, kabul ettiği kadar külle durulmuş su ve az tuzla yoğrulur, elle oklava gibi uzatılır, hurma büyüklüğünde bıçakla kesilir, ince çubuklu bir sepetin üzerinde tek tek yuvarlanır. Parçalar kızgın yağda kızartılır, kaynar bal ya da şekerli şerbete atılır, bir süre bekletilip tabağa düzenle dizilir. Metindeki dakîk-i hâs has un, yani en ince ve beyaz un; rûgan-ı sâde sadeyağ; asel ise baldır. Kıyye, yaklaşık 1,282 kilogramlık bir ağırlık ölçüsüdür; yani tarifin una verdiği miktar yarım kıyye, kabaca 640 gram kadardır. Tarifte geçen külle durulmuş suyun, külü dibe çöktürülmüş berrak kül suyu olduğu ve kabartma tozunun bilinmediği bir dönemde hamura gevreklik kazandırmak için kullanıldığı düşünülebilir; tarif bunun amacını açıklamaz, dolayısıyla bu bir çıkarımdır.

Melceü't-Tabbâhîn'in tatlıları, bugün gastronomi araştırmalarında ayrıca incelenen bir konudur. Kitabı günümüze uyarlayan Osman Güldemir, 2010 tarihli yüksek lisans tezinde özgün metinde başlık bulunmadığı için tariflere içeriklerine uygun adlar vermiş ve tatlıları hamur tatlıları, sütlü ve hafif tatlılarla şekerlemeler ve meyveli tatlılar olmak üzere üç grupta toplamıştır. Bu sınıflandırmada hurma tarifi "kalbura bastı" adıyla, lokma, irmik tatlıları, kurabiyeler ve çeşitli kadayıflarla birlikte yirmi bir tatlıdan oluşan "kadayıflar, lokmalar ve diğer hamurlular" grubuna girer. Abdullah Badem'in 2024'te bu tez ile Günay Kut ve Turgut Kut'un kitaba ilişkin neşrini temel alarak yaptığı değerlendirmeye göre Osmanlı mutfağında on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar en çok tüketilen tatlılar lokma, lalanga ve kadayıftır. Kızgın yağda pişirilip şerbete atılan eski hurma tarifinin, yapılışıyla bu lokma ailesine yakın durduğu düşünülebilir; tatlının sonradan fırında pişen, cevizli bir hamur işine dönüşmesi ise bugünkü yöresel tariflerde görülür. Aynı kitaptaki tariflerden yararlanılarak 1864'te Londra'da İngilizce basılan ve Türabi Efendi imzası taşıyan yemek kitabında hurma tarifinin yer alıp almadığı tarafımızdan görülemedi.

Bu eski tarifle bugünkü Amasya tarifi arasında iki fark göze çarpar. Birincisi pişirme yöntemidir. Mehmed Kâmil hamuru kızartır, Amasya'nın bugünkü tarifinde ise tatlı fırında pişer. İkincisi, eski tarifin içinde ceviz anılmaz; hamur ince çubuklu bir sepetin üzerinde şekillendirilir. Yine de temel fikir aynıdır: Küçük hamur topları bir elek ya da sepetin telli yüzeyinde yuvarlanarak desenlendirilir ve ardından şerbetle buluşturulur. Şanlıurfa tarifinde de parçaya hurma biçimi verildiği söylenir. Bu nedenle tatlıya hurma, halbur ya da kalbura bastı denmesi aynı tatlının farklı adlandırmalarıdır, ayrı tatlılar sayılmaz.

Amasya Usulü Tarif

Amasya Valiliği'nin Amasya Mutfağı Kitabı'nda yer alan ve ulusal kültür portalında da yayımlanan tarif, tatlıyı şöyle hazırlar. Unun ortası havuz gibi açılır. Bu havuza 200 gram tereyağı, iki yumurta, bir tutam tuz, iki kaşık yoğurt, bir paket vanilya ve bir paket kabartma tozu konur; bir su bardağı ceviz de hazırlıkta bulunur. Un miktarı tarifte açıkça belirtilmez, hamurun kıvamı bunun yerine bir benzetmeyle verilir: Hamur kulak memesi yumuşaklığına gelene kadar yoğrulur. Kulak memesi yumuşaklığı, ne sert ne yapışkan, elde rahatça şekil alan bir hamuru tanımlar.

Yumurta büyüklüğünde bir parça alınır, ortasına ceviz konur ve parça kalburun arkasında elle döndürülerek şekil verilir. Burada hamurun içine kırık ya da dövülmüş ceviz yerleştirilir; hamur, cevizi sarar ve kalburun telli yüzeyine temas ettiği yerde desenlenir. Parçalar tepsiye dizilir ve 150 derecede 30 ile 35 dakika pişirilir. Isı düşük tutulduğu için hamur kızarmadan, altın rengini alarak ve içi pişerek olgunlaşır. Piştikten sonra tatlının üzerine, kaynatılıp soğutulmuş şerbet dökülür. Şerbet için 1,5 kilogram toz şeker, bir litre su ve yarım limonun suyu kullanılır.

Aynı tarifin dolaşımdaki başka bir yazımında küçük ama dikkate değer farklar vardır. Bu sürümde tereyağının yerinde bir paket margarin durur, fırın ısısı derece verilmeden "orta ısı" diye anılır; un yine "malzemelere yetecek kadar" denerek ölçüsüz bırakılır, yumurta, tuz, yoğurt, vanilya, kabartma tozu, ceviz ve şerbet ölçüleri ise aynıdır. Yumurta büyüklüğündeki parçanın içine ceviz konup kalbur üzerinde şekil verilmesi, 30 ile 35 dakika pişirilmesi ve soğuk şerbetle buluşturulması da değişmez. Tereyağı ile margarinin aynı tarifin iki yazımında yer değiştirmesi, ev mutfağında yağ seçiminin zamanla ve hanelere göre değiştiğini gösteriyor olabilir; hangisinin daha eski olduğunu gösteren bir kayıt bulunamadığından bu bir çıkarımdır.

Şerbetin soğuk, tatlının ise sıcak olması şerbetli tatlıların genel kuralıdır ve Amasya'nın kalbur tatlısı için de geçerlidir. Sıcak hamur, soğuk şerbeti çabuk emer; böylece tatlının dışı ıslanıp dağılmaz, şerbet içine işler. Hamurun bir kısmı yumuşar, yüzeydeki girinti ve çıkıntılar ise gevrekliğini bir süre korur. Amasya tarifinin dayandığı kaynakların hepsi şerbetin soğutulduğunu belirtir; ılık şerbetin kullanıldığına dair bir kayıt bulunmaz. Bu kural her yörede aynı biçimde uygulanmaz: Aksaray'ın tescilli tarifinde pişen hamur önce oda sıcaklığına kadar soğutulur, şerbet ise 35 dereceye inince, yani ılıkken dökülür. Şerbet miktarı da Amasya'da yüksektir: Tarifteki oran, tatlının bol şerbetli bir tatlı olarak düşünüldüğünü gösterir.

Hamurun Bileşimi ve Yüzeydeki Desen

Amasya tarifinde kullanılan malzemeler sade, ama dengelidir. Tereyağı hamura kolay dağılan, kısa bir doku verir; yumurta hamuru bir arada tutar; yoğurt ve kabartma tozu hamuru hafifletir. Hamurun içine konan ceviz, Amasya mutfağında başka tatlı ve hamur işlerinde de sık görülen bir malzemedir. Şehrin en tanınmış hamur işlerinden Amasya çöreği ceviz ve haşhaşla hazırlanır; yağlıda da yağ, ceviz ve haşhaş tohumu karışımı kullanılır; unutma beni, yuka tatlısı ve elma tatlısı gibi tatlılar da cevizle tamamlanır. Ceviz bu mutfakta, yöre ürünlerinin tatlı ve hamur işlerinde yaygın bir tamamlayıcıdır.

Desenin işlevsel bir yanı da vardır. Kalburun ya da rendenin telli yüzeyine bastırılan hamurda küçük girinti ve çıkıntılar oluşur; bu girintiler şerbeti tutar, her lokmanın tatlılık dengesini bozmadan hamurun içine işlemesini kolaylaştırır. Böylece süs ile işlev bir arada ortaya çıkar. Kalburun geçmişte hemen her evde bulunan bir mutfak aleti olması da tatlının yaygınlaşmasını kolaylaştırmış olmalıdır; özel bir kalıba ya da aygıta gerek kalmadan, evde olan bir araçla tatlıya kimlik kazandırılmıştır. Bazı yörelerde kalbur yerine rendenin kalın yüzü ya da süzgeç kullanılır. 1844 tarifindeki ince çubuklu sepet de aynı işi gören, telli ya da çubuklu bir yüzeydir; aletin adı yöreden yöreye ve dönemden döneme değişse de hamura iz bırakan dokulu yüzey fikri sabit kalmıştır.

Başka Yörelerdeki Biçimleri

Tatlı yalnız Amasya'ya ait sayılmaz; Anadolu'nun birçok yerinde kendine özgü bir biçimde yapılır. Aksaray'da aynı tatlı Aksaray şeker böreği adıyla bilinir ve coğrafi işaretle korunur. Aksaray Belediyesi'nin 26 Temmuz 2021'de yaptığı başvuru, 20 Nisan 2022'de mahreç işareti olarak tescil edilmiş, koruma başvuru tarihinden başlatılmıştır. Aksaray usulünde kuyruk yağı, tereyağı, margarin, buğday unu, yoğurt, yumurta, kabartma tozu ve ceviz içi kullanılır; oval biçimdeki hamur kalbura bastırılarak şekillendirilir, bu yüzden yüzeyi gözeneklidir ve tatlı kalburabastı adıyla da bilinir. Aksaray'da tatlı kız isteme törenlerinde, mevlitlerde, düğünlerde ve bayramlarda ikram edilir; tok tuttuğu için Ramazan'da iftar ve sahurda da sık tüketilir. Tescil belgesi tatlının geçmişini Osmanlı mutfağına bağlar.

Tescil belgesindeki üretim yöntemi, Amasya tarifinden birkaç noktada belirgin biçimde ayrılır. Aksaray'da margarin eritilir, tereyağı ve unun bir kısmı eklenerek un pembeleşinceye kadar kavrulur, ayrı bir tencerede eritilen kuyruk yağı da bu karışıma katılıp soğumaya bırakılır. Ardından yoğurt, yumurta, unun kalanı, ceviz içi ve kabartma tozuyla birlikte, Amasya'daki gibi kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yoğrulur. Bu kavrulmuş un ve kuyruk yağı aşaması, Amasya'nın sade tereyağlı hamurunda bulunmaz. Ceviz de Amasya'daki gibi parçanın içine konmaz, hamura katılır. Hamur ceviz büyüklüğünde yaklaşık yirmi beş parçaya bölünür, kalburun üzerinde bastırılarak yarım santim kalınlığında yassı ovaller hâline getirilir ve 180 derecede, yüzeyinde çatlaklar oluşup kızarana kadar pişirilir. Şerbet 300 gram şeker, 400 mililitre su ve birkaç damla limonla kaynatılır; tatlı en az yarım saat şerbet çektikten sonra sunulur. Belgeye göre üretimin bütün aşamaları Aksaray il sınırları içinde yapılmalı ve belediye, il tarım ve kültür turizm müdürlüklerinden birer uzmanın oluşturduğu kurul yılda bir kez denetim yapar.

Şanlıurfa'da halbur tatlısı adıyla bilinen tarif Amasya'nınkinden belirgin biçimde ayrılır. Un, tuz ve kabartma tozu, dağlanmış sıcak yağın üzerine boşaltılır, kaşıkla ve sonra elle çiğ köfte gibi yoğrulur; ortası açılıp iki yumurta, sirke ya da limon suyu ve az su eklenerek katı bir hamur elde edilir. Ceviz büyüklüğünde alınan parçalar halburun ya da süzgecin sırtında parmakla bastırılarak yuvarlanır ve hurma biçimi verilir. Parçalar yağda kızartılır, önceden hazırlanıp soğutulmuş şeker, su ve limon suyu şerbetine atılır. Bu tarif, Mehmed Kâmil'in 1844 tarihli hurma tarifine, Amasya'dakinden daha yakın görünür.

Sivas usulünde ise 250 gram yağ, bir yemek kaşığı yoğurt, bir yumurta, vanilya, üç su bardağı un, kabartma tozu ve bir su bardağı iri kırılmış ceviz kullanılır; hamur buzdolabında yarım saat dinlendirilir, ceviz sonradan eklenir ve parçalar rendenin kalın tarafına bastırılarak elips biçimi verilir. Tatlı 180 derecede yaklaşık 40 dakika pişirilir ve soğuk şerbetle buluşturulur; servisten önce şerbetin tamamen çekilmesi beklenir. Dört yörenin tarifleri arasında temel farklar şunlardır: Şanlıurfa'da hamur kızartılır, Amasya, Aksaray ve Sivas'ta fırında pişirilir; Amasya'da ceviz parçanın içine yerleştirilir, Aksaray ve Sivas'ta hamura katılır; Amasya hamurunda tereyağı ve yoğurt bulunurken Aksaray'da kuyruk yağı ve kavrulmuş un da kullanılır; Amasya'da sıcak tatlıya soğuk şerbet dökülürken Aksaray'da soğumuş tatlıya ılık şerbet dökülür.

Amasya Sofrasında Yeri

Kalbur tatlısı, Amasya'nın şerbetli tatlı geleneği içinde, daha ağır ve tok tutan bir tatlıdır. Şehrin tatlı çeşitleri arasında yuka tatlısı, unutma beni, dene hasudası, ayva ve zerdali gailesi, gömlek kadayıfı ve vişneli ekmek yer alır. Yuka tatlısı, kurutulmuş ince yufkalar ve cevizle hazırlanır ve üzerine şerbet eksik edilmez. Unutma beni, bayat tam buğday ekmeğinin üzüm pekmezi, şeker ve cevizle ıslatılmasıyla yapılır ve coğrafi işaretle tescillidir. Vişneli ekmek, tereyağında kızartılan ekmek dilimlerinin şekerli vişneyle buluşmasından doğar. Bu tatlıların hemen hepsinde ceviz ve şerbet ortaktır; kalbur tatlısı, bu ortak ögeleri hamur işi biçiminde sunan, elde tutulup yenebilen bir örnektir.

Amasya mutfağı, sofrayı doyurucu olmanın yanında bir buluşma ve paylaşma yeri olarak da düşünür. Yöre mutfağına ilişkin kayıtlarda keşkek, bakla dolması ve toyga çorbası gibi yemeklerin düğünlerde, bayramlarda ve kalabalık davetlerde hazırlandığı belirtilir. Kalbur tatlısı küçük parçalar hâlinde yapıldığı ve tepsiye dizilebildiği için bu tür kalabalık sofralara uygundur. Aksaray'da düğün, kız isteme ve mevlit gibi törenlerde ikram edilmesi de benzer bir kullanıma işaret eder; kimi genel kaynaklar da kalburabastıyı Ramazan ve Kurban bayramlarında hazırlanan tatlılar arasında sayar. Amasya için bu kullanımı doğrudan belgeleyen ayrıntılı bir yazılı kayıt bulunmadığından, anlatım yerel sofra geleneği ve komşu yörelerdeki uygulama üzerinden kurulur. Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi ile Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları'nda da bu tatlıya ilişkin bir kayıt bulunamadı.

Tatlının hazırlığı çoğu zaman tek kişinin işi değildir. Hamurun yoğrulması, cevizin ayrılması, her bir parçanın içine doldurulup kalburda döndürülmesi uzun süren bir iştir ve düğün ya da bayram öncesinde, bir araya gelen aile ve komşu kadınlar arasında paylaşılır. Böyle hazırlıklarda kimi kadın yoğurur, kimi ceviz doldurur, kimi desen verir. Bu ortak emek, tatlıyı bir tepside sunulan ürün olmaktan çıkarıp bir toplanma vesilesi hâline getirir. Yöre mutfağı üzerine yazılan bir derlemede Amasya'da her törende estetiğin ön planda olduğu, ikramın güler yüzle, müzik eşliğinde ve bir sunu biçiminde yapıldığı anlatılır; kalbur tatlısının tepside dizilişi bu anlayışa uyar. Amasya'da ev sahibinin sofrasına konuk bulması, yemeği paylaşması ve konuğa sofra düzeniyle ikramı geleneksel olarak önemlidir; ağır misafir sofrasında bile altı kap yemek bulunur ve bunlardan biri tatlıdır.

Ölçü ve Püf Noktaları

Şerbetin yoğunluğu yöreden yöreye değişir. Amasya tarifinde bir litre suya 1,5 kilogram toz şeker ve yarım limon konur; bu, suyun yaklaşık bir buçuk katı ağırlığında şeker demektir ve oldukça koyu, bal kıvamına yakın bir şerbet verir. Şanlıurfa tarifinde ise üç su bardağı su, üç su bardağı şeker ve yarım su bardağı limon suyu kullanılır; hacim olarak eşit oranda su ve şeker, bu tarifte daha akıcı bir şerbet anlamına gelir. Aksaray'ın tescilli tarifinde 400 mililitre suya 300 gram şeker konur; şeker suyun ağırlığından azdır ve bu, üç tarif arasında en hafif şerbettir. Limon, şerbetin şeker tutmasını önler ve tadı dengeler; tarifler bu bakımdan birbirine benzer.

Hamurun kıvamı tatlının başarısını belirler. Kulak memesi yumuşaklığı, hamurun ne çok gevşek ne de sert olduğunu anlatır; Aksaray'ın tescil belgesinde de aynı ölçü "çok sert olmayan kulak memesi yumuşaklığında" diye geçer. Çok sert hamur şerbeti az çeker ve sonuçta kuru kalır, çok yumuşak hamur ise kalburda şeklini tutmaz. Yağ miktarı da hamuru kısa, kolay ufalanır yapar. Sivas tarifinde olduğu gibi hamuru kısa süre dinlendirmek, yağın sertleşmesini ve hamurun daha rahat işlenmesini sağlar; bu, Amasya tarifinde belirtilmemiş, ama başka bir yörenin tarifinde yer alan bir uygulamadır.

Parçaların yumurta büyüklüğünde, birbirine yakın boyda olması hem eşit pişmeyi hem de eşit şerbet çekmeyi sağlar. Ceviz parçaları fazla ince doğranırsa hamurun içinde dağılır, iri bırakılırsa parçayı kapatmak güçleşir. Pişirmede 150 derece gibi düşük bir ısı seçilmesi, ceviz ve hamurun yavaş yavaş pişmesine olanak tanır. Piştikten sonra tatlılar tepsiden alınmadan, hâlâ sıcakken şerbetle buluşturulur; şerbetin tamamen çekilmesi beklendikten sonra servise geçilir.

Bugün

Yöreyi tanıtan yemek rehberlerinde Amasya'nın öne çıkan tatlıları genellikle yuka tatlısı ve unutma beni olarak sayılır; kalbur tatlısı ise ilin resmî yöresel tatlı listelerinde yer alır. Amasya'nın coğrafi işaretli ürünleri arasında kalbur tatlısı bulunmaz. İlde coğrafi işaretle korunan tatlılar arasında Ziyaret Belediyesi'nin başvurusuyla 20 Kasım 2023'te tescil edilen Amasya unutma beni tatlısı ile Ocak 2023'te tescil edildiği duyurulan Amasya cevizli ballı baklavası anılır; ikincisiyle ilin coğrafi işaretli ürün sayısının on sekize çıktığı açıklanmıştır. Aksaray'daki benzer tatlının tescil edilmiş olması, kalburabastının Anadolu'da tek bir yöreye bağlanamayacak kadar yaygın bir tatlı olduğunu da hatırlatır. Amasya Valiliği'nin yöre yemeklerini derleyen yayınları arasında Amasya Mutfağı kitabının yanında, 2008'de kültür yayınları dizisinde çıkan ve Elif Korkmazel'in yazdığı, Emine Sarıkaya'nın yayına hazırladığı Amasya Yemekleri de vardır; bu ikinci kitapta kalbur tatlısına yer verilip verilmediği görülemedi.

Kronoloji

1844: Mehmed Kâmil'in Melceü't-Tabbâhîn adlı yemek kitabı taşbaskı olarak yayımlanır; kitapta tatlının hurma adıyla yazılı tarifi yer alır.

1864: Melceü't-Tabbâhîn tariflerinden yararlanan, Türabi Efendi imzalı İngilizce Türk yemekleri kitabı Londra'da basılır.

2008: Amasya Valiliği, kültür yayınları dizisinde Amasya Yemekleri kitabını yayımlar.

2010: Osman Güldemir, Melceü't-Tabbâhîn tariflerini günümüze uyarlayan tezinde hurma tarifini "kalbura bastı" adıyla hamur tatlıları arasında sınıflandırır.

2021: Aksaray Belediyesi, Aksaray şeker böreği için 26 Temmuz'da coğrafi işaret başvurusu yapar.

2022: Aksaray şeker böreği 20 Nisan'da mahreç işareti olarak tescil edilir.

2023: Amasya cevizli ballı baklavasının tescili Ocak ayında duyurulur; Amasya unutma beni tatlısı 20 Kasım'da tescil edilir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar