Osmanlı hanedanında tahta aday şehzadeler, genç yaşta bir sancağın başına gönderilir ve devlet yönetimini orada, uygulayarak öğrenirdi. Bu sancaklar arasında Amasya ayrı bir yer tutar; Manisa, Kütahya, Konya ve Trabzon gibi merkezlerle birlikte şehzade sancağı sayılan kent, Yeşilırmak vadisindeki konumu ve doğu seferlerinin güzergâhına yakınlığıyla uzun süre hanedanın yetiştirme okulu işlevini gördü. Şehzadeler Müzesi, bu geleneği heykellerle, giysilerle ve bir Osmanlı konağının iç düzeniyle görünür kılmak için kurulmuş, Amasya Valiliği İl Özel İdaresi'ne bağlı bir müzedir. Yeşilırmak'ın kuzey kıyısında, Hatuniye Mahallesi'nin girişinde, kentin eski sur duvarları üzerinde yükselir.
Müzenin Bulunduğu Yer
İki katlı ahşap yapı, Yalıboyu'nun en eski köprülerinden biri olan Alçak Köprü'nün sol başında durur. Yukarıda, Harşena Dağı'nın yamacına oyulmuş Pontus kral mezarları, müzenin arkasında bir fon oluşturur. Nehrin güney kıyısında, 2000'li yıllarda düzenlenen yürüyüş yolundan bakıldığında konak, Yalıboyu'nun bitişik nizam sıralanmış evleriyle aynı siluetin içinde görünür. Kentin çekirdeğini oluşturan bu şerit, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde yapılmış dört köprünün arasında kalır ve her çağda Amasya'nın yaşayan merkezi olmuştur.
Müzenin dayandığı köprünün kendi hikâyesi de uzundur. Bugünkü kaynakların çoğu Alçak Köprü'yü Roma dönemine verir ve kaleden karşı mahallelere geçmek için yapıldığını söyler; Hüseyin Hüsameddin ise köprüyü Pontus devletinin eserlerinden sayar. Ona göre asıl köprü küçük gözlü olarak granitten yapılmıştı ve hiç onarım istemeyecek kadar sağlamdı, fakat ırmak yatağı doldukça gözleri toprak altında kaldı ve köprü giderek alçaldı; adını da bu alçalmadan aldı. Kemerlerin üzerine sonradan kalın, dört köşe kâgir ayaklar kondu. 1281 (1864-65) yılına kadar eski köprünün üzerinden geçilirken, taşkınların tehlikesini gören mutasarrıf Ziya Paşa bu eski yapıyı temel kabul ederek üzerine ahşap bir köprü kurdurdu. Bu ahşap köprü 1298 (1880-81) taşkınında suya kapıldı, ertesi yıl hayırseverlerin yardımıyla ayakları kâgir, üstü ahşap olarak yeniden yapıldı. Bugün köprüde Pontus, Selçuklu-Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait üç ayrı yapı evresi izlenebilir; yöre halkının ona "Üç Medeniyet Köprüsü" demesi bundandır.
Köprünün kuzey ucu, kentin İç Kale denilen bölümüne açılan kapılardan birinin yeriydi. Hüsameddin'in anlattığına göre ırmak kıyısındaki büyük surun iki kapısından biri Helkis tarafında, öteki Alçak Köprü'nün önündeydi. Köprünün önündeki kapıya "Saray Kapısı" denirdi; siyah mermerden yapılmış, kemeri pek zarif bir kapıydı ve 1281'de Ziya Paşa tarafından gereksiz görülerek yıktırıldı. Kapının adı, ardında yükselen sarayla ilgiliydi. Bugün müzeye girmek için köprüden geçen ziyaretçi, bir zamanlar şehzadelerin sarayına çıkan yolun başında durmaktadır.
Kızlar Sarayı ve Şehzadelerin Konutu
Amasya Kalesi yukarıdan aşağıya üç bölümden oluşur: Harşena Kalesi denen Yukarı Kale, kral kaya mezarlarının önündeki terasta Kızlar Sarayı ve bugün Hatuniye Mahallesi'nin bulunduğu Aşağı Kale ya da Aşağı Saray. Müzenin bulunduğu kıyı bu üçüncü bölümün nehre inen eteğidir. Hüsameddin, Alçak Köprü'nün "Kızlar Sarayı'nın hizasında" olduğunu açıkça yazar; yani müze, Osmanlı şehzadelerinin Amasya'daki asıl konutu olan sarayın tam altında, nehir kıyısında durur. Kızlar Sarayı'nın harabesini kendi gözüyle tarif eden Hüsameddin, sarayın iki kapısı, iç ve dış bölümleri, bahçesi, iki hamamı ve mutfağı bulunduğunu, bunların çoğunun toprak altında kaldığını, dış duvarıyla kapısının ise hâlâ ayakta olduğunu anlatır. Güneydeki kapı çok büyüktü ve batıya bakıyordu; doğudaki küçük kapı Helkis Mahallesi'nin önüne, tünel biçiminde bir yolla açılıyordu.
Sarayın adı üzerine eski bir tartışma vardır. Kâtip Çelebi Cihannüma'da yapıya "İsfendiyar Sarayı" der ve bunu Kastamonu hâkimi İsfendiyar Bey'in burada oturmasına bağlar. Hüsameddin bu açıklamayı yerinde bulmaz: İsfendiyar Bey Amasya'ya elçi olarak gelmiş, sarayda ancak bir ay kadar kalmıştı ve yüz elli yıldan uzun süre Osmanlı şehzadelerine, hatunlarına ve sultanlarına konut olan bir sarayın onun adıyla anılması ona uzak bir ihtimal gibi görünür. Şer'iyye sicillerine dayanarak, 990 (1582) yılından itibaren boş kalan sarayda Amasya ileri gelenlerinden Seydi Alizade İsfendiyar Çelebi'nin uzun süre görevli olarak oturup nezaret ettiğini, adın büyük olasılıkla ondan kaldığını söyler. Bu kayıt, sarayın şehzadelerin Amasya'dan çekilmesinden kısa süre sonra boşaldığını da gösterir.
Sarayın altında, kale ile nehir arasındaki yamaçta Saray Mahallesi uzanırdı. Hüsameddin bu mahallenin kuzeyden Kızlar Sarayı'yla sınırlandığını, sarayın bakımlı olduğu dönemde hizmetkârlarla uşakların "Kırk Bedel" denilen yerde oturduğunu, Kızlar ağası Firuz Ağa'nın da 900 (1494-95) yılında burada bir mescit yaptırdığını kaydeder. Sarayda büyüyen hanedan mensuplarından biri, Çelebi Sultan Mehmed'in 814'te (1411-12) Amasya'da doğan kızı Selçuk Hatun'dur; Hüsameddin onun Kızlar Sarayı'nda büyüdüğünü yazar. Saray kentin kaderine bağlı olarak zaman zaman zarar da gördü. 1512'de Amasya'yı kısa süreliğine ele geçiren isyancıların yıktığı sarayı ve kaleyi, saltanatını ilan eden Şehzade Ahmed'in hemen onarttığı bilinir.
Kızlar Sarayı'nın kalıntıları bugün yeniden toprak altından çıkarılmaktadır. Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı'nda 2009'dan beri sürdürülen kazılar, Osmanlı döneminde bu alanlarda cami, medrese, hamam ve hapishane bulunduğunu doğrular; yüzeyde ise Kızlar Sarayı mevkiinde restore edilmiş iki köşk hamamı ile bazı kalıntılar dışında pek az şey kalmıştır. Kazılarda ele geçen sikkeler arasında Sultan Selim adına Amasya'da basılmış ve 918 (1512) tarihli olduğu okunan gümüş bir sikke de vardır. Müzedeki balmumu figürler, bu bakımdan, yukarıdaki yamaçta toprağın altında kalan bir sarayın sakinlerini nehir kıyısına indirmiş gibidir.
Yalıboyu Evleri ve Yıkılan Konak
Müze bu kıyıya bilerek yerleştirilmiştir. Yapı, bir zamanlar bu kıyıyı baştan başa kaplayan Yalıboyu evlerinden birinin yerine ve onun örneğine göre kurulmuştur. Kıyıda yan yana dizilen bu evlerin alt katları çoğu yerde kent suruna yaslanır, üst katları nehre doğru çıkma yapar. Müze de aynı düzeni sürdürür: sur duvarının üzerine oturan taş taban, onun üstünde ahşap iskeletli, saçaklı ve çıkmalı bir gövde.
Yalıboyu evleri, geleneksel Türk evinin Amasya'daki örneğidir ve çoğunlukla 19. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir. Taş ya da sur duvarı üzerine oturan zemin katlar servis ve depo olarak kullanılmış, asıl yaşam üst katlarda geçmiştir. Ahşap çatkının aralarına toprak dolgu, yani hımış konmuş, bazı örneklerde dal sırası üzerine sıva uygulanmıştır. Nehrin getirdiği neme karşı kendir katkılı kireç ve samanlı çamur sıva kullanılmış, saçaklarla pencere doğramalarına aşı boyası sürülmüştür. Güneye, yani nehre bakan cephede pencereler üçlü gruplar hâlinde, alt katlarda 2:3, üst katlarda 1:2 oranında sıralanır; sokağa bakan açıklıklara mahremiyet için ahşap kafesler takılmıştır. Kimi evlerin çatısında üç yanından ışık alan, şahnişin diye anılan ek odalar bulunur. Planlar sofanın konumuna göre değişir: iç sofalı, dış sofalı, köşe sofalı ve orta sofalı örneklere rastlanır.
Dar ve uzun parsellerde yapılan evlerin çoğu iki kütleden oluşur. Nehre yakın olan büyük kütle harem olarak, sokağa yakın olan küçük kütle selamlık olarak kullanılmış, ikisinin arasında kalan avluya ocak ve su kuyusu yerleştirilmiştir. Erkek konuklar böylece evin iç bölümlerine girmeden, kamusal alana yakın tarafta ağırlanabilmiştir. Ocak, yüklük, gusülhane, sedir ve sergen gibi geleneksel iç donatılar bu evlerde de bulunur; ahşap, kalem işi, alçı ve madeni bezemeler görülür. Araştırmacılar, evlerin bir bölümünün şehzadelerle birlikte kente gelen valideler ve paşalar tarafından kullanıldığını düşünür. İstanbul'a duyulan özlemin nehirle kurulan bu yakın ilişkiyi biçimlendirdiğini söyleyen yorumlar da vardır, ancak bunlar belgeye dayanmaktan çok sonradan yapılmış okumalardır. Bugünkü evlerin 19. yüzyıldan kaldığı düşünülürse, şehzadeler döneminin kıyı yapılarıyla aralarında en az iki üç yüzyıllık bir mesafe bulunduğunu da hesaba katmak gerekir.
Bu evlerin kaderi Amasya'da koruma tartışmalarının da başlangıcı oldu. Kentin 1939 Erzincan depreminden, taşkınlardan ve yangınlardan zarar gördüğü, turizm baskısıyla geleneksel yapıların amaç dışı düzenlendiği bir dönemde, 1979 tarihli kurul kararıyla kent yedi sit alanına ayrıldı; Yalıboyu evlerinin bulunduğu kesim "2 No'lu Alan" olarak belirlendi ve koruma planı hazırlanana dek küçük onarımlar dışında imar faaliyeti durduruldu. 1981'de alınan geçiş dönemi koruma planı kararları kat yüksekliğine ve cephe açıklıklarına sınırlama getirdi. 1992'de sivil ve anıtsal yapılar ayrı gruplandırıldı ve 126 sivil yapının tescilinin sürmesi öngörüldü. 1994'te yerel yönetim ve sivil girişimin birlikte oluşturduğu Yalıboyu Evleri Koruma Projesi kapsamında 80 ev tescil edildi, 1996'da da Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı kuruldu.
Tüm bu önlemlere rağmen tescilli konaklardan biri 1986'da malikince yıktırıldı. Valilik kayıtlarına göre müzenin yerinde duran yapı, 67 tescilli Yalıboyu konağından biriydi. Sayılar kaynaktan kaynağa değişir; 67 rakamı müzenin tanıtım metinlerinde, 80 ve 126 rakamları ise koruma kurullarının farklı tarihlerdeki kararlarında geçer ve her birinin neyi saydığı aynı değildir. Yıkımdan yirmi bir yıl sonra, 2007'de Amasya Valiliği yapıyı aslına uygun biçimde yeniden inşa ettirdi. Eski yapının yerine konan ahşap konak, Amasya Valiliği İl Özel İdaresi tarafından müze olarak düzenlendi ve 2008'de ziyarete açıldı. Kimi haberlerde açılış yılı 2007 olarak geçer; bu, inşa tamamlandığı yıl ile resmî açılış yılının karıştırılmasından kaynaklanıyor görünür. 2016'da basına yansıyan bilgiye göre müzenin hazırlanması yaklaşık 1 milyon 200 bin liraya mal olmuştur.
İki Kat, İki Kader
Müzenin sergi kurgusu basit bir ayrıma dayanır. Alt katta, Amasya'da sancakbeyliği yapmış ama tahta oturamamış şehzadelerin balmumu heykelleri yer alır. Üst katta ise şehzadeliğini Amasya'da geçirip sonradan padişah olan hükümdarların figürleri sergilenir. Ziyaretçi merdivenle çıkarken, sancakbeyliğinden tahta uzanan yolu sembolik biçimde de katetmiş olur. Müzede rehberlik yapan arkeolog Zuhal Korkut'un 2016'da aktardığına göre alt katta beş şehzade, üst katta yedi padişah bulunur.
Alt kattaki figürler, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğulları Şehzade Mustafa ile Şehzade Bayezid'i, II. Murad'ın oğulları Şehzade Ahmed ile Şehzade Alaeddin'i ve II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'i anar. Müzenin başka bir tanıtım metninde bu katta yalnızca Mustafa, Bayezid, Ahmed ve Alaeddin sayılır; kaynaklar arasındaki bu fark, beş figürlük sayıma karşılık dört adın anılmasından ileri gelir. Üst kattaki yedi heykel ise Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve III. Murad'a aittir. Bu kadronun Amasya'daki izleri aynı yoğunlukta belgelenmemiştir; bazılarının sancakbeyliği yıllarca süren, kentte cami ve medrese bırakan bir dönemdir, bazılarınınki ise yalnızca kısa bir kayıtla bilinir ya da tartışmalıdır.
Alt kattaki kadronun ortak noktası, Osmanlı hanedanının en ağır hesaplaşmalarıyla anılmalarıdır. Müzenin en çok merak edilen figürünün Şehzade Mustafa olması bu nedenle beklenen bir sonuçtur. Korkut, ziyaretçilerin en çok Şehzade Mustafa'nın hayat hikâyesine, ardından İstanbul'un fatihi Mehmed'inkine ilgi gösterdiğini söylemiştir. Ekranlarda kısaca anlatılan bu hayatların Amasya'daki ayrıntıları, büyük ölçüde Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde topladığı vakfiye, sicil ve kronik kayıtlarından bilinir.
Alt Kattaki Şehzadeler
II. Murad'ın Oğulları Ahmed ve Alaeddin
II. Murad'ın büyük oğlu Şehzade Ahmed 823'te (1420-21) Amasya'da doğdu ve 838 (1434-35) yılının başlarında, on beş yaşındayken, kardeşleri Alaeddin ve Mehmed ile birlikte Amasya valisi olarak kente geldi. Lalası ve Amasya muhafızı vezir Şeyhi Mahmud Paşa'ydı; onun 839'da ölümü üzerine yerine ikinci vezir Yörgüç Paşa atandı. Yörgüç Paşa'nın 840'ta (1436-37) Amasya'daki hayır eserleri için yaptığı büyük vakıf, bu yıllardan kalan en somut belgelerden biridir. Ahmed 841 (1437-38) yılında Amasya'da öldü. Hüsameddin onun Narlı Bahçe'de, Şehzadeler Türbesi'nin karşısında kendisine ayrılmış bir kubbenin altında yattığını yazar ve sonraki tarihçilerin şehzadeyi Bursa'da, 845 tarihli bir mezar levhasıyla göstermesine karşı çağdaşı Amasyalı Şükrullah Çelebi'nin Behcetü't-Tevârîh'ine dayanır. İki görüşü kesin olarak karşılaştıracak başka bir belge bulunmamaktadır.
Hüsameddin'in aktardığı bir yerel rivayet, üç şehzadenin 841 yılının ramazan bayramında Pir İlyas Halveti Zaviyesi şeyhi Gümüşlüzade Pir Celaleddin Abdurrahman Çelebi'yi ziyaret ettiğini, şeyhin en küçükleri Mehmed'in omzuna ridasını koyduğunu anlatır. Halk bunu küçük şehzadenin padişah olacağına yormuş, iki buçuk ay sonra Ahmed ölünce rivayet akıllarda yer etmiştir. Hikâyenin bir kerametnamenin dilini taşıdığı açıktır ve belge değeri yoktur, ancak Amasyalıların aynı sarayda büyüyen üç kardeşin farklı kaderlerini nasıl hatırladığını gösterir.
Üçüncü şehzade Alaeddin Ali, Hüsameddin'e göre 828 dolaylarında (1424-25) Edirne'de doğdu. Ahmed'in ölümünden sonra önce Manisa'ya gönderildi, sonra kardeşi Mehmed ile yer değiştirerek yeniden Amasya'ya geldi. Lalası Yörgüç Paşa, hocası Amasyalı Hatibzade Taceddin İbrahim Efendi'ydi. 842 (1438-39) yılında Şadi Bey soyundan Yeni Hatun ile evlendi; gösterişli düğün, saraydaki devşirme çevrenin kuşkusunu uyandırdı. 846 (1442-43) yılında babasıyla birlikte Karaman seferine katılan Alaeddin yararlıklar gösterdi ve izinle Bursa'dan Amasya'ya döndü; fakat ardından gönderilen Kara Hızır Paşa geceleyin kente girerek onu yatağında boğdu. Bir yaşındaki ve altı aylık iki oğlu da boğularak Torumtay Türbesi'ne gömüldü. Ölümün ardından Amasya'nın kadısı ve müftüsü görevden alındı, şehzadenin maiyeti dağıtıldı. Bazı tarihçilerin yaydığı bir rivayete göre Alaeddin boğulmadan önce kaçmış, yerine kendisine benzeyen bir köle öldürülmüş, kendisi Hindistan'a geçip Dekken'de Âdilşahi hanedanının kurucusu olmuştur. Hüsameddin bu rivayeti yalnızca aktarır, belgeyle desteklemez.
II. Bayezid'in Oğlu Şehzade Ahmed
Alt kattaki ikinci Ahmed, II. Bayezid'in Bülbül Hatun'dan olan oğludur. Babası Amasya sancakbeyiyken, 870 (1465-66) yılında Amasya'da doğdu ve 886 (1481) yılında, babasının tahta çıkmak üzere İstanbul'a gitmesiyle Amasya valisi oldu. Otuz yılı aşan sancakbeyliği boyunca kentte büyük bir maiyet toplandı; Hüsameddin, şehzadenin Acem kökenli kadı, nişancı ve hekimlere fazla değer vermesinin halkın hoşuna gitmediğini, bunun itibarını zedelediğini yazar. Babasının hayattaki en büyük oğlu olan Ahmed, 1512'de taht yarışında kardeşi Selim'in gerisinde kalınca 918 yılının rebiülahirinde Amasya'da saltanatını ilan etti, adına hutbe okuttu, vezirler atadı ve isyancıların yıktığı sarayla kaleyi onarttı. Hüsameddin'e göre İstanbul'dan gelen bağlılık mektuplarına güvenerek yola çıktı; bunların arasında Selim'in talimatıyla yazılmış sahte mektuplar da vardı. Yenişehir yakınında kardeşiyle yaptığı savaşı kaybetti, atından düşüp esir oldu ve 918 zilhiccesinde (1513 başı) kendi yayının kirişiyle boğuldu. Cesedi Bursa'da II. Murad türbesine gömüldü. Oğullarından Murad İran'a, Alaeddin ve Kasım Mısır'a kaçtı.
Kanuni'nin Oğulları Mustafa ve Bayezid
Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya geliş tarihi kaynaklarda farklı geçer. Hüsameddin onu 945 (1538-39) yılında, yirmi dört yaşında Amasya valisi olarak gösterir; Funda Demirtaş'ın şehzadenin ölümünü inceleyen çalışması ise Osmanlı kaynaklarına dayanarak Manisa'dan Amasya'ya naklin 948 (1541) yılında, merkeze yakın sancaktan uzaklaştırılma anlamında yapıldığını yazar. Demirtaş'a göre Mustafa bu nakilden büyük üzüntü duydu; Manisa'ya gönderilen kardeşi Mehmed'in 1543'te ölümüyle umutlandıysa da Manisa'ya Hürrem Sultan'ın oğlu Selim'in gönderilmesi bu umudu söndürdü. Amasya'dan babasına görüşme ve özür izni için yazdığı mektuplar, 958 (1551) tarihlisine kadar olumlu karşılık görmedi.
Hüsameddin, Mustafa'nın Amasya'daki çevresini ayrıntılı biçimde anlatır. Şehzade edebiyata düşkündü; nişancısı Nefisoğlu Hamdi Hamdullah Çelebi, defterdarı Lütfullah Lutfi Bey ve divan kâtibi Fazli Çelebi şairdi ve sohbet meclisinde Amasya'nın tanınmış âlimleri bulunurdu. Molla Bahşizade Kemaleddin İbrahim Efendi 951'de (1544-45) şehzadenin savurganlığını eleştiren bir risale yazıp ona sunmuş, buna rağmen iltifat görmüştü. Hocası Gelibolulu Sururi Mustafa Efendi, Gülistan Şerhi'ni şehzade adına Amasya'da yazıp 958'de tamamladı. Mustafa 960 (1553) yılı ramazanının başında ordusuyla Amasya'dan ayrıldı ve Konya Ereğlisi yakınındaki Akhöyük'te, babasının otağında öldürüldü. Ordusunun büyüklüğü de kaynaklarda farklıdır: Hüsameddin kırk bin kişiden söz eder, Demirtaş ise beş bin kişilik iyi donatılmış bir kuvvetten. Şehzadenin küçük oğlu da ardından boğduruldu; Hüsameddin bu çocuğun adını Süleyman verir ve Amasya'da Şehzadegân Türbesi'ne gömüldüğünü yazar, Demirtaş ise bir mühimme kaydından adının Mehmed olduğunun anlaşıldığını belirtir.
Kardeşi Şehzade Bayezid, Hüsameddin'e göre 965 (1557-58) yılının muharreminde Amasya'ya atandı, fakat tahta yakın kalmak istediği için Kütahya'dan ayrılmaya yanaşmadı. Kanuni'nin gönderdiği vezir Pertev Paşa'nın öğütleriyle yola çıktı ve Ankara ile Çorum'da karşılanarak rebiülevvel ayında gösterişli bir alayla Amasya'ya girdi. Oğullarına Çorum, Canik ve Karahisar-ı Şarki sancakları verildi. Annesi Hürrem Sultan'ın ölümü ve Rüstem Paşa'nın Selim tarafına geçmesiyle yalnız kalan Bayezid'in babasına gönderdiği mektuplar ve elçiler yolda engellendi. 966 (1559) baharında Amasya Kalesi'ni sağlamlaştırıp on beş bin kadar asker topladı ve kardeşi Selim'e karşı Konya ovasına yürüdü. Yenilgiden sonra Amasya'da kalamayacağını anlayınca 966 yılı şevvalinin başında (Temmuz 1559) dört oğluyla birlikte sabaha karşı kenti terk edip İran'a gitti; 1561'de orada öldürüldü. Kardeşler arasındaki taht mücadelesi böylece Amasya'dan başlayıp İran'da sona ermiş oldu.
Üst Kattaki Padişahlar
Üst kattaki ilk figür Yıldırım Bayezid'dir. Hüsameddin, Kemalpaşazade'ye dayanarak onu Osmanlı Devleti'nin Amasya'ya atadığı ilk vali olarak gösterir: 788 (1386) yılının şevvalinde Amasya valisi ilan edilen şehzade, Kadı Burhaneddin'e bir tehdit mektubu göndermiş, eski Amasya emirini yerinde bırakmış, Hasan Bey'i ilk Osmanlı dizdarı yapmıştı. Hüsameddin'in Kosova Savaşı'na giden sıralaması bugünkü tarih çizelgeleriyle tam örtüşmez ve Bayezid'in "ilk Amasya valisi" sayılması araştırmacılarca tartışılır. Oğlu Çelebi Mehmed ise 801 (1398-99) yılında, on üç yaşındayken Amasya valisi olarak kente geldi; lalası Ali Paşa memleketin yöneticisi, Yakut Paşa vilayetin koruyucusuydu. Ankara Savaşı'ndan sonra 805 (1402-03) baharında Amasya'ya yeniden gelen Çelebi Mehmed, fetret yıllarında kenti kendi saltanatının merkezi yaptı ve eski Amasya emirlerinin soyundan Şehzade Hatun ile evlendi. Devleti yeniden birleştirme yolundaki ilk adımlarını burada attı.
II. Murad, Çelebi Mehmed'in Amasya'da doğup Amasya'da büyüyen büyük oğludur. 818 (1415-16) yılında hocası Amasyalı Şücaeddin İlyas Çelebi ile birlikte vali olarak geldi. Hüsameddin, onun gelişine denk gelen yıllarda tekrarlanan depremler yüzünden halkın üç ay kadar çadırlarda yaşadığını, ardından kıtlık ve pahalılık başladığını yazar. 824 (1421) yılında babası ölünce Murad, Amasya valisiyken tahta çıktı ve sancağın beylerbeyiliğine lalası Hamza Bey atandı.
Fatih Sultan Mehmed'in Amasya'yla bağı, müzenin üst katındaki en çok ilgi gören hikâyedir ama belgeleri en tartışmalı olanlardandır. Hüsameddin, Kemalpaşazade'nin tarihine dayanarak 833'te (1429-30) Edirne'de doğan Mehmed'in 841 (1437-38) yılının zilhiccesinde, sekiz yaşındayken, ağabeyi Ahmed'in yerine Amasya valisi olduğunu yazar; lalası Hayreddin Hızır Paşa, hocası Amasyalı İlyas Fakih'in oğlu Hayreddin Hızır Çelebi'ydi. Kemalpaşazade'nin "Sultan Mehmed de bir zaman o mübarek yerde ârâm etti" cümlesi şehzadenin Amasya'da bir süre kaldığını gösterir. Halil İnalcık ise bu görevlendirmeyi şüpheli bulur ve Mehmed'in 1443 baharında Edirne'den Manisa'ya gönderildiğini vurgular. Osman Fevzi Olcay'ın aktardığı yerel anlatı bu yıllara bir öğretmen hikâyesi ekler: Molla Fenari şehzadenin çok afacan olduğunu, eğitiminde başarılı olamayacağını padişaha yazmış ve Molla Gürani'yi önermiş, padişah da Gürani'ye her yetkiyi vererek "eti bizim, kemiği sizin" demiştir. Olcay bu hikâyeyi, Gümüşlü Mahallesi'nde İskender Çelebi'nin 903'te (1497) yaptırdığı ve yerinde bugün eser kalmayan Şehzadeler Dershanesi'yle birlikte anlatır; dershanenin tarihi Fatih'in şehzadeliğinden yarım yüzyıl sonraya düştüğünden, rivayetin bu binaya bağlanması tarih bakımından tutarlı değildir.
II. Bayezid'in Amasya dönemi ise belgeyle en iyi bilinen şehzadeliktir. 851'de (1447-48) doğan Bayezid, yedi yaşındayken, 858 (1454) yılında Amasya'ya gönderildi. Kemalpaşazade, babası Fatih'in "gönlünün sevgilisi" olan bu oğlunu Osmanlıların eski taht şehri Amasya'ya göndererek Rum diyarına hükümdar yaptığını yazar ve kenti, önünden akan nehirle Nil'i kıskandıran bir yer olarak över. İlk lalası Ali Paşa, ilk nişancısı Amasyalı Kemaleddin Ahmed Çelebi'ydi. Bayezid yirmi yedi yıl Amasya'da kaldı, oğlu Ahmed burada doğdu ve tahta çıktıktan sonra kentte başlattığı cami, medrese, mektep, imaret ve tabhane 891 (1486) yılında tamamlandı. Olcay, Sultan Bayezid Medresesi'nin de onun şehzadeliği zamanında yapıldığını belirtir. Müzenin karşı kıyısında yükselen bu külliye, üst kattaki figürlerden birinin kente bıraktığı en büyük eserdir.
Yavuz Sultan Selim, II. Bayezid'in oğlu olarak üst kattaki kadroda yer alır; şehzadeliğini Trabzon'da geçirdiğinden Amasya'yla bağı ağabeyi Ahmed'le giriştiği taht mücadelesi üzerinden kurulur. Kadronun son halkası III. Murad'dır. Hüsameddin'e göre II. Selim'in tahta çıkmasının ardından 974 (1566-67) yılının başında, yirmi bir yaşında Amasya valisi oldu; lalası Ferruh Bey'di. Sivas ve Amasya çevresindeki eşkıyalık olayları yüzünden kentte ancak bir buçuk yıl kalabildi ve 976 (1568-69) yılında Manisa'ya nakledildi. Bu kayıt tartışmasız değildir: III. Murad'ın hayatını anlatan bugünkü ansiklopedi maddeleri Amasya'dan söz etmez ve onun 1562'den tahta çıkışına kadar Saruhan sancağında kaldığını yazar. Hüsameddin bilgisini Camiü'd-Düvel'e ve ahkâm defterine dayandırır; çelişki bugünkü kaynaklarla çözülememiştir.
Şehzadelik Geleneği ve Müzenin Anlattığı
Müzenin kurgusunu anlamak için sancak usulünü hatırlamak gerekir. Osmanlı'da taht, babadan büyük oğula kendiliğinden geçen bir miras sayılmazdı; her şehzade ilke olarak tahta çıkabilecek durumdaydı ve bu durum kardeşleri hem geleceğin hükümdarı hem birbirinin rakibi yapardı. Şehzadeler bu yüzden belli bir yaşa gelince yanlarına tecrübeli devlet adamları verilerek taşradaki sancaklara gönderilirdi. Sancakta kendi divanını kurar, kâtiplerini ve maiyetini toplar, adalet ve vergi işlerine bakar, askerin başına geçerdi. Şehzadenin yanındaki lala, onun hem koruyucusu hem akıl hocası hem de çoğu işte fiilî yöneticisiydi; Yörgüç Paşa ve Bayezid Paşa gibi adlar Amasya'da bu görevi üstlenenler arasında anılır. Hocalar ise Kur'an, fıkıh, Arapça, Farsça, edebiyat, hat ve askerî hünerleri kapsayan bir eğitimden sorumluydu.
Amasya'nın bu sistemdeki yeri, coğrafyasıyla da ilgiliydi. Kent, doğuya, İran ve Kafkas cephesine açılan yolların üzerindeydi; bu yüzden buraya gönderilen şehzade çoğu zaman tahta yakın sayılırdı. Aynı uzaklık, 16. yüzyılın ortalarından itibaren aleyhine işledi. Padişah öldüğünde İstanbul'a en kısa sürede yetişebilecek şehzadenin avantajlı olması, merkeze yakın Manisa'yı öne çıkardı; Şehzade Mustafa'nın Manisa'dan Amasya'ya nakli de çağdaşlarınca bir gözden düşme olarak okunmuştu. III. Murad'ın kısa valiliğinden sonra Amasya şehzade sancağı olma niteliğini yitirdi ve Kızlar Sarayı'nın 1582'den sonra boş kaldığına dair sicil kaydı bu sonu doğrular.
Şehzadelerle birlikte kente gelen saray mensupları, âlimler ve sanatçılar Amasya'nın çehresini değiştirirdi. Müze bu geniş tabloyu elbette bütünüyle gösteremez; yaptığı iş, soyut bir kurumu on iki simaya ve onların giysilerine bağlamaktır. Alt ve üst kat arasındaki ayrım da bu yüzden anlamlıdır: aynı sancaktan çıkan iki kader yan yana getirilince, sancağın tahta giden bir basamak olduğu kadar bir tehlike alanı da olduğu görülür. Alaeddin'in yatağında boğulduğu, Ahmed'in saltanat ilan ettiği, Bayezid'in sabaha karşı terk ettiği kent ile II. Bayezid'in külliyesini yaptırdığı kent aynı kenttir. Müze, kentte yürürken karşılaşılacak camilerin, medreselerin ve türbelerin sahiplerini ziyaretçiye önceden tanıştırır.
İç Mekân ve Bezemeler
Müzeye girenleri ilk karşılayan, duvarları ve tavanları kaplayan süslemelerdir. Alçı üzerine kalem işi desenler, duvarlara yerleştirilmiş çini panolar, tavan göbekleri, hat, tezhip, minyatür ve ebru örnekleri, 14., 15. ve 16. yüzyıl Osmanlı sanat anlayışını bir arada gösterir. Tavanlarda hatayi ve rumi desenleri, Selçuklu geleneğinden gelen motiflerle birleşir. Döşemeleri örten halıların tamamı el dokumasıdır; yünden dokunmuş, kök boyayla renklendirilmiştir. Müzedeki figürlerin kıyafetleri de rastgele hazırlanmamıştır. Rehber Korkut'a göre kaftanlar, sarıklar ve aksesuarlar Topkapı Sarayı koleksiyonu örnek alınarak müzeye özel olarak diktirilmiş, halılar ve kalem işleri de aynı sarayın düzenini temel alınarak uygulanmıştır.
İki katın çini panoları birbirinden ayrı bir anlam taşır. Alt kattaki pano 20x20 santim ölçülerinde 150 parçadan oluşur; sağlı sollu rumi desenlerin arasına yerleştirilmiş cennet servileri, çoğu genç yaşta ölen şehzadelerin cennete gittiğini anlatır. Üst kattaki pano ise yine 20x20 santimlik 160 parçadan kurulmuştur. Lale motiflerinin iki yanında yer aldığı hayat ağacı, evrenin sürekli değişip geliştiğini, aynı zamanda köklü bir yerleşmeyi ve kök salmayı simgeler. Böylece iki kat, figürlerin kaderiyle birlikte panoların diliyle de ayrışır: alt katta erken bir ölümün, üst katta sürekliliğin işareti vardır.
Anlatım Araçları ve Ziyaret
Heykellerin başındaki ekranlar, müzenin klasik bir balmumu galerisinden ayrıldığı yerdir. Her figür için hazırlanmış kısa tanıtımlar LCD ekranlar üzerinde canlandırılır, heykeller bir anlamda kendi hayat hikâyelerini anlatır. Şehzadelerin ve padişahların yaşamını ele alan yaklaşık otuz dakikalık bir film de müzede gösterilir; yabancı ziyaretçiler kulaklıkla İngilizce dinleyebilir. Fotoğraf ve video çekimine izin verilir. Okul dışı öğrenme ortamı olarak tanıtılan müze, öğrencilere Osmanlı yönetim sistemini, sancak eğitimini ve şehzadelerin yetişme sürecini somut örneklerle öğrenme imkânı verir; çocuklu aileler için de bu yönüyle öğretici bir uğrak sayılır. Gezi, anlatım ekranları ve bezemeler ayrıntılı incelenmediği sürece yaklaşık kırk dakika sürer; ekranları sonuna kadar izlemek ve çini panoları yakından görmek isteyen için bu süre rahatça uzar.
Amasya'da müzeler çoktur ve her biri başka bir katmanı gösterir. 2019'da kentteki on bir müzenin toplam ziyaretçi sayısı yaklaşık 700 bini bulmuştur. Arkeoloji ve etnografya koleksiyonları, tıp tarihi müzesi, Millî Mücadele müzesi ve Hazeranlar Konağı gibi yapılar arasında Şehzadeler Müzesi, Amasya'nın hanedan tarihiyle ilişkisini en doğrudan anlatan yerdir. Rehber Korkut'un deyişiyle, kentte şehzadelerin anlatıldığı tek müze burasıdır. Dönemin valisi Osman Varol, 2020'de kentteki müzelerin bir bölümünün belediyeye, bir bölümünün İl Özel İdaresi'ne, bir bölümünün de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olduğunu, Amasya'nın müzelerinin çokluğunun kentin sergilenecek çok değeri bulunmasından kaynaklandığını söylemişti. Müzeden çıkıp Alçak Köprü'ye dönen ziyaretçi, yukarıda Kızlar Sarayı'nın terasını, karşı kıyıda II. Bayezid'in külliyesini aynı bakışta görür; figürlerin hikâyesi bu iki nokta arasında geçmiştir.
Kronoloji
1386: Hüsameddin'e göre Yıldırım Bayezid, Osmanlıların Amasya'ya atadığı ilk vali olur.
1398-99: Çelebi Mehmed on üç yaşında Amasya valisi olarak gelir.
1415-16: Amasya'da doğup büyüyen II. Murad vali olarak kente gelir.
1434-35: II. Murad'ın oğulları Ahmed, Alaeddin ve Mehmed Amasya'ya gelir; Ahmed vali olur.
1437-38: Şehzade Ahmed Amasya'da ölür; Hüsameddin'e göre Mehmed (Fatih) vali olur.
1442-43: Şehzade Alaeddin Amasya'da boğdurulur.
1454: Yedi yaşındaki Bayezid (II. Bayezid) Amasya'ya gönderilir.
1481: II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed Amasya valisi olur.
1486: II. Bayezid'in Amasya'daki külliyesi tamamlanır.
1494-95: Kızlar ağası Firuz Ağa, Saray Mahallesi'nde mescit yaptırır.
1512: Şehzade Ahmed Amasya'da saltanatını ilan eder, sarayı ve kaleyi onartır.
1538-41: Şehzade Mustafa Amasya'ya gelir (Hüsameddin'e göre 1538-39, Demirtaş'a göre 1541).
1553: Şehzade Mustafa Amasya'dan ayrılır ve Konya Ereğlisi yakınında öldürülür.
1558: Şehzade Bayezid Amasya'ya gelir.
1559: Şehzade Bayezid Amasya'dan ayrılıp İran'a gider.
1566-69: Hüsameddin'e göre III. Murad Amasya valisidir; ardından Manisa'ya nakledilir.
1582: Kızlar Sarayı'nın boş kaldığı sicil kayıtlarına geçer.
1864-65: Mutasarrıf Ziya Paşa Saray Kapısı'nı yıktırır, Alçak Köprü'nün üzerine ahşap köprü kurdurur.
1880-82: Ahşap köprü taşkında yıkılır, ayakları kâgir olarak yeniden yapılır.
1979: Kent, kurul kararıyla yedi sit alanına ayrılır; Yalıboyu evlerinin bulunduğu kesim 2 No'lu Alan olur.
1981: Geçiş dönemi koruma planı kararları kat yüksekliği ve cephe açıklıklarına sınır getirir.
1986: Tescilli bir Yalıboyu konağı malikince yıktırılır.
1992: Koruma Kurulu, 126 sivil yapının tescilinin sürmesini öngörür.
1994: Yalıboyu Evleri Koruma Projesi kapsamında 80 ev tescil edilir.
1996: Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı kurulur.
2007: Amasya Valiliği, yıkılan konağı aslına uygun biçimde yeniden inşa ettirir.
2008: Şehzadeler Müzesi ziyaretçilere açılır.
2009: Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı'nda sistematik kazılar başlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 55-61, 91-93 (Aşağı Kale, Kızlar Sarayı, köprüler; e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page92.html, page93.html, page104.html)
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 147 (Saray Mahallesi; e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page123.html)
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 3, s. 446-512 (Amasya valisi şehzadeler: Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Ahmed, Alaeddin, Fatih, II. Bayezid, Şehzade Ahmed, Mustafa, Bayezid, III. Murad) amasya.bel.tr
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 10, s. 302 (Selçuk Hatun; e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page281.html)
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, s. 45-47 (Şehzadeler Dershanesi) ve Medreseler bölümü amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Atlıhan Onat Karacalı, Amasya Yalıboyu Evlerinin Mimari Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme ve Bir Öneri (DergiPark) amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar
- Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı, Kültür tanıtım kitapçığı, Amasya bölümü (Yalıboyu Evleri, Alçak Köprü)
- T.C. Amasya Valiliği, Şehzadeler Müzesi (amasya.gov.tr/sehzadeler-muzesi)
- Türkiye Kültür Portalı, Özel Şehzadeler Müzesi
Diğer kaynaklar
- Funda Demirtaş, "Şehzade Mustafa'nın Öldürülmesi: Tahlilî Bir Yaklaşım", Bilimname XVIII, 2010/1, s. 205-227
- E. Emine Naza Dönmez, "Amasya Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı Kazılarında Ele Geçen Altın Memluk Sikkeleri Üzerine Düşünceler", Türk Tarih Kurumu ttk.gov.tr
- T.C. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Şehzadeler Müzesi
- Cihan Okur, "Şehzadeler Müzesi saray hayatına ışık tutuyor", Anadolu Ajansı, 9 Şubat 2016
- Cihan Okur, "Şehzadeler şehri Amasya'nın müzeleri ilgi görüyor", Anadolu Ajansı, 25 Şubat 2020
- Okul Dışı Öğrenme Ortamları (EBA), Amasya Şehzadeler Müzesi
Çevrimiçi kaynaklar









